Çarşamba, Ağustos 20, 2008

Tatil güzeldir 2 buçuk


Dün yazdığım konu ile ilgili resimleri koyamamıştım şimdi dünkü konuya ait birkaç resim, sehayatin devamına ait yazılar yarın ve öbürgün.
Tatilin vazgeçilmezi Croxlarrr

Sevgili Sarı Köşte odamızın verandasında dinlenmede

Bizi oradan oraya taşıyan cefakar tombiş Hondiş, Sevgili ve Sarı Köşk


Alaçatı plaj yolları taştan







Kimi o sırada yapılacak dünya şampiyonasına çalışıyor, Kimi keyif yapıyor kimi yeni öğreniyor, biz sadece seyrediyoruz.





Babylon'u pek severiz biz




ohhh denizzzz, bu karede arkada efetto wakeboard'a hazırlanıyor biz gene dalgamızı geçiyoruz :)

Efetto wakeboard da uçuşurken

Şahidim Didoş sızmış :)




yazısız !







Salı, Ağustos 19, 2008

Tatil güzeldir 2

Eveeet bugün ve birkaç gün size tatilden bahsedeyim aslında resimleri de koyacaktım ama makinamım şarjı bitmiş yarın onlardan da koyarım.

Efendim, tatilin ilk bölümü şöyleydi.

Biricik Sevgili, Şahidim Didoş ve bendeniz, üç ahbap çavuş olarak, saat 15:00 gibi Yalova'dan yola başladık, keyifli bir sürüş ile 20:30 da bizim tatilimizin ilk durağı olan Alaçatı'ya vardık, daha önce de kaldığımız bize çok keyif veren Sarı Köşk' e giriş yaptık.

Sarı Köşk, üzerinde ismi yazılı olmayan genellikle de müdavimlerin kaldığı bir aile işletmesi. Bulgaristan göçmeni olan aile bizleri her zaman olduğu gibi sakız gibi tertemiz, çarşafları, havluları, bakımlı ama iddiasız klimalı odaları ve mükemmel ev sahipliği ile karşıladı.
Otel konukları ile doğrudan ilgilenen sevgili Hasan bizlere her zamanki geniş gülen yüzü ile hemen odalarımızı gösterdi, yeni evlenmiş olduğu eşi de takınım diğer üyeleri gibi orayı benimsemiş ve sanki kırk yıldır oradaymişçasına sıcak ve ilgili idi.

Sevgili Efetto, Çeşme'ye bizden önce gelmiş kendini Otto'ya atmış ve deniz keyfini yapmış olarak bizimle aynı saatlerde minik otelimize geldi. Ben doğruca arka bahçedeki havuza giderek yol yorgunluğunu hemen üzerimden attım.

Tabii ki hemen toparlanıp keyifli bir dörtlü olarak kendimizi sokağa attık, Sarı Köşk, Alaçatı hengamesinden hem uzak hem de çok yakın, yürüyerek 5 dakikada kendinizi kalabalığın içinde buluyorsunuz.

İlk gece doğruca YAYA'ya gittik, işletmesini dostlarımız Ayşegül ve Sermet'in yaptığı Yaya, geçen seneden daha da iyi bir işletme olmuş artık rüştünü tam olarak ispat etmiş. Efetto'nun " yahu sanki Şamdan ahalisini buraya koyuvermişler" dediği gibi düzgün bir müşteri topluluğu var, elbette rezervasyon yapılması şart, bar hemen girişte ve gayet iyi çalışıyor, barmaid gerek tavrı ve gerek hazırladığı içkiler bakımından mükemmel, yemek ise daha aşağıya doğru uzunca bir dikdörtgen olan bahçede. Biz şanslı olarak, sahiplerini tanımamızdan istifade etmeden arkalarda da olsa bir masa bulduk yerleştik.

Şarap ve yemeklerimizi sipariş ettik, servis idare eder, belki biraz daha iyi olabilir. Yemekleri gayet lezzetli, aynı dükkan sahiplerinin istanbul'da işlettikleri ve müdavimi olduğumuz Caddebostan barlar sokağındaki Evce'de ( yanlız burada yiyebilirsiniz isim hakları da onlara aittir) Tutmaç, ta İstanbul'dan buraya getiriliyor şanslı iseniz ve kaldı ise yiyebiliyorsunuz ( ben Caddebostan'da sevgili Didem'in güzel sunuşu ile yenen tutmaçları tercih ederim hem burada sebzelisi de var). Ben özellikle asma yaprağına sarılı ızgara edilmiş peynire bayıldım, ama diğerleri de gayet güzeldi...

Bar kısmında güzel müzik çalışnıyor, DJ ve seçimler iyi, yemekten sonra bar bölümünden doğru sokağa çıkışınız, burada bulunan ayaküstü kalabalığı nedeni ile biraz zor ama gene de bence Alaçatı'nın köy içindeki en iyisi. Burada liseden sınıf arkadaşım Serdar'ın da Yaya'nın ortağı olduğunu gördüm selamlaştık.

Daha sonra ver elini NAR, müzik güzel ve ortan iyi, idi burada da bir miktar kaldık Didoş'un kendini iyi hissetmemesi nedeni ile ilerleyen saatlerde otelimize geri döndük. Bizim oda bahçeye bakan bir verandata sahip olduğundan ben hemen sevgili ve kendime Jack Daniels'i koyup laptoptan da güzel bir lounge müziği yaparak geceyi biraz daha uzattım.

Ertesi sabah, Sarı Köşk'ün mükellef kahvaltısı bizi beklemekteydi, Kremler mi istersiniz, sigara börekleri mi, pişiler mi, her türlü peynir, çeşit çeşit omlet, daha neler neler hepsi ev yapımı ve taptaze sıcacık ve de elbette Hasan'ın güler yüzü. Muftakta annesi ve kardeşi bıkıp usanmadan masaları donatıp duruyorlar.

Daha sonra sevgili ile doğruca Alaçatı plajında Babylon' a gittik biz Babylon'u İstanbul'da da Alaçatıda'da severiz. kalabalıkta olsa yerimizi bulup dev yastıklara kendimizi attık, sonra dooooğruca deniz, koka kola reklamındaki gibi "bırrrrrrrr" ama keyifli tertemiz. Yanlız biraz kalabalık. Daha sonra ekibimiz Didoş ve Efetto'nun da katılımı ile tamamlandı, Efetto her zamanki gibi bol bol Wakeboard yaptı bize de seyretmek düştü....

Akşam için Efetto'nun önerisi ile LANGUSTA'ya gittik, bu salaş lokantada muhteşem pişmiş deniz mahsülleri, zeytinyağlı mezeler ve böcek yedik, kahveleri ikram edilen sakız likörü ile içtik. Langusta, tam eski usul ege lokantası, herşeyi mutfaktan kendiniz seçiyorsunuz, biraz da ağırdan alarak getiriyorlar, dükkan sahibi herşeyi takip ediyor ve geç saatte döndük.

Daha sonraki iki günümüz de bu minval üzerine keyifle sürdü, pazar akşamı Efetto ve Didoş İstanbul' a geri döndüler.

Devamı yarın....

Pazartesi, Ağustos 18, 2008

Tatil güzeldir


Sevgili ile, 10 gün süren ama bize nedense ( keyifle ) bir ay gibi gelen bir tatil yaptık, serseri serseri dolaştık, epeyce şeyler gördük, kah güldük, kah acaip karşıladığımız şeyler gördük, pek çok dostla karşılaştık, güzel günler geçirdik.


Siyasi yazılarımdan sıkılanlar hazır olur bir kaç gün size Çeşme'li, Alaçatı'lı, Ilıca'lı, Türkbük'lü, Bodrum'lu, Sığacıklı yazılar yazacağım... Epey eğleneceksiniz.

Cuma, Ağustos 08, 2008

LOZAN ANTLAŞMASI

Geçtiğimiz hafta sessiz sedasız, Lozan Antlaşması'nın yıldönümünü yaşadık, ben devlet büyüklerimizden nedense bu konuda hiç bir söz işitmedim, Belki de söylemişlerdir de kaçırmışımdır. Öyle ya şu anda bizi kucağa oturtmak için mücadele veren pek çok ülkenin, egemenliğimizi kabul ettiği bir antlaşmayı, kutlar vaziyette konuşmalar yapma, şimdi bize dost görünen bu ülkelere ayıp olurdu herhalde. Özellikle Dışişleri Bakanında bu gibi laflar beklemek zaten hayal, mesela emekli devlet memurlarına alınacak arabalar konusunda beyanatlar veren Reisicumhur acaba bu innemli gün için nme dedi. Başbakan RTE zaten meşgul olduğunda tenezzül bile etmemiştir herhalde. Medyamız çok yoğun olarak Serdar Ortaç ve bikinili Nükhet Duru haberleri ile iştigal ettiğinden zannederim bu günü atlamıştır. Atlamayanlar var ise, beni affetsinler, alınlarından öperim

Oysa ki birinci dünya savaşı emperyalizmine karşı duran başkenti Ankara olan Anadolu hükümetinin, dünya önünde verdiği satranç oyunu vari bir sınavdı. Bu günkü sınırlarımız ona göre çizildi, o haysiyetsiz Sevr antlaşmasının yırtılıp atıldığı, hür ve bağımsız bir ülke oluşumuzun teminat altına alındığı bir mütareke idi. Ayrıca ekonomik bağımsızlığımızı da elde etmiş,bizi adice kapütülasyonlarda. Padişahları, Galata tefecilerinden borç alan, Hasta adam Osmanlı devletinin hayasızca kabul etmiş olduğu ekonomik rehinlerden de kurtulduk. Daha sonra bu millet Osmanlının borçlarını da tıkır tıkır ödedi.

Benim yaşımda olanlar ve belki de bende 8-10 yaş küçük olanlar dahi, bu antlaşmaları okullarımızda okuduk, öğrendik, şimdi bunları bilen bir okul öğrencisi çok az. büyük dönüşüm çerçevesinde bunlar da her halde ufak tefek teferruatlar olara düşünülüp hepten unutturulacaktır.

Biz sağ olduğumuz müddetçe unutmayacak ve hep hatırlatacağız.

Şimdi bir hafta tatil,

Sevgiler

Perşembe, Ağustos 07, 2008

ağır ağır değişim.

Hani AKP ders almıştı hani herkesi kucaklayacaktı, aman beni kucaklamasın, istemiyorum o kucağı, bu kucaklamak değil olsa olsa kucağa almak. Kucağa oturdunmu geçmiş olsun.
Üstelik te kendi düşünce sistemini toplumun tamamına, mecburi kabul ettirmek bu hangi siyasi sistemin adı ise siz onu koyun...

Bakınız neler oluyor,

Önce yakın çevreden,

Akp'li büyükşehir belediyesi, artık, Kadıköyde'de varlığını iyice göstererek, devraldığı, Moda İskelesi'ndeki restoran'da içki yasağını koydu bile, düşünün istanbul un en güzel güneş batan keyif mekanında bir kadeh şarap içmeniz yasak. Alkol elbette ki zararlı birşey ama makul miktarda alınan alkol ile günün yorgunluğunu atıp keyif yapmak, bir yaşam tarzı.
Kardeşim, alkolü satarsın isteyen içer isteyen içmez sen hangi yetki ve güç ile benim alkol alma hürriyetimi nasıl kısıtlarsın. Üstelik bu laik ülkede.


Bakın beğenmediğimiz Yunanistan laik bir ülke değil yunanistan anayasasının 3. sayfasında yunan kilisesi yer alıyor. Bu durumdaki bir ülkede, her kafede, hatta büfede bile alkol satılıyor, ne yerlerde sürünen bir sarhoş gördüm ne de bunlar kaldırılsın diyen kiliseyi.

Bunlar kendi dünya görüşlerini hepimize dikte ettiriyorlar, dikte zamanla dikta olur...iste çaktırmadan değişim daha nasıl olabilir ki.

Biraz da Ankara'dan

Akp mebusu Edibe Sözen, Alman yasalarından bir tasa teklifi apartmış, tercüme ettirmiş çalışıyormuş üzerinde, Gençliği Koruma Yasası, zaten adı böyle bir yasa oldumu korkacaksın arkadaş. Neymiş gençleri korumak için her okula bir ibadethane yapılmalıymış, falan filan, ne diyeyim yahu ancak gülebiliyorum, yani bizim karşımızdaki ilkokulun bir köşesinde bir cami, bir kilise, bir havra yapılacak, e bir de çocuğun biri çıkıp ben budistim derse bir pagoda, ben hinduyuım derse şiva lingamlı bir tapınak, okulda imamlari, hahamlar, papazlar, swamiler gezinecek, böylece çocuklar korunacak. Hadi ordan be , herhalde akıldan zorluk var. Böylece okullara din olguzu bulaştırılacak, önce gayet masumca bir kısım dindar talebe ibadete başlayacak, daha sonra diğerleri teşvik edilecek, bir adım sonrasında gelmeyenler aşağılanacak ve en sonunda ise, gelmeyenler dövülerek zorla ibadete getirilecek.............
Aynı yasaya göre porno yayın alanlar da alışveriş yaptıkları yere TC kimlik nolarını verip imza atacaklarmış, olsa olsa salak olmak lazım bu yasa için. Zira her türlü porno yasadışı yöntemlerle satılacak. Hangi salak gidip tc kimlik nosu ile porno alır be yani gülmek bile yetersiz.

Cumhurbaşkanı çok hoş bir adım ile kendi dünya görüşünden olanları rektör olarak atamış, a a a ne var bunda canım, hayır hayır Üniversiteleri kontrol altına almak ile hiç bir ilgisi yok, olsa olsa salaklar böyle düşünebilir.

Cumhurbaşkanı, emelki olan genelkurmay başkanına, alınan araba için laf söyleyenlere kızmış ve beyanat vermiş, zaten gayet normaldir cumhurbaşkanları, emekli olan devlet memurlarına alınacak zırhlı arabalara dair beyanatlar verirler. Ne var canım bunda.

Çarşamba, Ağustos 06, 2008

Ziyaret

İran İslam Cumhuriyeti'nin ( yani orası da cumhuriyet ve bi bakıma da demoktatik ama düşünün din polisi var ) Devlet Başkanı yurdumuzu şereflendirecekmiş. Buyursun, İran ile yüzyıllardır şavaşmamış olan Türkiye elbette bir komşusunun devlet başkanı tarafından ziyaret edilir.

Bu kılık kıyafetini pek hırpani buluduğum zat, ziyaretini resmi ziyaret yapmıyor, öyle olsa Türkiye Cumhuriyet'inin kurucusu, büyük Atatürk'ün ebedi istirahatgahı olan Anıtkabir'ini ziyaret etmek zorunda kalacak. Malum bu mollalar, Atatürk'ten çok korkarlar, gidemiyorlar ölüsünün yanına bile, yüce varlığın. Türkiye Cumhuriyeti de bunu bir şekil idare ediyor, ama adam daha da abartarak başkentimiz olan Ankara'ya değil de İstanbul'a geliyor, bu acem katakullisini, bizim Reisicumhur da kabullenmiş, zatı şahaneyi karşılayıp bağrına basmak için İstanbul'a geliyor. Yani tüm geleneksel protokol kurallarımıza rağmen. Protokol biraz can sıkıcıdır ama memleketlerin temelidir.

Aklıma şu geliyor, mesela, Reisicumhur'umuz Amerika Birleşik Devletleri'ni ziyarete gidiyor ve diyor ki :

Anlamam ben Washington'a değil New York'a gideceğim Prezidan Buş'ta oraya gelip beni karşılasın.

Herhalde yanlızca 3 yüzyıllık bir devlet geleneğine sahip olan ABD' kendisine

Buyurun, siz NY'de alışveriş yapıp altı kırmızı ayakkabılar falan alın sonra da gidersiniz diyecektir.

Devletler ağırlıkları olan devlet adamları ile büyük devlet olurlar, bu tavıra ancak kahrolarak gülüyorum.

Dışişleri bakanının Anıtkabir ziyareti için "UFAK BİR AYRINTI " deme gafletinde bulunmuş. buna ancak "Ç" ile başlayan bir laf söylenebilir. Bu baş müzakereci, bakan Türkiye Cumhuriyet'ini her fırsatta Avrupa Birliği'ne şikayet eder, beyim burası Türkiye artık bu sözünüz ayıptan da öte oluyor. Buyrun derhal istifa edin.

Ama Reisicumhurun eşi de avrupa mahkemesine vermemiş miydi TC'ini.

Acaba bir memleketin en hassas noktasında mütabık olmayan bir başka memleket başı ile ne derecede ahbaplık olur düşünün.

Perşembe, Temmuz 31, 2008

Haydi bakalım, artık işimize bakalım

Eveeet, karar çıktı, işlem tamam, karar sırasında açık bir forumda verilen tepkileri okumaktaydım, özellikle AKP seçmeni vatandaşlar, " işte CHP'lilere, laiklere kapak oldu", "haydi yola devam" gibi ve bazı buraya yazmak istemediğim ( küfür değil), notlar düşüldü, bunlarında, stersten kaynaklanan ani tepkiler olduğunu, aklıselim sahibi kimselerin bunları yazmayacaklarını düşünüyorum.

Karar ortadadır, AKP suçlu görülmüş ve ceza almıştır. Bu kadar basit bundan böyle artık verilen karar demoklesin kılıcı gibi AKP'nin başında sallanmaktadır.

Şimdi ne olmalı daha doğrusu ben ne bekliyorum, hatta bu beklentilerim Başbakan'a açık mektup olsun.

Ben devlet büyüklerine saygı gösterilmesi düsturu ile yetiştirilmiş biriyim. Yarım asırlık yaşantımda yaklaşık 33 yıldır oy veren biri olarak, ne kadar kızarsam da devleti yönetenlere belli bir saygım olmuştur, bu saygı yanlızca kişiliklerine temsil ettikleri vatandaşların verdiği yetki ve vekaletedir.

Bu bakımdan bu benim Başbakan'ım veya Cumhurbaşkan'ım değil deme hatasına düşmemeye gayret ederim, elbette ki gönlümce muhalefet ederim, ince espirilerle hiciv ederim, kişiliklerinde ve tarzlarında hoşuma gitmeyenlerden bahsederim ama bu hiç bir zaman hakaretamiz bir tarzda olmaz. Bence muhalefet bu olmalıdır, her ne olursa olsun karşılıklı saygı benim için esastır.

Bu nedenle, şu açık mektubum Sayın Başbakan'a

Sayın Başbakan'ım

Dünyanın zor bir dönemden geçmekte olduğu bir sırada Miletin oyu ile laik ve sosyal bir hukuk devleti olan, TÜrkiye Cumhuriyeti'inin Hükûmeti Başkanı olduma şerefine ulaştınız. Büyük bir başarı ile tek parti olarak iktidar oldunuz, Milletimizin, yaklaşık %47 si başkanlığını yaptığınız partiye teveccühünü gösterdi, bakiye %53 başka partilere oy verdi.

Yaklaşık bir yıl önce seçimleri kazanmanızın akabinde parti merkezi balkonunda çok güzel bir söylev vererek, herkesin başbakanı olacağınızı beyan ettiniz.

Daha sonraki uygulamalarınız için size muhalefet edenler, balkonda verdiğiniz herkesin Başbakan'ı olma yolundaki demecinize uygun davranmadığınızı gözlemlemişler bu konuda çeşitli şekilerde fikir beyan etmişlerdir.

Daha sonrasında hepimizin malumu olan, kapatma davası ile pek çok şey ayan beyan görülmüş ve konuşulmuştur. Mahkemenin vermiş olduğu karar hepimizin malumudur.

Şimdi önünüzde artık yepyeni bir sayfa mevcuttur, oy veren bir vatandaş olarak, sizde beklediğim, ortamı germekten kaçınan, öncelikleri tabanınıza göre değil tüm Millet'in önceliklerine göre tayin etmeniz.

Memleketi gerecek söz ve tavırlardan imtina etmeye azami gayret göstermeniz; gerçekten de herkesin Başbakan'ı olam dirayetini göstermenizdir.

Sizin gibi düşünmeyenleri de kaale almanız ve onların düşüncelerini de en adil şekilde irdelemeniz ve hatta o muhalif düşüncelerin doğru olduğuna kanaat getirdiğiniz kimilerini de aynı şekilde hayata geçirmenizdir.

Anlık parlamalar yerine özellikle ketumiyeti tercih ederek, tüm halkımızın muhalif bile olsa saygısını kazanacak tutumu göstermenizdir. Gereksiz yere siyasi tansiyonu yükseltmemeiz, gerektiğinde bunun için en zor esneklikleri şiar edinmenizdir.

Bizi Arap ülkeleri konumuna değil Avrupa Birliği klasına yükseltecek tüm gerekli adımları çok acilen atmanızdır.

Özgürlükleri yalnızca kendi partiniz ve tabanınız için değil size en uç muhalif olan vatandaşlar da dahil olmak üzere herkes için canı gönülden istemenizdir.

Gerektiğinde bağrınıza taş basarak hükümet içinde dahi yenilikler yapmanız ve herkesi rahatlatmanızdır.

Sayın Başbakan, ben sizi en hiddetli hallerinizde de ve çok yumuşak olduğunuz durumlarda da takip etmekteyim, şunu da bilhassa belirtmeliyim ki memleketimizde şu andaki tek gerçek politik lider sizsiniz. Sizin terörde ölenlerin yakınlarına sarılırken gördüğümüz müşfik ve "baba" ifadenizi, geçtiğimiz sene Bilgi Üniversitesi'nin açılışındaki bilge tavrınızı da gördüm, bunları şayanı takdir olarak not ettim. Zira ben muhalif de olsan Memleket'imin Başbakan'ına saygı ve hürmet duymak isterim.

Acizane ricam, son durumdan gerekli olan dersi tam olarak çıkarmanız, almış olduğunuz yüksek oy oranının verdiği güç ile adil bir yönetiml ile hepimizin yüzünü güldürecek ve tarihe en saygın olarak geçecek tavır ve davranışlarda bulunmanızdır, bunda hiç şüphem yoktur.

Siz ve partinizi, korku veya tedirginliklerle değil, muhalif bile olsak saygı ve demokrasi içinde yarıştığımız bir olgu olarak görmek isterim.

Tüm bunların neticesi Türkiye Cumhuriyet'inin maddi manevi her konuda yücelmesi, yükselmesi ve dünyada sözü dinlenir önemli bir devlet olmasını temin edecektir.

Bu düşüncelerle, yüce görevinizde muvaffakiyetler dilerim.

Saygılarımla
,

Yarın da muhalefet partilerinin başkanlarından taleplerimi yazacağım.

Not: Anayasa Mahkemesi üyelerinin yoğun ve takdire şayan çalışmalarını tebrik ederim. Ancak Mahkeme Başkanı'nın karar açıklamadaki heyecanını ve önce kararı okumak yerine kişisel mülahazalarını çok duygusal bir biçimde aktarmasını yadırgadım. Gerekli olan bence, kararı tam olarak okuyup gitmekti , tabii bu benim kişisel düşüncem......

Çarşamba, Temmuz 30, 2008

Parti Kapatma vs.





Yazımı yazıyorum ama bir taraftan da kulağım TV'de, eğer AKP kapatılmazsa zaten Anayasa Mahkemesi kararını hemen verir, geçer gider. Zaman uzadıkça uzarsa bilin ki kapatma ihtimali yükselir. Buradan ahkam kesmeyelim, ben Anayasa Mahkemesi üyelerinin siyasi bir karar vereceklerini hiç zannetmiyorum, Yüksek Mahkeme önüne getirilen delillere bakacak, delilleri kabul edecek veya etmeyecek. Kabul ettiği delillerin durumuna göre müzakere edip karar verecek. Verdiği kararın hukuk karşılığına göre de ya cezalandıracak ya da bir suç unsuru yoktur diyecek bitirecek.

Eğer AKP'yi "odak" olarak nitelerse o zaman, 71 kişi hakkında birer birer yasal kararlar verecek.

Hukuk her ne kadar soyut gibi görülse de, tamamen somut kavramları olan bir bilim dir, özellikle bilim olarak yazıyorum, müspet ilimdir. Acıyarak, kollayarak vs. karar vermez. Mahkeme adildir, kararları da tamamen hukuki verilere dayanır.

Ne olur sonuçlar

1) Mahkeme AKP'yi kapatmaz, bu durumda

a) AKP şımarır sistem ile istediği gibi oynar, anayasayı değiştirir hatta laikliği bile kendine göre yorumlar ve dayatır.
b) Başbakan, 22 temmuz seçimlerinde balkondan yaptığı konuşmayı tekrar eder, ve buna tamamen uyar böyle demokrasi kazanır, ülke sağlıkla yönetilir.
c) hiç bişey olmaz aynen devam eder. tüm kötü senaryolar balon olur.

2) Mahkeme AKP'yi kapatır, bu durmda,

a) AKP yeni kuracağı bir partiye transfer olur, Başbakan ceza alır, yerine biri emanetçi olur, zaten bu durumlara Türk politikası aşinadır.
b) Cumhurbaşkanı istifa eder, yeni kurulan partinin başına geçer, Tayyip Bey cumhurbaşkanlığına aday olur, halk seçeceği için Cumhur başkanı olur, ali- veli, veli- ali durumu olur.
c) yeni parti reflekslerle hemen seçime gider, halk gene bu ekibe acır be oy patlaması olur.
d) yeni parti reflekslerle hemen seçime gider, halk başında Tayyip bey gibi bir lider görmediğinden az oy verir
e) bu seçimlerde Abdüllatif Şener gibi birinin yeni kuracağı parti umut olur başarır/başaramaz bilinmez
f) vs. vs. vs. vs.

3) AKP kapatılmaz, hazine yardımından kısmen veya tamamen pay almama cezasına çarptırılır

Bkz. 1 . madde.

Durum bu Yüksek Mahkeme karar verene kadar zaten bildiğiniz bu maddeleri düşünün. Karar ne olursa olsun demokrasi kazansın.

Not: Bazı siyasiler hep beraber sokakalara gidip terörü lanetleyelim, bu karmaşa ortamında orada bir ekzos patlasa ne olur biliyormusunuz. Aklımızı başımıza devşirelim, terörle delikanlı gibi savaşılmaz zira terör adı üzerinde delikanlı değil tırsıktır, gizli saklı davranır insan öldürür. Haaa genede sokağa çıkalım diyorlarsa bu memleket için canımız feda çıkarız, ama yürüyüş kolunun başında , Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar ve tüm parti liderleri olursa.....

Kalın sağlıcakla
.

Salı, Temmuz 29, 2008

gene terör ile ilgili

Dünkü yazımda da bahsettiğim gibi, dün alçakça katledilmiş süt kuzularının, anne olamamış kadınların, çocukların, kadın erkek insanların, bu yaşamdan koparılışlarının töreni var idi. Yolları ışık olsun haketmedikleri şekilde hoyratça koparıldılar bu dünyadan, hele o doğmamış bebek beni zaten yaralı olduğum bu günlerde daha da kederlendirdi.

Şimdi başka bir noktadan bakalım, dikkat ettiniz mi seversiniz-sevmezsiniz ama tek bir gerçek lider vardı ortada o da başbakan, efendi gibi kıyafeti, kravatı, dik duruşu ile tabutu sırtlaması, oradaki bir babaya sarılışı onu gerçekten de çok içten olarak yanaklarından öpüşü, surat ifadesi ile adam gibi durdu orada. Bir parti başkanı değil, toplumun ona yüklediği sorumlulukla bir başbakan olarak oradaydı, hani hep şikayetle bahsedttiğim tavırları hiç yoktu, şefkat ve dirayetle orada durdu, aferin, halk bunu ister....

Peki bu tören yanlızca hükümet eden partinin yandaşlarının töreni mi idi, yooo muhakkak orada da başka partilerden olan ölü yakınları da vardı, peki bu partilerin genel başkanları neredeydi, allan bilir. Biri törende mevcuttu, mecliste tek kişi ile bulunan TBP, ya diğerleri, arkadaş millet karşısında lider ister, arkasından yürümek, kendi hakkını koruyacak adam ister, hele bu gibi travmatik ortamlarda. CHP genel başlanı oraya birkaç saat önce gitmiş olmasına rağmen cenazede oralarda değildi. Neden ?????

Oysa TV'ye bakarken görmek istediğim şu idi, Başbakan, herkesi davet eder, kendi uçağı ile getirir ve orada hepsi kolkola durulardı. Biri yapmadı diğerlerinin aklına mı gelmedi, yoksa Ben'im Sen'sin hallerinden mi. Hangi siyasi farklı görüş memleketin canının yandığı bir ortamda birbiri ile birlikte saf tutmaya engel olabilir. Orada anasının karnında doğmamış bir bebek yatarken hangi siyasi düşünceler yumağı, orada olmamayı düşündürebilir. Pes doğrusu.

Ben yarım asırlık hayatımda böyle şeyleri çok gördüm, bu gibi uyumsuz hallerin memleketi nelere sürüklediğini de. Bizden olanlar ve olmayanlar yaratmanın cefasını bu millet çok çekti. Mederes'in "Vatan cephesini" biliriz, bizzat şahit olduklarımın içinde, uzlaşmaz Demirel'in 12 martta memleketi getirdiği durumu yaşadım, sonrasında bir türlü kibirlerini kırıp başbaşa konuşamayan Demirel ve Ecevit'in esaeri olan 12 eylül'ü . Arada Demirel ile Özal kavgalarını. Sonra yakın zamanda artık esameleri okunmayan Çiller ve Mesut Yılmaz vak'alarını. Bir hükümette olup ta bir türlü bunu beceremeyen Ecevit- Devlet Bahçeli kavgasının getirdiği kriz ve sonrasındaki gereksiz seçim ile AKP'nin iktidar oluşunu. Yani diyeceğim hiç bir işe yaramadı.

Sonra Başbakan'a ve ona oy verenlere kızmayalım, işte karşılarında ( severiz sevmeyiz) adam gibi bir lider onlara gayet de güzel hitap ediyor.

Ya diğerleri????

Devir sükünet ve uzlaşma devridir, zira konu memleketin bekasıdır. Aklımızı başımıza almanın zamanı geçmektedir. Akıllıca uzlaşma, sanılanın aksine insana mağlubiyet değil büyüklük verir, halk görür asla kör değildir, unutmayalım bu halk bir Mustafa Kemal yaratmış ve onun arkasında dimdik durmuş bir halktır
.

Pazartesi, Temmuz 28, 2008

Kılık kıyafet ...... hayret

Şu anda, Güngören'de adice öldürülenler için yapılan dini törene gözüm takıldı.
Devlet erkanı orada, hayatını kaybedenlerin yanında, Başbakan ( seversiniz, sevmezsiniz) şartların gerektirdiği adam gibi gibi kıyafeti, anlamlı kıravatı ile, gene bir kısım bakanlar ve diğer zevat kıyafetleri eksiksiz olarak mum gibi saf tutmuşlar... ama o da ne, başbakanın sağında kalan kişilerin arasında bir bakan daha var o ise, beyaz elbisesi, göğsüne kadar açık gömleği, gömleğin açık olan kısmına asılmış güneş gözlükleri ile.......

Düşüncelerim şunlar oldu,

- ayıp yahu, orada üzerlerine şanlı bayrağımız koyulmuş tabutlarda yatan insanlar için bir tören yapılmakta, hem bayrağa, hem devlete, hem nâhak yere katledilmiş insanlara ayıp değil mi???

- yoksa "velev ki" bu bir siyasi tavır mı, yani ben kravat takmam ( İran daki bakanlar gibi)

- ya da bakan çok acil ve acılı olarak gelmişti buraya ve fırsat bulup daha koyu bir elbise ve kravat takamadı, gözlüğü ise bilemeden oraya koydu.

Her ne ise hiç yakışık almaz bir hal, sayın bakan, bir kravat bulamadınız mı, bulamadıysanız gömleğinizin üstten iki düğmesi mi kopmuştu, o gözlüğü koyacak bir ceket cebiniz yokmuydu.

Bende hiç yakışık almadı çok ayıp oldu, gene de siz bilirsiniz.


not: Sayın Baykal, sabah bu yere ziyarete geldiniz, cenaze namazında neredeydiniz.

Pazartesi, Temmuz 21, 2008

günlük notlar


Geçtiğimiz pazar günü, boğaz maratonu vardı, bir yazım hatası ( artık böyle diyeyim de ) ben giremedim, sevgili de içindeki mercimek kafa yüzünden giremedi. Katılan arkadaşlarımızla beraber oradaydık. Çok hoşuma gitti hem organizasyon hem katılanlar, orada gerçekten de keyif duydum, güzel şehrimle gururlandım. Seneye sevgili ile ben de katılacak bu keyfi yaşayacağız.
Aynı gün yaşadığım bir olay da bana biraz garip geldi. Maraton tüm hızı ile devam ederken biz de :( kahvaltı yapmak üzere House Cafe'ye ( ortaköy) gittik oldum olası House Cafe'leri severim, burada minik bir sezenişte bulunacağım, nefis bir pazar sabahı saat 10:00 cıvarlarında gittiğimiz için ortaköyde denizin dibinde oturamadık House Cafe'de zira o sırada bomboşl olan bu bölüm ancak 11:00 de açılıyormuş, yukarıda oturabildik, neden ki ?????
11:00 de gelen müşteri başka biri mi? daha fazla mı para bırakır, nedir anlamak mümkün değil.
Neyse masalar bildiğiniz gibi birbirine yakın, yanıöızdaki masa ile bizim aramızda kalacak şekilde adı görünmeyecek gibi katlanmış bir gazete duruyordu, eğilip oturan beye bu gazetenin kendisinin mi olduğunu sordum, hayır buyrun dedi, teşekkür ettim gazeteyi aldım, adını görünce gayrı ihtiyari bizim tarafa dönerken aaa bu imam gazetesi ben bunu okumam deyip yerine koydum, Yandaki bey "yoo dedi o bizden değil ,şu grubun", "iyi ya dedim o grupta onlardan değilmi, hatta gurubun başındaki kişi şu kişinin oğlu değil mi, bu nedenle okumuyorum " dedim, "çok ön yargılısınız" dedi ben de, " hayır dedim bu bir önyargı değil kendimce protesto ediyorum" işte burada vurucu sözü etti karşımdaki, " ama sizi kimse duymuyor" "olsun dedim ben kendimce tatmin oluyorum" ... "o zaman şunu okuyun" dedi, kendince karşıt olduğunu düşündüğü bence aynı düzenin başka görünümlü versiyonu olan bir başka gazeteyi uzatarak; geldiğim nokta şu demek ki hangi gazeteyi okumayacağımı hafif yüksek sesle bile belirtmem birilerini rahatsız edebilip, hiç tanımadığı insana müdahale ettirebiliyor. Demek geldiğimiz nokta bu. Ben gençken bazı gazeteleri elinde taşıma gafletinde bulunanlar (sağcı-solcu faketmez) vurulurdu. Umarım bir daha o günlere dönmeyiz. Umarım, umarım....

Yazar Nedim Gürsel'in soruşturmaya tabi tutulması hala bana enteresan geliyor. Elbette herhangi bir kimse ve gruba hakaret içeriyorsa diyecek lafım yok, zaten adalete aksetmiş bir konu bir şey söyleyemeyiz... Ama biz, bir de şuradan bakalım, mesela bazı camilerde, hocalar cemaate açık konuşmalarında, kendilerince mümin olmayanlar için, mesela başka bazı dinler, içki içenler, başı açık olanlar vs vs gibiler için açıkça "sapıklık, sapkınlar" vs gibi yakıştırmalar yapıyorlar, işte mümin sınıfına giremeyenler bunu dinleyip hatta kaydedip deseler ki şu arkadaş bizi açıkça sapkınlıkla itham ediyor o zaman imam arkadaş hakkında soruşturma olur mu, eh nede olsa sapkınlık olarak nitelenen davranışlar da toplumun belirli bir bölümünün inancı yada yaşam tarzı olabilir, üstelik hiç bir zararı dokunmayan fiillerdir.......

Demokrasi işte sesli düşündüm herhalde bana bişey olmaz bu yazıdan dolayı. Neyse bence herkez rahatça konuşmalı düşünmeli yazmalı açık hakaret içermedikçe de kimse bundan nem kapmamalı, zaten insanın belirli bir inancı varsa başkaları onu hiç ilgilendirmez kendi kendine bildiğini savunur ve yaşar, başkalarını mecbur etmedikçe de kimseye bir zararı olmaz.

Hepinize güzel mutlu, başarılı, keyifli, aşk dolu bir hafta olsun...

Salı, Temmuz 15, 2008

Bugünler.

Eveet,
Haftasonu gene Heybeliada'da Halki Palas'taydık pek keyifliydi her zamanki gibi. Çoluk çocuk cümbür cemaat gittik. Biricik Sevgili, canım Alara, Kero, sevgilinin içindeki tatlı fasulye :) Keyfiliydi, sevgili yazıp resim de koymuş http://tanyasecil.blogspot.com/ bana söz düşmeezzz..

Ada insanları (yani yaz kış orada yaşiayanlar) hep dikkatimi çekmiştir, onlar sanki İstanbul'da yaşamıyorlar. Bir defa sakinler, zamanı kafalarında halletmişler, telaşları yok, çok daha huzurlular, anladığım yanıbaşlarındaki şehir ile hiç alakadar da değiller. Çok daha modernler. Kaç göç, sıkmabaş falan da değiller, aslan gibi yaşıyorlar..... Çok hoş, çok keyifli aman bozulmasın keyifleri...

Memleketin halleri ile ilgili yazı yazmak istiyorum ama, bu hükümete karşı yazı yazan herkesin bir örgüt üsesi olma durumu oluştu, neme lazım benim yeni kurulmuş bir ailem ve beklediğim bir bebek var diye susuyorum.

Acaba istenen bu mudur, susalım oturalım aksi taktirde, örgüt üyesi olarak kale alınma durumumuz var, şakası da yok ha, ağır ceza ve müebbet falan. Demek ki bir cumhuriyet mitinglerinde de örgütsel faaliyet içindeymişiz yahu, hiç böyle düşünmemiştim. Oraya katılan herkes malum örgütten mi oldu şimdi. Allah allah anlayamadım.

Bu durumda %47 nin bakiyesi olan %53 örgüt üyesi mi, acaba yakında muhalefet partileri de örgüt olup ceza alır mı..... yoksa bunlar hep benim vehimlerim ve yanlış anlamalarım mı? Bir kısım Medya ve hükümetçe estirilen hava bize aksettirilen durum bu....

Ben tüm bunların bizleri daha da karıştırmaktan ibaret olduğunu anlıyorum. Hiç bir Savcı veya yargıcın, TC kanunları dışında davranmayacağını biliyorum, o bakımdan müsterihim, eğer bir konuda TC kanunlarına göre yanlış yapan var ise bu ispatlanır, temyiz olur ise yapan, cezasını çeker, yok ise bu durumda beraat eder. Haa eğer boş yere içeri girmelerine ne diyeceksin derseniz. Bu durumda herkes hakkını arar ve elbette adalet tecelli eder.

Hiç korkmayın çekinmeyin. Savcılar adları üzerinde "Cumhuriyet Savcısı'dır". Yargıçlar bağımsızdır, tarafsızca kanunlar uyarınca karar verirler, yargı ve savunma müesseseleri mevcuttur. tıkır tıkır çalışır ( geç te olsa ).

İşte memleketimizi ilgilendiren iki yargı olayı, sakince oturup bekleyelim neticelensin, Türkiye Cumhuriyeti, tüm bunlardan kazançlı çıksın. Demokrasimiz daha da parlak olsun. Birbirimize düşmeyelim, kamplara bölünmeyelim, onlarcı bunlarcı olmayalım. Soğuk kanlı olalım ve adaletin tecelli etmesini bekleyelim.

Salı, Temmuz 08, 2008

SEVİNÇ


Pek sevgili kız kardeşim, Çok kıymetli dostum evlendiler.
İki güzel insan....
eminim çok keyifli bir hayat olacak onlar için,
sevinçliyiz,
keyifliyiz.

Salı, Haziran 24, 2008

Hamilelik halleri I



Sevgili dostlar,

Bildiğiniz gibi canım Sevgili hamile, çok mutluyuz umarız herşey normal seyirinde gider ve keyifle sona ulaşırız. Bu vesile ile genel durumu ve benim hamilelikle ilgili düşüncelerimden sözetmek istedim. Yazı belki biraz uzun olur umarım sıkılmazsınız.

Uzun yıllardır http://www.yogaturk.com/ isimli bir yoga web sitem var, buradaki "Hamileler için" yoga bölümünün başına şöyle yazmışım :

Hamilelik ve yoga
En başta unutulmaması gereke şey, hamileliğin bir hastalık değil, yaşamın en keyifli bir dönemeci olduğunun farkına varmaktır. Hamileler yoga çalışmalarına rahatlıkla katılabilirler, bunu en son ana kadar da sürdürebilirler ( elbette önce doktorlarının olurunu almak kaydıyla.) Yoga ile geçen bir hamilelik gerek doğum ve gerekse bebeğin sağlığı açınsından çok faydalıdır


yazı böylece devametmekte.....

şimdi bakalım duruma; karnını doyurmak ve üremek her canlının birincil önceliğidir. Tüm yaratılmış varlıklar bu iki temel güdü ile donatılmıştır. Bize en yakın canlı türü olarak hayvanları ele aldığımızda, sistemin tıkır tıkır bu şekilde yürümekte olduğunu görmekteyiz.

Durum biz insanlarda biraz farklılılar göstermekte. Bizler bu temel güdüleri, kişisel zevkler ile de geliştirmiş bulunmaktayız. Karın doyurmayı keyif haline getirmiş onu sınırsızca detaylandırmış hatta sanat haline getirmişizdir. Gene temeli üreme olan cinsellik bizim için aynı zamanda bir haz olgusudur. Bir insan olarak bunlar gayet tabiidir.

Gene temel güdü olarak üreme faslına geldiğimizide, belirli faaliyetin sonunda dişi varlık gebe kalmakta ve yaşamın gayet normal döngüsü içerisinde, gelişen bebek gene normal olarak doğum ile bu hayata gelmektedir. Dolayısı ile temel prensip olarak hamilelik bir hastalık olmayıp, gayet normal bir durumdur.

Bu nedenle elbette ki kadın, belirli bir fiziksel ve zihinsel değişim içinde olacaktır. Bu değişim ne derece travmatik olur ve kadın ne derece kendisini hasta olarak kabul ederse o derece zor bir hamilelik dönemi geçirecektir. Burada en baştaki etken kişinin bireysel irade gücü ile kendisinin hayatın en normal durumlarından birini yaşadığını bilmesi ve bunu keyif ile yaşamasıdır.

Diğer önemli etken ise etrafın kendisine karşı davranışlarıdır. Özellikle daha önce doğum yapmış olanlar, bir yakını doğurmuş olanlar, hatta bu olayı yanlızca okuduklarından bilenler binbir türlü öğüt vesaire ile kafa doldurmaya başlarlar. Oysa unutulmamalıdır ki her kişi kendi başına bir bireydir ve her durum herkeste başka türlü tezahür ve tecelli edebilmektedir.Öte yandan en yakından başlayarak herkes hamile kadını artık bir normal olmayan biri olarak görmeye ve ona itinadan ziyade hasta gibi davranmaya başlarlar. Bu bakımdan çevreye tavsiyem tüm bildiklerini kendilerine saklamaları susup yerlerinde oturmalarıdır.

Bir diğer önemli nokta ise doktor faktörüdür, ki bunu ayrıca yazacağım.

Hamile olan bir kadın normal bir insandır, normal hayatını yaşar, elbette ki fiziksel bazı gelişmeler belirli faaliyetleri zorlaştırır ya da ağırlaştırır bu da gayet normaldir. Örneğin bir kadın regl olduğu dönemlerde belirli önlemler ile hareket etmek zorundadır, ama hasta değildir 2-3 gün yada her nekadar sürüyorsa ona göre davranışlar içinde bulunur. Bu özgürlüğün kısıtlanması değil, duruma göre davranışta bulunmaktır

Bie hamileye yapılacak en gaddar şey " kızım artık sen eskisi gibi özgür değilsin" demektir. Bu onun zaten karmakarışlık olabilecek zihinsel yapısını bir de baskı altına almaktır. Buna kimsenin hakkı yoktur. Hamile bir kadının gerektiği şekilde davranışlar içinde bulunacak aklı mevduttur.

Hamile kadın şartların elverdiği en kısa sürede normal yaşantısını sürdürmeli gerekli olan dikkat ile yaşamına devam etmeli ve hatta hamileliği çok normal olarak benimsemelidir. Siz hiç, ben gebeyim, burada yatıp duracağım birileri de bana hizmet etsin diyen aslan gördünüz mü, yada kedi yada köpek (kendilerini insan zanneden ev hayvanlarını bir kısım hariç tutuyorum), doğurdukları ana kadar herşeyi normal olarak yaparlar. Sonrasında da en kısa zamanda normal hayata edapte olup yaşamlarını sürdürürler.

Elbette bu söylediklerim normal bir hamilelik için geçerli....

Devamı yarın.....

Cuma, Haziran 20, 2008

Kavakyelleri II

Kavakyelleri dedim ya, sevgili haberi patlatmış hem de ne güzel ........
o nedenle kavakyelleri
püfürrr püfüüüüürrr

Perşembe, Haziran 19, 2008

Kavak yelleri

Başımda kavak yelleri esiyor,
Bu günlerde...
ben yere bile bastığımı bile
Bilmiyorum ki,
Kulaklarım da duymuyor
Sevgilinin sesinden başka...
Çok bilmişlik falan hiiiç istemiyorum
Ben zaten biliyorum,
Ayaklarım yere basmazken
Bu ifademden
Kızdığımı bile farketmiyor kimse.....
FLY tişörtümü
Kendim yaptım
Uçuşuyorum.
Şimdi laflar, tüketilmiş nefes
Burada hava yok ki ses gelmiyor...
Bir tek sevgilinin sesi, püfüüürr
Başımda da kavak yelleri.....
hani "fink" sözleri ile :
PAX VOBİS CUM

Pazartesi, Haziran 16, 2008

Babalar günü....

Sevgili yaşamımızın son gelişmelerini keyifle yazıyor o kadar güzel yazıyor ki aynı konuda daha kötü yazacağımdan ben susup okuyorum keyifle.

Dün babalar günü idi ( ne komik değilmi kendi kendimize günler icat edip, onları çok önemli bir konuma getiriyoruz, olsun be güzel oluyor....) bir gece öncesinin geç yatmışlığı falan derken, mutada uygun olmayarak neredeyse öğlen uyandık. İlk güzel hediyemi sevgili verdi bayıldım tabi zevkten....

Sonra kahvaltı faslı, zır kapı küçük kızım Alara ve güzel hediyesi, kah kah falan derken zır kapı büyük kızım Ayşe ve güzel hediyesi ve de bir dolu haberleri..... dördümüz birlikte oturduk çok keyfi yaptık... E seneye acaba bunu beş kişi yapabilir miyiz????? neden olmasın.... hadi hayırlısı... ne de keyifli olur ....

Cuma, Mayıs 23, 2008

ister misiniz...????

Dostlar selam,

Osmanlı'nın meşrutiyet döneminden kalma iki kartpostal resmi,

Size birşeyler hatırlatıyor mu? böyle olmak istermiydiniz ?

Cumhuriyet'in kazanımlarını, Büyük Atatürk'ün kadınımızı nereden aldığını ve nerelere geldiğimizi, şimdi ise nereye götürülmek istediğimizi hatırlatırım.


Unutmayınız, bizlerden şu anda buna yakın bir tarzda giyinenleri hoşgörmemiz isteniyor; hoşgörü, demokrasilerde olur, resimde görülen kurallarla yönetilen memleketlerde, o memleketin isminde .... Cumhuriyeti ibaresi bile olsa hoşgürü olmaz yani aynı şartlarda onlar sizi hoşgörmez bu nedenle oyuna gelmeyelim.
O meşhur "velev ki!" diye başlayan cümle malumu ilandır. Birgün acaba yazımızı da arap harflerine ( eski yazı adıyla anılan o harfler) uygun olarak yazmak isteyenler olur da laik cumhuriyetin en yüksek mevkilerinden biri ne olur canım hoşgörelim der ve hatta birgün, bir yabancı memlekette ( neden se bu tür laflar hep o yandaş yabancı memleketlerde ediliyor) "velev ki!" denirse artık düşünün....
Atatürk ilke ve inkilaplarına cumhuriyetin bize verdiği güç ile demokratik ortamda karşı çıkmak vazifemizdir.
Sevgiler

Cuma, Nisan 25, 2008

Sevr 'de neler vardı

Dostlarım merhabalar,

Bugün sizlere Osmanlı Devleti' nin 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalamış olduğu Sevr (Sevres) andlaşmasının bazı maddelerini hatırlatmak istiyorum, O tarihte Türkiye olarak anılan ve de andlaşma'ya Türkiye olarak imza koyan Osmanlı'nın teslim oluş belgesi bu.

Öncelikle andlaşmanın taraflarına bakın,

"Bir taraftan işbu muahedede başlıca düvel-i müttefika olarak zikiredilen Britanya Imperatorluğu, Fransa ve italya ve Japonya ve işbu başlıca devletlerle birlikte düvel-i müttefikayı teşkil eden Ermenistan, Belçika, Yunanistan, Hicaz, Lehistan, Portekiz, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven ve Çekoslovakya :
Diğer taraftan Türkiye;"

Şimdi de andlaşmanın sadeleştirilmiş hükümleri :


  1. Sınırlar (madde 27-36): Edirne ve Kırklareli dahil olmak üzere Trakya'nın büyük bölümü Yunanistan'a, Ceyhan-Antep-Urfa-Mardin-Cizre kent merkezleri Suriye'ye bırakılacak, İstanbul Osmanlı Devleti'nin başkenti olarak kalacak;
  2. Boğazlar (madde 37-61): İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi silahtan arındırılacak, savaş ve barış zamanında bütün devletlerin gemilerine açık olacak; Boğazlarda deniz trafiği on ülkeden oluşan uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek; komisyon gerekli gördüğü zaman Müttefik Devletlerin donanmalarını yardıma çağırabilecek;
  3. Kürt Bölgesi (madde 62-64): İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat'ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak; bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti'ne bağımsızlık için başvurabilecek;
  4. İzmir (madde 65-83): Yaklaşık olarak bugünkü İzmir ili ile sınırlı alanda Osmanlı devleti egemenlik haklarının kullanımını beş yıl süre ile Yunanistan'a bırakacak; bu sürenin sonunda bölgenin Türkiye veya Yunanistan'a katılması için plebisit yapılacak;
  5. Ermenistan (madde 88-93): Türkiye Ermenistan Cumhuriyetini tanıyacak; Türk-Ermeni sınırını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecek (Başkan Wilson 22 Kasım 1920'de verdiği kararla Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan'a verdi.)
  6. Arap ülkeleri ve Adalar (madde 94-122): Türkiye savaşta veya daha önce kaybettiği Arap ülkeleri, Kıbrıs ve Ege Adaları üzerinde hiçbir hak iddia etmeyecek;
  7. Vatandaşlık ve Nüfus Konuları (madde 123-139)
  8. Azınlık Hakları (madde 140-151): Türkiye din ve dil ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarına eşit haklar verecek, tehcir edilen gayrımüslimlerin malları iade edilecek, azınlıklar her seviyede okullar ve dini kurumlar kurmakta serbest olacak, Türkiye'nin bu konulardaki uygulamaları gerekirse Müttefik Devletler tarafından denetlenecek;
  9. Askeri Konular (madde 152-207): Türkiye'nin askeri kuvveti, 15.000'i jandarma olmak üzere 50.000 personelle sınırlı olacak, Türk donanması tasfiye edilecek, Marmara Bölgesinde askeri tesis bulunduramayacak, askerlik gönüllü ve paralı olacak, azınlıklar orduya katılabilecek, ordu ve jandarma Müttefik Kontrol Komisyonu tarafından denetlenecek;
  10. Savaş Tutsakları ve Mezarlar (madde 208-225)
  11. Savaş Suçları (madde 226-230): Savaş döneminde katliam ve tehcir suçları işlemekle suçlananlar yargılanacak;
  12. Borçlar ve Savaş Tazminatı (madde 231-260): Türkiye'nin mali durumundan ötürü savaş tazminatı istenmeyecek, Türkiye'nin Almanya ve müttefiklerine olan borçları silinecek; ancak Türk maliyesi müttefiklerarası mali komisyonun denetimine alınacak;
  13. Kapitülasyonlar (madde 260-268): Türkiye'nin 1914'te tek taraflı olarak feshettiği kapitülasyonlar müttefik devletler vatandaşları lehine yeniden kurulacak;
  14. Ticaret ve Özel Hukuk (269-414): Türk hukuku ve idari düzeni hemen her alanda Müttefikler tarafından belirlenen kurallara uygun hale getirilecek; sivil deniz ve demiryolu trafiği Müttefik devletler arasında yapılan işbölümü çerçevesinde yönetilecek; iş ve işçi hakları düzenlenecek; eski eserler kanunu çıkarılacak vb.
Acaba okuduklarınız size biraz tanıdık geliyor mu? Bilemem ama bana geliyor, bu nedenle büyük önder Atatürk'ü ve onun kurduğu bu Cumhuriyet'i bazıları içlerine sindiremiyor hala. Hani resimlerini kaldırın falan diyorlar. Kimileri de alet olabiliyor ise; herhalde Atatürk'ün "gaflet ve delalet" bu olsa gerek

İyi hafta sonları ( ne kadar iyi olabilir ise.

Pazartesi, Nisan 21, 2008

belki de çok geç kalmış teşekkür.

1962 yılında İlhami Ahmet Örnekal ilkokulu yeni açılıyordu, o sırada 5 yaşında olmama rağmen, okulun çok iyi olduğunu öğrenen annem ve babam bir yolunu bulup beni okula yazdırdı. Bu konuda önce bir mülakata gittiğimi hatırlıyorum. O sırada daha okulun sıraları yoktu ve boya yapılıyor ve kaloriferler takılıyordu. Bugün hala daha boya ve kaynak kokusu aldığımda o an aklıma gelir..

Çiftehavuzlar, o tarihlerde, bir bakkal, bir manav ve bir de kırtasiye-oyuncak satan Abdullah efendinin olduğu genelde tek veya maksümum iki katlı evlerin yer aldığı bir sayfiye semti, bir de elbette caddeden uzaklarda hala ayakta kalan kökşker, Çiftehavuzlara adını veren bir çift havuz bile metrul olarak orada duruyor.

O tarihte Cumhuriyet kurulalı 39 , büyük Atatürk öleli 24 yıl olmuş, düşünüyorum da ne kadar tazeymiş herşey. Ne kadar mendeni imişiz ne kadar kavgasız ve mutluymuşuz...

Göztepe ışıklarda, Suadiye'de, Caddebostan plajının önünde faytonlar var, yazın yazlık kışın kışlık... Göztepe çarşısında ise yük taşıyan atarabaları.

İşte durum böyle, yazları annelerimiz, kolsuz havlu plaj kıyafetlerini giyiyorlar, kız arkadaşlarımız kilotları görünen şirin eteklerini, babalarımız ağabeylerimiz misler gibi. Bizer de öyle. Herkes imkanı dahilinde en modern ve şık hallerinde. Ortada sıkmabaş falan öyle şeyler hiç yok bu gibilere Üsküdar'ın köhne tahta evlermahallelerinde çok yaşlılar olarak ya da mesela Eyüp cıvarlarında rastlanıyor. ( şimdi sen Üsküdaı Eyüp'ü o tarihlerde nasıl biliyosun diyeceksiniz. Biliyorum zira arabalı vapur için üsküdar a sıkça gibiliyor ve de arada Eyüp sultan'a)

Okulumuz o zamana göre son derece modern, sinema salonumuz, deney odaları olan bir ilim irfan yuvası. Orası Cumhuriyet'i, Atatürk devrimlerini anlatan son derece idealist öğretmenlerin ve muhteşem bir Müdür olan Doğan bey'in bizlere, cumhuriyeti, Atatürk devrimlerini, muasır medeniyetin ne olduğunu öğrettiği yer. Okulumuzda mescit falan yoktu, olmadı, gerek te yoktu, namaz niyazda olan vazifesi bitindce herhalde evinde kaza ederdi.

Buradan o dönemdeki okulumun hademe dahil tüm kadrosuna teşekkür edeyim; 1967-68 mezunuyum demek kırk yıl olmuş ama bu sükran duygusunun geç kalmışlığı olmaz, aksine her geçen gün artan bir şükran duygusu bu, artık onlar gibiler nerede ise hiç kalmadıkları yada acaip insanlar gibi kaldıkları için.

Sevgili Müdür'üm, bize her hitap ettiğinizde; o çocuk aklımızla acaba Atatürk'müsünüz diye düşünürdük, bayrak yüzünüzü okşar bize, memleketimizi sevmeyi, Türk olmanın ne demek olduğunu, bu memlekette yaşayan herkesin Türk olduğunu ne güzel anlattınız. Dinsel görüşünüzü hiç bilmedik, Bir cumhuriyet müdürüydünüz, bir medeni insandınız. Size binlerce milyonlarca teşekkür ederim.

Sevgili Öğretmenim, Sabiha Özyurt, sizi hem üzer hem güldürürdük. Siz bize Cumhuriyetin hangi şartlar altında kurulduğunu, önce ki dönemim karanlığını, Atatürk devrimlerini, memleketimizin değerlerini öğrettiniz. Bize bu yurt içinde yaşayan herkesin eşit olarak kavimlere alt kimliklere vesairelere bölünmeden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir olduğunu ve bu vatandaşlara Türk adı verildigini öğrettiniz. Biz Cumhuriyet çocuklarıydık, "Türk çocuklar, gözler ile başlar yukarı" derdik.

Bize Osmanlı Devletinin son dönemlerini, o dönemde avrupaya avuç açışımızı, avrupalı komiserlerin bizi nasıl şamaroğlanı gibi parmaklarında oynattıklarını, daha da ilerisine giderek memleketimize neredeyse vali tayin ettiklerini. Bunlarla kalmayıp nasıl işgal ettiklerini. İşgalde önce nasıl dinsel ve etnik parçalara bölerek birbirimize düşürdüklerini.. Gaflet ve delalet içinde bulunan devrin hükumetinin kendilerini kurtarmak için neredeyse memleketimizi sattığını. Her geçen gün daha da sömürge oluşumuzu, anlattığınız bunu bizim içimize işlediğiniz için sınırı olmayan teşekkürler ederim size. Sizin rüzgarlı havalarda nadiren taktığınız üçgen eşarbınız vardı, annemin de teyzemin de olduğu gibi, dinsel görüşünüzün ne olduğunu hiç bilmedik biz, hiç bir dinsel düşüncenizi alenen beyan etmediniz, sizin "velev ki" niz yoktu öğretmenim, size son sınıfın son günlerinde "hocam" diye hitap eden bir arkadaşımızı azarlamıştınız öğretmenim, dinsel görüşünüzün alameti farikalarını üzerinizde taşımadınız. Çünkü işiniz bu değil öğretmekti... Aklı fikri, vicdanı hür bir insan olmamıza bin yardım ettiniz bu gönül size minnettardır.

Bizim, yerli malı haftalarımız vardı, "yerli malı yurdun malı herkez onu kullanmalı" söylemlerimiz vardı, "orda bir köy var uzakta gitmesek te o köy bizim köyümüzdür" şarkılarımız vardı. Bizim, Merinos'umuz, Sümerbank'ımız, Karabük'ümüz, Ereğli'miz, çimento fabrikalarımız, Denizcilik Bankamız vardı, biz bizdik, övünür ve güvenirdik biz. Göğsümüzü gere gere tüm dünyaya kafa tutardık. Hangi arkadaşımız laz, hangisi kürt hangidi abhaz veya neyse bilmezdik, ihtiyacımız yoktu bu memlekette yaşan millete Türk der geçer gider bunlarla kavga etmedik.Memleketimizi kendi imkanları ile muassır medeniyet seviyesine getirmeye and içmiştik.

Bunları bize öğrettiniz öğretmekle kalmadınız içimize tertemizce işlediniz, sizlere binlerce teşekkürler.

Şimdi çocuklarıma ben öğretmek zorundayım, neredeyse Atatürk devrimlerinden bahsetmenin bile suç sayılacağı, bazı avrupa komiserlerinin tümümüzü fırçalayabileceği, mahkemelerinize karışabileceği bu günlerde.

Müdürüm, tüm öğretmenlerim, kravatı boynunda hadememiz Veli efendi, size minnettarım, yaşıyorsanız ( ki zannederim zor) bin yaşayın ve ışığınız sönmesin, öldüyseniz mekanınız cennet olsun.

Biz öğrendiklerimizi öğrendik böylece aktarırız. Memleket bizimdir, bizler Türk'üz alnımız açık.

Perşembe, Mart 27, 2008

Ve düğün günü gecesi -2-

Evet hal böyle iken, sevgili Sybella ve Tanyam masaları hallederken ve de diğer yanda ben ve Dr Mete müzik organizasyonunu yaparken, İçimdeki ses tekne başı Zaferi aramayı söylüyordu saat 15:30 cıvarlarıydı normalde teknenin saat 15 te kalkması gerekiyordu. Zaferi aradım "valla 4 kişi var " cevabı ile karşılaştım. Allah allah yahu nasıl olur tamam trafik korkunçtur ama hala onca insan hala nerelerdeler diye telaş başladı bende.


Bu arada sürpriz olarak hazırladığımız adada atlı arabalarla düğün alayı organizasyonu da otelden sevgili İsmail bey tarafından ayarlanmıştı, arabalar 17:00 de gelecekti.
16:00 ya doğru Zafer'i bir kere daha aradım "aramaz olaydım", bana " hocam 7 kişi var hareket ettik" dedi nee dedim amanın biraz daha bekleseydin ( titrek ve incelmiş bir ses ile) makus talihime küsüp kapattım telefonu, DrMete'nin sonradan dediğine göre kıpkırmızı olmuşum, çok sıkılmıştım Mete kayboldu, bu arada Zafer tekrar aradı biz yaklaştık iskeleye bir kişi gönderiver de otelin alt kapısını açsın dedi.Oysa biz tepeden hiç bir tekne gelişi görmemekteydik. Bu arada, sevgili Sybella, çeşitli telefonlar yapmış, etraftan evet 7 kişiyiz haberleri almış oysa, canım Şebocum "yooo daha kalabalığız" şeklinde bir haber vermişti, anladığımız kadarı ile adi Zafer (şaka şaka) motordakileri kendine çete etmiş bize şaka yapıyordu. Ama hala daha kimlerin hakikaten geldiğini bilemiyorduk. bu arada Dr elinde çantası ile geldi, bir telaş tansiyonumu ölçtü, ciddileşen suratı ile "Ersin sen çık yukarı biraz dinlen" dedi ... bu arada tekne geldi, ama iskeleyi tam göremediğimizden kimler geldi hala belli değildi, Ve mutlu annnnn !!!! bir de baktık ki herkes gelmiş, daha sonra vapurla geleceğini söyeleyenler hariç.....




Hemen hoşbeş ettik herkesle sarılıştık Zaferi aradım bu arada en sonda yüzünde hain bir gülümeseme " adi judas" dedim gülüşüp sarılıştık. Müzik işlerini acilen sevgili okay, sevgili alp ve canım büyük kızım Ayşe'ye teslim ettim ve de rahatladım

Sonra daha hala vakit varken ben bi yukarı çıkiim dedim, doğruca odaya gittim, ayağıma bir eşofman takıp yatıım yatağa.......

Bu arada Canım Tanya yanında birkaç can dost geldiler "aaaa napıyosun dediler " valla Dr yat dedi yatıyorum dedim. Hemen aşağıya bir şişe şarap sipariş ettik ekip halinde oturup kadehlerimizi tokuşturduk.
Hadi dediler sen çık ta biz gelini giydirelim. Tamam dedim, oralarda zevzeklenirken Dr ile bir saate baktık ki giyinmiş olmamız lazım, Dr'un odasında 5 dakkada nasıl giyindik bilmiyorum, Bu arada yaşadığımız minik kriz de şöyle idi, ben nikah falan fasıllarından önce, gelinime yüzük takmak düşüncesindeydim, bunu kendi aramızda olmasını tasarlamıştım, başta Mete ve bunu duyan sevgili ays ve orada bulunan ekip ( Tanya'yı banyoya kapatmışlardı bu sırada) "katiyen olmaz nikahtan hemen sonra masada takarsın dediler" " aman diyim etmeyin" falan desemde kabul ettiremedim. Yüzüğü Dr aldı " ben zamanı gelince zana veririm" diyerek. Akabinde Dr beni alıp lobiye indirdi, herkesler yavaştan kokteyl havasına bürünmüş, ortalık sık ve güzel insanlarla dolmuştu. Bu arada Babası da Canım Gelinimi getirdi.....

Sonra Arabalara atlayıp bir gelin alayı yaptık, güneşin tam batışında adanın batı bıtnundan döndük, kıpkızıl ışıları o soğuk havada bile yüzümüze aydınlık verdi.Bu arada bizim arabada olan küçük kızım Alara ( gothicshark) binlerce resmimizi ve videomuzu çekmekteydi.

Kendisi foto ve video dan sorumlu devlet bakanı olmuştu. Tüm gece binlerce resim ve video çekti. Ertesi gün sağ kolu iptal olmuştu.




Araba turunun sona ermesi ile, otele döndük ve kokteyl faslı başladı, artık herkes sahane giysiler içinde çok şıktı, güzel bir servis ile Halki Palas'ın girişinden ana holüne uzanan, tarihi dokusu bozulmadan yenilenmiş alanda keyifli dakikalar başlamıştı. Sarılışıp öpüşmeler, tebrikler ve gerçekten büyülü bir hava oluşmuştu.






Bu arada sevgili nikah memuremiz, "cumhuriyet kadını" Selviye hanım da gelmişti, Bize belediye ile ilgili işlerimizde çok yardımcı olan yıldızay onu iskeleden, otele getirecek vasıtayı bile ayarlamıştı, sağolsun, biraz hoşbeş ten sonra nikah saatinin geldiğini bize hatırlattı.

Şahitlerimiz İlhan ve Didem, in şahadeti ile çok güzel hazırlanmış masada çok güzel sözlerle bizi "karı+koca" ilan etti.


Dünyalar bizim oldu, hep böyle geçmesini diledik içimizden......Bu arada Dr Mete, yüzüğü taktıktan sonra hemen arkamızdaki balkona çıkmamız gerektiğini söyleyerek yüzüğü verdi, öpüşme kokuşma faslını yapıp, balkona çıktık, acaba ne vardı ?

Orada toplaşınca kalp şeklinde bir kutu geldi, sevgili Ays ve Bubu iki adet beyaz güvercin getirmişler birine papyon diyerine de duvak takmışlar, Ays güzel bir konuşma ile bize güvercinleri verdi, papyon ve duvak çıkartıldı ve onlar en güzel dileklerimizle, adanın tertemiz semalarına salıverdik muhteşem bir duyguydu ( görgüsüzce atılan binlerce havai fişekten milyonlarca kat daha güzeldi)




Sonra içeri geçilip kokteyle devam edildi ve de tebrikler kabul edildi.

Yavaştan yemeğe geçilme zamanı geklmişti yemek otelin alt katındaki restoran bölümündeydi, masalar gayet güzelce ayarlanmış isimler sevgili sybella tarafından yerleştirilmiş, davetliler için hazırlanan hediyeler herkesin adına göre yerleştirilmişti, hiç bir karmaşa yaşamadan yerleşildi.

Müzik listesi şahaneydi, özellikle sectiğimiz 80'li yılların hepsi hit olmuş parçalarını yaklaşık 6 saatlik bir kayıtla toplamıştı Ayşem ve Okay, genede Dj koltuğunda Okay işi otoplay'e bırakmadan bütün bir gece ter döktü...

Sevgili ile dansımızı yaptık.




Keyifle herkesle sohbetleştik, herkes çok mutluydu, memnundu bu bizleri kat be kat mutlu etti, neş'emize neş'e katıldı, Yemekler açık büfeydi ve liste daha önce konuşulandan da güzeldi, Sevgili bülent bey ve İsmail bey bize istediğimizden de muhteşem hazırlamışlardı, Ahçıbaşı döktürmüştü...

Bir ara hızlıca dans müziği dinlerken, amanın dedik be inanılmaz ve hiç beklemediğimiz bir anda "şen ola düğün" çalmazmı?!! Tanya ile ben dona kaldım aman ne oluyor demeden masalardaki hekesin bir anda ortaya fırlayışına şahit olduk, daha sonra Ağrı dağını çaldılar, bu iki parçayı düğüne kendisi değil kalbi katılan sevgili oktay koydurmuştu sürpriz, Tanya'nın ağlamaklı ifadesi herkesin neşesini görünce neşeye dönüştü biz de ortalara çıktık, iki parçalık bu fasılın bitimi ile diğer müziklere dönüldü.



Bu arada Sevgili Okay, sahneye çıkıp Tanya'ya ithafen, Nick Cave'in "God is in the house" isimli şarkısını söyledi ( herhalde ancak orjinali bu kadar güzel olabilir) daha sonra Ayşe ile beni de davet etti, klavyede Okay, Gitarda alp, Başta ben ve mikrofonda Ayşe, güzel bir parça daha çaldık. Oradan bakınca herkesi görürsünüz, işte ben de herkes, hafif dolu gözler ile izlerken büyük bir keyfi gördüm yaşadım çok alkış aldık. ( sahnelere mi çıksak ne ???) :)
Daha sonra pastamız geldi, pek şık ve lezzetliydi, pastayı güzelce kesip birbirimize yedirmeyi de ihmal etmedik elbette....


Gece gerçek sevgi ve coşku ile devam etti. Hepimiz herkes mutluydu, bu bakımdan tüm misafirlerimize ne kadar teşekkür etşek az, davet ettiklerimizde bir iki kişi mücbir sebepler ile katılamadılar ama kalpleri yanımızdaydı....

İşte böyle bizler için bile rüya gibi bir günü geceyi ve ertesi sabahı yaşadık.

Ertesi gün hava güzeldi ve adada dolaşmaya çıktığımızda her köşede bizden birileri vardı, daha sonra iskeledeki çaybahçelerini adeta pasrellemiştik, neş'emiz keyfimiz devam etti..

Daha sonra gene otele dönüldü toplanıldı ve aslında 14 olan motor daatimiz 15.30 alındığından rahatça dönüldü gerçek hayata.....

Herkes varlıkları ile bizi çok mutlu etti, umarız biz de herkese kolay unutulmayacak bir haftasonu yaşatabildik, hatalarımız oldu ise affola.

Buradan, daha ilk gününden başlayarak bize sevgi, saygı ve mükemmel profesyonellik ile hizmet eden Halki Palas'ın başta Bülent bey ve ismail bey olmak üzere tüm ekibine teşekkür ederiz adeta evimizde gibiydik. Dostluklarını o sıcak ve güven veren havalarını hiç unutmayacağız.

Haaaa güvercinler ne mi oldu, sabah baktığımızda taklalar atarak otel üzerinde uçuyorlardı, hayvna dostu Bülent bey onların artık otelin koruması altında olduklarını nuntazaman yemleneceklerini bize müjdeledi....

Ne mutlu bize.
























Salı, Mart 25, 2008

Vee düğün günüüü

Nihayet o gün gelmişti....

Bir gece önce canım Tanyam, anne ve babası, sybella ve canımdancanı bana geldiler, oturup sohbetleştik, babası o gün ilk defa beni piercinglerim, küpelerim ve dahi dövmelerimle görme mutluluğuna erişti, ama olsun idare etti adamcağız. . Keyifle sohbet ettik, ertesi gün için sabah saatlerinde önden adaya gitmek üzere sözleştik. Onlar gittiler, Zafer ile biz biraz daha sohbet ettik, adamcağıza gene bir masaj yaptırdım, sağolası gık demedi gene...

Yatıp uyudum, sabah sat 07.30 cıvarlarında uyandım, keyfim yerinde idi, hava günlük güneşlikti, biraz yatakta debelendikten sonra mutfağa gittim, o anda şoka girdim, zira pencereden baktığımda bembeyaz dalgalarla köpüren bir marmara denizi vardı, haydaaaaaaaa... Sesimi çıkartmıyayım bi şekil gideriz dedim, giderdik gitmeye ama diğerleri nasıl gelirdi, hava daha da bozarmıydı.....

Bu düşüncelerle, balkon camını açtım, irice bir bardak çayımı aldım, James Blunt koydum cd'ye iyi ce de açtım sesini, ayaklarımı demirlere uzatıp dalgalarla dalga geçerek elimdeki gitar ile parçaya eşlik ettim. Daha sonra hadi hayırlısı deyip, Zafer'le helalleşip çıktım yollara. Tanya ben yoldayken aradı eee şeyyyy hava biraz lodos dedim, "şakasın heralde" dedi, hadi hayırlısı deyip toplaştık. Elbiseleri ve ufak tefek şeyleri de alıp gittik.


Düşüncemiz onca eşya ile vapur yerine bir tekne tutup birlikte gitmekti, Bostancı'ya ulaştığımızda hemen arabaları boşalttık, öğleden sonra misafirlerimiz için tuttuğumuz tekneyi bize ayarlayan Musa Kaptan ile görüştüm, gideriz sorun yok biraz sallar dedi. Bu arada Dr Mete de bize katıldı sağolsun...Yola çıktık, eh biraz salladı bir ara Tanya'nın annesi kamarada ortadaki direğe tutunmuş duruyordu :)

Güle oynaya gittik ve Halki Palas'ın iskelesine yanaştık. Yol sırasında Musa Kaptan "merak etme öğleden sonra hava daha iyileşir" diyerek içime su serpti.

Adaya varışımızda hemen eşyalarımızı , birkaç gün önce Zafer ile götürdüğümüz diğer eşyaların yanına yerleştirdik, kısa sürde odalarımıza geçtik, daha sonra lobide buluştuk daha çok zamanımız olduğunu düşünüp şöyle çıkıp yürüyelim dedik. Sevgili Dr hadi sahilde iki duble bişey içelimn dedi, aklımıza daha önce yediğimiz levrek marine geldi, iki duble içip levrekleri keyifle mideye indirdik, , daha sonra ver elini otel..

İlk iş müzik sisteminin kurulmasıydı, aslında o sıralarda daha otelde hiçbir şey yerleşmemişti, Müzik enstrümanlarını ( evdeki bir elektro ve bir bas gitar, bir klavye, bir octoped) Zafer ile perşembe gününden götürmüştük. Ayrıca iki adet müzik yüklü laptop Sevgili Okay ve canım büyük kızım Ayşe tarafından şahane playlistler ile günler boyu uğraşılarak hazır edilmişti.

Bir yandan onları hazırlıyorken diğer yandan da telefondaki kulağım Zafer'de idi, Zira Zafer'i misafirleri getirecek teknenin başı yapmıştık tekme saat 15 te kalkacaktı saat 15:15 olmasına rağmen Telefonun ucundaki Zafer daha üç kişi geldi diyordu... GArip herhalde trafiktir dedim, "bari mümkünolduğunca bekle " demeyi de ihmal etmedim.

Yarın: zafer den telefon geliyor tansiyonum çıkıyor!!!! , akşam oluyor ve muhteşem bir düğün .......bir dolu resim ile ( dizi film gibi yapıp reytingi kurtarmaya çalışıyorum HAHHAA)

Perşembe, Mart 20, 2008

evlendik...hehh hheee -2-

Eveet,

Ocak ayı sonlarında meşhur Hindistan gezimizi yaptık ve şubatın 17 sinde döndük, döndük ki artık bir aydan az zamanımız kalmıştı. Otel ayarlanmış hazır, Tanya'nın gelinlik siparişi Pronovias'a verilmiş, benim elbisem hazır, ama daha nikahın resmi organizasyonu hazır değildi. Hiç heyecanlanmadık, en rahat halimizle koyulduk işlere.

Hindistan seyahatimiz sırasında talebelerimden Yıldızay'ın adalar belediyesi ile yakınlığını bildiğimden gerekli konuşmaları yapmış onun da yardım sözünü almıştım. Sağolsun süreç boyunca bu konuda çok yardımları oldu.

Önce karlı bir şubat günü Kadıköy belediyesinin evlendirme memurluğuna gidip gerekli belgelerin ne olduğunu ve başvuru kağıdını aldım. Kolay belgeler gerekiyordu, bir de sağlık belgesi gerekli idi.

O haftasonu otelin genel durumunu kalarak görmek ve de yemek işlerini organize etmek için Halki ye gittik. Sybella'yı yemekten sorumlu devlet bakalı ilan ettik, Sevgili dost Dr Mete'nin de katkıları ile güzel bir yemek listesi hazırlayıp, organizasyonu nasıl yapacağımızı Genel Md Bülent bey ve İsmail bey ile detaylandırdık. Ki bu organizasyon şıkır şıkır çalıştı...
O akşam keyifli bir heybeliada gecesi yaşayıp içimizi otel ve yemek konusunda rahat ettirdik.

Bu arada Yıldızay'dan nikah memuru konusunda gerekli güzel haberler de gelmişti. Evraklarımız aşağı yukarı tamamlanmış bir tek sağlık belgesi kalmıştı. Onu da hallettik !!!......

Artık gün saymaya başlamıştık. Sevgili Bubu ve Ays ile beraber keyifle Eminönü'ne gidip masalar için güzel süslemeler aldık. İkizlerini bizim için neredeyse tüm gün bırakıp koşuşturdular...

Kadıköy Belediyesi nikah dairesine tüm evrakımızı onaylatıp, nikahın Adalar da kıyılması için havalemizi aldık. Ertesi gün Büyükada'ya gidip tün işlemleri tamamlayıp Nikah memuresi ile her konuda mütabık kaldık.

Bu arada Hindistandan gelen davetlilere düğün hediyesi olarak için şallar almıştık buna ek olarak da sevdiğimiz şarkılardan oluşan cd'ler hazırladık, üzerlerinde resimlerimiz ve çok güzel bir şiir de vardı. CD'leri kopyalamak biraz zamanımızı aldı ama keyifle yaptık. Tanyacık her bir kareyi seçti şiiri buldu, sevgili Ays cd kapak ve üst yerleştirmelerini yapıp bize yolladı..

Son hafta canım Tanya'nın sevgili annesi geldi yardımlar için, benim de can dostum Zafer Hoca bana geldi, beni bir dakika bile yanlız bırakmayarak her türlü kaprisime bıkmadan usanmadan güler yüzle katlandı, hergün saatlece masaj bile yaptı..... hakkı ödenmez.. keyifli bir final haftası yaşadık güle oynaya. Yemekler yedik, güldük, heyecanlandık, kendimizi hazırladık ve son günün bir kısmı hariç normal tempomuzda çalıştık.... Şimdi düşünüyorum da ne kadar keyifliydi..........

Ve yarınnnnn........büyük güüün ......düğün günüüüüüü !!!!!!!!!!!!!! ( tabi ki resimler)

Çarşamba, Mart 19, 2008

evlendik...hehh hheee


Biz evlendik malum, şimdi birkaç evlilik yazısı yazacağım, bugünlük resim yok ama yakında onları da eklerim.

Çok güzel bir nikah ve düğündü, tarifi imkansız, kendimizin düzenlediği bir oluşum için böyle demek belki biraz kendini beğenmişlik gibi görünebilir ama dışardan da bakınca, muhteşem olduğunu söyleyebilirim....


Şimdi size öncelikle bu işin biraz tarihçesini anlatayım....


Bir akşam otururken dedikki böyle otura otura hiç bişey yapmayacağız, hadi artık evlenelim hem de en kısa zamanda.

daha önümüzde beraber gideceğimiz bir Prag ve bir de Hindistan seyahati bu ikisinin de arasında canım Tanya'nın iş için gideceği uzunca bir Çin yolculuğu vardı. En iyisi mart dedik en yakın uygun zaman.


Önce Prag'a gittik hemen ardından da Tanya'nın Çin seyahati tamammlandı. Bu arada nerede evlensek diye düşünceler zaten öteden beri mevcuttu. Akla ilk gelenler Küba veya Amsterdam'dı, daha sonra buna Roma, vs. gibi ekler de geldi. Külahımızı önümüze koyup düşündük, evet bu aday yerler pek hoştu ama uzaktı ve de ancak sınırlı bir katılım olacaktı.


İstediğimiz, iyi bir yerde yemekli bir parti ile sınırlı değildi, nereyi düşünsek aklımıza uymadı. Bir ara neden adalar olmasın dedik, aklımıza ilk iş Halki Palas geldi, ama nasıldır nedir ne değildir adalarda başka imkanlar varmıdır falan bayağı bir düşünük. Ben adalardaki çeşitli otellere mailler attım hava şartları nedeni ile olumlu olumsuz cevaplar aldım.


Sonunda hadi gidelimde bir bakalım şu yerlere dedik. Ocak ayında bir cumartesi vapura atlayıp önce Heybeliada'ya gittik, yürüyerek Halki Palas'a ulaştık, hava soğuk ama güzeldi, otele girer girmez hoş bir sıcaklık kaplamıştı içimizi, köşede duran otelin bilge papağanı Koko ile sohbet ettik ve daha sonra da neden orada olduğumuz anlattık. Bizi genel müdür sevgili Bülent bey keyifli bir sohbet ile karşıladı ve bilgilendirdi üst üste içilen çaylar kahveler dem sonra, hem kokteyl ve yemeğin yapılacağı yerleri ve hem de odaları gördük. Genel olarak her konu bize makul geldi. İşin en güzel tarafı ise herkesi, İstanbul'dan uzaklaştırmak, yanlızca bir yemekle geçiştirmemek orada bir gece misafir etmek, eğlenceye sonrakli sabah hatta gün de devam etmekti.

Kafamıza uygun ve keyifli bir yerdi, keyifli bir konsept olacağı zaten o anda içimizde yer aldı.

Yasak savarcasına hemen Büyükada'ya gectik, Splendid Palas' gittik, güzerl otel o tarihte bir korku filmi dekoru gibi idi, tamamen kapalı hatta pencerelerine tahtalar çalılmış vaziyette olup içinde kimseler görünmüyordu. Oradan ayrılıp, Princess Otel'e gitti uğradık, buırayı da uygun görmedik.

Nedense Halki Palas'a daha ilk anda içimiz ısınmış ve sanki hiç bir şüphemiz kalmamıştı. İstediğimiz yer budur demiştik. İlk vapuru beklerken köşedeki kafede şarabımızı içip plan proje yapmaya başladık.

Dönüşte ise Damat-Tween e uğrayıp hemen nikah elbisemi aldık. Huzur içinde eve döndük, yapmış olduğumuz bunca şey ise, sadece 4 saatimizi almış, herşey kafamıza oturmuş, üzerimizden bir yük kalkmış ve içimizi tam bir heyecan kaplamıştı. Zaten hiç uzatmada daha o pazartesi her bakımdan Halki Palas ile anlaşmış, Tanya'cık kaporayı yatırmıştı bile...

İşte bu resim ocak ayında ilk defa Halki Palas'a doğru yürürken gösteriyor canım Tanya'yı..... Ne mutlu daha sonra bu yollardan gelin "atlıarabasıyla" geçtik tüm ekiple....
Sonrası yarınaaaa belki birkaç resim de olur...
Sevgi ile kalın

Salı, Şubat 26, 2008

Ada keyfi evllilik provası



Hafta sonu Heybeliada'ya gittik pek keyifliydi. Ekibimiz kalabalık olmamakla beraber çok uyumlu ve ekabirdi.

Önce otele giderek evlilik resepsiyonu ile ilgili son rötuşları ihtiva eden toplantımız yaptık ve yeme içme işlerini Sybella'ya yükledik. Sağolsun keyifle kabul edip gerekli işlemler konusunda bize hemen yardımcı olmaya başladı bile.

Tabi karnımız acıktı önce otelde yeme fikrimizi daha sonra "hadi meyhaneye" gidelim diye değiştirdik. Ne de iyi yapmışız. Oradaki yerleri tanımadığımızdan camlardan içeri baka baka mekanları gördük, baktık ki birinde gitar, ud falan var hemen girdik. Henüz geç saat olmamakla beraber ekip halinde gerekli siparişleri vermemizle, udi arkadaşın mızrap vurması bir oldu meğer oraya rastgele gelmiş olan her müşteri birşeyler çalar vaziyetteymiş. Daha sonra içeri yaşlı ama dinç bir bey ve orta yaşlı bir hanım da girdi, herkez ona hoşgeldin Niko abi dedi..............

Aman yahu Niko abi bir üstad çıktı ki sorma gitsin Türk sanat müziğinin bildik bilmedikher köşesine inanılmaz sesi ile götürdü bizler. Yanındakiler de eksik kalmadan hatta biz bile cüret ettik fasıl heyetine katılmaya.

Mezele, şişeler sonu gelmeyen şarkılar falanderken Niko abi ve yanındakiler ile ahbaplığımız ilerledi hatta kendisinin yan kilisede ayin sırasında da ilahiler okumakta olduğu bilgisine de ulaştırdı bizi.
Biz Niko abimiz ve ekibini düğüne davet ettik Niko abi de bizi ertesi günkü ayine. ( gittik tabi biraz geç kalmamız nedeni ile babacan bir fırça da yedik Niko abiden)

Saat 02.00 cıvarlarında çıkışta meydana atılmış bir piyano gördüm ve çaldım kimbilir hangi evden çıkartılıp hoyratça atılmıştı. Sesi, hiç akordu olmamasına rağmen hala çıkıyordu ( ki bu piyano çalmamız sabah gittiğimiz bir yerde " yahu biri meydandaki piyanoyu çalmış" şeklinde bize aksetti) :)

Ada muhteşem sessizliği ve içten havası ile herbirimizi elbette fethetti. Bilirsiniz ben şehirci bir adamımdır ve de öyle uzak cıvarda yeni kurulan sitelerde "aman da ne sessiz" diye yaşamaya gidenlere de hep takılırım. Zira gidilen yer tepe cıvar boşluklara, gecekondular ile iç içe yapılan tiyatro dekoru ruhu olmayan mekanlardır hep. Oysa adada rahatlıkla yerleşebileceğimizi keşfettik, zira o yeni yetme hepsi birbirinin aynı olan siteler gibi değil orası, her yerinin ayrı bir ruhu olan bibaları, sokakları, ağaçları, martıları elbete engiiin denizi ile bin yıllık yaşanmışlığı var. Muhteşemdi, muhteşem evlilik yapma yeri için en doğru kararı vermişiz aferin bize....
İşte odamızdan resimler....

Pazartesi, Şubat 18, 2008

Vaaaay bir ay geçmiş

Dostlar
Bir ayı geçen bir zaman olmuş son yazımdan beri ama yaklaşık 20 günlük kısmı Hindistan seyahati olduıundan zamanın farkına varamamışım.

Bildiğiniz gibi evlilik hazılıkları son sürat devam etmektedir tarihi yeri herşeyi belli olmuştur. Bu işlerde heyacan yaşa başa bakmıyor....

Keyifle hindistana gittik muhteşem yoga çalışmaları yaptk akla hayale gelmeyecek yerler gördük çok keyifli idi zannederim sevgili de ben de ayrı ayrı birkaç yazi le bu anekdotları resimlerle size anlatağız.

Sizleri özledik
Sevgiler
Ersin