
Cumartesi, Kasım 01, 2008
Doğum günü

Cuma, Ekim 31, 2008
Dün/bugün


Yorum sizin
Teşekkürler Ayşe
Perşembe, Ekim 30, 2008
29 ekim ve etkinlikler
Cumhuriyet Bayramında, Atatürk çocuğu olan bizler, Ata'mıza yaraşır bir faaliyet içinde gururla mutlulukla etkinlikteydik, ne mutlu bizlere....
Sevgili ve Bussad takımı ve diğer takımlar, hatta ferdi yarışanlar heyecanla çoşkuyla şevkle keyifle bu günü kutladılar, 25 yaşından 80 yaşına kadar Cumhuriyet genci insanlar var olsunlar
Sevgili bir sürü yarışa girdi, biraysel yarışlara ve de bayrak yarışlarına madalyaları topladı, ben ise fotograf çekme madalyası aldım sevgiliden.....
Spor'un o dostluk, kardeşlik, gentilmenlik havasının muhteşemliğini sevgili blogunda yazdı, gözlerimiz yaşardı. güğsümüz kabardı ..Salı, Ekim 28, 2008
ÖZGÜRLÜK
Pazartesi, Ekim 27, 2008
İki resim

Cuma, Ekim 24, 2008
SANSÜR ve BLOG
Bu da başımıza geldi, mahkemelere bir sözüm elbette olamaz onlar anayasa ve hukukun, kanunların verdiği yolda kararlar alıyorlar ve uygulamalar yapıyorlar...
Ama gördüğünüz gibi bloglar artık sansüre uğradı.
Ahlamanın vahlamanın hiç manası yok dünyadaki birkaç ülke ( iran Çin falan) gibi bizde de sansür kondu, fikirlerimize, düşüncelerimize vah vah.
Ben burada da yazmaya devam edeceğim kendimi özgür hissedebilmek için ama, açık alanda da şu blogda olacağım.
http://ersinsaran.wordpress.com
Orası da sansüre uğrarsa daha başka bir bloga, fikirler düşünceler hapsolmasın diye....
Perşembe, Ekim 23, 2008
Hayat güzeldir
Neyse, holterler, tahliller,testler, muayeneler yapıldı, ihtiyar sağlam çıktı... (tahtaya üç kere vurunuz tık tık tık). Zaten gıcık olduğum şey bu bedenin nasıl olup ta hastalandığıdır ( gene maşallaaaahh).....
Canım sevgili, bana hiç belli etmeden ne kadar da üzüldü. Yüzü hep güldü, Dimdik durdu yanımda ama ben onun gözlerinden anladım ne kadar üzüldüğünü.
Geçti gitti biraz dikkat ederek her türlü sporlar, hareketler vesaireler serbest. Haaa bir de yemeklere biraz dikkat edilecek, e zaten bizim normal günlük yediklerimiz, neredeyse doktorun verdiği standart diyet, ve fakat peyniri falan abartmışım biraz....
Buradan canım sevigliye bin teşekkür, sonsuz minnet ve hep sağlıkla yanımda olma temennisi....ve tabi hep sağlıkla yanında olma sözü..... Aliş sözü .....
Bir sürü mesaj atan, telefonlar ile zahmetler eden herkese, tüm gerçek dostlara bin kere teşekkür, vallahi bir daha kolum falan ağrımayacak.....
Hayat güzel daha yapacak çok şeyler var üstelik, sağlıkla, keyifle...
Salı, Ekim 21, 2008
Holter günleri
Pazar akşamı, o gece ve pazartesi sabahı, tam tabiri ile göğsümden sol koluma yayılan bir ağrı ile yaşadım. Elbette ki endişelendim, önceleri yok yahu birşey demekle beraber ağrı azalmayınca elbette meraklandım.
Pazartesi sabahı sevgiliye " bu bir kas ağrısı ama ya değilse?"dedim zira babam bu şekilde bir ağrı ile kalp krizi geçirmişti.
O sırada, işe gitmek üzere her zamanki gibi çok şık ve kokoş giyinmiş olan sevgili endişesini bana hiç belli etmeden "hadi hemen gidelim" dedi, atladık gittik hastaneye.
İçeri girer girmez kolumun ağrısına ek olarak bende bir heyecan başladı sormayın, hele beni acilde yatağa yatırıp koluma bir IV taktıklarında monitöre bağladıklarında bu da yetmez gibi perdenin arkasına gizlemeye çalıştıkları kalp şok cihazını görünce, tansiyonum patlarcasına çıktı.
Aman yapma etme dediler, dayadılar zanaksı, damardan bir de ağrı kesici, bir de beta bloker... yanımda da arkamdaki monitörde yazan delirmiş rakamları bana tenzilatla okuyan sevgili olunca rahatladım, herşey düzelmeye başladı.... kalp enzimleri iyi çıktı...
Bir saat sonra hadi dediler artık siz gidin ama şu tansiyonu bir görelim, taktılar mı bana bir holter cihazı, üstümde kablolar, kolumda ikide bir şişen bir tansiyon aleti yanımda da bir kayıt cihazı, robot gibi bişey oldum yani anlayacağınız......
Eve geldik sevgili bana prensler gibi baktı ooohh paşalar gibi bakıldım, bütün gün her istediğim yanımda oldu, yediğim önümde yemediğim arkamda, sevgilinin hep gülen hiç bir endişesini bana belli etmeyen sevgili...... Eksik olma sağol var ol
Ve merak etme aslan gibiyim işte sonuçları da gördün...
Bu arada ağrı ne miymiş, yüzme antremanında kulaç atan ham vücudun kas ağrısı :)
Salı, Ekim 14, 2008
Kapitalizm öldü mü
Ölse ölse şu son 10 yılın hastalıklı akımı olan neo-liberalizm ölmüştür, mevlam rahmet eyleye, o win win politikaları, sonsuz rekabet sözleri, dipsiz risk politikaları, hisse senetleri ile tahvillerle kurulmuş iskambil kağıdı kaleler yer ile yeksan. Merak ederim o neo-liberal yazarlar hiç utanır mı yooo asla utanmazlar. Gene yazarlar yüzler kasap süngeri ile silinmiş olarak.
Ortalıkta sereseri paranın bol olduğu dönemlerde, bol keseden harçamalar, çılgınca ve sonsuzca limitli kredi kartları, herşeyi kredi ile satmalar, herşeyi yıllar onceden fiatlandırıp almalar ne oldu? fossss. Para olmayınca o arsız petrol bile 140 dolarlardan 80 dolarlara indi alacak kimse olmayınca daha da düşer.
Oysa üretim ve emek halen mevcut, bilhassa bizim gibi artık üretimi ve emeği boşverip, umudunu japonyadaki, ev kadınının tasarrufuna fazla faiz vermek ve böylece parayı çekmek gibi bir hasta ekonumik yapısı olan devletler allah sonumuzu hayreyleye... Geçmiş olsun bitti o devri saadet.
Şimdi kişisel paranız malınız, mülkünüz varsa idare dersiniz, borç ile yaşıyorsanız durum acıklıdır.
Ne oldu neo liboş kardeşlerin kağıttan kalelerine, gitti hepsi, devlet baba hepsine ortak oldu, yani devlet kapitalist oldu şimdi. Yani bir başka deyişle karma ekonomik sistem geldi tekrar başa hani şu Özal'ın alay ettiği" öyle ekonomi olmaz, karma ekonomi, katır gibi eşek ile at çifteşmesinden doğan ve döl vermeyen bir yapıdır" demişti, çok değil 20 yılda ip çekildi.
Şimdi, Özallar, Theatcher'ler döneminde başlayıp, sonraki malum kişilerin zamanında devleşen sistem artık yok, belki de hiç olmayacak devletler gene bir gün özelleşmeler yapacaklar ve kasamıza şu kadar para koyduk diyecekler. Ama o devletlerin batanı satın alacak paraları var bizim gibi her türlü devlet malını satıp sonrada çulsuz kalmışlar değil.
Şimdi bizim elimizde çok sağlam dediğimiz bankalar var, hepsi yabancı, bakınız bir gecede adı hala Fortis kalsa da BNP oluverdi o da Türkiye Fortis'i cazip bulmazsa satacak, kala kala elimizde Ziraat Bankası ve Halk Bankası kaldı, onları da satmak için debeleniyorlar. Telekomumuz lübnan şirketi, devlet sektöründe, kağıt fabrikamız yok, şeker fabrikamız yok, demir çelik fabrikamız yok hiç bir şeyimiz yok, ama bunlar ilk krizde batarsa gene herşey devletin olacak tabi devletin onları finanse edecek parası olursa. O da borç alınmış bir para olduğundan hemen kaçacak..... Vah vah vah...
Hadi ordan liboşlar .......
Kriz mriz derken
O sıralarda hükümetin başı ( bu tabiri eskiden Demirel, Ecevit için kullanırdı yani ahlaka aykırı bir hitap değil) malum medya patronu ile kavga halindeydi, hiç bir şey umurunda olmadan 32 kısım tekmili birden ya da radyodaki "arkası yarın" gibi gün ve saat ile randevu vererek kavga ediiyordu. Reyting yapıyordu, şu gazeteyi okuyun bunu okumayın diyordu..... unutulduuuu gitti
Hemen ardından, kriz Amerika'yı daraltırken biz, Deniz feneri dvası ile eyleşmekteydik, bağırıldı çağırıldı Dengir bey ile diğer CHP li vekil ile televizyon kavgaları yaptı. unutulduuuu gitti
Arada menfur baskın ve 15 evladımızın katli gerçekleşti. Onunla uğraştık. Bizler içimizde hissediyoruz ama medyada falan unutlduuu gitti
Bayram oldu, gene yollarda öldük. Bir dahaki bayrama kadar unutlduuuu gitti
Günümüzü öyle böyle geçirip kendi sınırlarımız içinde debelenirken dişarıda kriz Amerika'yı bayılttı, oradan Avrupa'yı daraltmaya başladı. Tüm devletler, gerek kendi içlerinde ve gerekse birlikte hareketlerle kriz analizi yapıp tedbirleri aldılar. Hala da almaktalar. Bizde ise Başvekil ve bakanları şöle demekteler.
" Hamdolsun, bankaclılık sistemimizi şahanedir, kriz bize vız gelir inşallah, hayırlısı ile bu krizi kazanca çevireceğiz. Maşallah memleket ekonomimiz çok iyidir."
Falan filan, bakınız yukarıdaki meseleler tamaen unutuldu, deniz feneri falan bitti gitti.
Yahu toplumsal hafızası ne zayıf bir milletiz biz.
Yahu muhterem Başbakan, siz 2002 de iktidara geldiğinizde, zaten bu memlekette Kemal Derviş'in acı receteli ekonomik tedavisi uygulanmaktaydı, siz hiç birşey yapmadınız, Aklına şaşılası MHP başkanı seçim seçim diye tutturup, o sırada akli melekeleri şüpheli rahmetli Ecevit erken seçimi kabul etmeseydi ekonomik gelişim onların zamanında olacaktı. O nedenle tedbiri elden bırakmayınız, lütfen oturup bize kriz yönetim planınız olduğunu söyleyiniz, inşallah ile maşallah ile olmuyor.
Ha yahu ne olacak bu millet zaten krizlere alışıktır, ıh mıh ederler geçip gider demeyiniz, kriz sonrası memleketin kayıplarının neler olduğu ortada, üstelik siz de iktidarınızı kaybedersiniz.
Cuma, Ekim 10, 2008
amsterdam 2
Sevgili ve Aliş bisikleti
Tarih müzesinin bahçe cafe'si huzura bakınız yahu ohhhh
pomfrit ( pommes frittes) kuyruğu, yahu koskoca adamlar sıralarda bekliyorlar olacak şey değil
bak sen yahu koskoca adam ne hallere gelmiş andropoza girmedim diye debelenmiş. hahhaaaaaaaa biri bana böyle demiş yazık , söyliyeyim ,içim rahat etsin ihtiyar olduğum için yakını görememekten aldım bu gözlükler hastasıyım onların, beş adet aldım sakarlıktan çok kırıyorum ya, tepemdeki ters takılmış bir kasket ve kolumdaki canım sevgili
gece karanlık aslında kamerayı iyi tutabilmişim yahu az flu çıkmış ( barton şimdi neler der buna). burası bir kafe karşıdaki de güzel bir binaSalı, Ekim 07, 2008
amsterdam 1

Schipol havaalanında biz






Kanallara bayılırım Amsterdam'da orada bir kafede oturup saatler geçirebilirim. Nehir evlerine de bayılırım aslında öyle tıkışık evleri sevmem ama belki kanalda bir ev olsa yaşamak isterim sevgili ile...


Amsterdam evlerini de pek severim 300-400 yıllık evler gayet bakımlı ve içleri medeniyetin tüm imkanlarına sahip olarak ayakta durur ruhları vardır hepsinin





Biraz da deli haller
resimlerin devamı yarına, öbürgüne
Sevgiliye binlerce teşekkürle....
Cuma, Eylül 26, 2008
HARİ PUTTAR
Benim çılgın Hint'liler bu isimde bir film yapmışlardı ve de 12 eylülde vizyona girecekti. Holywood Bolywood'u dava etti "olmaz canım artık bu kadar da" diyerek.
Dava, Bombay'da ( artık Mumbai deniyor ) görüldü ve hakim " canım ne var bunda gayet normal Hari bizde sık rastlanan bir isimdir ayrıca Puttar ise oğlan çocuğu anlamına gelir ki gayet hintçe" demiş işte size filmin afişi

Ama bu kadarla da bitmiyor filmin hikayesi de şöyle :
”Hintli Hari Puttar, ailesi tatile gidince evde yalnız kalan ve hırsızlara karşı tek başına mücadele eden bir Hintli çocuğun hikayesini anlatıyor".
80 li yılların meşhur çocuk artisti Macaulay Culkin'in rol aldığı "Evde Tek Başına" filminin aynı olsa gerek :) :)
Arkadaşlar bildiğiniz gibi özellikle son yıllar da sevgili ile olmak üzere çok yıllardır Hindistan'a giderim, genelde yoga aşramlarında kalınır ama otelde kalındığı geceler bu hint film ve müzik kliplerini izler yerlere yatarım....
Aman bu filmi bir izleyebilsem hahhhhaayt..
Bu arada film gösterime dün girdi....
bu da you tube daki fragmanı http://www.youtube.com/watch?v=yas1SJ5bZ1I&feature=related
Perşembe, Eylül 25, 2008
VISULOG
Sevgilimin talebi başım üzerine diyerek hemen visulog a girdim ve de test yaptım. Ne diyeyim çok zorlanmadan hemen tıkladım seçenekleri, özellikle de havalara girneden kendi kendime yalan söylemeden tıkladım.Sonuçları aynen beyan ederim, yani ben şuymuşum :
Sofistike
Firari
Keyif düşkünü
Aşk böceği
vayy
iyi mi kötü mü bilemedim
ayrıca detayları da var :
Ruh hali: Sofistike
Ya sürekli şımartılan birisin ya da o kadar yoğun bir hayatın var ki kendine zaman ayıramıyorsun.Zevk seçimin değerlerine bağlı olduğunu gösteriyor. Aile her zaman önceliklidir ve onlarla vakit geçirmeye asla doyamazsın.Romantik sayılırsın ve egzotik olan herşeye ilgin var.Açık havada plansız yürüyüşlere çıkıyor ve doğanın dayanılmaz cazibesine her seferinde hayran oluyorsun – Oturmuş ve sakin görüntünle insanlarda yarattığın izlenim; "sağlam".. iyi ses kalitesine ulaşmak için teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanırsın . İyi bir kulağa sahipsin ve hep bir adım önde olmayı seviyorsun.Sanata bakış açın oldukça klasik. Tarihe ve yüzyıllar boyunca yaşayan eserlere özel bir ilgin var. Gerçek sanatın zamana direnebilen olduğuna inanıyorsun.
Eğlence: firari
Tatilde deniz, kum ve güneşin olduğu her yere gidebilirsin. Tatil, pilleri yeniden doldurmaktır.Tutkularının sana yön vermesini seviyorsun.Muhtemelen yalnız vakit geçirmekten zevk alıyorsun, içgüdülerin ve merakın seni bütün dünyayı keşfetmeye zorluyor.Kafanı rahat tutmayı ve dengede kalmayı seviyorsun. Sakin ruh halin başkalarına ders niteliğinde.Derin bir nefes al ve Omm!...Seni rahatsız eden şey nedir? Hiç kimse mükemmel değildir ama bazı kötü alışkanlıklar kabul edilemez. Sağlığın en büyük hazine olduğunun farkındasın.
Alışkanlık:Keyif düşkünü
İlgiye, alakaya, insanları etkilemek için uğraşmaya asla doymuyorsun.Tek yönlü olduğun söylenebilir.. Konuşmaktan çok aksiyona inanıyorsun.Evinde modern ve "cool "bir zevkin var.Tarz yaratan birisin. Dekorasyon sadece fonksiyonel değil, tarz sahibi de olmalı.mmm.. kafein..sakinlikten ve alışkanlıkların keyfinden hoşlanıyorsun. Bazen devam etmek için ekstra bir desteğe ihtiyaç duyuyorsun . Onsuz ne yapardın ?
Aşk:Aşk böceği
Gerçek bir romantiksin, biraz da hayalperest.Aşk senin için kendini adamak ve sevecenlik. Hislerini her gün ufak sürprizlerle ifade etmeye çalışıyorsun. Kalbin ortada Senin için özgürlük anı yaşamak demek. Oldukça gözükarasın ve önüne çıkan fırsatları değerlendirmekten çekinmiyorsun.
Valla benim hakkımda en iyisini sevgili bilir, ama bir soru var orada ki o doğru "onsuz ne yapardın" işte ona cevabım allah başımdan eksik etmesin... Aman nazar değmesiiiiinnn maaşallaaaaaaahhh maşallaaaaah tuh tuh tuh....
Şimdi ben de Şebo'yu Verda'yı ve Tubik'i sobeliyorum hahhhaaayt
Pazartesi, Eylül 22, 2008
USSA ya da ASBD
Kolay, USSA : United Socialist States of America yada bizde yaygın kullanıldığu gibi ;
ASBD : Amerika Sosyalist Birleşik Devletleri.... istermisiniz olsun eeee öyle olma yolunda emin adımlarla gidiyor.
Yahu şu dünyanın geldiği duruma bakın, kapitalizmin anası, babası, herşeyi olan Amerika'da TMSF benzeri bir kurum kurulmuş, devlet bazı büyük özel şirketlerinin ( yatırım banlaları gibi) yönetimine el koymuş. Devlerin sırtladığı rakkam şu anda 700 milya dolar, alka ziyan bir rakkam yani . Dolayısı ile artık her amerikalı doğuştan hemde epeyce borçlu......
Hani tek kutupluı dünya, hani yıkılmaz kale kapitalist sistemin büyüklüğü.
Dini imanı para olan bir sistemin bir üflemeyle çökmesi mukadder ve de müstahaktır.
İnsanların dini bile paraya tahvil ettikleri bir düzenin püf denildiğinde böyle yaralar alması zaten normaldir.
Ben solcu falan değilim hiç te olmadım, ama görünen köy kılavuz istemiyor. Durum ortada.
Ey amerika Jim Carrey' oynadığı ünlü Truman Show filminin gerçek yaşantıya dönmüş hali, çocukluğumuzun rüyalar ülkesi, eeee geçmiş olsun zaten çok ahlar almıştın... Asla terörle değil ama sen de bizler gibi ekonomik olarak sıkıl bakalım biraz, yani yarın sabah elindeki paranın ne olacağını bilme , ya da işler güçler hep belirsizlikte olsun , e biz yıllardır böyle yaşıyoruz, yahu hiç merak etme alışılıyor.. Artık dünya küçük ve hayatın gerçekleri bunlar. ben şu yaşıma kadar hep yaşadım, halen de yaşamaktayım. Üzülme zamanla alışırsın develüasyona, enflasyona.... Hani bizdeki şu meşjun deyişle yeterki allah sağlık versin....
Çarşamba, Eylül 17, 2008
Kitaplar.






7- Kala-Afiyet ... Ümit Hamlacıbaşı ... TROYA Yayıncılık
Salı, Eylül 16, 2008
Müzikseverler için hüzünlü bir haber

Benim ilk Pink Floyd albümüm 1973 aldığım o zaman için inanılmaz olan ( hala da öyledir) Dark side of the moon'dur. lise son sınıftaydım günlerce gecelerce bıkmadan usanmadan Dual pikabımda dinlerdim. Diyebilirim ki uzun süre bundan başka plak dinlememiştim. Her notayı adeta ezberlemiştim. Bu albümün 5 parçası vardı kiiii "the great gig in the sky", belki de binlerce kez çalınmaktan aşınmıştı. Burada Clare Torry'nin inanılmaz vokal performansı ise gerçekten de bir rüyaydı... İşte bu şarkının kompozitörlüğüne de Richard Wright yapmıştı.
Sigma 6 ile, Pink Floyd ile, solo albümleri ile, David Gilmour ile ve Syd Garret ile muhteşem eserlere imza attı.
Son anına kadar müzik içinde yaşadı, öldüğü sırada yakında çıkaracağı solo albümüne hazırlanıyordu.
Ne mutlu ki eserleri belki de yüz yıllarca dinlenecek.
Yolu ışık olsun.
Bakın o unutulmaz şarkının çok kısacık olan sözlerinde ne diyor....
and I am not frightened of dying,
any time will do,
iDont mind. why should I be frightened of dying?
Theres no reason for it, youve gotta go sometime.
i never said I was frightened of dying.
Bu şarkıyı dinlemenizi tavsiye ederim
Pazartesi, Eylül 15, 2008
son günlerin düşündürdükleri
Gördüklerimden duyduklarımdan birkaç not ve düşünce....
Bu sabah Boğaziçi Köprüsü yolundan yoğun trafikte giderken birşey gördüm, İstanbul Ticaret Üniversitesi yazılı bir servis aracı gidiyordu, içinde tamamı sıkmabaşlı kızlar oturmaktaydı, heralde bu üniversitenin harem-selamlık uygulaması var, öyle ya bir acık başlı kız yada herhangi bir erkek öğrenci yok....Hayırlı olsun. Neyse bir önünde Atatürk devrimlerine uygun bir belediye otobüsü vardı merak etmeyin....
*****
Muhterem Başvekil'in dikkat ettiğim bir hitabı var, bazı mevzular üzerine konuşuyorken diyor ki;
"Falan falan mevzıda İçişleri Bakan'ım araştırıyor."...." filan filan olayı Belediye Başkan'ım takip ediyor" yani bu hiyerarşik olarak alt seviyede bulunanlara bakanım, başkanım, vesaire gibi sözler ile betimliyor. Bu bana, bir padişahın, "vezirim", "nazırım" deyişini anımsatıyor..... Tam böyle düşünürken aklıma bir şey geldi, padişahlar cuma selamlığına çıktıklarında, halk ( yani padişahın kulları) saray çıkışında toplanır ve onu alkışlarlardı ve de " padişahım çok yaşaaaaaa" diye bağırırlardı. Arada ise bir kaç kişi " mağrur olma padişahım senden büyül Allah var" şeklinde bağırırlardı..... Hayret ki bunlara kimse birşey yapmazmış, neden mi, bunlar bizzat saray tarafından para ile tutulanadamlarmış vazifeleri de bu olguyu padişaha her an hatırlatmakmış ne güzel bir düşünce........
*******
Muhterem Başvekil bazı mevzularda konuşurken, dinsel kriterlere yer verir, mesela " şu mevzuu ulemaya sormak lazım" gibilerinden. Zat'ı şahaneleri de zaten bildiğim kadarı ile İmam Hatip lisesi mezunudur. Nedir imam ve hatip.... Türk Dil Kurumu internet sözlüğünden baktım;
İmam için :
Cemaate namaz kıldıran kimse.
Müslümanlıkta mezhep kuran kimse.
Hz. Muhammed'den sonra onun vekilliği görevini üzerine alan halifelere verilen unvan.
Bazı küçük İslâm devletlerinde devlet başkanı.
En önde bulunan, önder.
hatip için ise:
Topluluk karşısında söz söyleyen kimse, konuşmacı.
Bir topluluk karşısında etkili, açık, düzgün konuşarak bir düşünceyi anlatmada, bir duyguyu aşılamada...... ....... ...... diye devam ediyor.
Hmmmm demek ki bu okullar yukarıda yazılı vasıfları taşımak üzere insan yetiştiren meslek okulları. Kişi bu vasıfları haiz olarak mezun oluyor ve diploma alıyor. Aman sakın İmam Hatip Lisesi'lerini karalama edebiyatı yapacağımı düşünmeyim. İmam Hatip okulları apayrı bir konu ve ben bunubu ayrıca yazacağım, Kötüleme değil saptama maksatlı olacak.
Bu durumda bu okul mezunlarının hem dinsel bilgileri ve hem de hitabet güçleri ile konuşmalarında çok dikkatli olmaları gerekiyor. Başvekilimiz de bu okul mezunu....
Aylardan Ramazan ( hani herkes şu günlerde mübarek ramazan günü diye söze başlıyor ya) acaba bu mübaret Ramazan gününde bir hatip, oruç ağızla bir başkası için hoş olmayan sözler söyleyebilir mi. Mesela birine "alçak", "şerefsiz", "kaçakçı" ve daha birçok sözleri alenen söylemek, kişi öyle olsa bile, dinen caiz midir. Bence bunu İmam ve Htip olma yetkisini haiz başvekil bilir. Ama Başvekil birilerine böyle hitap ediyor ! Yoksa ulemaya mı sormalı .....
Neyse,
Muhterem Başvekilimiz, yarım asırı devirmiş bir vatandaşım ben ve de siyasal bilimler mezunuyum üstelik. %47 oy almış bir hükümetin iktidarındaki memlekette sulh ve sükun olur. Hükumet rahat rahat işerini yapar memlekete refah gelir. O hükumet, ağız dalaşları ile acaip gündemlerle hiç uğraşmaz, arkasına aldığı %47 oya ile güçlü ancak karşısında olan %53 oy ile de sorumlu olarak memleketin asıl meseleleri olan işler ile uğraşır. Başarırsa gene hükunmet olur başaramazsa başka birileri gelir. Mühim olan devletin bekasıdır.
Çözüm üretir. Hükumetin başı ve bakanları, vakur ve mağrur duruşu ve söz gümüş ise şükut altındır düsturu ile yücelir. Başvekil tüm memleketin Başvekilidir, o kişisel kavgalarını %100 haklı bile olsa bağıra çağıra medya önünde yapmaz. Merak etmeyiniz, halk herşeyi görür siz haklı iseniz, medya hakkınızda ne yazsa gene siz seçilirsiniz. Bırakınız ve şunları çözünüz.
- Terör binlerde insanımızı doğramaya devam ediyor.
- Her ne kadar sizlece açıklanılan GSMH bilmem kaç dolarlara vardı ise de bugün milletin büyük bir bölümü açlık sınırında yaşıyor.
- Avrupa topluluğu işlerimiz olduğu yerde duruyor. Hiç bir gelişme yok sıfır.
- Kıbrıs hiç bir ağırlığımız olmadan kendi kendine akıp gidiyor.
- Kafkaslarda burnumuzun dibinde hiç esamemiz okunmuyor
- Rusya birkaç hafta gibi kısacık zaman diliminde ihracat kaybımız bir milyar doları buldu bu gün geçiyor.
- Ekonomi full stop. Durdu baksanıza dolaylı vergi tahsilatı bile bir yıl önceye göre çok düştü.
- Tekstil bitti
- Tarım çöktü
- Tuzlada işçiler ölmeye devam ediyor,
- Diyanet ile hiç bir ilişkisi olmayan Kur'an kurslarında gencecik kızlar ölüyor.
- Yurt dışındaki ekonomik kriz kapımızda bizi ha vurdu ha vuracak.
- Biz para vermesek Devletin okutmakla yükümlü olduğu okullarda kaloriferler yanmayacak.
- Elektriğe son bir yıl içinde %60 ın üstünde zam geldi.
- Halen gene dünyanın en pahallı benzinini ödüyoruz. oysa petrol bu gün 90 doların altına indi.
- Dünyanın en pahallı doğal gazı alıcısıyız ( bizden öncekiler imzalamış ne yapalım demeyin).
- Daha binlerce madde yazarım.
Bunlar memleketin öncelikli meseleleri bakın içinde ne medya patronları ne de başörtüsü var....
Rica ederim, biraz huzur verin bize. Biz biraz dinlenelim çok yorulduk.... siz de sakin sakin işlerinize bakın, sizi özleyelim yahu Başvekilimiz ne yapıyor, diyelim. Muhalif olanlar bile takdir etsin. Bizi biraz dinlendirin ne olur boks maçlarında bile rauntların arasında bir dakika dinlenme zamanı var.
Çarşamba, Eylül 10, 2008
9 EYLÜL

Dün İzmir'in kurtuluş günü idi.
Ana medya ve hükümetçe, gene sessiz sedasız kutlandı.
Ulusal kurtuluş savaşımızın zaferle sonuçlanışıdır, İzmir'in kurtuluşu.
Çok önemlidir, son birkaç yıldır ama nedense hiç sözü bile edilmez, mesela başbakanın uğraşacağı aydın doğan meselesi falan vardır, herşeyden önemlidir başbakanın her gittiği yerden bir medya patronuna yüklenmesi, heeeeyt diye pehlivan vari davranışı, belki de kendi adına haklıdır, belki de tedirgin olduğu bir şey vardır....
Her neyse, İzmir, bu memleketin en önemli şehirlerindendir, her nekadar belli zihniyet sahipleri onu "gavur İzmir" olarak betimlese de İzmir, Cumhuriyet bayrağının en önemli burcudur. Unutlayalım ve lütfen unutturmayalım.
İzmir'in kurtuluşu kutlu olsun...

Bakın İzmir'in kurtuluş gününde bir ulusal haber kanalında ne oldu.
Neredeyse prime time'da bir söyleşi programında davetli hanım ; """" İzmir'i, Türk'ler yaktı Atatürk'te bakarak Kahve içti """"" dedi, işte memleketimizin birilerince getirildiği hal, ben öğretilen resmi tarihi ahmakça savunmam ama bu söze diyeceğim tek laf olabilir "hanım hanım çüüüüüüş yettiniz artık be nedir bu Atatürk'ten alıp veremediğiniz".
Sakın yanlış anlaşılmasın bu hanım öyle sıkmabaşlı humeyni taraftarı falan değildi, biz Atatürk'ü babası gibi seven ne başörtülü hanımlar biliyoruz. Bu kişi işi gücü bırakmış, kimbilir ne tezgahlar içinde böyle bir sav geliştirmiş konuşuyor.
Sonra da yaptığı büyük ayıbın ve terbiye noksanlığının farkında olarak "eee... şeeeyy... çok şeyettik galiba... hehhe hıhı".. falan diye yılışıyor. Fikirlere saygım büyük ayrıca dünyanın hürmet ettiği Atatürk' ü sevme mecbutiyeti yok ama böyle adice yalanları adeta kahve falı gibi taraflı bazı uyduruk belgelere bakarak söylemek ne demek ... şu demek iftira... Üstelik bu kişi öyle tarihçi falan değil ne olduğunu da anlayamadım. Acaip savlar ile kendini ortaya çıkartıp adam olma sevdası... Arkadaş o yalanların ile milletimizin içindeki minicik bir cumhuriyet ve Atatürk alehtarının haricinde herkesin nefretini kazandın...Ayrıca senin gibiler çok bol miktarda var ortada hiç uğraşma bu yalanlarınla gelebileceğin bir yer yok.
Yazıklar olsun sana, umarım yalanının altında kalırsın ( bilimsel olarak tabii) ve rezil olursun.
Bu arada hiç merak etmeyin o kanalın telefonları ve mail adresi o dakikada kilitlendi, sunucu ne diyeceğini şaşırdı, karşıt görüşteki diğer konuşmacı, belgelerle bu hanımı rezil etti, program uzadı millet yığınlarca mesaj attı, umarım o hanıma bir ders olmuştur, ama yok böyleleri daha da hırslanır bilirim.

Size bugün sonbaharla ilgili keyifli şeyler yazacaktım ama bu olay beni çok etkiledi, yarın yazarım.
Bir kere saha İzmir'in kurtuluşu kutlu olsun..
Salı, Eylül 09, 2008
Sonbahar.....

Perşembe, Ağustos 28, 2008
Tatil güzeldir 5
Evet arkamıza bakmadan Bodrum'dan ayrılmıştık, iki buçuk saat süren keyifli bir sürüş ile önce Seferihisar kavşağına geldik oradan, ilçeyi geçip, Teos-Sığacık kavşağından girdik, dar bir yoldan bu beldeye ulaştık, girişteki manzara şöyle idi, solun sonuna doğru ( belli ki orada deniz vardı) bir lunapark, etrafta çeşitli çay bahçeleri, içleri tıka basa dolu, her çaybahçesine bir çarşaf gerilmiş millet İzmir tabiri ile çiğdem ( ki bu ay çekirdeği oluyor) çitleyerek projeksiyondan yayınlanan maç vs. izliyor, aman yahu hani bixe anlatılan sessiz sakin balıkçı köyü, hani balığımızı alıp pişirtmek için lokantaya gidecektik.
Allah allah deyip biza tarif edilen, ufak şirin ama sade otele seğirttik, Burada bize yer de şükür ki yer de ayırtılmıştı , işaret üzerine bir yoldan sola saptık ve tepeye doğru tırmandık, bahis mevzuu otele geldiğimizde dışarıdan gördüğümüz manzara şöyleydi, otel girişinde yeşil ışıklı bir akvaryum, loş ve keyifsiz bir giriş kenarda şişeler, yukarıda oda camlarından sarkan çarşaflar, in cin top oynuyor, belliki bir manzarası var o da aşağıdaki gürültü patırtıli lunapark'a bakıyor.
Otele giden yol birkaç metre ileride, çıkmaza dönüşerek bitti. Bir an durduk, birbirimiee baktık ve burada kalmamızın imkansızlığını birbirimizin önce gözlerinden daha sonra da sözlerinden anladık, derhal geri manevra ile orayı terk ettik. Az ileriden gelemeyeceğimizi söyleyerek rezervasyonumuızu iptal ettirdik, biraz geç oldu ama neyse....
Hemen canım Sarı Köşk'te Hasan'cığımızı aradık sağolsun o kalabalkıkta bir sözümüzle yeri o saate kadar tutmuştu, hemen geliyoruz dedik.
Yarım saat sonra taşını toprağını seveyim dediğimiz Alaçatı'ya ulaştık. Hemen duş, hemen sokak, hemen Orta Kahve, Burada Ece ve erkek arkadaşına rastladık hemen keyifli bir sohbet bol dedikodu. Sonrasında tertemiz odamızda serin bir uyku.....
Ertesi gün nefis ve çok özlediğimiz kahvaltımızı yapıp doğruca Babylon'a, ne keyif, zira dünya windsurf yarışması var önce kumsala yerleşip sonra yürüyerek burundan dönüp Otto'yu geçip şampiyonanın yapıldığı bölgeye yürüdük, anlamasak ta biraz seyrettik pek güzeldi.
Burada kaldığımız perşembe-cuma Babylon'da idik, güzel bir sürprizle blog dostlarımız Tubik ve Cenk ile tanıştık, pek keyifli bir zaman geçirdik, mojitolar bize eşlik etti. Sevgili, sınıf arkadaşı Aygül ve Korkut ile karşılaştı, güzel sohbetler oldu.
Ancak cuma günü Babylon'artık çok kalabalık olmaya başlamıştı. Biz de cumartesi ve pazarı iki koy ötede, 1970'lerden kalma gibi görünen Mehmet Kuyu Plaj'ında geçirdik. Gayet güzeldi maksimum 20 şezlong, orada da bir Hasan bulduk, bize biralar, Kumrular, kahveler, kolalar getirdi. komik rakkamlar ile pek keyifli birbirine saygılı insanlar arasında bulunduk.
Bir tatsızdı, çarşamba, perşembe ve cuma günü yer olmasına rağmen cumartesi akşamı Sarı Köşk'te yer yoktu, Hasan tüm uğrasılarına rağmen cıvarda da yer bulamamıştı, bir de akşam üstleri denizden sonra bir gecelik yer aramaya başladık, fakat nereye sorsak, yüzlerinde geniş ve alaycı ifadeli otel, motel,pansiyon sahipleri yarafından "ah maalesef hiç yer yok" cümlesi ile karşılaştık, hatta bir otelde alelacele yırtılmış bir kartona "yer yok" yazmışlardı. Ne yapalım arabada uyuruz demeye hatta ah bir çadırımız olsa Sarı Köşkün bahçesine kursak ( ki her iki durumda ikimizin de hiç sevdiği haller değildir) demeye bile başladık. Bu hallerde ike Dalyan Köy yolunda bir otelde yer buılduk adını vermeyeceğim. her neyse cumartesi de burada kaldık, gece 3 te geldik ve sabah 9 da acilen terkettik. Sevgili ile bunu da gırgıra alarak keyfimizi bozmadık tabi ki
Elbette bir gece Alaçatı girişindeki Yusuf Ustada istediğimiz gibi bol bol ve bin çeşit tencere yemeğini keyifle ve çoooook makul fiatlarla yedik. Anladığım, Alaçatı içinde maddi manevi daralanların akıllıca geldikleri şahane bir yer.
Son gece de ise sevgili Kiki ve Erhan blogcu dostlarımız ile karşılaşıp, daha doğru tanışıp, keyifli bir gece daha geçirdik.
Pazar günü denizi ve güneşi dibine kadar sömürüp saaat 7 de yola çıkarak keyifle evimizew döndük. Canım sevgili ile yapılan herşey gibi bu tatil de çok keyifliydi ne mutlu...
Ve senteeeeeeezzzz
1- Türk erkeklerinin tamamına Billabong sponsor olmuş, hepsinde neredeyse bila istisna bir surf mayosu....( şükürkü bende yok ---- yalaan var ama çok nadiren giyiyorum) çoğunluğu göbekli ve poposu yere yakın olan yurdum adamları komik hallerde geziniyorlardı. Kardeşim adam gibi mayo giysenize deli misiniz ( bu duruma en çok A Ka Pe liler seviniyordum zira neredeyse haşema haline gelmiş bu mayolar...
2- Bodrum artık hayallerde kalmış bir güzellik, hiç bir zevki kalmamış, asla gidilersi değil vah vah
3- Türkbükü zaten kötüydü daha da feci olmuş.
4- gene de Türkbükü'nde Lemon Tree çok keyifli.
5- Sığacık'ı bize tavsiye edenler ya çok aşıktı yada çok sarhoş
6- Tatil için Türkiye, bence hem çok pahallı hem de çok avam, bu paraya uçak dahil nerede isterseniz aslanlar gibi keyifli tatil yaparsınız. Tadı da damağınızda kalır, çok uzağa gitmeye lüzum yok, dilim varmıyor ama Ege'nin karşı kıyısı şahane .
7- Alaçatı gene de iyidir, tavsiyelerimiz, Yaya, Sarı Köşk, Orta kahve, Nar, Kalamata, Yusuf Usta, 15 Eylül kıraathanesi, ayrıca Çeşme'de Langusta, Ilıca'da kumrucu Şevki ve daha birçok.
Alaçatı'da İstanbul'da görmediğiniz dostlarınıza rastlayabilirsiniz.
8- siz siz olun tatilinizi önceden planlayın ve asla bilmediğiniz ve hatta acaip tavsiyelerde pek şirin olarak adlandırılan yerlerde kalmayın.
9- Dönüşte muhakkak feribot biletinizi almış olun, Yalova - İzmit arası gece yarısı ve hatta sabaha karşı bile adeta cehennem.
10- Hiç sevmediğim, ve dinlemediğim, şarkıcı Serdar Ortaç, gene yapacağını yapmış, ritmi diğer şarkılarının çoğundan farklı olmaya ve başkaca sözlerini bilmediğimiz gayet kıro şarkısı "hayaaaaat beni neden yoruyosuuuuun" isimli komedyasını yurdum insanına vede hatta bize ezberletti. valla tebrik ederim bu millete bu layık.
Tüm resimler yarın
Çarşamba, Ağustos 27, 2008
Tatil güzeldir 4
Kaderin ağır sillesini yemiş geçmişin cenneti, Bodrum merkezden ve o cıvarlardan, acele ile ayrılıp, Yalıkavak bölgesine doğru gittik, bakına bakına ama hiç bize hitap edecek bir yer bulamadık. Şansımızı Türkbükü, Lemon Tree motel de deneyelim diyerek devam ettik.
Sabaha karşı saat üç cıvarı, biraz da çekinerek Lemon Tree'nin dış kapısından içeri girdiğimde, İçimi huzur kapladı, geniş bir bahçe büyük bir havuz, güzel bir atmosfer, sessizlik sükunet ve huzur, o gecenin en güzel haberi oldu. Hemen yer olup olmadığını sordum, müdire Canan hanımı çağırdılar, "evet " cevabını alınca coğru arabada yarı uykulu vaziyette bekleyen gene de güler yüzlü canım sevgili'ye koştum.
Hemen inip arabayı da boşaltıp yerleştik odamıza, gayet güzel olan odamızda tütsüler, organik sabunlar, masaj yağları vs. herşey mevcuttu. Tertemiz buz gibi çarşaflara kendimizi bırakmamızla uyumamız bir oldu.
Sabah bermutad geç olmayan bir saatte uyanarak, bahçenin sepserin tamamı yemyeşil sarmaşıklarla neredeyse salon haline gelmiş olan kahvaltı bölümüne geçtik. Orada, her konu ile ilgili Mustafa, bize güzel kahvaltı hizmetlerini yaptı. Büyük bir nezaket örneği olarak kapımıza bırakılan ( bir gece önce Cumhuriyet okuduğumuızu laf arasında söylemiştik) Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerini de alıp nefis bir kahvaltı yaptık. Canan hanım gecemizin nasıl geçtiğini sorduğunda geniş bir gülümseme ile memnuniyetimizi belirttik.
Daha sonda zun zamandır bu civara gelmemiş olan biz, nerede denize girelim dedik, Canan hanım, burada KUUM diye bir yer var güzel diyorlar ama isterseniz Yahşi'den girin dedi, Yahşi aklımıza yattı ne de olsa orayı ikimiz de biliyorduk.
Hazır kıt'a hemen yola düşüp Yahşi Yalı'sına geldik, sahilin tamamı plajlar ve sitelerce parsellenmiş olduğundan bir "otopark" a arabamızı bırakıp bir takım, döküntü sayılacak işletmelerin içinden geçerek sahile ulaştık. Sahil , dediğim gibi şezlonglar ve şemsiyeler ile tamamen parsellenmişti, bölüm bölüm olan şezlong öbeklerinin her birinin ayrı bir işletme olduğu anlaşılıyordu. Bir bölümün boş olduğunu görerek hemen denizin kıyısına yerleştik. Doğru denize koştuk, biraz denizde oynanan tenis ile pingpong arası raket oyununu keyifle oynadık.
Kısa bir süre içinde boş olan etrafımız çeşitli insanlar ile doldu çocuklar birbirlerine kum ve su atarak ve hatta boğmaya çalışarak canhıraş feryatlar ettiler, anne babaları birşey demedi, o arada Serdar Ortaç çalan mülteci teknesi görünümündeki bir günübirlik tur teknesi de iskeleye yanaştı, insanlar o daracık yerden kendilerini dörüm döküm suya ve sahile attılar, ortalık adeta cehenneme dönmek üzere iken; biricik sevgili günün sorusunu sordu " istersen o KUUM denen yere gidelim "...... İnanırmısınız hiç bir kelime ve hatta birbirimize göz-kaş bile etmeden daha yarım saat önce geldiğimiz bu müstesna beldeden ayrıldık. VAh vah vah diyerek.
KUUM'a geldik. Burası Türkbükü ile Gölköy'ün tam ortasındaki burunda yer alıyor. Yeni açılmış zannederim AA1 sınıfı bir müşteri zümresi var, yani bir kısım, yeni zenginler, birkısım hazmetmiş zenginler bir kısım bizim gibi bir felakete dönüşmüş bildik plaj ve beachlardan kaçanlar gelmiş. Herneyse iskelenin ucunda kurulup yatıp yuvarlanıp yiyip içip, benim eski arkadaşım Cem ve eşi Elif'e rastlayıp gülüp denize girip vakit geçirdik, memnun da kaldık. Bodrum yarımadasında gidilececk en iyi yer diyebilirim.
Akşam yemeğini Lemon Tree de havuz başında sakin ve huzurlu bir ortamda yedik gayet de güzeldi. Daha sonra, Zeynep'ler ile buluşup sahilde Fidele'e gittik biraz içip eğlendik. daha doğrusu biz kendi kendimize eğlendik, etraf gene mahşer günü gibiydi. Güzel bir geceydi. Ama görünen oydu ki Türkbükü ( ki ikimizin de ilk tercihi değildir) artık tarihin sayfalarında almıştı yerini.
Ertesi sabah böbrek taşı sancısı ile uyandım, kahvaltıdan önce her zaman olduğum iğnem için önce eczaneye gittim, "kusura bakmayın enjeksiyon yapamayız ilacı verelim gidip sağlık ocağında yaptırın" şeklindeki medeni tavrı gayet normal karşılayarak yanımda otelden Mustafa ile sağlık ocağına gittim. "Kusura bakmayın muayene etmeden iğne yapamayız" cevabını aldım . "Peki benim böbrek taşımı nasıl muayene edeceksiniz, idrar tahlili mi yapacaksınız yada röntgen veya ultrasona mı alacaksınız burada bu imkanlarınız var mı? eğer var ise bu ne kadar sürer bu ağrı pek dayanılmaz bir ağrıdır" dedim. Dostlar böbrek taşı ağrısı çok kötüdür o sırada gözünüz hiç birşey görmez, ben ise dayanıyor ve güler yüzümü bozmamaya gayret ediyordum.
"Bilemem" dedi oradaki resepsiyonist, "hemşirelere sorun", hemşireler ise " doktora sorun" dediler, "ama önce kayıt yaptırın" , "peki" deyip zar zor yürüyerek gene kayıt yerine geldim, "olmaz" dedi genç hanım "kimliğiniz lazım", "peki" dedim sabırla ama çok ızdırabım olarak. Arabaya gidip ehliyetimi aldım ve uzattım "olmaz bu" dedi gene "neden ?", " TC kimlik numnaranız burada yok", "hmmmm, ama ben tatildeyim ezbere bilmiyorum ve nüfus kağıdım yanımda değil", "kusura bakmayın birşey yapamam", "önünüzdeki bilgisayardan hemen girip bulsanız çok ağrı çekiyorum", "olmaz buradan öyle arama yapamayız"....... Bunu duyduğumda camdan içeri dalıp hışımla ehliyetimi aldım, arabaya nasıl bindim bilmiyorum, Aziz Nesin'lik bir durum yaşamıştım ama güleecek halim yoktu. Doğru Gölköy' devam ettim. Taksi durağında derdimi anlattım şurada yapıyorlar dedi, gittim, gördüm, oldum, ohhh şükür.
Dönüp kahvaltımızı yaptık ilaç tesirini göstermiş ve ağrım iyice azalmış olarak hemeeen ver elini KUUM; gene keyifli bir gün geçirdik ancak Bodrum'da bizi daha fazla tutacak şey kalmadığını gördük.
Planımızda , bize çok şirin bir balıkçı kasabası olarak anlatılan ve aklımıza yatan Sığacık'a gitmek vardı. Saat 7'ye kadar deniz keyfi yapıp Bodrum yarımadasından tabiri caiz ise arkamıza bakmadan ayrıldık. Sentez bölümünde biraz daha açıklayacağım...
( çok uğraşmama rağmen yazım bittiğinde ilgili resimleri yükleyemedim yarın bu bölümde resimleri koymayı gene deneyeceğim)
Yarın son bölüm ve sentez.
Cuma, Ağustos 22, 2008
Tatil güzeldir.3
Pazar akşamı Didoş ve Efetto istanbul' a gitmek üzere ayrıldılar, Oysa alışmıştık onlara, neyse gene gideriz birlikte tabiki.
Pazar akşamı, küçük Başak' ı da alıp gene Yaya'ya gittik keyigli bir yemek tedik, sonra Otto'da kahve içelim dedik. Akşam saatlerinde neredeyse fırtına vardı ki, bunu limana girmeye çalışıp başaramayan teknelerden de anlamak mümkündü. O gece, Otto'dan otoparka yüyrken rüzgardan zorlandık adeta tayfun gibiydi. Pazartesi günü, haydi değişiklik yapalım hem de denizini severiz diye Ilıca plajına gitmeye karar verdik. Hava hafif esintili olmasına rağmen güneş vardı. Bomboş Ilıca yollarında otoparka girdik ve yürüyerek plaja giderken yüzümüze vuran rüzgarın, deniz kıyısında fırtınaya dönüşmüş olduğunu gördük, bu durumda Ilıca plajı haya olduğundan, gene kadim dost Babylon'a gittik.
Belirgin olmayan planımıza göre pazartesi günü Bodrum'a gtmek vardı ama mesafe yakın olduğu için, saat 19:00 gibi Babylon'dan çıktık. Bodrum'da klacağımız yer belli değildi ama nedense aklımızda bir Bitez ismi vardı.
3 Saatlik eyifli bir sürüşle Bodrum'a vasıl olduk doğruca Bitez' gittik. şöyle bir bakınalım deken Sevgili'nin üniversite can arkadaşı Zeynep'e rastladık. Ayaküstü sohbet ve yarın görüşelim faslından sonra, Bitez'den pek keyif almadığımızı düşüneren Bodrum merkeze gidelim, orada arkadaşımız Zafer bize bire yer bulur dedik...
Bodrum merkeze doğru giderken kıyamet kopmaya başladı, inanılmaz bir kalabalık her yerden adeta fışkırıyordu. Zar zor Halikarnasın aşağısındaki okulun otopart olmuş bahçesine arabayı koyduk, Otopark görevlisi o kadar ciddi ve efendiydi ki onun bu olkulun müdürü bile olabileceğini düşündük.
Mahşeri kalabalığı hayretler içinde süzerek meşhur caddeye gitmeye çalıştık, etrafta tonlarca jöleli saçları ile göğsüne kadar açık yakalı adamlar, neredeyse çıplak kadınlar, herkes sarhoş, kesif bir ter kokusu ve her yerden akan döner yağları ile sahne adeta bir korku filmi gibiydi. Göz gözü görmeyen, en ufak nezaketini dahi yitirmiş insan kalabalığı, kurtulmak mümkün değil..... Aman tanrım..... Bodrum..... sana ne oldu..... kötü bir "kötü" şehir kopyası olmuşsun.... hiç bir özelliğin ve güzelliğin kalmamış..... bitmişsin, kaliten ise nakıs olmuş yazık sana çok yazık. Sen gördüğümde hissettiğim, çok yakın bir arkadaşımın ölmüne duyacağım bir duygu oldu. vah vah ne yazık.... Bodrum'a ait düşüncelerimi ayrıca anlatacağım.
Neyse bu duyguşar içinde Hadigari'nin girişinde gümüş satmakta olan sevgili Zafer' bulduk, biraz hoşbeşten sonra nerede kalalım dedik, bize o cıvarda bir yer önerdi aman dedik, sağol biz kaçalım... ve gerçekten de kaçtık, Bodrum'dan kaçtık....
Mereye diyeceksiniz, hasbel kader o gün sabah Cumhuriyet Gazetesinde, Türkbükü'nde bir feng shui oteli okumuştum adı Lemon Tree, resmi de vardı ve acaba burada mı kalsak demiştik, sonra amaaan Türkbükü'nde kalınır mı ? deyip vazgeçmiştik tam gaz oraya yöneldik buarada saat te epey geç olmuştu.....
Bu kısımda resim yok, arkası yarın






