Perşembe, Haziran 19, 2008

Kavak yelleri

Başımda kavak yelleri esiyor,
Bu günlerde...
ben yere bile bastığımı bile
Bilmiyorum ki,
Kulaklarım da duymuyor
Sevgilinin sesinden başka...
Çok bilmişlik falan hiiiç istemiyorum
Ben zaten biliyorum,
Ayaklarım yere basmazken
Bu ifademden
Kızdığımı bile farketmiyor kimse.....
FLY tişörtümü
Kendim yaptım
Uçuşuyorum.
Şimdi laflar, tüketilmiş nefes
Burada hava yok ki ses gelmiyor...
Bir tek sevgilinin sesi, püfüüürr
Başımda da kavak yelleri.....
hani "fink" sözleri ile :
PAX VOBİS CUM

Pazartesi, Haziran 16, 2008

Babalar günü....

Sevgili yaşamımızın son gelişmelerini keyifle yazıyor o kadar güzel yazıyor ki aynı konuda daha kötü yazacağımdan ben susup okuyorum keyifle.

Dün babalar günü idi ( ne komik değilmi kendi kendimize günler icat edip, onları çok önemli bir konuma getiriyoruz, olsun be güzel oluyor....) bir gece öncesinin geç yatmışlığı falan derken, mutada uygun olmayarak neredeyse öğlen uyandık. İlk güzel hediyemi sevgili verdi bayıldım tabi zevkten....

Sonra kahvaltı faslı, zır kapı küçük kızım Alara ve güzel hediyesi, kah kah falan derken zır kapı büyük kızım Ayşe ve güzel hediyesi ve de bir dolu haberleri..... dördümüz birlikte oturduk çok keyfi yaptık... E seneye acaba bunu beş kişi yapabilir miyiz????? neden olmasın.... hadi hayırlısı... ne de keyifli olur ....

Cuma, Mayıs 23, 2008

ister misiniz...????

Dostlar selam,

Osmanlı'nın meşrutiyet döneminden kalma iki kartpostal resmi,

Size birşeyler hatırlatıyor mu? böyle olmak istermiydiniz ?

Cumhuriyet'in kazanımlarını, Büyük Atatürk'ün kadınımızı nereden aldığını ve nerelere geldiğimizi, şimdi ise nereye götürülmek istediğimizi hatırlatırım.


Unutmayınız, bizlerden şu anda buna yakın bir tarzda giyinenleri hoşgörmemiz isteniyor; hoşgörü, demokrasilerde olur, resimde görülen kurallarla yönetilen memleketlerde, o memleketin isminde .... Cumhuriyeti ibaresi bile olsa hoşgürü olmaz yani aynı şartlarda onlar sizi hoşgörmez bu nedenle oyuna gelmeyelim.
O meşhur "velev ki!" diye başlayan cümle malumu ilandır. Birgün acaba yazımızı da arap harflerine ( eski yazı adıyla anılan o harfler) uygun olarak yazmak isteyenler olur da laik cumhuriyetin en yüksek mevkilerinden biri ne olur canım hoşgörelim der ve hatta birgün, bir yabancı memlekette ( neden se bu tür laflar hep o yandaş yabancı memleketlerde ediliyor) "velev ki!" denirse artık düşünün....
Atatürk ilke ve inkilaplarına cumhuriyetin bize verdiği güç ile demokratik ortamda karşı çıkmak vazifemizdir.
Sevgiler

Cuma, Nisan 25, 2008

Sevr 'de neler vardı

Dostlarım merhabalar,

Bugün sizlere Osmanlı Devleti' nin 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalamış olduğu Sevr (Sevres) andlaşmasının bazı maddelerini hatırlatmak istiyorum, O tarihte Türkiye olarak anılan ve de andlaşma'ya Türkiye olarak imza koyan Osmanlı'nın teslim oluş belgesi bu.

Öncelikle andlaşmanın taraflarına bakın,

"Bir taraftan işbu muahedede başlıca düvel-i müttefika olarak zikiredilen Britanya Imperatorluğu, Fransa ve italya ve Japonya ve işbu başlıca devletlerle birlikte düvel-i müttefikayı teşkil eden Ermenistan, Belçika, Yunanistan, Hicaz, Lehistan, Portekiz, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven ve Çekoslovakya :
Diğer taraftan Türkiye;"

Şimdi de andlaşmanın sadeleştirilmiş hükümleri :


  1. Sınırlar (madde 27-36): Edirne ve Kırklareli dahil olmak üzere Trakya'nın büyük bölümü Yunanistan'a, Ceyhan-Antep-Urfa-Mardin-Cizre kent merkezleri Suriye'ye bırakılacak, İstanbul Osmanlı Devleti'nin başkenti olarak kalacak;
  2. Boğazlar (madde 37-61): İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi silahtan arındırılacak, savaş ve barış zamanında bütün devletlerin gemilerine açık olacak; Boğazlarda deniz trafiği on ülkeden oluşan uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek; komisyon gerekli gördüğü zaman Müttefik Devletlerin donanmalarını yardıma çağırabilecek;
  3. Kürt Bölgesi (madde 62-64): İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat'ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak; bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti'ne bağımsızlık için başvurabilecek;
  4. İzmir (madde 65-83): Yaklaşık olarak bugünkü İzmir ili ile sınırlı alanda Osmanlı devleti egemenlik haklarının kullanımını beş yıl süre ile Yunanistan'a bırakacak; bu sürenin sonunda bölgenin Türkiye veya Yunanistan'a katılması için plebisit yapılacak;
  5. Ermenistan (madde 88-93): Türkiye Ermenistan Cumhuriyetini tanıyacak; Türk-Ermeni sınırını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecek (Başkan Wilson 22 Kasım 1920'de verdiği kararla Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan'a verdi.)
  6. Arap ülkeleri ve Adalar (madde 94-122): Türkiye savaşta veya daha önce kaybettiği Arap ülkeleri, Kıbrıs ve Ege Adaları üzerinde hiçbir hak iddia etmeyecek;
  7. Vatandaşlık ve Nüfus Konuları (madde 123-139)
  8. Azınlık Hakları (madde 140-151): Türkiye din ve dil ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarına eşit haklar verecek, tehcir edilen gayrımüslimlerin malları iade edilecek, azınlıklar her seviyede okullar ve dini kurumlar kurmakta serbest olacak, Türkiye'nin bu konulardaki uygulamaları gerekirse Müttefik Devletler tarafından denetlenecek;
  9. Askeri Konular (madde 152-207): Türkiye'nin askeri kuvveti, 15.000'i jandarma olmak üzere 50.000 personelle sınırlı olacak, Türk donanması tasfiye edilecek, Marmara Bölgesinde askeri tesis bulunduramayacak, askerlik gönüllü ve paralı olacak, azınlıklar orduya katılabilecek, ordu ve jandarma Müttefik Kontrol Komisyonu tarafından denetlenecek;
  10. Savaş Tutsakları ve Mezarlar (madde 208-225)
  11. Savaş Suçları (madde 226-230): Savaş döneminde katliam ve tehcir suçları işlemekle suçlananlar yargılanacak;
  12. Borçlar ve Savaş Tazminatı (madde 231-260): Türkiye'nin mali durumundan ötürü savaş tazminatı istenmeyecek, Türkiye'nin Almanya ve müttefiklerine olan borçları silinecek; ancak Türk maliyesi müttefiklerarası mali komisyonun denetimine alınacak;
  13. Kapitülasyonlar (madde 260-268): Türkiye'nin 1914'te tek taraflı olarak feshettiği kapitülasyonlar müttefik devletler vatandaşları lehine yeniden kurulacak;
  14. Ticaret ve Özel Hukuk (269-414): Türk hukuku ve idari düzeni hemen her alanda Müttefikler tarafından belirlenen kurallara uygun hale getirilecek; sivil deniz ve demiryolu trafiği Müttefik devletler arasında yapılan işbölümü çerçevesinde yönetilecek; iş ve işçi hakları düzenlenecek; eski eserler kanunu çıkarılacak vb.
Acaba okuduklarınız size biraz tanıdık geliyor mu? Bilemem ama bana geliyor, bu nedenle büyük önder Atatürk'ü ve onun kurduğu bu Cumhuriyet'i bazıları içlerine sindiremiyor hala. Hani resimlerini kaldırın falan diyorlar. Kimileri de alet olabiliyor ise; herhalde Atatürk'ün "gaflet ve delalet" bu olsa gerek

İyi hafta sonları ( ne kadar iyi olabilir ise.

Pazartesi, Nisan 21, 2008

belki de çok geç kalmış teşekkür.

1962 yılında İlhami Ahmet Örnekal ilkokulu yeni açılıyordu, o sırada 5 yaşında olmama rağmen, okulun çok iyi olduğunu öğrenen annem ve babam bir yolunu bulup beni okula yazdırdı. Bu konuda önce bir mülakata gittiğimi hatırlıyorum. O sırada daha okulun sıraları yoktu ve boya yapılıyor ve kaloriferler takılıyordu. Bugün hala daha boya ve kaynak kokusu aldığımda o an aklıma gelir..

Çiftehavuzlar, o tarihlerde, bir bakkal, bir manav ve bir de kırtasiye-oyuncak satan Abdullah efendinin olduğu genelde tek veya maksümum iki katlı evlerin yer aldığı bir sayfiye semti, bir de elbette caddeden uzaklarda hala ayakta kalan kökşker, Çiftehavuzlara adını veren bir çift havuz bile metrul olarak orada duruyor.

O tarihte Cumhuriyet kurulalı 39 , büyük Atatürk öleli 24 yıl olmuş, düşünüyorum da ne kadar tazeymiş herşey. Ne kadar mendeni imişiz ne kadar kavgasız ve mutluymuşuz...

Göztepe ışıklarda, Suadiye'de, Caddebostan plajının önünde faytonlar var, yazın yazlık kışın kışlık... Göztepe çarşısında ise yük taşıyan atarabaları.

İşte durum böyle, yazları annelerimiz, kolsuz havlu plaj kıyafetlerini giyiyorlar, kız arkadaşlarımız kilotları görünen şirin eteklerini, babalarımız ağabeylerimiz misler gibi. Bizer de öyle. Herkes imkanı dahilinde en modern ve şık hallerinde. Ortada sıkmabaş falan öyle şeyler hiç yok bu gibilere Üsküdar'ın köhne tahta evlermahallelerinde çok yaşlılar olarak ya da mesela Eyüp cıvarlarında rastlanıyor. ( şimdi sen Üsküdaı Eyüp'ü o tarihlerde nasıl biliyosun diyeceksiniz. Biliyorum zira arabalı vapur için üsküdar a sıkça gibiliyor ve de arada Eyüp sultan'a)

Okulumuz o zamana göre son derece modern, sinema salonumuz, deney odaları olan bir ilim irfan yuvası. Orası Cumhuriyet'i, Atatürk devrimlerini anlatan son derece idealist öğretmenlerin ve muhteşem bir Müdür olan Doğan bey'in bizlere, cumhuriyeti, Atatürk devrimlerini, muasır medeniyetin ne olduğunu öğrettiği yer. Okulumuzda mescit falan yoktu, olmadı, gerek te yoktu, namaz niyazda olan vazifesi bitindce herhalde evinde kaza ederdi.

Buradan o dönemdeki okulumun hademe dahil tüm kadrosuna teşekkür edeyim; 1967-68 mezunuyum demek kırk yıl olmuş ama bu sükran duygusunun geç kalmışlığı olmaz, aksine her geçen gün artan bir şükran duygusu bu, artık onlar gibiler nerede ise hiç kalmadıkları yada acaip insanlar gibi kaldıkları için.

Sevgili Müdür'üm, bize her hitap ettiğinizde; o çocuk aklımızla acaba Atatürk'müsünüz diye düşünürdük, bayrak yüzünüzü okşar bize, memleketimizi sevmeyi, Türk olmanın ne demek olduğunu, bu memlekette yaşayan herkesin Türk olduğunu ne güzel anlattınız. Dinsel görüşünüzü hiç bilmedik, Bir cumhuriyet müdürüydünüz, bir medeni insandınız. Size binlerce milyonlarca teşekkür ederim.

Sevgili Öğretmenim, Sabiha Özyurt, sizi hem üzer hem güldürürdük. Siz bize Cumhuriyetin hangi şartlar altında kurulduğunu, önce ki dönemim karanlığını, Atatürk devrimlerini, memleketimizin değerlerini öğrettiniz. Bize bu yurt içinde yaşayan herkesin eşit olarak kavimlere alt kimliklere vesairelere bölünmeden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir olduğunu ve bu vatandaşlara Türk adı verildigini öğrettiniz. Biz Cumhuriyet çocuklarıydık, "Türk çocuklar, gözler ile başlar yukarı" derdik.

Bize Osmanlı Devletinin son dönemlerini, o dönemde avrupaya avuç açışımızı, avrupalı komiserlerin bizi nasıl şamaroğlanı gibi parmaklarında oynattıklarını, daha da ilerisine giderek memleketimize neredeyse vali tayin ettiklerini. Bunlarla kalmayıp nasıl işgal ettiklerini. İşgalde önce nasıl dinsel ve etnik parçalara bölerek birbirimize düşürdüklerini.. Gaflet ve delalet içinde bulunan devrin hükumetinin kendilerini kurtarmak için neredeyse memleketimizi sattığını. Her geçen gün daha da sömürge oluşumuzu, anlattığınız bunu bizim içimize işlediğiniz için sınırı olmayan teşekkürler ederim size. Sizin rüzgarlı havalarda nadiren taktığınız üçgen eşarbınız vardı, annemin de teyzemin de olduğu gibi, dinsel görüşünüzün ne olduğunu hiç bilmedik biz, hiç bir dinsel düşüncenizi alenen beyan etmediniz, sizin "velev ki" niz yoktu öğretmenim, size son sınıfın son günlerinde "hocam" diye hitap eden bir arkadaşımızı azarlamıştınız öğretmenim, dinsel görüşünüzün alameti farikalarını üzerinizde taşımadınız. Çünkü işiniz bu değil öğretmekti... Aklı fikri, vicdanı hür bir insan olmamıza bin yardım ettiniz bu gönül size minnettardır.

Bizim, yerli malı haftalarımız vardı, "yerli malı yurdun malı herkez onu kullanmalı" söylemlerimiz vardı, "orda bir köy var uzakta gitmesek te o köy bizim köyümüzdür" şarkılarımız vardı. Bizim, Merinos'umuz, Sümerbank'ımız, Karabük'ümüz, Ereğli'miz, çimento fabrikalarımız, Denizcilik Bankamız vardı, biz bizdik, övünür ve güvenirdik biz. Göğsümüzü gere gere tüm dünyaya kafa tutardık. Hangi arkadaşımız laz, hangisi kürt hangidi abhaz veya neyse bilmezdik, ihtiyacımız yoktu bu memlekette yaşan millete Türk der geçer gider bunlarla kavga etmedik.Memleketimizi kendi imkanları ile muassır medeniyet seviyesine getirmeye and içmiştik.

Bunları bize öğrettiniz öğretmekle kalmadınız içimize tertemizce işlediniz, sizlere binlerce teşekkürler.

Şimdi çocuklarıma ben öğretmek zorundayım, neredeyse Atatürk devrimlerinden bahsetmenin bile suç sayılacağı, bazı avrupa komiserlerinin tümümüzü fırçalayabileceği, mahkemelerinize karışabileceği bu günlerde.

Müdürüm, tüm öğretmenlerim, kravatı boynunda hadememiz Veli efendi, size minnettarım, yaşıyorsanız ( ki zannederim zor) bin yaşayın ve ışığınız sönmesin, öldüyseniz mekanınız cennet olsun.

Biz öğrendiklerimizi öğrendik böylece aktarırız. Memleket bizimdir, bizler Türk'üz alnımız açık.

Perşembe, Mart 27, 2008

Ve düğün günü gecesi -2-

Evet hal böyle iken, sevgili Sybella ve Tanyam masaları hallederken ve de diğer yanda ben ve Dr Mete müzik organizasyonunu yaparken, İçimdeki ses tekne başı Zaferi aramayı söylüyordu saat 15:30 cıvarlarıydı normalde teknenin saat 15 te kalkması gerekiyordu. Zaferi aradım "valla 4 kişi var " cevabı ile karşılaştım. Allah allah yahu nasıl olur tamam trafik korkunçtur ama hala onca insan hala nerelerdeler diye telaş başladı bende.


Bu arada sürpriz olarak hazırladığımız adada atlı arabalarla düğün alayı organizasyonu da otelden sevgili İsmail bey tarafından ayarlanmıştı, arabalar 17:00 de gelecekti.
16:00 ya doğru Zafer'i bir kere daha aradım "aramaz olaydım", bana " hocam 7 kişi var hareket ettik" dedi nee dedim amanın biraz daha bekleseydin ( titrek ve incelmiş bir ses ile) makus talihime küsüp kapattım telefonu, DrMete'nin sonradan dediğine göre kıpkırmızı olmuşum, çok sıkılmıştım Mete kayboldu, bu arada Zafer tekrar aradı biz yaklaştık iskeleye bir kişi gönderiver de otelin alt kapısını açsın dedi.Oysa biz tepeden hiç bir tekne gelişi görmemekteydik. Bu arada, sevgili Sybella, çeşitli telefonlar yapmış, etraftan evet 7 kişiyiz haberleri almış oysa, canım Şebocum "yooo daha kalabalığız" şeklinde bir haber vermişti, anladığımız kadarı ile adi Zafer (şaka şaka) motordakileri kendine çete etmiş bize şaka yapıyordu. Ama hala daha kimlerin hakikaten geldiğini bilemiyorduk. bu arada Dr elinde çantası ile geldi, bir telaş tansiyonumu ölçtü, ciddileşen suratı ile "Ersin sen çık yukarı biraz dinlen" dedi ... bu arada tekne geldi, ama iskeleyi tam göremediğimizden kimler geldi hala belli değildi, Ve mutlu annnnn !!!! bir de baktık ki herkes gelmiş, daha sonra vapurla geleceğini söyeleyenler hariç.....




Hemen hoşbeş ettik herkesle sarılıştık Zaferi aradım bu arada en sonda yüzünde hain bir gülümeseme " adi judas" dedim gülüşüp sarılıştık. Müzik işlerini acilen sevgili okay, sevgili alp ve canım büyük kızım Ayşe'ye teslim ettim ve de rahatladım

Sonra daha hala vakit varken ben bi yukarı çıkiim dedim, doğruca odaya gittim, ayağıma bir eşofman takıp yatıım yatağa.......

Bu arada Canım Tanya yanında birkaç can dost geldiler "aaaa napıyosun dediler " valla Dr yat dedi yatıyorum dedim. Hemen aşağıya bir şişe şarap sipariş ettik ekip halinde oturup kadehlerimizi tokuşturduk.
Hadi dediler sen çık ta biz gelini giydirelim. Tamam dedim, oralarda zevzeklenirken Dr ile bir saate baktık ki giyinmiş olmamız lazım, Dr'un odasında 5 dakkada nasıl giyindik bilmiyorum, Bu arada yaşadığımız minik kriz de şöyle idi, ben nikah falan fasıllarından önce, gelinime yüzük takmak düşüncesindeydim, bunu kendi aramızda olmasını tasarlamıştım, başta Mete ve bunu duyan sevgili ays ve orada bulunan ekip ( Tanya'yı banyoya kapatmışlardı bu sırada) "katiyen olmaz nikahtan hemen sonra masada takarsın dediler" " aman diyim etmeyin" falan desemde kabul ettiremedim. Yüzüğü Dr aldı " ben zamanı gelince zana veririm" diyerek. Akabinde Dr beni alıp lobiye indirdi, herkesler yavaştan kokteyl havasına bürünmüş, ortalık sık ve güzel insanlarla dolmuştu. Bu arada Babası da Canım Gelinimi getirdi.....

Sonra Arabalara atlayıp bir gelin alayı yaptık, güneşin tam batışında adanın batı bıtnundan döndük, kıpkızıl ışıları o soğuk havada bile yüzümüze aydınlık verdi.Bu arada bizim arabada olan küçük kızım Alara ( gothicshark) binlerce resmimizi ve videomuzu çekmekteydi.

Kendisi foto ve video dan sorumlu devlet bakanı olmuştu. Tüm gece binlerce resim ve video çekti. Ertesi gün sağ kolu iptal olmuştu.




Araba turunun sona ermesi ile, otele döndük ve kokteyl faslı başladı, artık herkes sahane giysiler içinde çok şıktı, güzel bir servis ile Halki Palas'ın girişinden ana holüne uzanan, tarihi dokusu bozulmadan yenilenmiş alanda keyifli dakikalar başlamıştı. Sarılışıp öpüşmeler, tebrikler ve gerçekten büyülü bir hava oluşmuştu.






Bu arada sevgili nikah memuremiz, "cumhuriyet kadını" Selviye hanım da gelmişti, Bize belediye ile ilgili işlerimizde çok yardımcı olan yıldızay onu iskeleden, otele getirecek vasıtayı bile ayarlamıştı, sağolsun, biraz hoşbeş ten sonra nikah saatinin geldiğini bize hatırlattı.

Şahitlerimiz İlhan ve Didem, in şahadeti ile çok güzel hazırlanmış masada çok güzel sözlerle bizi "karı+koca" ilan etti.


Dünyalar bizim oldu, hep böyle geçmesini diledik içimizden......Bu arada Dr Mete, yüzüğü taktıktan sonra hemen arkamızdaki balkona çıkmamız gerektiğini söyleyerek yüzüğü verdi, öpüşme kokuşma faslını yapıp, balkona çıktık, acaba ne vardı ?

Orada toplaşınca kalp şeklinde bir kutu geldi, sevgili Ays ve Bubu iki adet beyaz güvercin getirmişler birine papyon diyerine de duvak takmışlar, Ays güzel bir konuşma ile bize güvercinleri verdi, papyon ve duvak çıkartıldı ve onlar en güzel dileklerimizle, adanın tertemiz semalarına salıverdik muhteşem bir duyguydu ( görgüsüzce atılan binlerce havai fişekten milyonlarca kat daha güzeldi)




Sonra içeri geçilip kokteyle devam edildi ve de tebrikler kabul edildi.

Yavaştan yemeğe geçilme zamanı geklmişti yemek otelin alt katındaki restoran bölümündeydi, masalar gayet güzelce ayarlanmış isimler sevgili sybella tarafından yerleştirilmiş, davetliler için hazırlanan hediyeler herkesin adına göre yerleştirilmişti, hiç bir karmaşa yaşamadan yerleşildi.

Müzik listesi şahaneydi, özellikle sectiğimiz 80'li yılların hepsi hit olmuş parçalarını yaklaşık 6 saatlik bir kayıtla toplamıştı Ayşem ve Okay, genede Dj koltuğunda Okay işi otoplay'e bırakmadan bütün bir gece ter döktü...

Sevgili ile dansımızı yaptık.




Keyifle herkesle sohbetleştik, herkes çok mutluydu, memnundu bu bizleri kat be kat mutlu etti, neş'emize neş'e katıldı, Yemekler açık büfeydi ve liste daha önce konuşulandan da güzeldi, Sevgili bülent bey ve İsmail bey bize istediğimizden de muhteşem hazırlamışlardı, Ahçıbaşı döktürmüştü...

Bir ara hızlıca dans müziği dinlerken, amanın dedik be inanılmaz ve hiç beklemediğimiz bir anda "şen ola düğün" çalmazmı?!! Tanya ile ben dona kaldım aman ne oluyor demeden masalardaki hekesin bir anda ortaya fırlayışına şahit olduk, daha sonra Ağrı dağını çaldılar, bu iki parçayı düğüne kendisi değil kalbi katılan sevgili oktay koydurmuştu sürpriz, Tanya'nın ağlamaklı ifadesi herkesin neşesini görünce neşeye dönüştü biz de ortalara çıktık, iki parçalık bu fasılın bitimi ile diğer müziklere dönüldü.



Bu arada Sevgili Okay, sahneye çıkıp Tanya'ya ithafen, Nick Cave'in "God is in the house" isimli şarkısını söyledi ( herhalde ancak orjinali bu kadar güzel olabilir) daha sonra Ayşe ile beni de davet etti, klavyede Okay, Gitarda alp, Başta ben ve mikrofonda Ayşe, güzel bir parça daha çaldık. Oradan bakınca herkesi görürsünüz, işte ben de herkes, hafif dolu gözler ile izlerken büyük bir keyfi gördüm yaşadım çok alkış aldık. ( sahnelere mi çıksak ne ???) :)
Daha sonra pastamız geldi, pek şık ve lezzetliydi, pastayı güzelce kesip birbirimize yedirmeyi de ihmal etmedik elbette....


Gece gerçek sevgi ve coşku ile devam etti. Hepimiz herkes mutluydu, bu bakımdan tüm misafirlerimize ne kadar teşekkür etşek az, davet ettiklerimizde bir iki kişi mücbir sebepler ile katılamadılar ama kalpleri yanımızdaydı....

İşte böyle bizler için bile rüya gibi bir günü geceyi ve ertesi sabahı yaşadık.

Ertesi gün hava güzeldi ve adada dolaşmaya çıktığımızda her köşede bizden birileri vardı, daha sonra iskeledeki çaybahçelerini adeta pasrellemiştik, neş'emiz keyfimiz devam etti..

Daha sonra gene otele dönüldü toplanıldı ve aslında 14 olan motor daatimiz 15.30 alındığından rahatça dönüldü gerçek hayata.....

Herkes varlıkları ile bizi çok mutlu etti, umarız biz de herkese kolay unutulmayacak bir haftasonu yaşatabildik, hatalarımız oldu ise affola.

Buradan, daha ilk gününden başlayarak bize sevgi, saygı ve mükemmel profesyonellik ile hizmet eden Halki Palas'ın başta Bülent bey ve ismail bey olmak üzere tüm ekibine teşekkür ederiz adeta evimizde gibiydik. Dostluklarını o sıcak ve güven veren havalarını hiç unutmayacağız.

Haaaa güvercinler ne mi oldu, sabah baktığımızda taklalar atarak otel üzerinde uçuyorlardı, hayvna dostu Bülent bey onların artık otelin koruması altında olduklarını nuntazaman yemleneceklerini bize müjdeledi....

Ne mutlu bize.
























Salı, Mart 25, 2008

Vee düğün günüüü

Nihayet o gün gelmişti....

Bir gece önce canım Tanyam, anne ve babası, sybella ve canımdancanı bana geldiler, oturup sohbetleştik, babası o gün ilk defa beni piercinglerim, küpelerim ve dahi dövmelerimle görme mutluluğuna erişti, ama olsun idare etti adamcağız. . Keyifle sohbet ettik, ertesi gün için sabah saatlerinde önden adaya gitmek üzere sözleştik. Onlar gittiler, Zafer ile biz biraz daha sohbet ettik, adamcağıza gene bir masaj yaptırdım, sağolası gık demedi gene...

Yatıp uyudum, sabah sat 07.30 cıvarlarında uyandım, keyfim yerinde idi, hava günlük güneşlikti, biraz yatakta debelendikten sonra mutfağa gittim, o anda şoka girdim, zira pencereden baktığımda bembeyaz dalgalarla köpüren bir marmara denizi vardı, haydaaaaaaaa... Sesimi çıkartmıyayım bi şekil gideriz dedim, giderdik gitmeye ama diğerleri nasıl gelirdi, hava daha da bozarmıydı.....

Bu düşüncelerle, balkon camını açtım, irice bir bardak çayımı aldım, James Blunt koydum cd'ye iyi ce de açtım sesini, ayaklarımı demirlere uzatıp dalgalarla dalga geçerek elimdeki gitar ile parçaya eşlik ettim. Daha sonra hadi hayırlısı deyip, Zafer'le helalleşip çıktım yollara. Tanya ben yoldayken aradı eee şeyyyy hava biraz lodos dedim, "şakasın heralde" dedi, hadi hayırlısı deyip toplaştık. Elbiseleri ve ufak tefek şeyleri de alıp gittik.


Düşüncemiz onca eşya ile vapur yerine bir tekne tutup birlikte gitmekti, Bostancı'ya ulaştığımızda hemen arabaları boşalttık, öğleden sonra misafirlerimiz için tuttuğumuz tekneyi bize ayarlayan Musa Kaptan ile görüştüm, gideriz sorun yok biraz sallar dedi. Bu arada Dr Mete de bize katıldı sağolsun...Yola çıktık, eh biraz salladı bir ara Tanya'nın annesi kamarada ortadaki direğe tutunmuş duruyordu :)

Güle oynaya gittik ve Halki Palas'ın iskelesine yanaştık. Yol sırasında Musa Kaptan "merak etme öğleden sonra hava daha iyileşir" diyerek içime su serpti.

Adaya varışımızda hemen eşyalarımızı , birkaç gün önce Zafer ile götürdüğümüz diğer eşyaların yanına yerleştirdik, kısa sürde odalarımıza geçtik, daha sonra lobide buluştuk daha çok zamanımız olduğunu düşünüp şöyle çıkıp yürüyelim dedik. Sevgili Dr hadi sahilde iki duble bişey içelimn dedi, aklımıza daha önce yediğimiz levrek marine geldi, iki duble içip levrekleri keyifle mideye indirdik, , daha sonra ver elini otel..

İlk iş müzik sisteminin kurulmasıydı, aslında o sıralarda daha otelde hiçbir şey yerleşmemişti, Müzik enstrümanlarını ( evdeki bir elektro ve bir bas gitar, bir klavye, bir octoped) Zafer ile perşembe gününden götürmüştük. Ayrıca iki adet müzik yüklü laptop Sevgili Okay ve canım büyük kızım Ayşe tarafından şahane playlistler ile günler boyu uğraşılarak hazır edilmişti.

Bir yandan onları hazırlıyorken diğer yandan da telefondaki kulağım Zafer'de idi, Zira Zafer'i misafirleri getirecek teknenin başı yapmıştık tekme saat 15 te kalkacaktı saat 15:15 olmasına rağmen Telefonun ucundaki Zafer daha üç kişi geldi diyordu... GArip herhalde trafiktir dedim, "bari mümkünolduğunca bekle " demeyi de ihmal etmedim.

Yarın: zafer den telefon geliyor tansiyonum çıkıyor!!!! , akşam oluyor ve muhteşem bir düğün .......bir dolu resim ile ( dizi film gibi yapıp reytingi kurtarmaya çalışıyorum HAHHAA)

Perşembe, Mart 20, 2008

evlendik...hehh hheee -2-

Eveet,

Ocak ayı sonlarında meşhur Hindistan gezimizi yaptık ve şubatın 17 sinde döndük, döndük ki artık bir aydan az zamanımız kalmıştı. Otel ayarlanmış hazır, Tanya'nın gelinlik siparişi Pronovias'a verilmiş, benim elbisem hazır, ama daha nikahın resmi organizasyonu hazır değildi. Hiç heyecanlanmadık, en rahat halimizle koyulduk işlere.

Hindistan seyahatimiz sırasında talebelerimden Yıldızay'ın adalar belediyesi ile yakınlığını bildiğimden gerekli konuşmaları yapmış onun da yardım sözünü almıştım. Sağolsun süreç boyunca bu konuda çok yardımları oldu.

Önce karlı bir şubat günü Kadıköy belediyesinin evlendirme memurluğuna gidip gerekli belgelerin ne olduğunu ve başvuru kağıdını aldım. Kolay belgeler gerekiyordu, bir de sağlık belgesi gerekli idi.

O haftasonu otelin genel durumunu kalarak görmek ve de yemek işlerini organize etmek için Halki ye gittik. Sybella'yı yemekten sorumlu devlet bakalı ilan ettik, Sevgili dost Dr Mete'nin de katkıları ile güzel bir yemek listesi hazırlayıp, organizasyonu nasıl yapacağımızı Genel Md Bülent bey ve İsmail bey ile detaylandırdık. Ki bu organizasyon şıkır şıkır çalıştı...
O akşam keyifli bir heybeliada gecesi yaşayıp içimizi otel ve yemek konusunda rahat ettirdik.

Bu arada Yıldızay'dan nikah memuru konusunda gerekli güzel haberler de gelmişti. Evraklarımız aşağı yukarı tamamlanmış bir tek sağlık belgesi kalmıştı. Onu da hallettik !!!......

Artık gün saymaya başlamıştık. Sevgili Bubu ve Ays ile beraber keyifle Eminönü'ne gidip masalar için güzel süslemeler aldık. İkizlerini bizim için neredeyse tüm gün bırakıp koşuşturdular...

Kadıköy Belediyesi nikah dairesine tüm evrakımızı onaylatıp, nikahın Adalar da kıyılması için havalemizi aldık. Ertesi gün Büyükada'ya gidip tün işlemleri tamamlayıp Nikah memuresi ile her konuda mütabık kaldık.

Bu arada Hindistandan gelen davetlilere düğün hediyesi olarak için şallar almıştık buna ek olarak da sevdiğimiz şarkılardan oluşan cd'ler hazırladık, üzerlerinde resimlerimiz ve çok güzel bir şiir de vardı. CD'leri kopyalamak biraz zamanımızı aldı ama keyifle yaptık. Tanyacık her bir kareyi seçti şiiri buldu, sevgili Ays cd kapak ve üst yerleştirmelerini yapıp bize yolladı..

Son hafta canım Tanya'nın sevgili annesi geldi yardımlar için, benim de can dostum Zafer Hoca bana geldi, beni bir dakika bile yanlız bırakmayarak her türlü kaprisime bıkmadan usanmadan güler yüzle katlandı, hergün saatlece masaj bile yaptı..... hakkı ödenmez.. keyifli bir final haftası yaşadık güle oynaya. Yemekler yedik, güldük, heyecanlandık, kendimizi hazırladık ve son günün bir kısmı hariç normal tempomuzda çalıştık.... Şimdi düşünüyorum da ne kadar keyifliydi..........

Ve yarınnnnn........büyük güüün ......düğün günüüüüüü !!!!!!!!!!!!!! ( tabi ki resimler)

Çarşamba, Mart 19, 2008

evlendik...hehh hheee


Biz evlendik malum, şimdi birkaç evlilik yazısı yazacağım, bugünlük resim yok ama yakında onları da eklerim.

Çok güzel bir nikah ve düğündü, tarifi imkansız, kendimizin düzenlediği bir oluşum için böyle demek belki biraz kendini beğenmişlik gibi görünebilir ama dışardan da bakınca, muhteşem olduğunu söyleyebilirim....


Şimdi size öncelikle bu işin biraz tarihçesini anlatayım....


Bir akşam otururken dedikki böyle otura otura hiç bişey yapmayacağız, hadi artık evlenelim hem de en kısa zamanda.

daha önümüzde beraber gideceğimiz bir Prag ve bir de Hindistan seyahati bu ikisinin de arasında canım Tanya'nın iş için gideceği uzunca bir Çin yolculuğu vardı. En iyisi mart dedik en yakın uygun zaman.


Önce Prag'a gittik hemen ardından da Tanya'nın Çin seyahati tamammlandı. Bu arada nerede evlensek diye düşünceler zaten öteden beri mevcuttu. Akla ilk gelenler Küba veya Amsterdam'dı, daha sonra buna Roma, vs. gibi ekler de geldi. Külahımızı önümüze koyup düşündük, evet bu aday yerler pek hoştu ama uzaktı ve de ancak sınırlı bir katılım olacaktı.


İstediğimiz, iyi bir yerde yemekli bir parti ile sınırlı değildi, nereyi düşünsek aklımıza uymadı. Bir ara neden adalar olmasın dedik, aklımıza ilk iş Halki Palas geldi, ama nasıldır nedir ne değildir adalarda başka imkanlar varmıdır falan bayağı bir düşünük. Ben adalardaki çeşitli otellere mailler attım hava şartları nedeni ile olumlu olumsuz cevaplar aldım.


Sonunda hadi gidelimde bir bakalım şu yerlere dedik. Ocak ayında bir cumartesi vapura atlayıp önce Heybeliada'ya gittik, yürüyerek Halki Palas'a ulaştık, hava soğuk ama güzeldi, otele girer girmez hoş bir sıcaklık kaplamıştı içimizi, köşede duran otelin bilge papağanı Koko ile sohbet ettik ve daha sonra da neden orada olduğumuz anlattık. Bizi genel müdür sevgili Bülent bey keyifli bir sohbet ile karşıladı ve bilgilendirdi üst üste içilen çaylar kahveler dem sonra, hem kokteyl ve yemeğin yapılacağı yerleri ve hem de odaları gördük. Genel olarak her konu bize makul geldi. İşin en güzel tarafı ise herkesi, İstanbul'dan uzaklaştırmak, yanlızca bir yemekle geçiştirmemek orada bir gece misafir etmek, eğlenceye sonrakli sabah hatta gün de devam etmekti.

Kafamıza uygun ve keyifli bir yerdi, keyifli bir konsept olacağı zaten o anda içimizde yer aldı.

Yasak savarcasına hemen Büyükada'ya gectik, Splendid Palas' gittik, güzerl otel o tarihte bir korku filmi dekoru gibi idi, tamamen kapalı hatta pencerelerine tahtalar çalılmış vaziyette olup içinde kimseler görünmüyordu. Oradan ayrılıp, Princess Otel'e gitti uğradık, buırayı da uygun görmedik.

Nedense Halki Palas'a daha ilk anda içimiz ısınmış ve sanki hiç bir şüphemiz kalmamıştı. İstediğimiz yer budur demiştik. İlk vapuru beklerken köşedeki kafede şarabımızı içip plan proje yapmaya başladık.

Dönüşte ise Damat-Tween e uğrayıp hemen nikah elbisemi aldık. Huzur içinde eve döndük, yapmış olduğumuz bunca şey ise, sadece 4 saatimizi almış, herşey kafamıza oturmuş, üzerimizden bir yük kalkmış ve içimizi tam bir heyecan kaplamıştı. Zaten hiç uzatmada daha o pazartesi her bakımdan Halki Palas ile anlaşmış, Tanya'cık kaporayı yatırmıştı bile...

İşte bu resim ocak ayında ilk defa Halki Palas'a doğru yürürken gösteriyor canım Tanya'yı..... Ne mutlu daha sonra bu yollardan gelin "atlıarabasıyla" geçtik tüm ekiple....
Sonrası yarınaaaa belki birkaç resim de olur...
Sevgi ile kalın

Salı, Şubat 26, 2008

Ada keyfi evllilik provası



Hafta sonu Heybeliada'ya gittik pek keyifliydi. Ekibimiz kalabalık olmamakla beraber çok uyumlu ve ekabirdi.

Önce otele giderek evlilik resepsiyonu ile ilgili son rötuşları ihtiva eden toplantımız yaptık ve yeme içme işlerini Sybella'ya yükledik. Sağolsun keyifle kabul edip gerekli işlemler konusunda bize hemen yardımcı olmaya başladı bile.

Tabi karnımız acıktı önce otelde yeme fikrimizi daha sonra "hadi meyhaneye" gidelim diye değiştirdik. Ne de iyi yapmışız. Oradaki yerleri tanımadığımızdan camlardan içeri baka baka mekanları gördük, baktık ki birinde gitar, ud falan var hemen girdik. Henüz geç saat olmamakla beraber ekip halinde gerekli siparişleri vermemizle, udi arkadaşın mızrap vurması bir oldu meğer oraya rastgele gelmiş olan her müşteri birşeyler çalar vaziyetteymiş. Daha sonra içeri yaşlı ama dinç bir bey ve orta yaşlı bir hanım da girdi, herkez ona hoşgeldin Niko abi dedi..............

Aman yahu Niko abi bir üstad çıktı ki sorma gitsin Türk sanat müziğinin bildik bilmedikher köşesine inanılmaz sesi ile götürdü bizler. Yanındakiler de eksik kalmadan hatta biz bile cüret ettik fasıl heyetine katılmaya.

Mezele, şişeler sonu gelmeyen şarkılar falanderken Niko abi ve yanındakiler ile ahbaplığımız ilerledi hatta kendisinin yan kilisede ayin sırasında da ilahiler okumakta olduğu bilgisine de ulaştırdı bizi.
Biz Niko abimiz ve ekibini düğüne davet ettik Niko abi de bizi ertesi günkü ayine. ( gittik tabi biraz geç kalmamız nedeni ile babacan bir fırça da yedik Niko abiden)

Saat 02.00 cıvarlarında çıkışta meydana atılmış bir piyano gördüm ve çaldım kimbilir hangi evden çıkartılıp hoyratça atılmıştı. Sesi, hiç akordu olmamasına rağmen hala çıkıyordu ( ki bu piyano çalmamız sabah gittiğimiz bir yerde " yahu biri meydandaki piyanoyu çalmış" şeklinde bize aksetti) :)

Ada muhteşem sessizliği ve içten havası ile herbirimizi elbette fethetti. Bilirsiniz ben şehirci bir adamımdır ve de öyle uzak cıvarda yeni kurulan sitelerde "aman da ne sessiz" diye yaşamaya gidenlere de hep takılırım. Zira gidilen yer tepe cıvar boşluklara, gecekondular ile iç içe yapılan tiyatro dekoru ruhu olmayan mekanlardır hep. Oysa adada rahatlıkla yerleşebileceğimizi keşfettik, zira o yeni yetme hepsi birbirinin aynı olan siteler gibi değil orası, her yerinin ayrı bir ruhu olan bibaları, sokakları, ağaçları, martıları elbete engiiin denizi ile bin yıllık yaşanmışlığı var. Muhteşemdi, muhteşem evlilik yapma yeri için en doğru kararı vermişiz aferin bize....
İşte odamızdan resimler....

Pazartesi, Şubat 18, 2008

Vaaaay bir ay geçmiş

Dostlar
Bir ayı geçen bir zaman olmuş son yazımdan beri ama yaklaşık 20 günlük kısmı Hindistan seyahati olduıundan zamanın farkına varamamışım.

Bildiğiniz gibi evlilik hazılıkları son sürat devam etmektedir tarihi yeri herşeyi belli olmuştur. Bu işlerde heyacan yaşa başa bakmıyor....

Keyifle hindistana gittik muhteşem yoga çalışmaları yaptk akla hayale gelmeyecek yerler gördük çok keyifli idi zannederim sevgili de ben de ayrı ayrı birkaç yazi le bu anekdotları resimlerle size anlatağız.

Sizleri özledik
Sevgiler
Ersin

Salı, Ocak 15, 2008

Döndü

sevgili döndü,
çok şükür, çok şükür
güneş başka doğdu
gün başka başladı
damarlara kan geldi
gözler gün gördü
kulaklar pastan arındı
akıl fikir huzur buldu
zihin berraklaştı
sakal boykotu bitti
hoş döndü
sefa döndü
bi daha gitmesin bu kadar
olur mu gemiler...

Pazartesi, Ocak 07, 2008

İzafi....

Sevgili Çin-i maçine gitmiş,
az zaman için şükür...

oysa..
zaman izafi,
beraberken kısa mı kısa
özlerken hiç bitmez.

gene de,
zamandır hınzır
bi şekil geçer
bakarsın hemen döner.

Perşembe, Ocak 03, 2008

Yılbaşıı

Oldum Olası Ev partilerine bayılırım,
Evdeydik bu yılbaşı, dostlarımızla, bazıları gelemedi, olsun daha bir sürü yıl var ve bizde de parti yapma isteği....

Tüm resimler sevgilide olduğu için buraya resim koyamadım ama tahmin edersiniz

Ekibimiz çok uyumluy ve keyifliydi, gayet iyi eğlendik, müziklerde hep damardan gittik, yeni yıla "shine on you crazy diamond" ile girdik, şampanyamız iyi soğumuştu, şaraplar lezzetli idi, sevgili iç pilav ben ise hindi yaptım yani sölemiim diyeceğim ama muhteşemdi, tubişin annesinden gelen dolma, şebolar ile gelen fava ve humus nefisti, çincun elleri mezeler ile dolu geldi ( kızım benim conguzları unutma artık ha). Ati şarap varyasyonları yapmiş, ahm ise şat için absolute getirmişti şimdi burada bir sürü unuttuğum var ama kusura bakmayın.

Ağacımız pırıl pırıl bizimleydi.

Şömine odunlar bitene kadar (03:00) yandı, sonra ne bulduysak koyup sabaha kadar yaltık ( ati ile çimcun desteği ile, galiba cd rack'i bile yaktık bi ara :))

Gecenin nasıl geçtiğini anlamak mümkün olmadı..

Şimdi kıskanacağınız bir bilgi ertesi gün ve dün biz kendimize "artık partisi" yaptık hala şahaneler..

Sevgili iyi ki varsın, yanımda ve kalbimdesin, seninle girilen her yıl daha da güzel....

Dostlar iyiki geldiniz, gene gelin yakında düğün sonra sünnet var...

Herkese, çok çok güzel keyif, mutluluk, sağlık ve pırıl pırıl bir yıl dilerim,

Umarım memleketimiz ve dünya için de aydınlık olur...

Cuma, Aralık 28, 2007

Milli Eğitime Maşallah

Bilgiğiniz gibi Cumhuriyet'in en önemli yasalarından biri de o zamanki tabiri ile "tevhid-i tedrisat" kanunudur. Bu kanun ilk,orta ve lise öğretiminin "eğitimin birliği" kuralına göre yapılacağına dairdir. Böylece adı geçen öğretim laik bir cumhuriyet olan devletin, eğitimi bir elden ve laik sistemle yürüteceği konusunda değişmez bir esastır.

Cumhuriyet'in kuruluşundan başlayarak uzun yıllar bu şekilde sürdürülen eğitim,bu konuyu kendilerine oy arpalığı yapan partiler sayesinde maalesef sulandırılmıştır. İHL'ler yani imam hatip liseleri kurulmuş daha sonra ise milli eğitim ile hiç bir ilişkisi olmayan Kur'an kurslarında müfredatı hiç belli olmayan ve ne idüğü belirsiz kişilerce eğitimler verilmiştir, mahalle baskısı ile küçücük filizler kız - erkek bu yerlerde rahleler önünde oturup başlarına takke veya sıkmabaş takarak " ce... ceyli... cala cula... cumburleyli .. cap cup...." diye, bize okullarda karanlık günler diye öğretilen garip bir eğitimi alırlar. Benim derdim ne Kur'anla ne dinle ama küçücük çocukların beynini yıkamak ne menem bir iştir, belli.....

İHL'lere kız öğrenciler de alınmış bu öğrenciler sıkmabaşlı olarak okula gider gelir olmuşlardır. İşin garibi adı İmam ve Hatip olan bu liselere neden kız öğrenci alındığıdır. Zira islamiyette kadın imam ve hatip yoktur, olsa olsa kadın hafızlar bulunur belki ama, bunlar da ulemaca ne kadar kabul edilir bilinmez. Yani aslında bir meslek lisesi olmasıdır ve mesleğe yönelik bir konuda o mesleği yapamayacak olan kızlar da okutulmaktadır. Bu ne büyük tenakuzdur sorarım, İHL'ler de nasıl bir eğitim yapıldığı ve bu eğitimin kontrolü ne şekilde yapıldığına dair sorular sorulduğunda burada noırmal lise gibi dersler okutulduğu buna ilaveten de arapça ve dinsel eğitim verildiği söylenir. İHL'ler O derece özerktir ki bunlara sermayenin belli kısmı her türlü yardımı yapar ramazanlarda yemekler verilir vs.vs.vs.

Ne gariptir ki tevhid-i tedrisat kanununa bir şekilde uydurularak sıkmabaşlı kızlkarında gönderileceği, kızların erkeklerin harem - selamlık olduğu alternatif ve dinci bir okul yaratılmıştır. Burada Atatürk'ün vefatından sonraki ve de özellikle Demokrat parti başta olmak üzere tüm hükümetlerin ağır sorumluluğu vardır.
Şu anda Türkiye'yi yöneten kadroların Başbakan RTE dahil neredeyse tamamı, o okullardan mezundur. Sahtekarlıktan hüküm giymiş olan ve bu cezasını punduna uydurularak "ev hapsinde geçiren",eski abileri Mecmüddin Erbakan hoca, bu okullar için "oraları bizim arka bahçemiz deme hakkını bile bulmuştur kendisinde varın ötesini siz düşünün.


Bugün devlet İHL'lere her türlü yardımı maddi ve manevi bakımdan sınırsızca yapmaktadır, öyle ki İHL'ler kendilerine verilen bu muhteşem ödeneğin %46'lık kısmını harcayamamıştır. Oysa normal liselerde yakacak olmadığından soğuk havada dersler yapılmakta, her türlü masraf veliler tarafından karşılanmaktadır. Öğretmen ve derslik açıkları büyüktür. Yazıklar olsun benim laik cumhuriyetimin milli eğitimine .....

Adana'da, öğretmen olmaması yüzünden okullardaki din derslerine cami imamları girmektedir, okul talep etmekte, kaymakamlık izin vermekte ve milli eğitim ise ses çıkartmamaktadır ( neden çıkartsın ki ) .... Bu İmam efendilere öğrenci başı 5 YTL ödenek verilmektedir ( oh maşallah öğretmenler kadro beklesin, imamlar yesin ... kimsenin cebinde gözümüz yok ama allah islah etsin)...

İstanbul Bağcılar'da bir öğretmen, okuldaki sıkmabaşlı öğretmenlerin kılık kıyafet kanununa umadıklarını, okul idaresine bildirmiş, idare bu genç öğretmeni kaale almamış, öğretmen de bunların resimlerini cep telefonu ile çekip, okul müdürü ve milli eğitime vermiş, sonuç ne olmuş biliyor musunuz, sürmüşler, elbetteki sıkmabaşı hocaları.... tabiki değil, zavallı resmi çeken cımhuriyet öğretmenini, hem de bulunduğu yerden 35 km ötede Çatalca'da bi okula...

Memleketimin, milli eğitiminin özel olan kısmı ise tamamen tarikatlara, kerameti kendinden menkul, zırlak, sümüklü şeyhlerin, yönettiği hiçbir şekilde denetlenmemekte olan vakıflara ait okullar eline emanet edilmiştir, ohh yarabbi şüküüüüür. Doğu ve güney doğuda, tarikat - şeyh gettoları kurulmuş öğretim eğitim zaten tamen ellerindedir. Tabi, en büyük köy haline getirilmiş olan İstanbul'un durumu ise ortadadır, çarşamba falan gibi mahalleler tamamen kendi şartları ile yaşamaktadırlar...

Üstelik İngiliz vatandaşı olan bir Bakan!ımız bile mevcuttur, kendisi kabine üyesidir ve de çifte vatandaşlığı ile gurur duymakta herkese de tavsiye etmektedir. Allahım daha neler göreceğiz biz yahu... Vallahi Turgut bey peygamber gibi kaldı ha....

Sizlere kaç gündür keyifli yazılar yazıyordum ama memleket gerçekleri ortada, yüzleşiniz biliyorsanız da hatırlayınız, işte laik Türkiye Cumhuriyeti'nden eğitim vesaire manzaraları, daha neler neler var haznemde yazacağım, bilginiz olsun diye.

Vah vah vah...

Sonra gel Fazıl Say'a kız, adamın canı burnından geldi ki söledi, yoksa kim memleketini terk etmek ister.

Perşembe, Aralık 27, 2007

veee resimleeer

Malum keyifli Prag gezimizin resimleri ancak şimdi koymaya başlıyorum. Daha önce dediğim gibi azlaf çok resim.....


işte ekip



Çek askeri olduk yaw



işte harry potter seti gibi manzaralar



Komik Prag,









Sokakta Cazzzzzzz


işte meşhur saat


Arkası yarın efendim ( daha çok var yahu)






Salı, Aralık 25, 2007

Prag Praha Praag Prague

Sevgilinin armağanı doğum günü hediyelerimden sadece biri olan Prag seyahati muhteşemdi. ( bu kartta görülen yerde şimdi geniş bir bulvar var ve ortasında eski iki tramvaydan oluşan "cafe tramvaj" )

Sanki canlı Harry Potter seti olan bu romantik şehirde kafamıza göre takıldık, sokak köpekliği yaptık. Resimler, yarın, öbürgün. ve sonraki gün....( az yazı bol resim) ...

Çok teşekkür ederim sevgili bu keyifli günler için....

Pazar, Aralık 16, 2007

sevgiliye

Doğum günün kutlu olsun sevgili,
yüzün hep parlasın
gözlerin hep gülerek baksın
sağlıkla mutlu ol
bereket hep yanında olsun
aklın hep böyle sağlam çalışsın
fikrin hep böyle tertemiz olsun
zihnin berrak ve saf kalsın hep
aldığın nefes tertemiz kalsın hep
varlığın hep dik.....
uykun güzel olsun
uyanışın ferah
ellerin hep iyi şeyler tutsun
ayakların doğru yerlere bassın
sağlık her yanını sarsın
sevgi seni yüceltsin
varlığın hep huzur versin
ve bunları hep yanında olup göreyim
ve hayatı seninle paylaşayım
tertemizce....

Salı, Aralık 11, 2007

YÖK

Tarafsızlığı ile ünlü, demokrat Reisicumhurumuz, yeni YÖK başkanını aynı tarafsızlık ile seçmiştir. Vatana millete "hayırlara vesile " olsun.
Zaten başka bir tavır beklemiyorduk. Aynen dediği gibi tarafsız her partiye ve her görüşe aynı uzaklıkta ve de parti rozeti taşımayan, adil bir devlet adamıdır.

Cuma, Aralık 07, 2007

tekzip ve soru

Dyarlı bir yazı blogger olarak, dünkü yazımdaki bir konuyu tekzip ediyorum, Cumhurreisinin refikaları, tabanı kırmızı ayakkabılarını Christian'dan almamışlar, her Türk kadını gibi nursace'den almışlar, bedeli de 275 YTL imiş.
Gazeteler de bunu yazıyor hadi yaşadı Nursace artık tüm sıkmabaş hanımlar oraya koşar alışveriş yapar.
..................................
Tekzip buraya kadar, şimdi soru, mütedeyyin bazı hanımlar başörtü takar örtünür vs. vs., tabi insanlar istediği gibi davranır, bu gibi davranışları sergileyeneler belli bir iddianın sahibidir. Muhakkak ki davranışları da böyle olmalıdır, en azında böyle düşünülür.
Prensipte kapanmanın anlamı, vücut hatları vesaire ile tahrik edici bir merci olmamak, mümkün olduğunca, olası tahditkar gözlerden uzakta kalmaktır. Acaba mesela, kırmızı tabanlı ayakkabı giyilmesi bu görüşteki kişiler için doğru mudur ? yoksa kavram kargaşasımıdır, işine geldiği gibi davranış mıdır ?.
Ben bilemedim siz söyleyin, yada söylemeyin düşünün.
Aman ya ayaktı baştı, memleketin ne dertleri var biz nelerle uğraşıyoruz.