Cuma, Şubat 13, 2009

Kaldırım ayıpları ve teknik yapı ve Kadıköy Belediyesi

Merhabalar,

Yer Göztepe Cavit Paşa Sokak, girişi, mevki, Teknik İnşaat önü ve cıvarı, durum resimlerde görüldüğü gibi, anlamsızca genişletilen kaldırımın, üzerine sereserpe park edilmiş araçlar.

Yayaların hiç önemi yok, onlar ezilebilir iki araba arasında kalabilir. Üstelik bu yok doğruca Yeşil Bahar İlkokuluna gidiyor. düşünün ki burada yüzlerce öğrenci de geçiyor, olsun n'apalım alt tarafı yoldan geçsinler, kaldırıma arabamı, minibüsümü falan park ederim.

Zaten büyük bir iştahla bulabildiği arsaya çöküp ondan maksimum kar sağlamaya yönelimiş olan inşaat şirkertine hiç diyecek bişey yok, aslında çok var ama devir malum.

Ya halkımız yahu mübarek araban insandan daha mı önemli evet önemli, zira donunu satıp binbir borca girip, en pahalı cep telefonu, en baba araba alma meraklısı olan bir sarklı milletiz. layıktır bize.

Ya belediye onlar da zaten seçimlerle meşkul.

Resimler ortada koyanlar utanmıyor elbette kimisi ise hak görüyor. unutmayalım burası, medeni olduğunu iddia eden, okumuş, dünya gezmiş görmüş ve hatta kendini çok yükseklerde gören bir zümrenin semti.

Biliyormusunuz, Teknik Yapıda durumu şikayet edebildiğim, Türkçe'yi zor anlayan bir inşaat çavuşu idi o da beni salak görür bir eda ile dinledi ....

Söz bitiyor....















Pazartesi, Ocak 19, 2009

unutmamak, unutturmamak

Bugün, Hrant Dink'in 2. ölüm yıldönümü idi. Halen unutulmadı unutturulmadı, elbette ki bu memleketin bir vatandaşı olarak diğerleri gibi unutlmamalı ve sonuç alınmalı....

Ama bir kişi var ki O katledileli tamı tamına 15 yıl oldu ,neredeyse unutuldu, hatta unutturulmak isteniyordur belki....Lütfen unutmayalım unutturmayalım. Hepimiz Uğur'uz diyelim, diyebilelim....


Cuma, Ocak 16, 2009

Doğanın estetiği




Kareler gözümüzün önünden, Resimler benden, paylaşayım istedim.


Perşembe, Ocak 15, 2009

hatırlıyor musunuz ???

Hatırlıyor musunuz ?

Susurluk'taki kaza soruşturmasında muhteşem bir ışık kapatma eylemi yapmıştı halkımız, katılım ne kadar da çoktu neredeyse herkes katılmış toplumun büyük bir mutabakatı olmuştu, adeta kenetlenmiştik. Bir tek o zamanın AKP'si olan Erbakan ekibi ( ki bunların içinde şimdiki Başvekil ve Cumhurreisi'de var) karşı çıkmışlardı, hatta bu soruştumaya "fasa fiso", "gulu gulu dansı" gibi acaip tabirler ile gülüp geçmişlerdi. Olay da kapatılıp gitmişti...

Acaba neden !?

Blmiyorum, her halde bilen vardır.
Ama bir bildiğim var halkın çok büyük bir kesimi ışıkları bıkmadan usanmadan yakıp söndürmüştü.

Şimdi konu gene aynı, bu defa Erbakan'ın talebeleri dava taraftarı, bir kısım dinci ve liberal kesim ve de bazı radikaller Taraf, ama gel gör ki halkın büyük bir kısmı bu defa mutabık değil yani daha doğrusu büyük bir çoğunluk olup bitenden emin değil, içlerine sinmeyen bişşeyler var, yani ciddi bir kutuplaşma var...

Acaba neden !?

Yani durum siyah-beyaz, arada hiç gri tonlar yok, sizce bunu sebebi ne?

Bekleyelim görelim. Tarih yaşıyoruz. Umarım sonuç tarihte, "helal olsun ne doğru bir iş yapmışlar" diye anılacak şekilde tecelli eder de gelecek bize mabâdi ile gülmez.

Salı, Ocak 13, 2009

soruşturmalar

Memleketimizde sorusturmalar yapılıyor, elbette yargıya gitmiş bir olay için birşey söylememiz doğru değildir. Kaldı ki yasama, görevini en iyi şekilde yerine getirecek ve sonuçlandıracaktır. Bence yanlış olan, hükümet yandaşı veya muhalifi medyanın işin cılkını çıkartması, bazen karara bile varmaları. Tabi oralara servis edilen bilgilerin de (nasıl olduğu bilinmez) çabukluğu.

Öyle veya böyle, sakin olmak gereklidir, zira tarafsız yargı karara varacak bu kararlar üst yasama kurulları tarafından denetlenecek ve neticeye varılacaktır.

Sahi aklıma geldi,  "Deniz Feneri " olayının yurdumuzdaki uzantıları hakkında herhangi bir dava açıldı mı? Açılmadıysa neden? Heralde ona da bakacak savcılarımız vardır.

Cuma, Ocak 09, 2009

Kamerama takılanlar


Sevgili karı çok sever her sabah acaba etraf bembeyaz mı diye uyanır, ama son günlerdeki soğuğun aksine bizim buralarda kar yok oysa bu sabah, derse giderken yoldaki kar manzaraları takıldı kamerama  bari bunlarla idare et....





Çarşamba, Ocak 07, 2009

Doğalgaz meseleleri

Malumunuz Rusya, Avrupa'ya giden doğalgazı kesti, sebebi Ukrayna ile olan sorunları, bundan biz de nasibimizi alıyoruz tabi.

Haa ilgililer dediki "yok canım biz eksik kalan doğalgazı Mavi akım'dan alıyoruz."

Muhterem, Mavi akım ne? o da Rusya. İlahi ""şecaat arz ederken....""" neyse söylemedim.

Memleketin doğalgaz alımının %48'i Rusya'dan, hani SSCB iken biraz devletti, şimdi ise koskoca bir mafya düzeninin hüküm sürdüğü, oligark isimli kominizimden doğma dev işadamlarının falan fink attiığı, hatta tüm dünyadaki Rus mafyasının, İtalyan mafyasını değil çırak emzikli bebeye çıkarttığı devlet.

Canı sıkıldımı keser vanayı, artırın parayı der. Ne beklenir ki,... haaa biz de doğalgaz gibi önemli bir malın %48 ini bunlardan ithal ediyoruz. Bravooo.

Eeee baktığımızda bu doğalgaz yanlızca, sanayi ve ısınma için değil, elektrik üretimimizn de büyük çoğunluğu doğalgaz santrallerinden oooohhh.

Bununla da bitmedi, bir de ne var biliyormusunuz, o meşhuuuur nükleer santralimizi kim yapacak ?.... Rusya artık goooool.

Bir devlet düşünün neredeyse tüm enerji sistemini bir başka devlete bağlamış o devlette Rusyaaa vay beee diyecek laf yok.

Şimdi Başvekil hazretleri diyecek ki "bunları biz yapmadık, bizden öncekiler yaptıııı...."
Ben de diyeceğim ki : mirim, kömür makarna dağıtmaktaki ustalığı, şu eskiden kötü yapılmış işleri bir nebze olsada düzeltmede göstersene !!!"

Pazartesi, Ocak 05, 2009

sadaka

Muhterem başvekil, şöyle buyurmuş;

"Sadaka, kültürümüzde meşrudur"

yahu içimden "La ilahe İllalah" demek geliyor.  Galiba Muhterem bazen  "laik,demokratik bir sosyal" devletin başvekili olduğunu unutuyor ve kendisini camide hutbe verir gibi hissediyor.

Beyim, marifet Sadaka vermek değil, sadakaya ihtiyacı olmayan bir halk yaşadığı devlet olabilmektir.... Ama o zaman insanlar tâbi olmaz elbette. Maazallah,istediklerine falan oy verirler. Kulluktan çıkıp birey olurlar, ne yaparsınız sonra, allah korusun.... Hamdolsun şimdi evde sadaka bekleyip onu da oy olarak iade ediyorlar böylece yaşayıp gidiyoruz.

Rica ederim, dinsel ve çok kolay sözleri bırakıp bırakıp,  özgüvenli, tahsilli bireylerin, hakça kazanabildiği bir devlet yaratmaya çalışıp onun başbakanı olunuz... merak etmeyin o zaman daha sağlam oy kazanırsınız... kolaya kaçmayınız...

Sadaka'nın sonu yoktur insanları sadakaya mahkum etmeyiniz. 

Çarşamba, Aralık 31, 2008

hoşgeldin 2009



2004 yılının bu gününde öğleden sonra saatlerinde çok kıymetli bir söz vermiştim. Sözümü tuttum. Daha da yıllarda tutacağım.....

2008 bizim için çok güzel geçti dersler aldık, güldük, eğlendik,bolca gezdik veeeeee evlendik. :)

Ders aldığımız sıkıntılarımız oldu ama hepsini paylaştık, sevgimizi ve emeklerimizi eksik etmedik . Ben değil biz oldum çok şükür.

Bize, tüm sevdiklerimize , dostlarımza, herkese mutlu, başarılı, sağlık, tatlı sürprizler, keyifler dolu bir yeni yıl dilerim.

Cuma, Aralık 26, 2008

Simiti ve dayı


Bu bir fıkra değil gerçek bir olay.

Başvekil, zannederim dün, yolda bir simitçiye demiş ki,

- Oradan bir simit ver yeğenim,

simitçi vermiş simidi ve demiş ki ?

- Para istemez benden olsun dayı !

hoşuna gitmiş bu tavır Başvekilimizin ve çıkartıp 100 YTL vermiş simitçiye

Bence işin temel anahtarı şu kelimede "dayı"

Demek ki ne demek lazım ?

"Dayı"
Simdi bütün simitçiler, Başvekili kollar artık ah biz de bir simit satsak diye. Ben de bekliyorum küprüde falan trafik tıkamdığında yanımdan geçerse " dayı " şeklinde seslenip sempati toplamak için.

Perşembe, Aralık 25, 2008

Başvekil

Muhterem Başvekil,
Vallahi tebrik etmek lazım,
Hem İmam ve hatip ve armatör babası ve medya patronu kayınpederi ve tüccar ve ekonomist ve mühendis ve geometri öğretmeni ve savcı ve avukat ve doktor ve psikolog ve başvekil ve parti başkanı, ve meb'us ve kimbilir unuttuğum daha neler neler.
Eline su dökülmez bir koltuk altında sayısız karpuz.
Maaşallah, maaşallah, allah artırsın...
Bizim Başvekil...

Pazartesi, Aralık 22, 2008

Bağdat Cadde'sinde bir kare



Geçen gün Sevgili, büyük kızım Ayşe ve ben yürüyorduk, bu manzara çıkıverdi karşımıza, Ayşe deklanşöre bastı buyrun resim, yorum sizin

Pazartesi, Aralık 15, 2008

iyi ki doğdun canım sevgili


İYİ Kİ DOĞDUN CANIM SEVGİLİ

İYİ Kİ BENİ BULDUN

İYİ Kİ EL ELE GİDİYORUZ HAYATTA

İYİ Kİ

İYİ Kİ

VE

DAHA YILLARCA

Çarşamba, Aralık 03, 2008

Bankalar ve Kredi kartı meseleleri

Dün canım sevgili ile Teknosa'ya gittik, O, ofis için ufak tefek birşeyler alırken ben de muzur muzur elektronik aletlerin arasında dolandım. Dikkatimi bir şey çekti, aşağı yukarı her malzemenin üzerinde, "...... karta altı ay taksit altı ay da karttan" yada "........ karta %... iskonto" vesaire yazılar vardı.

Durdum, dedim ki yahu ben nakit ödesem bunu bir iskontosu yok mu? hayret yoktu, yani karta iskonto yapan mağaza benim nakit parama iskonto yapmıyordu arkadaş belki Türkçe söyledim diye anlaşılmamıştır
" cash... cash..." yani keş yada eski tabiri ile "tiko para" ... yok olmuyor. Yni nakit paramın, yani aslında cebimde sahip olduğum değerin hiç bir önemiyok, mağaza benim cebimde olmayan hayal bir parayı daha çok seviyordu, allah allan!

Lanet olsun dedim, neden herşeyimi kredi kartı ile alıyorum, neden bu batağa saplanmam için devlet te dahil olma üzere her otorite üzerimde. Haydi devleti anlıyorum, karttan kolay takip ediyor ve kayıtlı ekonomiye geçiriyor, diğer yandan seni kişi olarak ta takip ediyor, yani zaten devletin adı önemli olmayan sadece numaran ile bildiği bir kulusun ya o da seni kartla da kontrol altında tutuyor, yani açıkçası telefon dinlemek gibi bir şey.

Lanet olsun be, herşeyim kontrol altında, Yanlış anlaşılmasın her türlü hesabı kitabı açık devlete vergisini çalışma hayatı boyunca köle gibi ödemiş, emekli olmuş her türlü gelirinden ve hatta giderinden ( zira kira stopajı da ödüyorum) vergi veren temiz işlerle iştigal eden biriyim. Ama bu kadar kontrol altında olmak felaket bir baskı.

Düşün cebinde paran var, "yok kartla öde" deyip türlü numaralar cevirip, ödeme de zorlandığında gırtlağına kadar çöküyorlar Başbakanın tabiri ile "ümüğüne" lanet olsun.

Diğer taraftan kartını kullandığın banka senin her şeyini biliyor, nereden yer içersin, hangi marketten alışveriş yaparsın, hangi eğlence alışkanlıkların vardır, hangi tuvalet kağıdını kullanır, ne marka şarap içersin'e kadar. Yani bu kadar "Truman Show" filmindeki bir tiyatroyu reva görüyorlar bize.... lanet olsun.

Bu konu ile kafam meşkulken mevduatım olan Yapı Kredi bankasına gittim, 500 lira bir param vardı ( vergisi aslanlar gibi verilmiş) çekeyim de yarın işyerimin kirasina katayım dedim.

Bankamatikte bir de baktım ki 477 lira var, ne bu diye işlemlere baktım, banka kesmiş, işlem bedeli falan gibi bir de komik adı var, yahu el insaf, sen kimsin de benim paramı kseiyorsun be hey deli dumrul.

Ama böyleymiş o hiç okumadığımız minicik yazılı kağıtlara imza atarken bunlara da imza atıyoruz haberiniz olsun. Biliyormusunuz yılda 54 lira kesiyorlar bu isim altında, düşünün 10 milyon hesap olsa ne para kazanıyorlar üstelik benim alnımın akı ile eşek gibi çalışıp kazandığım paramdan.

Bir örmek belki daha da çarpıcı olabilir. Bir çocuğunuz var istiyorsunuz ki tasarrufu öğrensin. Bankaya 50 lira yatırıyorsunuz her ay, o a çekip okulu için kullanıyor, her sene sizin çocuğunuzun bu rızkının bir adedini banka sizde alıyor. Ödemezseniz hesap eksiye geçiyor, ve katlanarak alıyorlar bu parayı sizde.... Vergi falan değil ey halkım bankanın cebine ödüyorsunuz... ne için ??? sizin paranız orada durduğu için çüüüüüüüüüüş.....

Bence çalıyor yuh olsun. Gözlerini hiç birşey doyurmuyor. Doğruca açıldığı 1960'ların sonundan beri hesabım olan Çiftehavuzlar şubesine gidim hesabımı kapattım, bilmediğim 2 hesabım daha çıktı onları da kapattırdım, oradan Finansbank'a orada da yılda 40 küsür lira olduğunu öğrendim vakit darlığından kapatamadım hesaplarımı bugün onu da yapacağım keyifle, mutlulukla, oradan da Garanti'ye ..... Tek bir hesabı Ziraat Bankasında tutup bu hayâsız soyguna en azından bir miktar dur diyeceğim.

Size soru acaba gittiğiniz tatil yerlerinde, durup, para ödemeden sereserpe denize girebileceğiniz bir kıyı kaldı mı? yok değil mi bir düşünün tabiat bile satılıyor size siz de ( ben de tabi) keriz gibi dünyanın bahşettiği nimetleri mal bulmuş mağribi gibi almaya devam edin. Müstehaktır efendim.

Neyse, kalamar yiyin kalamar, ....

Pazartesi, Aralık 01, 2008

Yumurta


Ne kadar da güzeldir, özellikle sabah kahvaltısında, şöyle insanın isteğine göre hazırlanmış bir yumurta....

Ne kadar lezzetlidir, ona taptaze ekmeği banmak, sarısını patlatıp, onu ekmeğe emdirmek ve büyük bir afiyetle yemek.

Ben, belki de annem sebebi ile çocukluğumdan beri bayılırım bu tabiatın muhteşem olayına.

İşte belli yaştan sonra, özellikle yumurta ve bilhassa onun bayıldığım sarısından ayrılmıştım. Genetik yapım ve kararsız tansiyonum nedeni ile kolesterolüm normal olmasına rağmen doktorların kesin kararı ile yıllar önce yumurtayı neredeyse tamamen kaldırmıştım hayatımdan.

Daha sonraları yetti deyip sene de çok çok 1-2 yumurta yer olmuştum, ama her yediğimde sanki zehir yiyormuşum gibi bir içsel sıkıntı ile.

İşte bu muhteşem gıda artık aklandı, doktorlar, onun abartılmamak kaydı ile ama muhakkak yenmesi gerektiğini söylüyorlar, özellikle omega-3'ten zenginleştirilmiş yumurtanın nerede ise kalp dostu olduğunu...

Elbette, bol tereyağında kızartarak veya bol sucuk ile ya da çiğ yenerek değil.

Tavada ise az bir miktarda sıvı yağ ile ya da tefloda tamamen yağsız olarak ya da en iyisi rafadan yani haşlanarak..... Çocuklara her gün bir tane büyüklere haftada 2-3 adet....

Ohhhhh yahu çok şükür çocukluğumdan beri en sevdiğim şeylerden birine gene kavuştum, daha doğrusu artık yediğimde suç işler gibi değil tamamen keyif alarak... Kayısı... rafadan.... çılbır..... daha neler neler....
Tüm annelere tavsiye çocuklarınıza fast food yedireceğinize her gün bir yumurta yedirin.

Sağol Doktor Öz, güzel haberlerin (Yogayı da tavsiye ettiğin) için....

Salı, Kasım 18, 2008

Vapur


Sabah havai fişeğim sevgiliye kahvesini hazırlarken camdan baktım. Eskiden adı İnciburnu ya da Sedefadası olan (şimdi bu iki kardeş geminin de adları değişti) vapur, nedendir bilinmez ağır yolla, sahile paralel süzülmekteydi, gip gri deniz ve siyaha çalan gökyüzünün altında. Bütün ışıkları yanıyordu dürbünle baktım da pek yolcusu da yoktu hani. .... Hatıralarım canlandı......

Güzel şehrimin aksı böyle yamulmadan önce, iş ve yerleşim merkezleri nisbeten belirli yerlerdeyken. Benim gibi anadolu yakasında oturanlar için vapur çok önemli bir olgu idi. Bir araçtı demiyorum bilhassa, zira bir olgu idi gerçekten.

Bir kere belediyeye ait değildi o zamanlar, iskelelerinde iç içe geçmiş iki çıpanın ortasında Ay-Yıldız olan kırmızı beyaz bayraklı, TC Denizcilik Bankası TAO'ya bağlı Şehir Hatları işletmesine aitti onlar. Devletin gerçekten sosyal devlet olup, halkını kaz gibi yolunacak bir meta gibi görmediği zamanlardı. Devletin tüccar, herşeyin karlılık oranı olmadığı, en azından devletin halkını kolladığı zamanlar.

Onlar vapur idi halk dilinde, gemi demezdik, vapur..... biraz yaşlıca İstanbul hanımları ise vapor derlerdi. Fransızca "Buhar"dan, "istim"den gelirdi bu ad ya kimseler bilmez.... irili ufaklı çeşitliydiler ama gene de birbiri ile kardeş aynı yapı tipinde her tipten de birkaç adet olmak üzere hizmetteydiler.

Boğazda upuzun silindirik bacaları ile kömürlü vapurlar işlemekteydi, bunların çoğu 1920'li yıllar yapısıydı. Numaraları da vardı onların, 68, 71, 74, Güzelhisar, Altınkum, Halas ve benzerleri....Narin yapılı tekneleri ve pek mahir kaptanları vardı ... Rivayet odur ki, geçerken yalının o kadar yakınına kadar gelebilirlerdi ki oradan verilen, kahveyi veya baklava tepsisini alabilirlerdi.Boğaz iskelelerine devletin vapuru yanaşırdı şanıyla şerefiyle, şimdiki gibi yolcu motorları değil
Özlellikle Kadıköy-Karaköy vapuru önemli bir vapurdu, insanlar, 7.15 yada 8.00 vapurunda buluşmak üzere randevulaşırdı, ya da vapur iskelesinin saatinin altında... Her bir vapurun kendi karakteristiği, sesi, kokusu vardı, bir nevi canlı varlıktılar ( bu nedenle madde olmasına rağmen ingilizcede gemiye "it" değil "she" denmesine bayılırım)...

Bilhassa çocukluğumda ve ilk gençliğimde İngiltere'de Glasgow tersanelerinde yapılmış yepyeni olanları vard; İnkılap, Turan Emeksiz, Pendik, İhsan Kalmaz gibi....onlar da buharlıydı ama buhar kazanları fuel oil ile çalıştığından kömür dertleri yoktu, bize adeta yepyeni bir transatlantik gibi gelirlerdi. Heybetli bacaları vardı onların, Altıyola'a geldiğinizde, Kadıköy iskelesindeki (elbette eski iskele) vapurun heybetli bacasını görürüdünüz.












Giriş katının altında sonradan tamamen kapatılmış olan, salonlara giderdik talebeyken, kış günleri Turan Emeksiz
burası sımsıcak olurdu, orada sohbet,
muhabbet eder, vatan kurtarırdık.

Daha da önce annemle İstanbul'a gittiğim (zira karşıya geçmeye İstanbul'a gitmek denirdi) dönemlerde, arkadaki lüks mevkide otururduk, buraya gelen görevli bir liralık kağıt biletleri inanılmaz şık bir hareket ile koçanından kopartır, bir de ortadan yırtardı...

70 li yıllarda okul dünüşü, öğlen saatlerinde makina dairesine yukarıdan bakardık sevgili arkadaşım Mete'nin kız arkadaşını beklerken, yemek pişerdi koskoca bir tepside ne kadar da güzel görünürdü o saatlerde aç olan bizlere....
Yaz günleri sabah vapurunun üst kattaki açık bölümü keyifli olurdu. O vapurlarda kaptan köşkünü de gören tek kişilik oturma yerleri mevcuttu. Buraya oturur cam bardaktan vapur çayımı içerken, sabah simidini yer bir yandan da tertemiz her yeri pırıl pırıl olan ve hatta saksılı çiçekleri bulunan kaptan köşkünde, her bindiğimde aynı rirüellerle yapılan kalkış ve yanaşma manevralarını izlerdim. Kaptanlar yazları, bembeyaz gömlek ve pantalonları ile pek heybetli olurlardı. Akşamları, geceleri her vapur muhakkak burnundaki projektörleri yakarak yoluna bakardı, bunların bazıları elektrikle yönlendirilirken, bir kısmında ise minik bir kulübe ve onun içindeki görevli gösterirdi etrafı kaptana....
Bir de lodos zamanı vardı vapur kalkabildi ise özellikle Haydarapaşa mendireğinden çıktığında Sarayburnu açıklarında çılgınce sallanırdı, gençlik işte bayılırdım.....

Sisli günler bir başka olurdu öylece iskele yada cıvarında oturulur sisin kalkması beklenirdi, Fellini filmlerinde olduğu gibi.

Bir kötü tarafı salonlarda sigara içilmesiydi, ben sigara içmediğimden özellikle ayazın,yağmurun hatta karın olduğu günlerde en keyif aldığım şey vapurun arka sahanlığına gitmek ve orada durmaktı, soğuk olduğundan buralara kimseler itibar etmez, ben tertemiz havada kimbilir neler düşünürdüm, severdim orada yanlız kalıp hayallere dalmayı, hayat pek tazeydi daha yapacak o kadar çok iş vardı ki .... hey gidi...

Karaköy iskelesinde bir taraftan Kadıköy diğerinden Haydarpaşa vapuru kalkardı, Haydarpaşa vapurları vardı, hantal ama çok güzel "Ülev" ve "Suvat", Kadıköy vapuru kaçırıldığında can kurtarırlardı...









Suvat

Bir de "bahçe" tipi ada vapurları vardı muhteşem dizaynları inanılmaz güzel siluetleri ile mest ederleri bakanları,
"Fenerbahçe"
Dolmabahçe, Fenerbahçe, Paşabahçe.... Dolmabahçe zaten 90 lı yıllarda haince hurda edildi, Fenerbahçe bu yaz halen çalışmaktaydı ama maalesef sonbaharda iskeleye çekildi, bir tek Paşabahçe kaldı yadigar o da yakındır.....

İşte o şahsiyetli vapurları Marmara sisi bir bir alıp götürdü, gençliğimizi oradaki hayallerimizi, okul günlerimizi, koşturmalarımızı, üniversite günlerimizi, yeni yetme çalışan insan olduğumuzda geç kalmamak iç,n iskele verilmeden atlamalarımızı, iş yorgunu dönüşlerde kalabalıkta merdivenlerde oturmalarımızı, kimbilir daha neleeeer neleri.... hatıralar kaldı, hepsi güzel çok şükür.... Güle güle vapurlar, biz..... şimdilik buralardayız.

Cuma, Kasım 14, 2008

RTE & OBAMA muhabbeti

Yahu gündemi geriden takip etmek belki ama Mustafa!ydı, 10 kasım'dı gibi çok önem verdiğim konular varken elbette çok arka planda kaldı benim için.

Fehmi Koru namı ile maruf ya da Taha Kıvanç müstear adı ile yazılar kaleme alan bayağı dinci ve fekat liberal bir gazete yazarı demiş ki, " RTE, Obama gibi geldi, şimdi Bush gibi oldu", vaaay sen böyle mi dersin, ertesi gün Başvekil, çok kızdı ve dedi ki, "Sevsinler seni...... yazıklar olsun sana" belli ki hiç hazmedemiyeceği bir yerden gelen bu tavır, zat-ı şahaneyi fazlasıyla üzmüş ve kızdırmıştı.
Eee haklı yahu, ilahi Fehmi/Taha bey kardeşim deli misin divane misin ne istedin durup dururken?, şimdi TC Başbakanlık uçağındaki maroken döner koltuğa oturup seyahatler ederken ab-ı hayat tadında şerbetleri yudumlamak, huzur içinde güneşin batışını izlemek,VIP salonunun mescidinde mübarekler ile namaz eda ve hatta tesbîh etmek hayal oldu sana... Devletlû ile şakalaşmak, arada iltifatlarına mazhar olmak hayaaal
Eyvaaah, çar naçar düzeltmelere kalktı ama "geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye" vah ki vah. Vallahi üstad işiniz zor, muhtemelen gönül ah-ü zâr içindedir heyhaat, Zülcelal hazretleri yardımcınız olsun.... Amiiinnn.
Oysa efendi gibi otursana muhterem, sana ne Obama'dan Bush'tan mirim azizim. Sen bu gül bahçesinde neden istikrarsızca fikirler beyan ediyorsun, Allah bilir akreditasyonun falan da iptal edilir.
Recep Erdoğan bey ertesi gün dedi ki, "ben kimse değilim RTE'yim", evet haklıdır, hep öyleydi ve dahi hep te öyle kalacak ben, O'nu gelirken Obama gibi zannedenlerin aklına şaşıyorum ve minel garaip.
La havle yahu...Acaba bir asabiyye mütehasısına mı görünsem ne?

Pazartesi, Kasım 10, 2008

10 kasım bugün


Halkının hizmetindeki Büyük Adam,
Aklın, aydınlanmanın yılmaz ışığı,
Bilginin, müspet ilimin, önderi
Hala bizden ileride düşüncelerin sahibi
Doğru ve güzel insan,
Gösteriğin yolda, izindeyiz,
Bunca yıldır ve sonsuzca;
Yılmadan, bıkmadan tüm olumsuzlukara karşı.
Bedenin rahat uyusun ama fikrin hep kamçılasın.

Perşembe, Kasım 06, 2008

Hangi Mustafa


Benim için o hiç bir zaman Mustafa olmadı, hep Mustafa Kemal ATATÜRK oldu. Onunla gurur duydum, memleketimin en korunulası hazinesidir, hep öyle kalacaktır, kim aksini becermeye çalışırsa çalışsın..............

Onun insan olduğunu hep bildim, bilirim.

Benim için dogma değildir, tanrı değildir, etiyle kemiği ile insandır, ama aklıyla fikriyle öngörüleri ile liderdir.

Benim için mühim olan onun güzel fikirleridir, memleketimi kurtarmışlığıdır, ortaya koyduğu büyük eserdir.

Geri kalan ise kendi tabiri ile
"elbet benim naçiz vücudum elbet birgün toprak olacaktır"dır

Ama toprak olmayan fikirleridir. Eserleridir. Beni bu gün medeni insan yapan akıl almaz hüneridir ki hala dünyanın çoğu akıl erdirememiştir.

Zamanında yaşamış adı diktatör vs olan adamlar için artık kimse bir tek kelime etmezken doğumundan yüz küsur, ölümünden 70 yıl geçmesine rağmen hala konuşulmasıdır.

Savaş krizini yönetişindeki muhteşem üstü başarısıdır. İktisadi kriz dönemindeki muhteşem karma ekonomi modelidir. Devlet krizindeki maharetidir.

Karanlığa, dogmalara bunların devlet olarak yönetimine karşı çıkması, devleti akılcı ve laik olarak sosyal bir hukuk devleti yapması, memleket insanını ezik bir kulluktan çıkartıp bir vatandaş yapmasıdır. Dini bireyin kendi vicdanına bırakan bir sistemi getirmesidir.

Daha sayacak pek çok şey var. Buraya sığmaz.

O saydığım, sevdiğim, hürmet ettiğim, fikirlerinden feyz aldığım benim gibi insan olan ama farklı olandır. O fark onu "Kemal" yapmıştır

Mustafa filmine gittik sevgili ile. Filmin yapımcısı kendisinin ezik ve naif halini o melankolik romantizmini ve ağlak hitabetini koymuş, kendisinin gördüğü tarafları ile bir Mustafa yaratmış zaten Kemal diyememiş bir eziklikte.

Alkollü, ağlak, kadın avcısı, marazi, intikamcı, yanlız, arkadaş katili bir adam çizmiş.

Kızdım ama durdum ve dedim ki bu yazardan bu kadar Mustafa. Kendisi gibi birini tasvir etmiş herhalde. Kastı olsa daha iyisini yapamazdı, ama kasıtlı değil çok naif bir bünyeden doğmuş bu film.

İsterdim ki Nazım yaşasın ve o bir Mustafa Kemal yapsın, aynı kareleri koysun ama o anlatsın da çağlayalım gürleyelim.

Mustafa Kemal bile kurtaramamış filmi, son derece aşina olduğumuz resimler, bildiğimiz ama çok eksik anlatım. Tv'lerde bile gösterilemeyecek kadar zayıf bir yapım. Goran bile kurtaramamış hatta.

Ama, iyi ticaret, 29 ekim ile 10 kasım arasında konulmuş bir satış. Bizim gibi Atatürk sevdalılarını avlamak. En çok da 2.cumhuriyetçiler, şeriatçı takımı bayılmıştır. Ben paramı helal etmedim

Analar babalar, öğretmenler, sakın ola ki çocuklarınızı bu garip filme götürmeyin. Size "bana büyük Atatürk deiye anlatılan adam bu mu yahu? diyecektir, ona hayır değil diye ağlaya ağlaya anlatmak zorunda kalacaksınız gerçeği belki.

Haaa benim için güzel olan sevgili Atatürk'ümün yüzünü görmek, kalıbıyla kıyafetiyle güzel olan insanı seyretmek, fikirlerini hatırlamak. Bir de iki ayrı film kesitinde daha önce hiç hareketli görmediğim dedem Cevat Paşa'yı görmekti...



Şimdi Barton, hadi gel biz internet için bir film yapalım tüm kaynaklar benden ( elbette Msutafa filminin yapımcısının kaynaklarından bin kat fazla) sözler ve resimler senden. Hadi bakalım....

Bir söz de canım sevgiliye, sinemalerı hiç sevmediğin halde Atatürk deyip bu filme benimle geldiğin ve bu "eziyete" katlandığın için bin teşekkür.

Ne diyeyim, Başbakan ve/veya Cumhurbaşkanının tabirleri ile "hamdolsun, hamdolsun, bu film hayırlara vesile olsun"


Cumartesi, Kasım 01, 2008

Doğum günü


Yarın benim doğum günüm,

Yarım asırdan fazla bir süredir dünya üzerinde bulunmuş oluyorum.

Benim doğduğum, çocukluğumun geçtiği ve hatta gençliğimdeki dünyadan çok farklı bir dünyada yaşıyorum. Gene de her gün yepyeni umutlarla, öğrenme isteğiyle, anlama isteğiyle yaşıyorum.

Sevgili doğum günlerimi adeta "kutlu doğum haftası" haline getirir her sabah hediyeler ve doğum günü şarkıları ile uyandırır beni.Şenlikler yapar, beni el üstünde tutar, umarım hiç eksikliğini görmem bu hayatta...
Sevgil'den büyük bir hediye var mı? bana Tanrı'nın bir lütfudur o...İyi ki var hep olsun her gün güneş gibi doğsun bana.Bir de Aliş getirsin tabi....
Kızlarım ayrı hediyedir hiç eksik olmasınlar.
Umarım hep genç kalırım hep işe yararım.