Cuma, Temmuz 06, 2007

İşkillitepe V.......... dairesi

Ne dairesi olduğunu yazmıyayım da başıma dert almıyayım, Sybella nın dediği gibi blogları kimler okuyor hangi amntıkla belli değil.
Geçenlerde v...... dairesine gittim hadi şöyle diyelim İşkillitepe V....... Dairesi, para ödemek için, her zaman da giderim, bankaları sevmediğimden işlemleri bizzat yaparım. Gene her zamanki halimle, sırtımda çantamla girdim kapıdan, bir kere kapıda neden olduğunu anlamadığım malum rontgen cihazları, özel güvenlik şirketi korumaları, alarmlar vs sanki 9/11 den hemen sonraki Amerika havaalanları gibi. Neyse para pul işleri var, devlet dairesi vs derim hep. Kapıda bana aşina olan güvenlikçiye selam verdim, alarmlı makinadan geçtim, adam çantamı açmak istedi hemen dedim ve açtım. İşte kızılca kıyamet orada koptu, zira çantamda bir önceki gün tamirden aldığım video kameram, daha sonra gideceğim mekanda kullanmak üzere hazır bulunan tele objektifli analog kameram ve de üstüne üstlük, dijital kameram da vardı. Adam birden buz gibi oldu aman dedi -bunu hemen zimmete almamız lazım.....
Arkamdaki insanlar, beni en aşağılık bir suçlu gibi süzerken önce bi durdum, zaten dövmeleriden ve de piercingimden dolayı olası kötü şahsiyetim ya.....
İlk afallamayı geçtikten sonra nedenini sordum, buraya kamera giremez dedi sertçe. Bu arada arkamdakiler iyice huysuzlaşmaya başlamıştı. Tabi canım falan diyerek bana olan hiddet ve nefretlerini hertürlü bakış ve işmarlar ile kustular.
Peki dedim, ya çantanın içindekiler çalınırsa nolacak, sorumlu benim dedi adam, yahu ben seni tanımıyorum ki . Oldu güzelim dedim, bana karşılığında ne vereceksin.
Çantayı aldım diye kağıt dedi... ya içindekiler???? öyle olmaz güzelim dedim adama madem zimmete alıcan adam gibi al. aç bakalım dedim teker teker seri numaraları ile kayıt yaptırdım, epeyce zamanımızı aldı ama ben hiiiiç istifimi bozmadım. İmzayı attı şimdi,benim gördüğüm antetsiz bir kağıt ve lalettayin bir imza, olmaaaz dedim kaşe de isterim. adan gıcık olarak gitti ve kaşe de bastırdı.
Muzaffer bir eda ile bana geldi, nasıl geçirdim havası ile kağıdı bana uzattı, adeta teksir kağıdı gibi olan bu hiç bir hükmiyeti olmayan kağıdın üstünde ne yazıyordu biliyormusunuz " silah teslim alma belgesi"............................

Neyse ben vatandaşlık hizmetimi yapıp geri döndüğümde kapıda beni bekliyordu, yahu dedim hadi bana işin aslını anlat.... Yahu dedi haklıyız biz, nasıl? dedim..... Geçen sene bir adam geldi makina sokmuş içeri dey.....s, çekmiş fotografları, vermiş gazeteye tüm daireyi rezil etmiş.....

Yani anlayacağınız adamın genişleterek anlattığına göre adam, memurların harıl harıl !!!!!!! çalışmasının, yün örmeleri vs resimnlerini çekmiş vermiş gazeteye..... İşkillitepe v.... dairesi şimdi halktan korunmanın yolunu bulmuş. Bana sorarsanız fotografçı adam tam bir vatandaşlık vazifesi yapmış.

Yapma ya dedim adama, sence kim haklı, tabi daire haklı dedi, bu dey...s millet yüzünden rezil olduk....
Haklısın dedim ne diyim, ama dedim sen artık cep telefonlarına da el koy zira her cep telefonunda artık kamera var, haklısın dedi, duvardaki yazıyı okumadın galiba diye de ekledi, dönüp baktım şöyle yazıyordu," daire içinde cep telefonu ile konuşulamaz".

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

haftasonu yatak ve mükemmel bakım


Malum ya motora biniyoruz. Havalar da ısındı tabii artık o ağır giysiler boyuna bağlanan fularlar fala terkedildi. Neredeyse göğüs bağır açık bir vaziyette gidilinip geliniyor. Oh ne güzel ve sonçta ne oluyor
Cuma akşamı baygın halde yuvarlanılıyor koltuklara daha sonra da yataklara kalkmak mümkün değil her yer ağrıyor ve de hafif ateşş boğaz felaket öksürük tam gaz ve de baş ağrısı ziyade
Hemen en şımarık hallerde sevgiliye bakılıyor "çok fenayım amannnn ahhhh oooofff falan diyerek. Zaten evde azman bonettin hasta bir de ben ekleniyorum

Sevgili hemen el koyuyor vaziyete önce elleri tutup o en güzel şevkatini göstererek. Cumartesi ayağa biraz da olsa kaldırıyor. Ama bende hiç hayır yok daha da fena olarak dönüp bu defa hemen yatağa atıyorum kendimi ve de sevgili hemennnn fırlıyor eczanelere bulduğu her türlü ilacı alıyor. Marketlere gidip ne kadar sebze meyva varsa alıyor ve de en gülen yüzü ile geliyor tabi.

Veriyor çeşitli ilaçlar bana
Bunları da yeterki bulmayarak bilumum zencefil ve limon ve de naneleri karıştırım sahane ev ilaçları üretiyor
ve de her tarafımı viksliyor ohhhhhh yaw sanki cennette pamuklar üzerindeyim canım ne kadar da şahane

Sonra ben uykuya dalıyorum tamamen içerden miss gibi kokular geliyor yemekler yapılıyor belli .... yahu insan hasta hasta acıkır mı onlar mis gibi koktukca birazdan gelecek emekleri hayal ediyorum yarı uykulu.
Sonra yemeklerin hazır olduğu ne zama istersem yiyebileceğim olduğu söylenerek ev ekmeğinin üzerinde fırında hazırlanmış çedarlı ve de çemensiz pastırma şahane bir şekilde geliyor yatak tepsisinde



Valla hiç bir abartma yok ve daha da fazlası da mevcut. Mesela içi uhtelif malzemelerle doldurulmuş lokma gibi. Hem de en sevdiğim şeyler. Daha da önemlisi şevkatle başımı okşayan bir el var....
Şimdi herkes önce maşallah deyip tahtaya üç kere vursun bakiim.
Ben iyileştim hemence üstelik hastalıktan kilo alarak kalktım .
Canım Sevgili, ellerin dert görmesin, hiç eksik olma, çoooook....

Salı, Mayıs 22, 2007

uzun zaman olmuş yahu

uzun zaman olmuş yahu , yazmamışım epeydir.
özlemişim de yazmayı....
Ananda'nın feneri bloguma yazmışım bi sürü, buraya yazmamışım...
neyse,
mitingler başarı ile tamamlandı, millet uyandı ve bazı dengelerin aslında hiç tahmin edilmediği şekilde olduğu ilgili mercilere gösterildi. İktidarın hiç beklemediği gibi gelişmeler oldu. Millet en güzel refleksini verdi. Bundan sonrası seçimlere kalmış, aslında sonuç belli gibi ama en azından bu beylerin kulağına küpe olacak bir hareket yaşandı.
Hoş günlerdi bunları hatırlayacağız.
acaip haller...
Ben yaşım icabı memleketle ilgili bazı gelişimleri çok iyi hatırlıyorum yahu,
Mesela, ilk hatırladığım şeylerden ve hala kulağımdan çıkmayan seslerden biri, 60 lı yıların hemen başında radyodan yayınlanan Yassıada mahkemelerinde, mahkeme reisi Salim Başol'un "celseyi açma" anonsuydu.
Bağdat caddesinin selamiçeşmeden suadiyeye kadar olan bölümü daha yeni yapılmıştı
Sonra gene 60'lı yılların başında zannedersem 63 te falan kıbrıs sebebi ile karartmalar yapılırdı, geceleri evlerin ışıkları yakılmaz, yada kalın kumaşlar ile kapatılırdı, arabaların farlarına mavi jelatinler koyulurdu.
1967 yılının sonlarına kadar kadıköy yakasında tramvay vardı.
Sonra 60 lı yılların sonunda bir devaluasyon yapılmıştı, bu konu hakkında o zaman mizah plakları yapılmıştı.
60'lı yılların sonunda İTÜ televizyonu vardı ve deneme yayını yapadı ama aynı dönemde ankarada TRT televizyonu haftada 2 akşam 4 saatlik yayınlar yapardı..
70'lerin başında gençlik hareketleri olmuştu, hemen sonrasında 12 mart muhtırası verilmişti, radyo haberleri gene en çok takip edilen organdı, TV daha yeni yeni geliyordu evlere, ve de Halit Kıvanc'ın tabiri ile "telesafirlik" vardı, ahbapların evine TV seyredilmeye gidilirdi.
Caddebostan'da migros olan yer bahçe gazinoydu, Zeki Müren söylediği zaman millet sandallarla denizden dinlerdi, bizim ev çiftehavuzlarda olmasına rağmen ses gayet güzel gelirdi. Sonra bir sürü gazinolar açılmıştı .
Sonra 71 de Akdeniz oyunları yapıldı ve Tv den naklen yayınlandı, Oyunların açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay yalnızca "Akdeniz oyunlarını açıyorum" demişti çok gülmüştük.
75 yılında ilk arabam olmuştu Reno 12 ne muhteşem bişeydi benim için, tabi hemen motoru egzosu falan değiştirilmiş bir yarış arabasına çevrilmişti ( ne kadar olur reno12 den demeyin o senelerde tüm rallileri kazanırdı)
76 dan başlayarak sağ sol kavgası iyice can alır hale gelmişti, üniversitedeydim, bacağımdan yaralanmıştım üstelik amerikan pazarından aldığım yegane ve tek canım wrangler bluejeanim yırtılmıştı. o zaman yırtık bluejean modası da yoktu.
Ecevit iktidar olmuştu memlekette hiç bir şey bulunmamaktaydı nerde bir kuyruk bulsak girer elbette bu kuyruğun sonunda lazım olam bişey buluruz derdik... benzin de karneye bağlanmıştı benzin karnem hala duruyor, ne kadar çabuk unuttuk yahu.....
Elektrik kesintileri yapılırdı hergün 4 saat, su zaten yoktu, evlerde lavaboların yanında altında minik musluğu bulunan yuvarlak su bidonları sıradan bişeydi, sonra depoları ve hidroforlar kondu.
Bizim kadıköy yakası hala sayfiye yeriydi ve de rahatça denize girerdik.
77 de meşhur 1 mayıs taksim olayları olmuştu, ne garip o olaylar olurken içinde yaşıyor insan ama sonra baktığında vay anasını ne feci allahım yahu diyor.
80 de ihtilal olmuştu, Kenan Evren meşhur TV konuşmasını yapmıştı. sokağa çıkma yasağı konmuş ve işe gidememiştik. Gelişime üzülsek mi sevinsek mi bilememiştik, bir yandan terör bitti diye sevinmiş diğer yandan demokratik bakımdan tedirginliklerimiz olmuştu.
Sonra anayasa oylaması yapılmış ben sandık görevlisi olmuştum.
Sonrasında Özal dönemi ,birden bire rahatlayıp, tam tüketim toplumu olmaya başlayışımız.
Dalyandan başlayarak bostancıya daha sonra çoook daha ilerilere kadar sahil doldurulmuş ve yol yapılmıştı, zaten biz artık oralardan denize giremez olmuştuk.
Doların serbestçe cepte taşınır olması, yabancı sigara ve içkilerin gelmesi, neskafenin artık gizlice elatından değil de bakkaldan alınması ne büyük değişikliklerdi.
Tv de lavaşkiri ( la vache quirit) peynirinin reklamı :)
80 li yılların sonunda siyasal yasakların kaldırılması için referandum yapılmıştı. Ben hayır anlamına gelen turuncu renkli üzerinde no yazan tshirtler giymiştim ahhhahhhaaaa
80 lerin sonunda Annem ve Babam birer yıl arayla ölmüş birden bire koca adam olmuştum.
vay be tarih tarihhhh
Bir müddet bu yarım asır olmasına ramak kalmış yaşamdan bazı yaşanmışları minik minik yazmaya çalışacağım blog da belki sıkılmaz okursunuz.

Pazartesi, Nisan 30, 2007

29 nisan 2007 çağlayan


Oradaydık, çoğumuz oradaydık, sevgili ile gittik, büyük bir sevinç ile gittik, iyi ki gittik, iyi ki çoğumuz gelmiştik, iyi ki tek yürek bağırdık, iyi ki herkesin yüzü gülüyordu, umut vardı, asla karamsarlık yoktu, nefret yoktu kimse için, çünkü bir cumhuriyet çocuklarıydık, bu devleti kuran ve adım adım yürüyen, Atatürk evlatlarıydık.

Çocuklar vardı, gençler, kadınlar erkekler, yaşlılar belki yürüyemeyecek kadar olanlar bile dim dik ayaktaydı. Çünkü insan olma hakkını aldıkları bu cumhuriyete sevdalıydı hepsi, sağcı solcu değildi hiçbiri, Atatürk cumhuriyetinin alnı ak tertemiz evlatlarıydı. Padişah kulu değil vatanın ferdiydik. Demokrasiyi birileri gibi araç değil amaç edinmiştik. Cumhuriyete, onun kazanımlarına, insan olmaya fert olmaya sevdalanmıştık. Anne babalar vardı çocukları kucaklarında, gıkları çıkmadı sıcağa ve kalabalığa yeter ki o minik hafızası bu gücü görsün ve oraya yerleştirsin diye.

Bindirilmiş kıta değildik asla olmadık biz, kimsenin buyruğu ile hareket etmedik. olsa olsa "1000 Dirilmiş Kıtaydık" biz. belki çok rahat oturmuştuk yıllarda yerimizde, birileri altımızı oyarken. Ama aymazlık etmedik, uyandık, orada olduk Tandoğan'da, Çağlayan'da yetmezse her şehrin her meydanında.

Sevgiyle, saygıyla, başımız dimdik ve hiç bıkmazsızın. Kimsenin inancına karışmadan ama cumhuriyetimize ve onun temel kurallarına sım sıkı sarılarak. Çağdaş nedeniyet çizgisinde, bilimin ışığında, insan gibi yaşamak için, kul olmamak fert olmak için, karanlığa teslim olmamak için...

Çarşamba, Nisan 25, 2007

Adrasan






Kısacık tur,

Sevgili ve onun da dahil olduğu yoga talebelerim, dostlarım ve de kızım ile. Mis gibi hava, inanılmaz bir tabiat, dostluk ve aşk. Neş'e ve keyif. Sapasağlam insanlar, hiç arıza yok
Yanımda sevgili olunca zaten güneş hep var, herşey hep güzel demek. Birde kızım ve dostlarım, saygı ve çocuksu haller.
Başta sevgili,dağ, bağ, tarla, orman, deniz, kumsal, yıldızlı geceler, ateş, güneş, rüzgar, yağmur çisentisi, göl, akarsu, tarihi şehir,portakal, limon, tatlı kızım, yahu herşey bir arada olur mu, olur... Valla allah nazardan saklasın diyeceğim başka laf yok.... aha size bazı resimler.
İyi ki varsın be, her şey daha da bir keyifli oluyor, iyi ki doğdun sabahlarıma ve akşamlarıma ve öğlenlerime ve her anıma.

Perşembe, Nisan 19, 2007

nisan 2007 Sirkeci/Harem vapuru vah...vah....







hava kararmaktaydı ve flaşsiz çektim bu resimleri hiç bir yorum yapmayacağım, yurdumun en büyük şehrinde nisan 2007 vah vah

Çarşamba, Nisan 11, 2007

Jazz sever dostlarıma bilgi






Dostlar,



Eğer jazz müziğini seviyorsanız size,


Washington dan yayın yapan Smooth jazz radyosunu dinlemenizi , keyifle öneririm. İnternet üzerinden rahat rahat dinleyebilirsiniz. Genelde çok deriiin jazz parçaları değil günlük yaşamda rahat rahat dinleyebileceğimiz hatta işimizi yaparken bile rahatlıkla keyif alarak dinleyeceğiniz parçaları çalıyor. ben pek seviyorum hepinize tavsiye ederim
Çok az reklam var genelde uzun uzun çalıyor arada ciddi konserler de var, isterseniz üye olabiliyorsunuz, çeşitli eventler var. pek güzel
http://www.smoothjazz1059.com
haydi iyi dinlemeleeeeer

Salı, Nisan 10, 2007

uzundur yazmamışım

Uzundur yazmamışım yahu !!!!!!!!

Bursa gezisi, sybella'nın doğumgünü partisi vesaire konular malum sayfalarda yazıldııı :)... tekrara ne lüzum hepsi çok keyifliydi yenileri için gün saymaya başladık bile.

Bahar tam anlamıyla geldi bile, dışarıdaki ıhlamır ağacının tumurcuklanışını onları teker teker patlayarak yapraklar çıkışını günde güne izledim, her bahar yaparım bunu çocukuğumdan beri evimin önündeki atkestanesi ağacını ve son yıllarda da ofisimin canının hemen dibindeki ıhlamur ağacından. Ne muhteşemdir tabiatın uyanışı ne inanılmaz ne kusursuz ve ne güzeldir. Bunu fark etmeden yaşayanla ne büyük bir kayıp içindedir yahuu... Farketmeliyiz dostlar her şeyi ayrı ayrı ve tüm detayları ile farketmeliyiz. Yaşamda hiç bir an bile boş verilecek kadar basit değildir. Aksibe her bir an bir önceki anın tecrübesi, kendi yoğun bilgisi vegelecek anın tomurcuklarını taşır. Bulunduğumuz an ne derece farkındalığımız içinde ve en iyi şekilde yaşanıyorsa bir sonraki an o derece iyi olacaktır. Aslında karma felsefesinin temeli de bunu içermektedir. Basit, çok basit yorumu ile sebep sonuç ilişkisi. Evren bu kural ile süregelmektedir...... farkında olalım her şeyin hiç bir şeyi boşvermeden ve atlamadak, detaylarda kaybolmadan ama tüm detayları da farkederek.


Felsefe bu kadar yeter geçen gün sevgili ile Fazıl Bey kahvecisine gittik, Kadıköy çarşısı içinde minicik bir dükkan, bildim bileli vardır hatta içerdeki kahve öğütücüsünün özerindeki dönen çarklar hep dikkatimi çekmiştir. Hatırladığım kadarı ile burası kurukahveci dükkanı idi ve servis yapılmazdı şimdi servis te başlamış. aman ne keyif. Kahve kültürünü sevmem pek amerikan işi gelir diyenlere, "Türk kahvesi" diye bir kavramın yüzyıllardır var olduğunu hatırlatayım. Aslında biz toplum olarak kahve içeriz o çok önemlidir, "bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır" gibi pek çok deyişimiz vardır, hatta günün ilk yemeğini bile "kahve altı" olarak kullanırız nasıl kahve toplumu değiliz canım :)

Şimdi buraya Bursada içtiğim bir kahve resim yakıştı. Gelelim Fazıl Bey kahvecisine, minicik dükkan, üç beş minik masa var zaten burası oturup saatlerce vakit geçirilecek bir yer değil bir soluklanmak için oturup kahve içmek ve keyif yapmak ve devam etmek yeri. Kahveniz küçük bir tabakta ikram ediliyor, Tabakta küçük bir bardak su, bir fincan kahve ve kürdana batırılmış bir adet küçük lokum var.
Aslında eskiden kahve fincanları çoğunlukla yandaki resimde görüldüğü üzere sapsız fincanlarda içilirdi. Saplı fincanlar da keyiflidir.
Evlerde bu sapsız fincanlar için gümüş fincan zarfları olurdu, fincanlar bu zarflar içine oturtulurdu, ben hala hatırlıyorum.
Evet Kadıköy çarşısında işiniz var ise yada işiniz olmasa da muhakkak gidin, pek keyifli...
Kahve seviyorsanız keyifle için yahu, kahve kültürü emperyalist bişeydir laflarını bırakın, geçin bu işleri allahaşkına ne alakası var. Ayrıca bişeyi hatırlatayım, genelde kızılan o pek meşhur uluslararası kahve şirketi amerikalıların değil arapların :)



Perşembe, Mart 15, 2007

gene bahar be







bahardan üç resim



apartmanların arasında bir akasya



gençleşme sürecinde bir malta eriği ağacı



ve papatyalarrrrr çiçeklerin en canı.

Çarşamba, Mart 14, 2007

kamera


Yahu bir kamera bir ele bu kadar mı yakışır ?

Haydi bakalım güzel resimler bekliyorum artık.

Heyecanlı ve keyifli resimler.

Eminim hep çok güzel kareler olacak.

çook.

Salı, Mart 13, 2007

94.9


Dinlerim pek severim, tavsiye ederim

çilek&kremşantiiii




Sevgili çilek&kremşanti yapmış, ne de güzel etmiş. Yanında şampanya yok bu defa, olsun şarap ta güzel gitti. Tabak boşalmak üzereyken çekilen resimler, çabuuuuk çabuk bitmeden ...


zaten bu resimden sonra kalmadı bişey. Ellerine sağlık be aşk...

Bahar bahaaaar


Yahu, kış olmadı ki bahar diyeceksiniz biliyorum olsun bahaaaaar. Bu sene ağaçlar çok erken tomurcuklandı, Beykoz tepelerinde sabahın çok erken saatlerinde bu ağaç gibi.

Umarım aldanmaz ağaçlar ve bunun üzerine kar, don görmezler.

Güzelce yapraklanıp ketiflerince meyve verirler, altlarında serin bir yaz geçirtirler bize
Bitmeyen bahar vurmuş zaten başıma aşkla... birde çiçekler tam olmuş

Perşembe, Mart 01, 2007

İstanbnul'da Hava


resim dün çekildi, Göztepe muhtarlığının karşısı, İstanbulun göbeği yani. Hani okumuş güngörmüş insanların yaşadığı yer, öyle varoş falan değil.

Baca ve duman ortada, küresel ısınma, karbon salınımı falan bize hala hikaye yahu...

Pazartesi, Şubat 26, 2007

günaydın

günaydın size
günaydın bizee
hepimize günaydın
günaydın hepimize.....
B.Ortaçgil
Bugün yeni bi güün
diye devam eder şarkı ne de güzeldir, plağını aldığımı hatırlıyorum, Kadıköy'de Minimo plak'ta güleryüzlü dost Manuk'tan '73 müdür '74 mü? hatırlayamıyorum. Mavi kapaklı 33'lük bir plaktı üzerinde naif bir resim vardı. Bayılırdım.

Şimdi "günaydın" diyorum yanımdaki huzura, hakikaten günüm ayıyor, haftam, ayım, yılım, tüm hayatım. hep günaydın, iyi ki geldin iyi ki getirdin aşkın ışığını. sakın gitme hep günaydın olsun.
"Günaydın bize...."

Cuma, Şubat 23, 2007

fast food meselesi


Ben fastfood işine karşıyım, mümkün olduğunca yememeğe de gayret ediyorum.

Zira çoğunlukla yediğiniz bir şeye benzemiyor, ya da lezzet ve yapı itibarıyla aşırı zenginleştirilmiş, herşeyiyle oynanmış bir gıda yiyoruz. Hepimiz biliyoruz neler yediğimizi üstelik farkındayız da.

Aklımızı başımıza alalım dostlar

Konu hakkında uzman değilim ama bizzat desteklediğim bir sivil oluşumu sizlere de sunuyorum bence destek verelim...

Perşembe, Şubat 15, 2007

Stüdyo gecesi

Büyük Kızım, kendi tabiri ile Aiche, bir müzik albümü hazırlıyor..... daha önce demolarını dinlemiştik o halleri bile güzeldi. Geçen akşam sevgili ile stüdyoya gittik. Gencecik insanların, tecrübeliler ile kafa kafaya vererek yaptıkları güzellikleri dinledik. Doğrusu albüm çok güzel oluyor. Bunu kızım olduğu ve oradaki herkesi çok sevdiğim için söylemiyorum. Sevgili ile konuştuk çıkışta, gerçekten çok güzeldi. Umarım oradaki herkesin günlerce gecelerce yaptığı çalışmanın sonucu da çok güzel olur.
Zira gerçekten büyük emek var, herkes ne güzel çalmış, hepsinin vokallerinin kaydı yapılmamış olsa da Ayşe ne güzel söylemiş. Besteler müzikler ne kadar da güzel olmuş. Ne güzel aranje edilmiş, ne güzel mixlenmiş...
Gurur duydum elbette bizler Ayşe ve tüm ekibi kendi imkanları ile yaptıkları inanılmaz albüm için destekliyoruz ve destekleyeceğiz. Ama sonuş geçekten olabilecek en profesyonel iş olmuş
Tebrikler başarılar, kısa zamanda stüdyodaki resim çekimlerini de koyacağım...
Doğrusu bu ya iple çekiyorum tam stüdyo kayıtlarını dinlemek için...
Daha önce vermiştim ama demolardan bazılarını dinlemek için Ayşe'nin "space'ine" girebilirsiniz.
http://www.myspace.com/aichesaran

Cuma, Şubat 09, 2007

sobeee

Nasıl yani ??????
Sobelenmişim, tabii benim gibi internet jargonundan haberi olmayan biri için acaip bir, hal nedir bu dedim ve de öğrendim....Cevap vermem, zaruri ve hatta mecburi..... Önce ihtiyatla yaklaştım olaya ve kastım kendimi, imtahana cevap verecek talebe gibi. Sonra dedim ki hemen hadi ilk akla gelen beş şey.... :

1) Küçüklüğümde, çok sevdiğim bir dadım vardı, aslında O, Baba'mın ve Amca'mın da dadısıymış, (Ben ona dadı değil, "bacı" derdim), O dadım ki Galatasaray Lisesi'nde babamın sınıf arkadaşı olan,yazar Selçuk Kaskan'ın bir zamanlar radyolarda yayınlanan dizi skeçleri "Uğurlugil Ailesi'nde, bilinen siyahi "bacıkalfanın" ta kendisidir. Tüm küçüklüğüm bu bilge, siyahi dost ile geçmiştir. O bana, çoçukluğunun Kuzey Afrikası'nı ve çok küçük yaşlarda buralara getirilişini anlatırdı,. Sigara içerdi bahçede, günler boyu hep beraber olur, uzun uzun anlattıklarını dinlerdim, kimi hayali, kimi gerçek. Bir düşünün televizyon vs hiç olmadığı zamanlarda (60'ların başları) nasıl bir duygudur. Beni çok severdi ben de onu hem de anlatanayacağım kadar çok... Canım bacım öldüğünde 3. sınıftaydım. Benden sakladılar, oysa ben bilirdim ama bilmez numarası yapardım.....

2) Gene aynı zamanlar, bacı ile o zaman çok büyük olan bahçemizde, sayısını bilmediğim ulu çam ağaçlarının altında, otururduk. Kah iki ağacın arasına kurulmuş hamakta sallanırdım ama genellikle ben bağdaş kurar huzur içinde dalar giderdim... Bunu gören annem oğlum sen Yogi'misin derdi ! Sene 1961-62 falan... Ne olduğumu anlamadığım bu sıfat daha sonra hayatımın felsefesi oldu....

3) Evet, bahçedeki büyük havuzdaki ölü balıkları ben ameliyat eder, daha sonra törenle gömerdim, çok iyi bilirdim anatomilerini.... evet o kedi yavrularını ben amcamların kuş kafesine koydım..... müştemilatın yanındaki minik yangını çıkaranda benim ve hiç yakalanmadım üstelik daha bir sürü muzurluk var tabi......

4) Gene çocuk istiyorum, var olanlar büyüdü ve onları elbette çoook seviyorum, ama, yine, yeniden, daha olgun ve sakin olarak huzurla....Hepsini sevgiyle bağrıma basarak...

5) Şimdi aşığım diycem ama bilmeyen yok ki :) gene de diyeceğim aşığım.....

Ve daha kimbilir ne kadar çok şey var, hepimizin içinde o kapalı mahzenlerimizde, acı, tatlı... Yaşam bu ...

Salı, Şubat 06, 2007

schlüss

Sarılmışım sana, sımsıkı ve kıyısından telaşlı,korkulu, bir öpücük !!!.. kabul görmüş....tekmelenmemişim.... demişim ki, şu derfteri kapatayım bekler misin yarını ?, tertemiz bi sayfa olsun, bembeyaz olsun, bir gün ile bir yılı deviren..... Kumar belki, atmışım zarı dönüp durmuş yirmidört saat.... ve lutfetmişsin, gelmişsin, 6/6 ...hoş gelmişsin, şeref vermişsin, ömrüm değişmiş, yücelmişim, aşk ile pırıl pırıl olmuşum. Adam gibi hissetmişim ve el üstünde tutulmuşum... başımın üstünde yerin var taa kalbimin doruğunda, zihnimin her yerinde be schlüss...

Salı, Ocak 30, 2007

Nikola'nın yeri


Santorini'de Nikola restoranın kapısındayız, çok meşhur bi restoran sanki Beyoğlu'nun Karaköy'ün Eminönü'nün sokaklarındayız.
Tertemiz içeride emektar ikili hizmet ediyor. Kapıda sıra, yemekler eski ada yemekleri şarak ev şarabı, pek lezzeti tekrar gidebilsek ne güzel olur ya!