Cuma, Ekim 31, 2008

Dün/bugün

Kasım ayının başlangıcı benim için hem keyifli hem de hüzünlüdür, 2 kasım doğum günüm olduğu için, kasımlara heyecanla başlarım.
Ama arkasından gelen 10 kasım, Atatürk kimliğini anladığım günden beri ( ki bu annem ve babam tarafından bana okuldan çok önce öğretilmiştir şükür) hep hüzün verir.
Ben doğduğumda büyük önder öleli 19 yıl olmuş .... Ne kadar az değil mi.?...
Her neyse o gün gene anacağım buradan
Bugün büyük kızım Ayşe bana bir mail göndermiş, bu mailin ekinde de büyük Atatürk'ün cenaze töreninden pek bilinmeyen resimler var. Elbette hepsi de hüzün ve acı dolu...
Benim dikkatimi o dönemin insanları çeker, yani halk, özellikle o dönem türk kadını

işte resimler



Yorum sizin

Teşekkürler Ayşe

Perşembe, Ekim 30, 2008

29 ekim ve etkinlikler

Cumhuriyet Bayramında, Atatürk çocuğu olan bizler, Ata'mıza yaraşır bir faaliyet içinde gururla mutlulukla etkinlikteydik, ne mutlu bizlere....


Sevgili ve Bussad takımı ve diğer takımlar, hatta ferdi yarışanlar heyecanla çoşkuyla şevkle keyifle bu günü kutladılar, 25 yaşından 80 yaşına kadar Cumhuriyet genci insanlar var olsunlar

Sevgili bir sürü yarışa girdi, biraysel yarışlara ve de bayrak yarışlarına madalyaları topladı, ben ise fotograf çekme madalyası aldım sevgiliden.....
Spor'un o dostluk, kardeşlik, gentilmenlik havasının muhteşemliğini sevgili blogunda yazdı, gözlerimiz yaşardı. güğsümüz kabardı ..

heyecandan ben de seneye katılacağım dedim her defasında , o çocukça sevinçleri gördükçe....
Sevgilinin başarılarını göğsüm kabararak izledikçe, hatta adeta yüzme antrönörü havasında "neden oradan dönüşte zaman kaybettin ..." şeklinde havalara girerek.
Büyük Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet'imiz, tüm kahrolası mihraklara karşı ilalebet payidar olacaktır. Onun kuruluşunda bulunan herkese ne mutlu, Cumhuriyet'in, fikri hür vicdanı hür Atatürk çocuklarına ne mutlu.
Ben 40. yılı, 50.yılı, 75.yılı, 85. yılını bizzat yaşamış ve hatırlayan bir Cumhuriyet genciyim, 100.yılı da, görebildiğim pek çok yılı da gururla yaşamak ve onu bizden sonrakilere olamazsa olmazımız olarak devretmeyi vazife addediyorum. O'nu aklımın erdiği fikrimin yettiğince kalbimin çarptığı müddetçe muhafaza ve müdafaa için uğraşacağım.
Zira "muhtaç olduğum kuvvet damarlarımdaki asil kanda mevcut"


Salı, Ekim 28, 2008

ÖZGÜRLÜK

Blog özgürlüğümüze kavuşmamız ne kadar da güzel. Şu anda bu açılmanın hangi mekanizmanın işlemesi ile gerçekleştiğini bilmiyorum, ama nasıl olduysa bunu hayata geçiren herkese teşekkür.
Dostlar, blog konusunda gösterilen dayanışma da gerçekten hayran olunası. Bir dostumuzun eşi şöyle demiş, "doğal gaza her gün deli gibi zamlar geliyor kimsenin sesi çıkmıyor, bloglar kapatıldı herkes isyan etti".... Maalesef haklı elbette.
Blog bizlerin özgürce fikirlerimizi yansıttığımız bir ortam. Buranın açık kalması ise gerçekten kişisel bir özgürlük.
Gerçekten demokratik bir ülkede yaşamak her türlü (elbette ahlaki değerlere bağlı kalmak koşulu ile) özgürlük ve kimsenin kimseyi tahakküm altına almadığı bir ortamda bulunmak 21. yüzyılda Avrupalı olma iddiasındaki bir memleket için, gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı muhakkak.

Pazartesi, Ekim 27, 2008

İki resim



Dostlarım,
Sonbaharın başlarıydı, sevgiliyi ofisine bırakıp Bağdat Cadde'sinden yürüyerek kendi ofisime gidiyordum.
Önce önüme bu kedicik çıktı, sahibi tarafından sıkıca bağlanmış bir motosikletin üzerine özgürce uzanmış kendince keyif yapıyordu. Ne güzel dedim ohhh işte budur.
Daha bir kaç adım geçmeden karşıma bu köpecik çıktı, onu çok seven sahibi çok işi olduğu için, onu bir çöp kutusunun yanına bağlamış özgürlüğü kısıtlanmış ve ( hatta eminim ki sahibi hiç farkına varmadan) aşağılanmış bir vaziyette.
Burada mesele kedi köpek değil, resimdeki hayvanları bir şekilde ters çevirebilir, özgür olanı köpek, diğerini kedi yapabilirsiniz.
Evet özgür olanın akşam yemeği garanti değildir, hangi arabanın altında kalacağı, ya da kendinden büyüklerden dayak yiyebileceği, veya herhangi bir belediye tarafından insanları rahatsız etmesi yada kirletmesi sebebiyle, zehirlenmesi ya da çok iyi şartlarda yakalanıp, bir barınağa götürülmesi......
Ama özgürdür O, hür iradesi ile karar verir, gönlünce yaşar. Bireydir, yaşamı için savaşır. kazanır kaybeder önemli değil, özgürdür.....
Dostlar insanlar farklı değildir bilesiniz.
Bilmem hangi konumda olmak isterdiniz.
Bilmem bloglarımız hangi konumda.
Bilmem ...
Bilemem...

Cuma, Ekim 24, 2008

SANSÜR ve BLOG

Dostlar,
Bu da başımıza geldi, mahkemelere bir sözüm elbette olamaz onlar anayasa ve hukukun, kanunların verdiği yolda kararlar alıyorlar ve uygulamalar yapıyorlar...
Ama gördüğünüz gibi bloglar artık sansüre uğradı.
Ahlamanın vahlamanın hiç manası yok dünyadaki birkaç ülke ( iran Çin falan) gibi bizde de sansür kondu, fikirlerimize, düşüncelerimize vah vah.
Ben burada da yazmaya devam edeceğim kendimi özgür hissedebilmek için ama, açık alanda da şu blogda olacağım.

http://ersinsaran.wordpress.com

Orası da sansüre uğrarsa daha başka bir bloga, fikirler düşünceler hapsolmasın diye....

Perşembe, Ekim 23, 2008

Hayat güzeldir

Yahu basit bir sol kol ağrısı ile başlayan maceramız, dallandı budaklandı, neredeyse hasta adam olacaktım.

Neyse, holterler, tahliller,testler, muayeneler yapıldı, ihtiyar sağlam çıktı... (tahtaya üç kere vurunuz tık tık tık). Zaten gıcık olduğum şey bu bedenin nasıl olup ta hastalandığıdır ( gene maşallaaaahh).....
Canım sevgili, bana hiç belli etmeden ne kadar da üzüldü. Yüzü hep güldü, Dimdik durdu yanımda ama ben onun gözlerinden anladım ne kadar üzüldüğünü.

Geçti gitti biraz dikkat ederek her türlü sporlar, hareketler vesaireler serbest. Haaa bir de yemeklere biraz dikkat edilecek, e zaten bizim normal günlük yediklerimiz, neredeyse doktorun verdiği standart diyet, ve fakat peyniri falan abartmışım biraz....

Buradan canım sevigliye bin teşekkür, sonsuz minnet ve hep sağlıkla yanımda olma temennisi....ve tabi hep sağlıkla yanında olma sözü..... Aliş sözü .....

Bir sürü mesaj atan, telefonlar ile zahmetler eden herkese, tüm gerçek dostlara bin kere teşekkür, vallahi bir daha kolum falan ağrımayacak.....
Hayat güzel daha yapacak çok şeyler var üstelik, sağlıkla, keyifle...

Salı, Ekim 21, 2008

Holter günleri

İnsanın başına neler geliyor. Benim yaşlarımda sağlığa dikkat etmek gereklidir. Ne kadar dikkat ederseniz o kadar sağlıklı ve iyi bir yaşam sürersiniz.

Pazar akşamı, o gece ve pazartesi sabahı, tam tabiri ile göğsümden sol koluma yayılan bir ağrı ile yaşadım. Elbette ki endişelendim, önceleri yok yahu birşey demekle beraber ağrı azalmayınca elbette meraklandım.

Pazartesi sabahı sevgiliye " bu bir kas ağrısı ama ya değilse?"dedim zira babam bu şekilde bir ağrı ile kalp krizi geçirmişti.

O sırada, işe gitmek üzere her zamanki gibi çok şık ve kokoş giyinmiş olan sevgili endişesini bana hiç belli etmeden "hadi hemen gidelim" dedi, atladık gittik hastaneye.

İçeri girer girmez kolumun ağrısına ek olarak bende bir heyecan başladı sormayın, hele beni acilde yatağa yatırıp koluma bir IV taktıklarında monitöre bağladıklarında bu da yetmez gibi perdenin arkasına gizlemeye çalıştıkları kalp şok cihazını görünce, tansiyonum patlarcasına çıktı.

Aman yapma etme dediler, dayadılar zanaksı, damardan bir de ağrı kesici, bir de beta bloker... yanımda da arkamdaki monitörde yazan delirmiş rakamları bana tenzilatla okuyan sevgili olunca rahatladım, herşey düzelmeye başladı.... kalp enzimleri iyi çıktı...

Bir saat sonra hadi dediler artık siz gidin ama şu tansiyonu bir görelim, taktılar mı bana bir holter cihazı, üstümde kablolar, kolumda ikide bir şişen bir tansiyon aleti yanımda da bir kayıt cihazı, robot gibi bişey oldum yani anlayacağınız......

Eve geldik sevgili bana prensler gibi baktı ooohh paşalar gibi bakıldım, bütün gün her istediğim yanımda oldu, yediğim önümde yemediğim arkamda, sevgilinin hep gülen hiç bir endişesini bana belli etmeyen sevgili...... Eksik olma sağol var ol
Ve merak etme aslan gibiyim işte sonuçları da gördün...

Bu arada ağrı ne miymiş, yüzme antremanında kulaç atan ham vücudun kas ağrısı :)

Salı, Ekim 14, 2008

Kapitalizm öldü mü

Herkez kapitalizmin öldüğünü söyleyip duruyor, bu akıllara hayret ederim, kapitalizm asla ölmez arkadaşlar, ölmüş gibi yapar devleti sömürür beleşten serum bağlatır kendine ve gene canlanır hatta hiç hastalanmamış gibi yaşar, devleti falan hakir görür..

Ölse ölse şu son 10 yılın hastalıklı akımı olan neo-liberalizm ölmüştür, mevlam rahmet eyleye, o win win politikaları, sonsuz rekabet sözleri, dipsiz risk politikaları, hisse senetleri ile tahvillerle kurulmuş iskambil kağıdı kaleler yer ile yeksan. Merak ederim o neo-liberal yazarlar hiç utanır mı yooo asla utanmazlar. Gene yazarlar yüzler kasap süngeri ile silinmiş olarak.

Ortalıkta sereseri paranın bol olduğu dönemlerde, bol keseden harçamalar, çılgınca ve sonsuzca limitli kredi kartları, herşeyi kredi ile satmalar, herşeyi yıllar onceden fiatlandırıp almalar ne oldu? fossss. Para olmayınca o arsız petrol bile 140 dolarlardan 80 dolarlara indi alacak kimse olmayınca daha da düşer.

Oysa üretim ve emek halen mevcut, bilhassa bizim gibi artık üretimi ve emeği boşverip, umudunu japonyadaki, ev kadınının tasarrufuna fazla faiz vermek ve böylece parayı çekmek gibi bir hasta ekonumik yapısı olan devletler allah sonumuzu hayreyleye... Geçmiş olsun bitti o devri saadet.

Şimdi kişisel paranız malınız, mülkünüz varsa idare dersiniz, borç ile yaşıyorsanız durum acıklıdır.

Ne oldu neo liboş kardeşlerin kağıttan kalelerine, gitti hepsi, devlet baba hepsine ortak oldu, yani devlet kapitalist oldu şimdi. Yani bir başka deyişle karma ekonomik sistem geldi tekrar başa hani şu Özal'ın alay ettiği" öyle ekonomi olmaz, karma ekonomi, katır gibi eşek ile at çifteşmesinden doğan ve döl vermeyen bir yapıdır" demişti, çok değil 20 yılda ip çekildi.

Şimdi, Özallar, Theatcher'ler döneminde başlayıp, sonraki malum kişilerin zamanında devleşen sistem artık yok, belki de hiç olmayacak devletler gene bir gün özelleşmeler yapacaklar ve kasamıza şu kadar para koyduk diyecekler. Ama o devletlerin batanı satın alacak paraları var bizim gibi her türlü devlet malını satıp sonrada çulsuz kalmışlar değil.

Şimdi bizim elimizde çok sağlam dediğimiz bankalar var, hepsi yabancı, bakınız bir gecede adı hala Fortis kalsa da BNP oluverdi o da Türkiye Fortis'i cazip bulmazsa satacak, kala kala elimizde Ziraat Bankası ve Halk Bankası kaldı, onları da satmak için debeleniyorlar. Telekomumuz lübnan şirketi, devlet sektöründe, kağıt fabrikamız yok, şeker fabrikamız yok, demir çelik fabrikamız yok hiç bir şeyimiz yok, ama bunlar ilk krizde batarsa gene herşey devletin olacak tabi devletin onları finanse edecek parası olursa. O da borç alınmış bir para olduğundan hemen kaçacak..... Vah vah vah...

Hadi ordan liboşlar .......

Kriz mriz derken

Malum küresel ekonomik kriz ( eh dünya küçüldüğünden beri herşey küresel oluyor), bu krizin bir kaç gün hatta bir iki hafta öncesi zaten herşey belli idi, kriz gümbür gümbür geliyordu.
O sıralarda hükümetin başı ( bu tabiri eskiden Demirel, Ecevit için kullanırdı yani ahlaka aykırı bir hitap değil) malum medya patronu ile kavga halindeydi, hiç bir şey umurunda olmadan 32 kısım tekmili birden ya da radyodaki "arkası yarın" gibi gün ve saat ile randevu vererek kavga ediiyordu. Reyting yapıyordu, şu gazeteyi okuyun bunu okumayın diyordu..... unutulduuuu gitti

Hemen ardından, kriz Amerika'yı daraltırken biz, Deniz feneri dvası ile eyleşmekteydik, bağırıldı çağırıldı Dengir bey ile diğer CHP li vekil ile televizyon kavgaları yaptı. unutulduuuu gitti

Arada menfur baskın ve 15 evladımızın katli gerçekleşti. Onunla uğraştık. Bizler içimizde hissediyoruz ama medyada falan unutlduuu gitti

Bayram oldu, gene yollarda öldük. Bir dahaki bayrama kadar unutlduuuu gitti

Günümüzü öyle böyle geçirip kendi sınırlarımız içinde debelenirken dişarıda kriz Amerika'yı bayılttı, oradan Avrupa'yı daraltmaya başladı. Tüm devletler, gerek kendi içlerinde ve gerekse birlikte hareketlerle kriz analizi yapıp tedbirleri aldılar. Hala da almaktalar. Bizde ise Başvekil ve bakanları şöle demekteler.

" Hamdolsun, bankaclılık sistemimizi şahanedir, kriz bize vız gelir inşallah, hayırlısı ile bu krizi kazanca çevireceğiz. Maşallah memleket ekonomimiz çok iyidir."

Falan filan, bakınız yukarıdaki meseleler tamaen unutuldu, deniz feneri falan bitti gitti.
Yahu toplumsal hafızası ne zayıf bir milletiz biz.

Yahu muhterem Başbakan, siz 2002 de iktidara geldiğinizde, zaten bu memlekette Kemal Derviş'in acı receteli ekonomik tedavisi uygulanmaktaydı, siz hiç birşey yapmadınız, Aklına şaşılası MHP başkanı seçim seçim diye tutturup, o sırada akli melekeleri şüpheli rahmetli Ecevit erken seçimi kabul etmeseydi ekonomik gelişim onların zamanında olacaktı. O nedenle tedbiri elden bırakmayınız, lütfen oturup bize kriz yönetim planınız olduğunu söyleyiniz, inşallah ile maşallah ile olmuyor.


Ha yahu ne olacak bu millet zaten krizlere alışıktır, ıh mıh ederler geçip gider demeyiniz, kriz sonrası memleketin kayıplarının neler olduğu ortada, üstelik siz de iktidarınızı kaybedersiniz.

Cuma, Ekim 10, 2008

amsterdam 2

Sevgili ve Aliş bisikleti
Tarih müzesinin bahçe cafe'si huzura bakınız yahu ohhhh

pomfrit ( pommes frittes) kuyruğu, yahu koskoca adamlar sıralarda bekliyorlar olacak şey değil


bak sen yahu koskoca adam ne hallere gelmiş andropoza girmedim diye debelenmiş. hahhaaaaaaaa biri bana böyle demiş yazık , söyliyeyim ,içim rahat etsin ihtiyar olduğum için yakını görememekten aldım bu gözlükler hastasıyım onların, beş adet aldım sakarlıktan çok kırıyorum ya, tepemdeki ters takılmış bir kasket ve kolumdaki canım sevgili



gece karanlık aslında kamerayı iyi tutabilmişim yahu az flu çıkmış ( barton şimdi neler der buna). burası bir kafe karşıdaki de güzel bir bina


bir replika kalyon ve bir İtalyan mimar eseri ... limanda




hiç bitöeyen kancalar, zira evlerin girişi dar ve her eski evde bunlar var ve de taşınılırken hala kullanılıyor, sevgili baktı baktı "acaba senin piyano nasıl çıkar buralara" dedi...


gerçekten de yağmur yağıyordu ama bizi içimizin güneşi açık üstümüzde tur teknesinin cam damı :)


Bunlarsız Hollanda olmaz.



var devamı


Salı, Ekim 07, 2008

amsterdam 1

Pek severim Amsterdam'ı keyif verir bana, bunu da yıllardır hep dile getiririm.... canım sevgili bana muhteşem bir sürpriz yaparak Amsterdam'a götürdü. Pek keyif aldım, aldık.... sevgili dost Tuğba'da bizimle idi, koştuk coştuk. Huzur ettik, eğlendik ve de bolcaaa güldük. Daha niceleri böyle olur inşallah laftan çok biraz resim bugün...














Schipol havaalanında biz





























































Kanallara bayılırım Amsterdam'da orada bir kafede oturup saatler geçirebilirim. Nehir evlerine de bayılırım aslında öyle tıkışık evleri sevmem ama belki kanalda bir ev olsa yaşamak isterim sevgili ile...

























Amsterdam evlerini de pek severim 300-400 yıllık evler gayet bakımlı ve içleri medeniyetin tüm imkanlarına sahip olarak ayakta durur ruhları vardır hepsinin





















































Biraz da deli haller



resimlerin devamı yarına, öbürgüne



Sevgiliye binlerce teşekkürle....

Cuma, Eylül 26, 2008

HARİ PUTTAR

Hahhaaaaaa, yok Harry Potter'i yanlış yazmadım....

Benim çılgın Hint'liler bu isimde bir film yapmışlardı ve de 12 eylülde vizyona girecekti. Holywood Bolywood'u dava etti "olmaz canım artık bu kadar da" diyerek.

Dava, Bombay'da ( artık Mumbai deniyor ) görüldü ve hakim " canım ne var bunda gayet normal Hari bizde sık rastlanan bir isimdir ayrıca Puttar ise oğlan çocuğu anlamına gelir ki gayet hintçe" demiş işte size filmin afişi

Ama bu kadarla da bitmiyor filmin hikayesi de şöyle :

”Hintli Hari Puttar, ailesi tatile gidince evde yalnız kalan ve hırsızlara karşı tek başına mücadele eden bir Hintli çocuğun hikayesini anlatıyor".

80 li yılların meşhur çocuk artisti Macaulay Culkin'in rol aldığı "Evde Tek Başına" filminin aynı olsa gerek :) :)

Arkadaşlar bildiğiniz gibi özellikle son yıllar da sevgili ile olmak üzere çok yıllardır Hindistan'a giderim, genelde yoga aşramlarında kalınır ama otelde kalındığı geceler bu hint film ve müzik kliplerini izler yerlere yatarım....

Aman bu filmi bir izleyebilsem hahhhhaayt..

Bu arada film gösterime dün girdi....

bu da you tube daki fragmanı http://www.youtube.com/watch?v=yas1SJ5bZ1I&feature=related

Perşembe, Eylül 25, 2008

VISULOG

VISULOG

Sevgilimin talebi başım üzerine diyerek hemen visulog a girdim ve de test yaptım. Ne diyeyim çok zorlanmadan hemen tıkladım seçenekleri, özellikle de havalara girneden kendi kendime yalan söylemeden tıkladım.Sonuçları aynen beyan ederim, yani ben şuymuşum :


Sofistike
Firari
Keyif düşkünü
Aşk böceği

vayy
iyi mi kötü mü bilemedim
ayrıca detayları da var :

Ruh hali: Sofistike
Ya sürekli şımartılan birisin ya da o kadar yoğun bir hayatın var ki kendine zaman ayıramıyorsun.Zevk seçimin değerlerine bağlı olduğunu gösteriyor. Aile her zaman önceliklidir ve onlarla vakit geçirmeye asla doyamazsın.Romantik sayılırsın ve egzotik olan herşeye ilgin var.Açık havada plansız yürüyüşlere çıkıyor ve doğanın dayanılmaz cazibesine her seferinde hayran oluyorsun – Oturmuş ve sakin görüntünle insanlarda yarattığın izlenim; "sağlam".. iyi ses kalitesine ulaşmak için teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanırsın . İyi bir kulağa sahipsin ve hep bir adım önde olmayı seviyorsun.Sanata bakış açın oldukça klasik. Tarihe ve yüzyıllar boyunca yaşayan eserlere özel bir ilgin var. Gerçek sanatın zamana direnebilen olduğuna inanıyorsun.

Eğlence: firari
Tatilde deniz, kum ve güneşin olduğu her yere gidebilirsin. Tatil, pilleri yeniden doldurmaktır.Tutkularının sana yön vermesini seviyorsun.Muhtemelen yalnız vakit geçirmekten zevk alıyorsun, içgüdülerin ve merakın seni bütün dünyayı keşfetmeye zorluyor.Kafanı rahat tutmayı ve dengede kalmayı seviyorsun. Sakin ruh halin başkalarına ders niteliğinde.Derin bir nefes al ve Omm!...Seni rahatsız eden şey nedir? Hiç kimse mükemmel değildir ama bazı kötü alışkanlıklar kabul edilemez. Sağlığın en büyük hazine olduğunun farkındasın.

Alışkanlık:Keyif düşkünü
İlgiye, alakaya, insanları etkilemek için uğraşmaya asla doymuyorsun.Tek yönlü olduğun söylenebilir.. Konuşmaktan çok aksiyona inanıyorsun.Evinde modern ve "cool "bir zevkin var.Tarz yaratan birisin. Dekorasyon sadece fonksiyonel değil, tarz sahibi de olmalı.mmm.. kafein..sakinlikten ve alışkanlıkların keyfinden hoşlanıyorsun. Bazen devam etmek için ekstra bir desteğe ihtiyaç duyuyorsun . Onsuz ne yapardın ?

Aşk:Aşk böceği
Gerçek bir romantiksin, biraz da hayalperest.Aşk senin için kendini adamak ve sevecenlik. Hislerini her gün ufak sürprizlerle ifade etmeye çalışıyorsun. Kalbin ortada Senin için özgürlük anı yaşamak demek. Oldukça gözükarasın ve önüne çıkan fırsatları değerlendirmekten çekinmiyorsun.

Valla benim hakkımda en iyisini sevgili bilir, ama bir soru var orada ki o doğru "onsuz ne yapardın" işte ona cevabım allah başımdan eksik etmesin... Aman nazar değmesiiiiinnn maaşallaaaaaaahhh maşallaaaaah tuh tuh tuh....

Şimdi ben de Şebo'yu Verda'yı ve Tubik'i sobeliyorum hahhhaaayt

Pazartesi, Eylül 22, 2008

USSA ya da ASBD

Şimdi bunlar ne diyeceksiniz.
Kolay, USSA : United Socialist States of America yada bizde yaygın kullanıldığu gibi ;
ASBD : Amerika Sosyalist Birleşik Devletleri.... istermisiniz olsun eeee öyle olma yolunda emin adımlarla gidiyor.


Yahu şu dünyanın geldiği duruma bakın, kapitalizmin anası, babası, herşeyi olan Amerika'da TMSF benzeri bir kurum kurulmuş, devlet bazı büyük özel şirketlerinin ( yatırım banlaları gibi) yönetimine el koymuş. Devlerin sırtladığı rakkam şu anda 700 milya dolar, alka ziyan bir rakkam yani . Dolayısı ile artık her amerikalı doğuştan hemde epeyce borçlu......
Hani tek kutupluı dünya, hani yıkılmaz kale kapitalist sistemin büyüklüğü.
Dini imanı para olan bir sistemin bir üflemeyle çökmesi mukadder ve de müstahaktır.
İnsanların dini bile paraya tahvil ettikleri bir düzenin püf denildiğinde böyle yaralar alması zaten normaldir.
Ben solcu falan değilim hiç te olmadım, ama görünen köy kılavuz istemiyor. Durum ortada.
Ey amerika Jim Carrey' oynadığı ünlü Truman Show filminin gerçek yaşantıya dönmüş hali, çocukluğumuzun rüyalar ülkesi, eeee geçmiş olsun zaten çok ahlar almıştın... Asla terörle değil ama sen de bizler gibi ekonomik olarak sıkıl bakalım biraz, yani yarın sabah elindeki paranın ne olacağını bilme , ya da işler güçler hep belirsizlikte olsun , e biz yıllardır böyle yaşıyoruz, yahu hiç merak etme alışılıyor.. Artık dünya küçük ve hayatın gerçekleri bunlar. ben şu yaşıma kadar hep yaşadım, halen de yaşamaktayım. Üzülme zamanla alışırsın develüasyona, enflasyona.... Hani bizdeki şu meşjun deyişle yeterki allah sağlık versin....

Çarşamba, Eylül 17, 2008

Kitaplar.







Bir anda bir sürü kitap okuma huyum vardır, aç gözlülük olsa gerek ama nedense kendimi alamam.



Son günlerde sevgili ile kendimizi kitap okumaya verdik. Aslında ben biraz daha rahatım ders aralarında kitap okuyabiliyorum. Özellikle Santral İstanbul'daki derslerimden daha önce oraya varıp çimlerin üzerinde sırtımı bir ağaca dayayarak okumak çok zevkli geliyor bana.



Sevgilinin benim istediğim kitapları toplu halde bana alması ne kadar güzel. Şimdilik 7 kitap var okumakta ve okumak üzere olduğum. bunların 5 adedini sevgili getirtti bana, bunlar çok istediğim yeni baskılar olan,


1- Cahillikler Kitabı .....John Lloyd - John Mitchinson ......NTV Yayınları
2- Anayasa Projeleri ... J.J.Rousseau .... SAY Yayınları

3-Siyasal fragmanlar /Ekonomi politik üzerine söylev . J.J.Rousseau .SAY Yayınları

4- Toplum Sözleşmesi ...... J.J.Rousseau .... İş Bankası Yayınları

5- toplumsal Mukavele .... J.J.Rousseau

Görüldüğü üzere, Siyasalda okuduğum üniversite yıllarından beri gayet severek okuduğum klasikler olan Jean-Jacques Rousseau toplanması yapılmış vaziyette keyifle okama halinde olacağım.

Ayrıca şu iki kitabı da bizzat aldım

6- Halkidona'dan Kadıköy'e .. Orhan Türker .... SEL Yayıncılık

7- Kala-Afiyet ... Ümit Hamlacıbaşı ... TROYA Yayıncılık

Su anda üzerinde oturduğumuz evin bulunduğu arazi 1870'te ( önceleri ailenin yazlığı olarak) yılından beri ailemizin, daha önceleri karşıda otururlarmış, ben ise daha sonraları ufalan bu arazıda 1957 yılından beri ikamet etmekteyim. Eh İstanbul'lu, Kadıköy'lü, Çiftehavuzlar'lı sayılırım. Bu nedenle Kadıköy'ün geçmişine ait olan kitap ilgimi çekti.

Kala-Afiyet ise Açık radyoda severek dinlediğim Deniz Koloğlu'nun Bozcaada'dan yaptığı yayın olan Deniz Aşırı programında yazarını severek dinlediğim bir kitaptı onu almak benim için vazifeydi.







Salı, Eylül 16, 2008

Müzikseverler için hüzünlü bir haber


Artık Pink Floyd asla birlikte çalamayacak !!!!!!!!

Çünkü, grubun temel taşlarından Richard Wright dün öldü. Grubun müzik hayatına ilk başladığı topluluk olan "Sigma 6" ekibinden itibaren içlerine bulunan, dahi klavyeciydi. 2006 ya kadar da david Gilmour ile yolculuğuna devam etti.

Kısa bir hastalık döneminden sonra dün sonsuzluğa ulaştı 65 yaşındanydı.

Benim ilk Pink Floyd albümüm 1973 aldığım o zaman için inanılmaz olan ( hala da öyledir) Dark side of the moon'dur. lise son sınıftaydım günlerce gecelerce bıkmadan usanmadan Dual pikabımda dinlerdim. Diyebilirim ki uzun süre bundan başka plak dinlememiştim. Her notayı adeta ezberlemiştim. Bu albümün 5 parçası vardı kiiii "the great gig in the sky", belki de binlerce kez çalınmaktan aşınmıştı. Burada Clare Torry'nin inanılmaz vokal performansı ise gerçekten de bir rüyaydı... İşte bu şarkının kompozitörlüğüne de Richard Wright yapmıştı.

Sigma 6 ile, Pink Floyd ile, solo albümleri ile, David Gilmour ile ve Syd Garret ile muhteşem eserlere imza attı.

Son anına kadar müzik içinde yaşadı, öldüğü sırada yakında çıkaracağı solo albümüne hazırlanıyordu.

Ne mutlu ki eserleri belki de yüz yıllarca dinlenecek.

Yolu ışık olsun.

Bakın o unutulmaz şarkının çok kısacık olan sözlerinde ne diyor....

and I am not frightened of dying,

any time will do,

iDont mind. why should I be frightened of dying?

Theres no reason for it, youve gotta go sometime.

i never said I was frightened of dying.

Bu şarkıyı dinlemenizi tavsiye ederim

Pazartesi, Eylül 15, 2008

son günlerin düşündürdükleri

Sevgili diyor ki; "yahu atacaklar seni de içeri" . Ben de diyorum ki; "Neden ki kimseyle alıp veremediğim yok", yanlızca kendimce haklı gördüğüm şeyleri söylüyor, bunu yaparken de kimseye pek bulaşmıyor ve hakaret etmiyorum....

Gördüklerimden duyduklarımdan birkaç not ve düşünce....

Bu sabah Boğaziçi Köprüsü yolundan yoğun trafikte giderken birşey gördüm, İstanbul Ticaret Üniversitesi yazılı bir servis aracı gidiyordu, içinde tamamı sıkmabaşlı kızlar oturmaktaydı, heralde bu üniversitenin harem-selamlık uygulaması var, öyle ya bir acık başlı kız yada herhangi bir erkek öğrenci yok....Hayırlı olsun. Neyse bir önünde Atatürk devrimlerine uygun bir belediye otobüsü vardı merak etmeyin....

*****
Muhterem Başvekil'in dikkat ettiğim bir hitabı var, bazı mevzular üzerine konuşuyorken diyor ki;


"Falan falan mevzıda İçişleri Bakan'ım araştırıyor."...." filan filan olayı Belediye Başkan'ım takip ediyor" yani bu hiyerarşik olarak alt seviyede bulunanlara bakanım, başkanım, vesaire gibi sözler ile betimliyor. Bu bana, bir padişahın, "vezirim", "nazırım" deyişini anımsatıyor..... Tam böyle düşünürken aklıma bir şey geldi, padişahlar cuma selamlığına çıktıklarında, halk ( yani padişahın kulları) saray çıkışında toplanır ve onu alkışlarlardı ve de " padişahım çok yaşaaaaaa" diye bağırırlardı. Arada ise bir kaç kişi " mağrur olma padişahım senden büyül Allah var" şeklinde bağırırlardı..... Hayret ki bunlara kimse birşey yapmazmış, neden mi, bunlar bizzat saray tarafından para ile tutulanadamlarmış vazifeleri de bu olguyu padişaha her an hatırlatmakmış ne güzel bir düşünce........

*******

Muhterem Başvekil bazı mevzularda konuşurken, dinsel kriterlere yer verir, mesela " şu mevzuu ulemaya sormak lazım" gibilerinden. Zat'ı şahaneleri de zaten bildiğim kadarı ile İmam Hatip lisesi mezunudur. Nedir imam ve hatip.... Türk Dil Kurumu internet sözlüğünden baktım;
İmam için :
Cemaate namaz kıldıran kimse.
Müslümanlıkta mezhep kuran kimse.
Hz. Muhammed'den sonra onun vekilliği görevini üzerine alan halifelere verilen unvan.
Bazı küçük İslâm devletlerinde devlet başkanı.
En önde bulunan, önder.


hatip için ise:
Topluluk karşısında söz söyleyen kimse, konuşmacı.
Bir topluluk karşısında etkili, açık, düzgün konuşarak bir düşünceyi anlatmada, bir duyguyu aşılamada...... ....... ......
diye devam ediyor.

Hmmmm demek ki bu okullar yukarıda yazılı vasıfları taşımak üzere insan yetiştiren meslek okulları. Kişi bu vasıfları haiz olarak mezun oluyor ve diploma alıyor. Aman sakın İmam Hatip Lisesi'lerini karalama edebiyatı yapacağımı düşünmeyim. İmam Hatip okulları apayrı bir konu ve ben bunubu ayrıca yazacağım, Kötüleme değil saptama maksatlı olacak.

Bu durumda bu okul mezunlarının hem dinsel bilgileri ve hem de hitabet güçleri ile konuşmalarında çok dikkatli olmaları gerekiyor. Başvekilimiz de bu okul mezunu....
Aylardan Ramazan ( hani herkes şu günlerde mübarek ramazan günü diye söze başlıyor ya) acaba bu mübaret Ramazan gününde bir hatip, oruç ağızla bir başkası için hoş olmayan sözler söyleyebilir mi. Mesela birine "alçak", "şerefsiz", "kaçakçı" ve daha birçok sözleri alenen söylemek, kişi öyle olsa bile, dinen caiz midir. Bence bunu İmam ve Htip olma yetkisini haiz başvekil bilir. Ama Başvekil birilerine böyle hitap ediyor ! Yoksa ulemaya mı sormalı .....

Neyse,

Muhterem Başvekilimiz, yarım asırı devirmiş bir vatandaşım ben ve de siyasal bilimler mezunuyum üstelik. %47 oy almış bir hükümetin iktidarındaki memlekette sulh ve sükun olur. Hükumet rahat rahat işerini yapar memlekete refah gelir. O hükumet, ağız dalaşları ile acaip gündemlerle hiç uğraşmaz, arkasına aldığı %47 oya ile güçlü ancak karşısında olan %53 oy ile de sorumlu olarak memleketin asıl meseleleri olan işler ile uğraşır. Başarırsa gene hükunmet olur başaramazsa başka birileri gelir. Mühim olan devletin bekasıdır.
Çözüm üretir. Hükumetin başı ve bakanları, vakur ve mağrur duruşu ve söz gümüş ise şükut altındır düsturu ile yücelir. Başvekil tüm memleketin Başvekilidir, o kişisel kavgalarını %100 haklı bile olsa bağıra çağıra medya önünde yapmaz. Merak etmeyiniz, halk herşeyi görür siz haklı iseniz, medya hakkınızda ne yazsa gene siz seçilirsiniz. Bırakınız ve şunları çözünüz.

- Terör binlerde insanımızı doğramaya devam ediyor.
- Her ne kadar sizlece açıklanılan GSMH bilmem kaç dolarlara vardı ise de bugün milletin büyük bir bölümü açlık sınırında yaşıyor.
- Avrupa topluluğu işlerimiz olduğu yerde duruyor. Hiç bir gelişme yok sıfır.
- Kıbrıs hiç bir ağırlığımız olmadan kendi kendine akıp gidiyor.
- Kafkaslarda burnumuzun dibinde hiç esamemiz okunmuyor
- Rusya birkaç hafta gibi kısacık zaman diliminde ihracat kaybımız bir milyar doları buldu bu gün geçiyor.
- Ekonomi full stop. Durdu baksanıza dolaylı vergi tahsilatı bile bir yıl önceye göre çok düştü.
- Tekstil bitti
- Tarım çöktü
- Tuzlada işçiler ölmeye devam ediyor,
- Diyanet ile hiç bir ilişkisi olmayan Kur'an kurslarında gencecik kızlar ölüyor.
- Yurt dışındaki ekonomik kriz kapımızda bizi ha vurdu ha vuracak.
- Biz para vermesek Devletin okutmakla yükümlü olduğu okullarda kaloriferler yanmayacak.
- Elektriğe son bir yıl içinde %60 ın üstünde zam geldi.
- Halen gene dünyanın en pahallı benzinini ödüyoruz. oysa petrol bu gün 90 doların altına indi.
- Dünyanın en pahallı doğal gazı alıcısıyız ( bizden öncekiler imzalamış ne yapalım demeyin).
- Daha binlerce madde yazarım.

Bunlar memleketin öncelikli meseleleri bakın içinde ne medya patronları ne de başörtüsü var....

Rica ederim, biraz huzur verin bize. Biz biraz dinlenelim çok yorulduk.... siz de sakin sakin işlerinize bakın, sizi özleyelim yahu Başvekilimiz ne yapıyor, diyelim. Muhalif olanlar bile takdir etsin. Bizi biraz dinlendirin ne olur boks maçlarında bile rauntların arasında bir dakika dinlenme zamanı var.

Çarşamba, Eylül 10, 2008

9 EYLÜL

9.Eylül

Dün İzmir'in kurtuluş günü idi.

Ana medya ve hükümetçe, gene sessiz sedasız kutlandı.
Ulusal kurtuluş savaşımızın zaferle sonuçlanışıdır, İzmir'in kurtuluşu.
Çok önemlidir, son birkaç yıldır ama nedense hiç sözü bile edilmez, mesela başbakanın uğraşacağı aydın doğan meselesi falan vardır, herşeyden önemlidir başbakanın her gittiği yerden bir medya patronuna yüklenmesi, heeeeyt diye pehlivan vari davranışı, belki de kendi adına haklıdır, belki de tedirgin olduğu bir şey vardır....

Her neyse, İzmir, bu memleketin en önemli şehirlerindendir, her nekadar belli zihniyet sahipleri onu "gavur İzmir" olarak betimlese de İzmir, Cumhuriyet bayrağının en önemli burcudur. Unutlayalım ve lütfen unutturmayalım.

İzmir'in kurtuluşu kutlu olsun...

Bakın İzmir'in kurtuluş gününde bir ulusal haber kanalında ne oldu.
Neredeyse prime time'da bir söyleşi programında davetli hanım ; """" İzmir'i, Türk'ler yaktı Atatürk'te bakarak Kahve içti """"" dedi, işte memleketimizin birilerince getirildiği hal, ben öğretilen resmi tarihi ahmakça savunmam ama bu söze diyeceğim tek laf olabilir "hanım hanım çüüüüüüş yettiniz artık be nedir bu Atatürk'ten alıp veremediğiniz".
Sakın yanlış anlaşılmasın bu hanım öyle sıkmabaşlı humeyni taraftarı falan değildi, biz Atatürk'ü babası gibi seven ne başörtülü hanımlar biliyoruz. Bu kişi işi gücü bırakmış, kimbilir ne tezgahlar içinde böyle bir sav geliştirmiş konuşuyor.
Sonra da yaptığı büyük ayıbın ve terbiye noksanlığının farkında olarak "eee... şeeeyy... çok şeyettik galiba... hehhe hıhı".. falan diye yılışıyor. Fikirlere saygım büyük ayrıca dünyanın hürmet ettiği Atatürk' ü sevme mecbutiyeti yok ama böyle adice yalanları adeta kahve falı gibi taraflı bazı uyduruk belgelere bakarak söylemek ne demek ... şu demek iftira... Üstelik bu kişi öyle tarihçi falan değil ne olduğunu da anlayamadım. Acaip savlar ile kendini ortaya çıkartıp adam olma sevdası... Arkadaş o yalanların ile milletimizin içindeki minicik bir cumhuriyet ve Atatürk alehtarının haricinde herkesin nefretini kazandın...Ayrıca senin gibiler çok bol miktarda var ortada hiç uğraşma bu yalanlarınla gelebileceğin bir yer yok.

Yazıklar olsun sana, umarım yalanının altında kalırsın ( bilimsel olarak tabii) ve rezil olursun.


Bu arada hiç merak etmeyin o kanalın telefonları ve mail adresi o dakikada kilitlendi, sunucu ne diyeceğini şaşırdı, karşıt görüşteki diğer konuşmacı, belgelerle bu hanımı rezil etti, program uzadı millet yığınlarca mesaj attı, umarım o hanıma bir ders olmuştur, ama yok böyleleri daha da hırslanır bilirim.


Size bugün sonbaharla ilgili keyifli şeyler yazacaktım ama bu olay beni çok etkiledi, yarın yazarım.

Bir kere saha İzmir'in kurtuluşu kutlu olsun..

Salı, Eylül 09, 2008

Sonbahar.....


Eylül geldi, ilk haftası da bitti. Ben eylülü severim, hem yazdır hem sonbahar, iklim değişiklikleri nedeni ile artık yanlızca yaz gibidir.... Ama güneşin açısı değişmiştir artık, öyle yaz yaz vurmaz yüzüne insanın, serin olduğu zaman serindir ortalık. Yaz bitmedi hayır, hayııır bitmediii diyenlere de biraz iltimas geçer, ama sonuç bellidir, yaz bitmiştir..... Okullar açılmıştır.....

Nedense bana ömrüm boyunca eylül ayı yılbaşı gibi gelir.... O yaz niskinlikleri biter, insan nedense silkelenmek ister, giyiminde kuşamında, herşeyinde... Balık nevsimi başlar, meyvalar değişmeye, kavun karpuz azalmaya başlar....

Güzeldir, yapraklar artık olgundur, öğle ya tüm yazın tecrübesi binmiştir üztlerine, hafiften sararmaya kızarmaya başlayacaklardır yavaş yavaş..... Rüzgar daha bir sağlam eser, yaz rüzgarının o, şımartan tadı gitmeye yüz tutar. Yazlık kıyafetler ama biraz daha giyelim denerek giyilir, akşamları serin olur o kıyafetler yetmez, inadına açık yazlık mekanlar son demlerindedir...

Sonuç bellidir, sonbahar gelmektedir, artık yazın tembellikleri bitmek zorundadır....

Ve hoş gelir, sefa getirir, yaşamdan bir yaz daha gider, anılarda yerini alır, hiç bitmeyecek sanılan o birkaç ay, tatil planları, yapılan tatiller, püfür püfür giysiler, moda şarkılar ve hepsi hafızada kalır, gelecek yaz daha da iyi planlar yapılacak denerek....

Benim bu yazım çok keyifli mutlu ve güzel geçti, sevgili ile birlikte geçen her mevsim gibi..... tabi bazı sıkıntılar oldu ama onlar aşıldı, erken başladı, Atina'da, Mikanos'ta, Heybeliada'da, Çeşme'de, Türkbükü'nde, Alaçatı'da devam etti. Doğrusu eylülde daha da devam eder gibi görünüyor....

Nice senelere, mutlulukla...

Perşembe, Ağustos 28, 2008

Tatil güzeldir 5

Ufff amma da uzattım, bugün bitireyim,

Evet arkamıza bakmadan Bodrum'dan ayrılmıştık, iki buçuk saat süren keyifli bir sürüş ile önce Seferihisar kavşağına geldik oradan, ilçeyi geçip, Teos-Sığacık kavşağından girdik, dar bir yoldan bu beldeye ulaştık, girişteki manzara şöyle idi, solun sonuna doğru ( belli ki orada deniz vardı) bir lunapark, etrafta çeşitli çay bahçeleri, içleri tıka basa dolu, her çaybahçesine bir çarşaf gerilmiş millet İzmir tabiri ile çiğdem ( ki bu ay çekirdeği oluyor) çitleyerek projeksiyondan yayınlanan maç vs. izliyor, aman yahu hani bixe anlatılan sessiz sakin balıkçı köyü, hani balığımızı alıp pişirtmek için lokantaya gidecektik.

Allah allah deyip biza tarif edilen, ufak şirin ama sade otele seğirttik, Burada bize yer de şükür ki yer de ayırtılmıştı , işaret üzerine bir yoldan sola saptık ve tepeye doğru tırmandık, bahis mevzuu otele geldiğimizde dışarıdan gördüğümüz manzara şöyleydi, otel girişinde yeşil ışıklı bir akvaryum, loş ve keyifsiz bir giriş kenarda şişeler, yukarıda oda camlarından sarkan çarşaflar, in cin top oynuyor, belliki bir manzarası var o da aşağıdaki gürültü patırtıli lunapark'a bakıyor.

Otele giden yol birkaç metre ileride, çıkmaza dönüşerek bitti. Bir an durduk, birbirimiee baktık ve burada kalmamızın imkansızlığını birbirimizin önce gözlerinden daha sonra da sözlerinden anladık, derhal geri manevra ile orayı terk ettik. Az ileriden gelemeyeceğimizi söyleyerek rezervasyonumuızu iptal ettirdik, biraz geç oldu ama neyse....

Hemen canım Sarı Köşk'te Hasan'cığımızı aradık sağolsun o kalabalkıkta bir sözümüzle yeri o saate kadar tutmuştu, hemen geliyoruz dedik.

Yarım saat sonra taşını toprağını seveyim dediğimiz Alaçatı'ya ulaştık. Hemen duş, hemen sokak, hemen Orta Kahve, Burada Ece ve erkek arkadaşına rastladık hemen keyifli bir sohbet bol dedikodu. Sonrasında tertemiz odamızda serin bir uyku.....

Ertesi gün nefis ve çok özlediğimiz kahvaltımızı yapıp doğruca Babylon'a, ne keyif, zira dünya windsurf yarışması var önce kumsala yerleşip sonra yürüyerek burundan dönüp Otto'yu geçip şampiyonanın yapıldığı bölgeye yürüdük, anlamasak ta biraz seyrettik pek güzeldi.

Burada kaldığımız perşembe-cuma Babylon'da idik, güzel bir sürprizle blog dostlarımız Tubik ve Cenk ile tanıştık, pek keyifli bir zaman geçirdik, mojitolar bize eşlik etti. Sevgili, sınıf arkadaşı Aygül ve Korkut ile karşılaştı, güzel sohbetler oldu.

Ancak cuma günü Babylon'artık çok kalabalık olmaya başlamıştı. Biz de cumartesi ve pazarı iki koy ötede, 1970'lerden kalma gibi görünen Mehmet Kuyu Plaj'ında geçirdik. Gayet güzeldi maksimum 20 şezlong, orada da bir Hasan bulduk, bize biralar, Kumrular, kahveler, kolalar getirdi. komik rakkamlar ile pek keyifli birbirine saygılı insanlar arasında bulunduk.

Bir tatsızdı, çarşamba, perşembe ve cuma günü yer olmasına rağmen cumartesi akşamı Sarı Köşk'te yer yoktu, Hasan tüm uğrasılarına rağmen cıvarda da yer bulamamıştı, bir de akşam üstleri denizden sonra bir gecelik yer aramaya başladık, fakat nereye sorsak, yüzlerinde geniş ve alaycı ifadeli otel, motel,pansiyon sahipleri yarafından "ah maalesef hiç yer yok" cümlesi ile karşılaştık, hatta bir otelde alelacele yırtılmış bir kartona "yer yok" yazmışlardı. Ne yapalım arabada uyuruz demeye hatta ah bir çadırımız olsa Sarı Köşkün bahçesine kursak ( ki her iki durumda ikimizin de hiç sevdiği haller değildir) demeye bile başladık. Bu hallerde ike Dalyan Köy yolunda bir otelde yer buılduk adını vermeyeceğim. her neyse cumartesi de burada kaldık, gece 3 te geldik ve sabah 9 da acilen terkettik. Sevgili ile bunu da gırgıra alarak keyfimizi bozmadık tabi ki

Elbette bir gece Alaçatı girişindeki Yusuf Ustada istediğimiz gibi bol bol ve bin çeşit tencere yemeğini keyifle ve çoooook makul fiatlarla yedik. Anladığım, Alaçatı içinde maddi manevi daralanların akıllıca geldikleri şahane bir yer.

Son gece de ise sevgili Kiki ve Erhan blogcu dostlarımız ile karşılaşıp, daha doğru tanışıp, keyifli bir gece daha geçirdik.

Pazar günü denizi ve güneşi dibine kadar sömürüp saaat 7 de yola çıkarak keyifle evimizew döndük. Canım sevgili ile yapılan herşey gibi bu tatil de çok keyifliydi ne mutlu...

Ve senteeeeeeezzzz

1- Türk erkeklerinin tamamına Billabong sponsor olmuş, hepsinde neredeyse bila istisna bir surf mayosu....( şükürkü bende yok ---- yalaan var ama çok nadiren giyiyorum) çoğunluğu göbekli ve poposu yere yakın olan yurdum adamları komik hallerde geziniyorlardı. Kardeşim adam gibi mayo giysenize deli misiniz ( bu duruma en çok A Ka Pe liler seviniyordum zira neredeyse haşema haline gelmiş bu mayolar...

2- Bodrum artık hayallerde kalmış bir güzellik, hiç bir zevki kalmamış, asla gidilersi değil vah vah

3- Türkbükü zaten kötüydü daha da feci olmuş.

4- gene de Türkbükü'nde Lemon Tree çok keyifli.

5- Sığacık'ı bize tavsiye edenler ya çok aşıktı yada çok sarhoş

6- Tatil için Türkiye, bence hem çok pahallı hem de çok avam, bu paraya uçak dahil nerede isterseniz aslanlar gibi keyifli tatil yaparsınız. Tadı da damağınızda kalır, çok uzağa gitmeye lüzum yok, dilim varmıyor ama Ege'nin karşı kıyısı şahane .

7- Alaçatı gene de iyidir, tavsiyelerimiz, Yaya, Sarı Köşk, Orta kahve, Nar, Kalamata, Yusuf Usta, 15 Eylül kıraathanesi, ayrıca Çeşme'de Langusta, Ilıca'da kumrucu Şevki ve daha birçok.

Alaçatı'da İstanbul'da görmediğiniz dostlarınıza rastlayabilirsiniz.

8- siz siz olun tatilinizi önceden planlayın ve asla bilmediğiniz ve hatta acaip tavsiyelerde pek şirin olarak adlandırılan yerlerde kalmayın.

9- Dönüşte muhakkak feribot biletinizi almış olun, Yalova - İzmit arası gece yarısı ve hatta sabaha karşı bile adeta cehennem.


10- Hiç sevmediğim, ve dinlemediğim, şarkıcı Serdar Ortaç, gene yapacağını yapmış, ritmi diğer şarkılarının çoğundan farklı olmaya ve başkaca sözlerini bilmediğimiz gayet kıro şarkısı "hayaaaaat beni neden yoruyosuuuuun" isimli komedyasını yurdum insanına vede hatta bize ezberletti. valla tebrik ederim bu millete bu layık.

Tüm resimler yarın