Salı, Kasım 18, 2008

Vapur


Sabah havai fişeğim sevgiliye kahvesini hazırlarken camdan baktım. Eskiden adı İnciburnu ya da Sedefadası olan (şimdi bu iki kardeş geminin de adları değişti) vapur, nedendir bilinmez ağır yolla, sahile paralel süzülmekteydi, gip gri deniz ve siyaha çalan gökyüzünün altında. Bütün ışıkları yanıyordu dürbünle baktım da pek yolcusu da yoktu hani. .... Hatıralarım canlandı......

Güzel şehrimin aksı böyle yamulmadan önce, iş ve yerleşim merkezleri nisbeten belirli yerlerdeyken. Benim gibi anadolu yakasında oturanlar için vapur çok önemli bir olgu idi. Bir araçtı demiyorum bilhassa, zira bir olgu idi gerçekten.

Bir kere belediyeye ait değildi o zamanlar, iskelelerinde iç içe geçmiş iki çıpanın ortasında Ay-Yıldız olan kırmızı beyaz bayraklı, TC Denizcilik Bankası TAO'ya bağlı Şehir Hatları işletmesine aitti onlar. Devletin gerçekten sosyal devlet olup, halkını kaz gibi yolunacak bir meta gibi görmediği zamanlardı. Devletin tüccar, herşeyin karlılık oranı olmadığı, en azından devletin halkını kolladığı zamanlar.

Onlar vapur idi halk dilinde, gemi demezdik, vapur..... biraz yaşlıca İstanbul hanımları ise vapor derlerdi. Fransızca "Buhar"dan, "istim"den gelirdi bu ad ya kimseler bilmez.... irili ufaklı çeşitliydiler ama gene de birbiri ile kardeş aynı yapı tipinde her tipten de birkaç adet olmak üzere hizmetteydiler.

Boğazda upuzun silindirik bacaları ile kömürlü vapurlar işlemekteydi, bunların çoğu 1920'li yıllar yapısıydı. Numaraları da vardı onların, 68, 71, 74, Güzelhisar, Altınkum, Halas ve benzerleri....Narin yapılı tekneleri ve pek mahir kaptanları vardı ... Rivayet odur ki, geçerken yalının o kadar yakınına kadar gelebilirlerdi ki oradan verilen, kahveyi veya baklava tepsisini alabilirlerdi.Boğaz iskelelerine devletin vapuru yanaşırdı şanıyla şerefiyle, şimdiki gibi yolcu motorları değil
Özlellikle Kadıköy-Karaköy vapuru önemli bir vapurdu, insanlar, 7.15 yada 8.00 vapurunda buluşmak üzere randevulaşırdı, ya da vapur iskelesinin saatinin altında... Her bir vapurun kendi karakteristiği, sesi, kokusu vardı, bir nevi canlı varlıktılar ( bu nedenle madde olmasına rağmen ingilizcede gemiye "it" değil "she" denmesine bayılırım)...

Bilhassa çocukluğumda ve ilk gençliğimde İngiltere'de Glasgow tersanelerinde yapılmış yepyeni olanları vard; İnkılap, Turan Emeksiz, Pendik, İhsan Kalmaz gibi....onlar da buharlıydı ama buhar kazanları fuel oil ile çalıştığından kömür dertleri yoktu, bize adeta yepyeni bir transatlantik gibi gelirlerdi. Heybetli bacaları vardı onların, Altıyola'a geldiğinizde, Kadıköy iskelesindeki (elbette eski iskele) vapurun heybetli bacasını görürüdünüz.












Giriş katının altında sonradan tamamen kapatılmış olan, salonlara giderdik talebeyken, kış günleri Turan Emeksiz
burası sımsıcak olurdu, orada sohbet,
muhabbet eder, vatan kurtarırdık.

Daha da önce annemle İstanbul'a gittiğim (zira karşıya geçmeye İstanbul'a gitmek denirdi) dönemlerde, arkadaki lüks mevkide otururduk, buraya gelen görevli bir liralık kağıt biletleri inanılmaz şık bir hareket ile koçanından kopartır, bir de ortadan yırtardı...

70 li yıllarda okul dünüşü, öğlen saatlerinde makina dairesine yukarıdan bakardık sevgili arkadaşım Mete'nin kız arkadaşını beklerken, yemek pişerdi koskoca bir tepside ne kadar da güzel görünürdü o saatlerde aç olan bizlere....
Yaz günleri sabah vapurunun üst kattaki açık bölümü keyifli olurdu. O vapurlarda kaptan köşkünü de gören tek kişilik oturma yerleri mevcuttu. Buraya oturur cam bardaktan vapur çayımı içerken, sabah simidini yer bir yandan da tertemiz her yeri pırıl pırıl olan ve hatta saksılı çiçekleri bulunan kaptan köşkünde, her bindiğimde aynı rirüellerle yapılan kalkış ve yanaşma manevralarını izlerdim. Kaptanlar yazları, bembeyaz gömlek ve pantalonları ile pek heybetli olurlardı. Akşamları, geceleri her vapur muhakkak burnundaki projektörleri yakarak yoluna bakardı, bunların bazıları elektrikle yönlendirilirken, bir kısmında ise minik bir kulübe ve onun içindeki görevli gösterirdi etrafı kaptana....
Bir de lodos zamanı vardı vapur kalkabildi ise özellikle Haydarapaşa mendireğinden çıktığında Sarayburnu açıklarında çılgınce sallanırdı, gençlik işte bayılırdım.....

Sisli günler bir başka olurdu öylece iskele yada cıvarında oturulur sisin kalkması beklenirdi, Fellini filmlerinde olduğu gibi.

Bir kötü tarafı salonlarda sigara içilmesiydi, ben sigara içmediğimden özellikle ayazın,yağmurun hatta karın olduğu günlerde en keyif aldığım şey vapurun arka sahanlığına gitmek ve orada durmaktı, soğuk olduğundan buralara kimseler itibar etmez, ben tertemiz havada kimbilir neler düşünürdüm, severdim orada yanlız kalıp hayallere dalmayı, hayat pek tazeydi daha yapacak o kadar çok iş vardı ki .... hey gidi...

Karaköy iskelesinde bir taraftan Kadıköy diğerinden Haydarpaşa vapuru kalkardı, Haydarpaşa vapurları vardı, hantal ama çok güzel "Ülev" ve "Suvat", Kadıköy vapuru kaçırıldığında can kurtarırlardı...









Suvat

Bir de "bahçe" tipi ada vapurları vardı muhteşem dizaynları inanılmaz güzel siluetleri ile mest ederleri bakanları,
"Fenerbahçe"
Dolmabahçe, Fenerbahçe, Paşabahçe.... Dolmabahçe zaten 90 lı yıllarda haince hurda edildi, Fenerbahçe bu yaz halen çalışmaktaydı ama maalesef sonbaharda iskeleye çekildi, bir tek Paşabahçe kaldı yadigar o da yakındır.....

İşte o şahsiyetli vapurları Marmara sisi bir bir alıp götürdü, gençliğimizi oradaki hayallerimizi, okul günlerimizi, koşturmalarımızı, üniversite günlerimizi, yeni yetme çalışan insan olduğumuzda geç kalmamak iç,n iskele verilmeden atlamalarımızı, iş yorgunu dönüşlerde kalabalıkta merdivenlerde oturmalarımızı, kimbilir daha neleeeer neleri.... hatıralar kaldı, hepsi güzel çok şükür.... Güle güle vapurlar, biz..... şimdilik buralardayız.

Cuma, Kasım 14, 2008

RTE & OBAMA muhabbeti

Yahu gündemi geriden takip etmek belki ama Mustafa!ydı, 10 kasım'dı gibi çok önem verdiğim konular varken elbette çok arka planda kaldı benim için.

Fehmi Koru namı ile maruf ya da Taha Kıvanç müstear adı ile yazılar kaleme alan bayağı dinci ve fekat liberal bir gazete yazarı demiş ki, " RTE, Obama gibi geldi, şimdi Bush gibi oldu", vaaay sen böyle mi dersin, ertesi gün Başvekil, çok kızdı ve dedi ki, "Sevsinler seni...... yazıklar olsun sana" belli ki hiç hazmedemiyeceği bir yerden gelen bu tavır, zat-ı şahaneyi fazlasıyla üzmüş ve kızdırmıştı.
Eee haklı yahu, ilahi Fehmi/Taha bey kardeşim deli misin divane misin ne istedin durup dururken?, şimdi TC Başbakanlık uçağındaki maroken döner koltuğa oturup seyahatler ederken ab-ı hayat tadında şerbetleri yudumlamak, huzur içinde güneşin batışını izlemek,VIP salonunun mescidinde mübarekler ile namaz eda ve hatta tesbîh etmek hayal oldu sana... Devletlû ile şakalaşmak, arada iltifatlarına mazhar olmak hayaaal
Eyvaaah, çar naçar düzeltmelere kalktı ama "geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye" vah ki vah. Vallahi üstad işiniz zor, muhtemelen gönül ah-ü zâr içindedir heyhaat, Zülcelal hazretleri yardımcınız olsun.... Amiiinnn.
Oysa efendi gibi otursana muhterem, sana ne Obama'dan Bush'tan mirim azizim. Sen bu gül bahçesinde neden istikrarsızca fikirler beyan ediyorsun, Allah bilir akreditasyonun falan da iptal edilir.
Recep Erdoğan bey ertesi gün dedi ki, "ben kimse değilim RTE'yim", evet haklıdır, hep öyleydi ve dahi hep te öyle kalacak ben, O'nu gelirken Obama gibi zannedenlerin aklına şaşıyorum ve minel garaip.
La havle yahu...Acaba bir asabiyye mütehasısına mı görünsem ne?

Pazartesi, Kasım 10, 2008

10 kasım bugün


Halkının hizmetindeki Büyük Adam,
Aklın, aydınlanmanın yılmaz ışığı,
Bilginin, müspet ilimin, önderi
Hala bizden ileride düşüncelerin sahibi
Doğru ve güzel insan,
Gösteriğin yolda, izindeyiz,
Bunca yıldır ve sonsuzca;
Yılmadan, bıkmadan tüm olumsuzlukara karşı.
Bedenin rahat uyusun ama fikrin hep kamçılasın.

Perşembe, Kasım 06, 2008

Hangi Mustafa


Benim için o hiç bir zaman Mustafa olmadı, hep Mustafa Kemal ATATÜRK oldu. Onunla gurur duydum, memleketimin en korunulası hazinesidir, hep öyle kalacaktır, kim aksini becermeye çalışırsa çalışsın..............

Onun insan olduğunu hep bildim, bilirim.

Benim için dogma değildir, tanrı değildir, etiyle kemiği ile insandır, ama aklıyla fikriyle öngörüleri ile liderdir.

Benim için mühim olan onun güzel fikirleridir, memleketimi kurtarmışlığıdır, ortaya koyduğu büyük eserdir.

Geri kalan ise kendi tabiri ile
"elbet benim naçiz vücudum elbet birgün toprak olacaktır"dır

Ama toprak olmayan fikirleridir. Eserleridir. Beni bu gün medeni insan yapan akıl almaz hüneridir ki hala dünyanın çoğu akıl erdirememiştir.

Zamanında yaşamış adı diktatör vs olan adamlar için artık kimse bir tek kelime etmezken doğumundan yüz küsur, ölümünden 70 yıl geçmesine rağmen hala konuşulmasıdır.

Savaş krizini yönetişindeki muhteşem üstü başarısıdır. İktisadi kriz dönemindeki muhteşem karma ekonomi modelidir. Devlet krizindeki maharetidir.

Karanlığa, dogmalara bunların devlet olarak yönetimine karşı çıkması, devleti akılcı ve laik olarak sosyal bir hukuk devleti yapması, memleket insanını ezik bir kulluktan çıkartıp bir vatandaş yapmasıdır. Dini bireyin kendi vicdanına bırakan bir sistemi getirmesidir.

Daha sayacak pek çok şey var. Buraya sığmaz.

O saydığım, sevdiğim, hürmet ettiğim, fikirlerinden feyz aldığım benim gibi insan olan ama farklı olandır. O fark onu "Kemal" yapmıştır

Mustafa filmine gittik sevgili ile. Filmin yapımcısı kendisinin ezik ve naif halini o melankolik romantizmini ve ağlak hitabetini koymuş, kendisinin gördüğü tarafları ile bir Mustafa yaratmış zaten Kemal diyememiş bir eziklikte.

Alkollü, ağlak, kadın avcısı, marazi, intikamcı, yanlız, arkadaş katili bir adam çizmiş.

Kızdım ama durdum ve dedim ki bu yazardan bu kadar Mustafa. Kendisi gibi birini tasvir etmiş herhalde. Kastı olsa daha iyisini yapamazdı, ama kasıtlı değil çok naif bir bünyeden doğmuş bu film.

İsterdim ki Nazım yaşasın ve o bir Mustafa Kemal yapsın, aynı kareleri koysun ama o anlatsın da çağlayalım gürleyelim.

Mustafa Kemal bile kurtaramamış filmi, son derece aşina olduğumuz resimler, bildiğimiz ama çok eksik anlatım. Tv'lerde bile gösterilemeyecek kadar zayıf bir yapım. Goran bile kurtaramamış hatta.

Ama, iyi ticaret, 29 ekim ile 10 kasım arasında konulmuş bir satış. Bizim gibi Atatürk sevdalılarını avlamak. En çok da 2.cumhuriyetçiler, şeriatçı takımı bayılmıştır. Ben paramı helal etmedim

Analar babalar, öğretmenler, sakın ola ki çocuklarınızı bu garip filme götürmeyin. Size "bana büyük Atatürk deiye anlatılan adam bu mu yahu? diyecektir, ona hayır değil diye ağlaya ağlaya anlatmak zorunda kalacaksınız gerçeği belki.

Haaa benim için güzel olan sevgili Atatürk'ümün yüzünü görmek, kalıbıyla kıyafetiyle güzel olan insanı seyretmek, fikirlerini hatırlamak. Bir de iki ayrı film kesitinde daha önce hiç hareketli görmediğim dedem Cevat Paşa'yı görmekti...



Şimdi Barton, hadi gel biz internet için bir film yapalım tüm kaynaklar benden ( elbette Msutafa filminin yapımcısının kaynaklarından bin kat fazla) sözler ve resimler senden. Hadi bakalım....

Bir söz de canım sevgiliye, sinemalerı hiç sevmediğin halde Atatürk deyip bu filme benimle geldiğin ve bu "eziyete" katlandığın için bin teşekkür.

Ne diyeyim, Başbakan ve/veya Cumhurbaşkanının tabirleri ile "hamdolsun, hamdolsun, bu film hayırlara vesile olsun"


Cumartesi, Kasım 01, 2008

Doğum günü


Yarın benim doğum günüm,

Yarım asırdan fazla bir süredir dünya üzerinde bulunmuş oluyorum.

Benim doğduğum, çocukluğumun geçtiği ve hatta gençliğimdeki dünyadan çok farklı bir dünyada yaşıyorum. Gene de her gün yepyeni umutlarla, öğrenme isteğiyle, anlama isteğiyle yaşıyorum.

Sevgili doğum günlerimi adeta "kutlu doğum haftası" haline getirir her sabah hediyeler ve doğum günü şarkıları ile uyandırır beni.Şenlikler yapar, beni el üstünde tutar, umarım hiç eksikliğini görmem bu hayatta...
Sevgil'den büyük bir hediye var mı? bana Tanrı'nın bir lütfudur o...İyi ki var hep olsun her gün güneş gibi doğsun bana.Bir de Aliş getirsin tabi....
Kızlarım ayrı hediyedir hiç eksik olmasınlar.
Umarım hep genç kalırım hep işe yararım.



Cuma, Ekim 31, 2008

Dün/bugün

Kasım ayının başlangıcı benim için hem keyifli hem de hüzünlüdür, 2 kasım doğum günüm olduğu için, kasımlara heyecanla başlarım.
Ama arkasından gelen 10 kasım, Atatürk kimliğini anladığım günden beri ( ki bu annem ve babam tarafından bana okuldan çok önce öğretilmiştir şükür) hep hüzün verir.
Ben doğduğumda büyük önder öleli 19 yıl olmuş .... Ne kadar az değil mi.?...
Her neyse o gün gene anacağım buradan
Bugün büyük kızım Ayşe bana bir mail göndermiş, bu mailin ekinde de büyük Atatürk'ün cenaze töreninden pek bilinmeyen resimler var. Elbette hepsi de hüzün ve acı dolu...
Benim dikkatimi o dönemin insanları çeker, yani halk, özellikle o dönem türk kadını

işte resimler



Yorum sizin

Teşekkürler Ayşe

Perşembe, Ekim 30, 2008

29 ekim ve etkinlikler

Cumhuriyet Bayramında, Atatürk çocuğu olan bizler, Ata'mıza yaraşır bir faaliyet içinde gururla mutlulukla etkinlikteydik, ne mutlu bizlere....


Sevgili ve Bussad takımı ve diğer takımlar, hatta ferdi yarışanlar heyecanla çoşkuyla şevkle keyifle bu günü kutladılar, 25 yaşından 80 yaşına kadar Cumhuriyet genci insanlar var olsunlar

Sevgili bir sürü yarışa girdi, biraysel yarışlara ve de bayrak yarışlarına madalyaları topladı, ben ise fotograf çekme madalyası aldım sevgiliden.....
Spor'un o dostluk, kardeşlik, gentilmenlik havasının muhteşemliğini sevgili blogunda yazdı, gözlerimiz yaşardı. güğsümüz kabardı ..

heyecandan ben de seneye katılacağım dedim her defasında , o çocukça sevinçleri gördükçe....
Sevgilinin başarılarını göğsüm kabararak izledikçe, hatta adeta yüzme antrönörü havasında "neden oradan dönüşte zaman kaybettin ..." şeklinde havalara girerek.
Büyük Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet'imiz, tüm kahrolası mihraklara karşı ilalebet payidar olacaktır. Onun kuruluşunda bulunan herkese ne mutlu, Cumhuriyet'in, fikri hür vicdanı hür Atatürk çocuklarına ne mutlu.
Ben 40. yılı, 50.yılı, 75.yılı, 85. yılını bizzat yaşamış ve hatırlayan bir Cumhuriyet genciyim, 100.yılı da, görebildiğim pek çok yılı da gururla yaşamak ve onu bizden sonrakilere olamazsa olmazımız olarak devretmeyi vazife addediyorum. O'nu aklımın erdiği fikrimin yettiğince kalbimin çarptığı müddetçe muhafaza ve müdafaa için uğraşacağım.
Zira "muhtaç olduğum kuvvet damarlarımdaki asil kanda mevcut"


Salı, Ekim 28, 2008

ÖZGÜRLÜK

Blog özgürlüğümüze kavuşmamız ne kadar da güzel. Şu anda bu açılmanın hangi mekanizmanın işlemesi ile gerçekleştiğini bilmiyorum, ama nasıl olduysa bunu hayata geçiren herkese teşekkür.
Dostlar, blog konusunda gösterilen dayanışma da gerçekten hayran olunası. Bir dostumuzun eşi şöyle demiş, "doğal gaza her gün deli gibi zamlar geliyor kimsenin sesi çıkmıyor, bloglar kapatıldı herkes isyan etti".... Maalesef haklı elbette.
Blog bizlerin özgürce fikirlerimizi yansıttığımız bir ortam. Buranın açık kalması ise gerçekten kişisel bir özgürlük.
Gerçekten demokratik bir ülkede yaşamak her türlü (elbette ahlaki değerlere bağlı kalmak koşulu ile) özgürlük ve kimsenin kimseyi tahakküm altına almadığı bir ortamda bulunmak 21. yüzyılda Avrupalı olma iddiasındaki bir memleket için, gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı muhakkak.

Pazartesi, Ekim 27, 2008

İki resim



Dostlarım,
Sonbaharın başlarıydı, sevgiliyi ofisine bırakıp Bağdat Cadde'sinden yürüyerek kendi ofisime gidiyordum.
Önce önüme bu kedicik çıktı, sahibi tarafından sıkıca bağlanmış bir motosikletin üzerine özgürce uzanmış kendince keyif yapıyordu. Ne güzel dedim ohhh işte budur.
Daha bir kaç adım geçmeden karşıma bu köpecik çıktı, onu çok seven sahibi çok işi olduğu için, onu bir çöp kutusunun yanına bağlamış özgürlüğü kısıtlanmış ve ( hatta eminim ki sahibi hiç farkına varmadan) aşağılanmış bir vaziyette.
Burada mesele kedi köpek değil, resimdeki hayvanları bir şekilde ters çevirebilir, özgür olanı köpek, diğerini kedi yapabilirsiniz.
Evet özgür olanın akşam yemeği garanti değildir, hangi arabanın altında kalacağı, ya da kendinden büyüklerden dayak yiyebileceği, veya herhangi bir belediye tarafından insanları rahatsız etmesi yada kirletmesi sebebiyle, zehirlenmesi ya da çok iyi şartlarda yakalanıp, bir barınağa götürülmesi......
Ama özgürdür O, hür iradesi ile karar verir, gönlünce yaşar. Bireydir, yaşamı için savaşır. kazanır kaybeder önemli değil, özgürdür.....
Dostlar insanlar farklı değildir bilesiniz.
Bilmem hangi konumda olmak isterdiniz.
Bilmem bloglarımız hangi konumda.
Bilmem ...
Bilemem...

Cuma, Ekim 24, 2008

SANSÜR ve BLOG

Dostlar,
Bu da başımıza geldi, mahkemelere bir sözüm elbette olamaz onlar anayasa ve hukukun, kanunların verdiği yolda kararlar alıyorlar ve uygulamalar yapıyorlar...
Ama gördüğünüz gibi bloglar artık sansüre uğradı.
Ahlamanın vahlamanın hiç manası yok dünyadaki birkaç ülke ( iran Çin falan) gibi bizde de sansür kondu, fikirlerimize, düşüncelerimize vah vah.
Ben burada da yazmaya devam edeceğim kendimi özgür hissedebilmek için ama, açık alanda da şu blogda olacağım.

http://ersinsaran.wordpress.com

Orası da sansüre uğrarsa daha başka bir bloga, fikirler düşünceler hapsolmasın diye....

Perşembe, Ekim 23, 2008

Hayat güzeldir

Yahu basit bir sol kol ağrısı ile başlayan maceramız, dallandı budaklandı, neredeyse hasta adam olacaktım.

Neyse, holterler, tahliller,testler, muayeneler yapıldı, ihtiyar sağlam çıktı... (tahtaya üç kere vurunuz tık tık tık). Zaten gıcık olduğum şey bu bedenin nasıl olup ta hastalandığıdır ( gene maşallaaaahh).....
Canım sevgili, bana hiç belli etmeden ne kadar da üzüldü. Yüzü hep güldü, Dimdik durdu yanımda ama ben onun gözlerinden anladım ne kadar üzüldüğünü.

Geçti gitti biraz dikkat ederek her türlü sporlar, hareketler vesaireler serbest. Haaa bir de yemeklere biraz dikkat edilecek, e zaten bizim normal günlük yediklerimiz, neredeyse doktorun verdiği standart diyet, ve fakat peyniri falan abartmışım biraz....

Buradan canım sevigliye bin teşekkür, sonsuz minnet ve hep sağlıkla yanımda olma temennisi....ve tabi hep sağlıkla yanında olma sözü..... Aliş sözü .....

Bir sürü mesaj atan, telefonlar ile zahmetler eden herkese, tüm gerçek dostlara bin kere teşekkür, vallahi bir daha kolum falan ağrımayacak.....
Hayat güzel daha yapacak çok şeyler var üstelik, sağlıkla, keyifle...

Salı, Ekim 21, 2008

Holter günleri

İnsanın başına neler geliyor. Benim yaşlarımda sağlığa dikkat etmek gereklidir. Ne kadar dikkat ederseniz o kadar sağlıklı ve iyi bir yaşam sürersiniz.

Pazar akşamı, o gece ve pazartesi sabahı, tam tabiri ile göğsümden sol koluma yayılan bir ağrı ile yaşadım. Elbette ki endişelendim, önceleri yok yahu birşey demekle beraber ağrı azalmayınca elbette meraklandım.

Pazartesi sabahı sevgiliye " bu bir kas ağrısı ama ya değilse?"dedim zira babam bu şekilde bir ağrı ile kalp krizi geçirmişti.

O sırada, işe gitmek üzere her zamanki gibi çok şık ve kokoş giyinmiş olan sevgili endişesini bana hiç belli etmeden "hadi hemen gidelim" dedi, atladık gittik hastaneye.

İçeri girer girmez kolumun ağrısına ek olarak bende bir heyecan başladı sormayın, hele beni acilde yatağa yatırıp koluma bir IV taktıklarında monitöre bağladıklarında bu da yetmez gibi perdenin arkasına gizlemeye çalıştıkları kalp şok cihazını görünce, tansiyonum patlarcasına çıktı.

Aman yapma etme dediler, dayadılar zanaksı, damardan bir de ağrı kesici, bir de beta bloker... yanımda da arkamdaki monitörde yazan delirmiş rakamları bana tenzilatla okuyan sevgili olunca rahatladım, herşey düzelmeye başladı.... kalp enzimleri iyi çıktı...

Bir saat sonra hadi dediler artık siz gidin ama şu tansiyonu bir görelim, taktılar mı bana bir holter cihazı, üstümde kablolar, kolumda ikide bir şişen bir tansiyon aleti yanımda da bir kayıt cihazı, robot gibi bişey oldum yani anlayacağınız......

Eve geldik sevgili bana prensler gibi baktı ooohh paşalar gibi bakıldım, bütün gün her istediğim yanımda oldu, yediğim önümde yemediğim arkamda, sevgilinin hep gülen hiç bir endişesini bana belli etmeyen sevgili...... Eksik olma sağol var ol
Ve merak etme aslan gibiyim işte sonuçları da gördün...

Bu arada ağrı ne miymiş, yüzme antremanında kulaç atan ham vücudun kas ağrısı :)

Salı, Ekim 14, 2008

Kapitalizm öldü mü

Herkez kapitalizmin öldüğünü söyleyip duruyor, bu akıllara hayret ederim, kapitalizm asla ölmez arkadaşlar, ölmüş gibi yapar devleti sömürür beleşten serum bağlatır kendine ve gene canlanır hatta hiç hastalanmamış gibi yaşar, devleti falan hakir görür..

Ölse ölse şu son 10 yılın hastalıklı akımı olan neo-liberalizm ölmüştür, mevlam rahmet eyleye, o win win politikaları, sonsuz rekabet sözleri, dipsiz risk politikaları, hisse senetleri ile tahvillerle kurulmuş iskambil kağıdı kaleler yer ile yeksan. Merak ederim o neo-liberal yazarlar hiç utanır mı yooo asla utanmazlar. Gene yazarlar yüzler kasap süngeri ile silinmiş olarak.

Ortalıkta sereseri paranın bol olduğu dönemlerde, bol keseden harçamalar, çılgınca ve sonsuzca limitli kredi kartları, herşeyi kredi ile satmalar, herşeyi yıllar onceden fiatlandırıp almalar ne oldu? fossss. Para olmayınca o arsız petrol bile 140 dolarlardan 80 dolarlara indi alacak kimse olmayınca daha da düşer.

Oysa üretim ve emek halen mevcut, bilhassa bizim gibi artık üretimi ve emeği boşverip, umudunu japonyadaki, ev kadınının tasarrufuna fazla faiz vermek ve böylece parayı çekmek gibi bir hasta ekonumik yapısı olan devletler allah sonumuzu hayreyleye... Geçmiş olsun bitti o devri saadet.

Şimdi kişisel paranız malınız, mülkünüz varsa idare dersiniz, borç ile yaşıyorsanız durum acıklıdır.

Ne oldu neo liboş kardeşlerin kağıttan kalelerine, gitti hepsi, devlet baba hepsine ortak oldu, yani devlet kapitalist oldu şimdi. Yani bir başka deyişle karma ekonomik sistem geldi tekrar başa hani şu Özal'ın alay ettiği" öyle ekonomi olmaz, karma ekonomi, katır gibi eşek ile at çifteşmesinden doğan ve döl vermeyen bir yapıdır" demişti, çok değil 20 yılda ip çekildi.

Şimdi, Özallar, Theatcher'ler döneminde başlayıp, sonraki malum kişilerin zamanında devleşen sistem artık yok, belki de hiç olmayacak devletler gene bir gün özelleşmeler yapacaklar ve kasamıza şu kadar para koyduk diyecekler. Ama o devletlerin batanı satın alacak paraları var bizim gibi her türlü devlet malını satıp sonrada çulsuz kalmışlar değil.

Şimdi bizim elimizde çok sağlam dediğimiz bankalar var, hepsi yabancı, bakınız bir gecede adı hala Fortis kalsa da BNP oluverdi o da Türkiye Fortis'i cazip bulmazsa satacak, kala kala elimizde Ziraat Bankası ve Halk Bankası kaldı, onları da satmak için debeleniyorlar. Telekomumuz lübnan şirketi, devlet sektöründe, kağıt fabrikamız yok, şeker fabrikamız yok, demir çelik fabrikamız yok hiç bir şeyimiz yok, ama bunlar ilk krizde batarsa gene herşey devletin olacak tabi devletin onları finanse edecek parası olursa. O da borç alınmış bir para olduğundan hemen kaçacak..... Vah vah vah...

Hadi ordan liboşlar .......

Kriz mriz derken

Malum küresel ekonomik kriz ( eh dünya küçüldüğünden beri herşey küresel oluyor), bu krizin bir kaç gün hatta bir iki hafta öncesi zaten herşey belli idi, kriz gümbür gümbür geliyordu.
O sıralarda hükümetin başı ( bu tabiri eskiden Demirel, Ecevit için kullanırdı yani ahlaka aykırı bir hitap değil) malum medya patronu ile kavga halindeydi, hiç bir şey umurunda olmadan 32 kısım tekmili birden ya da radyodaki "arkası yarın" gibi gün ve saat ile randevu vererek kavga ediiyordu. Reyting yapıyordu, şu gazeteyi okuyun bunu okumayın diyordu..... unutulduuuu gitti

Hemen ardından, kriz Amerika'yı daraltırken biz, Deniz feneri dvası ile eyleşmekteydik, bağırıldı çağırıldı Dengir bey ile diğer CHP li vekil ile televizyon kavgaları yaptı. unutulduuuu gitti

Arada menfur baskın ve 15 evladımızın katli gerçekleşti. Onunla uğraştık. Bizler içimizde hissediyoruz ama medyada falan unutlduuu gitti

Bayram oldu, gene yollarda öldük. Bir dahaki bayrama kadar unutlduuuu gitti

Günümüzü öyle böyle geçirip kendi sınırlarımız içinde debelenirken dişarıda kriz Amerika'yı bayılttı, oradan Avrupa'yı daraltmaya başladı. Tüm devletler, gerek kendi içlerinde ve gerekse birlikte hareketlerle kriz analizi yapıp tedbirleri aldılar. Hala da almaktalar. Bizde ise Başvekil ve bakanları şöle demekteler.

" Hamdolsun, bankaclılık sistemimizi şahanedir, kriz bize vız gelir inşallah, hayırlısı ile bu krizi kazanca çevireceğiz. Maşallah memleket ekonomimiz çok iyidir."

Falan filan, bakınız yukarıdaki meseleler tamaen unutuldu, deniz feneri falan bitti gitti.
Yahu toplumsal hafızası ne zayıf bir milletiz biz.

Yahu muhterem Başbakan, siz 2002 de iktidara geldiğinizde, zaten bu memlekette Kemal Derviş'in acı receteli ekonomik tedavisi uygulanmaktaydı, siz hiç birşey yapmadınız, Aklına şaşılası MHP başkanı seçim seçim diye tutturup, o sırada akli melekeleri şüpheli rahmetli Ecevit erken seçimi kabul etmeseydi ekonomik gelişim onların zamanında olacaktı. O nedenle tedbiri elden bırakmayınız, lütfen oturup bize kriz yönetim planınız olduğunu söyleyiniz, inşallah ile maşallah ile olmuyor.


Ha yahu ne olacak bu millet zaten krizlere alışıktır, ıh mıh ederler geçip gider demeyiniz, kriz sonrası memleketin kayıplarının neler olduğu ortada, üstelik siz de iktidarınızı kaybedersiniz.

Cuma, Ekim 10, 2008

amsterdam 2

Sevgili ve Aliş bisikleti
Tarih müzesinin bahçe cafe'si huzura bakınız yahu ohhhh

pomfrit ( pommes frittes) kuyruğu, yahu koskoca adamlar sıralarda bekliyorlar olacak şey değil


bak sen yahu koskoca adam ne hallere gelmiş andropoza girmedim diye debelenmiş. hahhaaaaaaaa biri bana böyle demiş yazık , söyliyeyim ,içim rahat etsin ihtiyar olduğum için yakını görememekten aldım bu gözlükler hastasıyım onların, beş adet aldım sakarlıktan çok kırıyorum ya, tepemdeki ters takılmış bir kasket ve kolumdaki canım sevgili



gece karanlık aslında kamerayı iyi tutabilmişim yahu az flu çıkmış ( barton şimdi neler der buna). burası bir kafe karşıdaki de güzel bir bina


bir replika kalyon ve bir İtalyan mimar eseri ... limanda




hiç bitöeyen kancalar, zira evlerin girişi dar ve her eski evde bunlar var ve de taşınılırken hala kullanılıyor, sevgili baktı baktı "acaba senin piyano nasıl çıkar buralara" dedi...


gerçekten de yağmur yağıyordu ama bizi içimizin güneşi açık üstümüzde tur teknesinin cam damı :)


Bunlarsız Hollanda olmaz.



var devamı


Salı, Ekim 07, 2008

amsterdam 1

Pek severim Amsterdam'ı keyif verir bana, bunu da yıllardır hep dile getiririm.... canım sevgili bana muhteşem bir sürpriz yaparak Amsterdam'a götürdü. Pek keyif aldım, aldık.... sevgili dost Tuğba'da bizimle idi, koştuk coştuk. Huzur ettik, eğlendik ve de bolcaaa güldük. Daha niceleri böyle olur inşallah laftan çok biraz resim bugün...














Schipol havaalanında biz





























































Kanallara bayılırım Amsterdam'da orada bir kafede oturup saatler geçirebilirim. Nehir evlerine de bayılırım aslında öyle tıkışık evleri sevmem ama belki kanalda bir ev olsa yaşamak isterim sevgili ile...

























Amsterdam evlerini de pek severim 300-400 yıllık evler gayet bakımlı ve içleri medeniyetin tüm imkanlarına sahip olarak ayakta durur ruhları vardır hepsinin





















































Biraz da deli haller



resimlerin devamı yarına, öbürgüne



Sevgiliye binlerce teşekkürle....

Cuma, Eylül 26, 2008

HARİ PUTTAR

Hahhaaaaaa, yok Harry Potter'i yanlış yazmadım....

Benim çılgın Hint'liler bu isimde bir film yapmışlardı ve de 12 eylülde vizyona girecekti. Holywood Bolywood'u dava etti "olmaz canım artık bu kadar da" diyerek.

Dava, Bombay'da ( artık Mumbai deniyor ) görüldü ve hakim " canım ne var bunda gayet normal Hari bizde sık rastlanan bir isimdir ayrıca Puttar ise oğlan çocuğu anlamına gelir ki gayet hintçe" demiş işte size filmin afişi

Ama bu kadarla da bitmiyor filmin hikayesi de şöyle :

”Hintli Hari Puttar, ailesi tatile gidince evde yalnız kalan ve hırsızlara karşı tek başına mücadele eden bir Hintli çocuğun hikayesini anlatıyor".

80 li yılların meşhur çocuk artisti Macaulay Culkin'in rol aldığı "Evde Tek Başına" filminin aynı olsa gerek :) :)

Arkadaşlar bildiğiniz gibi özellikle son yıllar da sevgili ile olmak üzere çok yıllardır Hindistan'a giderim, genelde yoga aşramlarında kalınır ama otelde kalındığı geceler bu hint film ve müzik kliplerini izler yerlere yatarım....

Aman bu filmi bir izleyebilsem hahhhhaayt..

Bu arada film gösterime dün girdi....

bu da you tube daki fragmanı http://www.youtube.com/watch?v=yas1SJ5bZ1I&feature=related

Perşembe, Eylül 25, 2008

VISULOG

VISULOG

Sevgilimin talebi başım üzerine diyerek hemen visulog a girdim ve de test yaptım. Ne diyeyim çok zorlanmadan hemen tıkladım seçenekleri, özellikle de havalara girneden kendi kendime yalan söylemeden tıkladım.Sonuçları aynen beyan ederim, yani ben şuymuşum :


Sofistike
Firari
Keyif düşkünü
Aşk böceği

vayy
iyi mi kötü mü bilemedim
ayrıca detayları da var :

Ruh hali: Sofistike
Ya sürekli şımartılan birisin ya da o kadar yoğun bir hayatın var ki kendine zaman ayıramıyorsun.Zevk seçimin değerlerine bağlı olduğunu gösteriyor. Aile her zaman önceliklidir ve onlarla vakit geçirmeye asla doyamazsın.Romantik sayılırsın ve egzotik olan herşeye ilgin var.Açık havada plansız yürüyüşlere çıkıyor ve doğanın dayanılmaz cazibesine her seferinde hayran oluyorsun – Oturmuş ve sakin görüntünle insanlarda yarattığın izlenim; "sağlam".. iyi ses kalitesine ulaşmak için teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanırsın . İyi bir kulağa sahipsin ve hep bir adım önde olmayı seviyorsun.Sanata bakış açın oldukça klasik. Tarihe ve yüzyıllar boyunca yaşayan eserlere özel bir ilgin var. Gerçek sanatın zamana direnebilen olduğuna inanıyorsun.

Eğlence: firari
Tatilde deniz, kum ve güneşin olduğu her yere gidebilirsin. Tatil, pilleri yeniden doldurmaktır.Tutkularının sana yön vermesini seviyorsun.Muhtemelen yalnız vakit geçirmekten zevk alıyorsun, içgüdülerin ve merakın seni bütün dünyayı keşfetmeye zorluyor.Kafanı rahat tutmayı ve dengede kalmayı seviyorsun. Sakin ruh halin başkalarına ders niteliğinde.Derin bir nefes al ve Omm!...Seni rahatsız eden şey nedir? Hiç kimse mükemmel değildir ama bazı kötü alışkanlıklar kabul edilemez. Sağlığın en büyük hazine olduğunun farkındasın.

Alışkanlık:Keyif düşkünü
İlgiye, alakaya, insanları etkilemek için uğraşmaya asla doymuyorsun.Tek yönlü olduğun söylenebilir.. Konuşmaktan çok aksiyona inanıyorsun.Evinde modern ve "cool "bir zevkin var.Tarz yaratan birisin. Dekorasyon sadece fonksiyonel değil, tarz sahibi de olmalı.mmm.. kafein..sakinlikten ve alışkanlıkların keyfinden hoşlanıyorsun. Bazen devam etmek için ekstra bir desteğe ihtiyaç duyuyorsun . Onsuz ne yapardın ?

Aşk:Aşk böceği
Gerçek bir romantiksin, biraz da hayalperest.Aşk senin için kendini adamak ve sevecenlik. Hislerini her gün ufak sürprizlerle ifade etmeye çalışıyorsun. Kalbin ortada Senin için özgürlük anı yaşamak demek. Oldukça gözükarasın ve önüne çıkan fırsatları değerlendirmekten çekinmiyorsun.

Valla benim hakkımda en iyisini sevgili bilir, ama bir soru var orada ki o doğru "onsuz ne yapardın" işte ona cevabım allah başımdan eksik etmesin... Aman nazar değmesiiiiinnn maaşallaaaaaaahhh maşallaaaaah tuh tuh tuh....

Şimdi ben de Şebo'yu Verda'yı ve Tubik'i sobeliyorum hahhhaaayt

Pazartesi, Eylül 22, 2008

USSA ya da ASBD

Şimdi bunlar ne diyeceksiniz.
Kolay, USSA : United Socialist States of America yada bizde yaygın kullanıldığu gibi ;
ASBD : Amerika Sosyalist Birleşik Devletleri.... istermisiniz olsun eeee öyle olma yolunda emin adımlarla gidiyor.


Yahu şu dünyanın geldiği duruma bakın, kapitalizmin anası, babası, herşeyi olan Amerika'da TMSF benzeri bir kurum kurulmuş, devlet bazı büyük özel şirketlerinin ( yatırım banlaları gibi) yönetimine el koymuş. Devlerin sırtladığı rakkam şu anda 700 milya dolar, alka ziyan bir rakkam yani . Dolayısı ile artık her amerikalı doğuştan hemde epeyce borçlu......
Hani tek kutupluı dünya, hani yıkılmaz kale kapitalist sistemin büyüklüğü.
Dini imanı para olan bir sistemin bir üflemeyle çökmesi mukadder ve de müstahaktır.
İnsanların dini bile paraya tahvil ettikleri bir düzenin püf denildiğinde böyle yaralar alması zaten normaldir.
Ben solcu falan değilim hiç te olmadım, ama görünen köy kılavuz istemiyor. Durum ortada.
Ey amerika Jim Carrey' oynadığı ünlü Truman Show filminin gerçek yaşantıya dönmüş hali, çocukluğumuzun rüyalar ülkesi, eeee geçmiş olsun zaten çok ahlar almıştın... Asla terörle değil ama sen de bizler gibi ekonomik olarak sıkıl bakalım biraz, yani yarın sabah elindeki paranın ne olacağını bilme , ya da işler güçler hep belirsizlikte olsun , e biz yıllardır böyle yaşıyoruz, yahu hiç merak etme alışılıyor.. Artık dünya küçük ve hayatın gerçekleri bunlar. ben şu yaşıma kadar hep yaşadım, halen de yaşamaktayım. Üzülme zamanla alışırsın develüasyona, enflasyona.... Hani bizdeki şu meşjun deyişle yeterki allah sağlık versin....

Çarşamba, Eylül 17, 2008

Kitaplar.







Bir anda bir sürü kitap okuma huyum vardır, aç gözlülük olsa gerek ama nedense kendimi alamam.



Son günlerde sevgili ile kendimizi kitap okumaya verdik. Aslında ben biraz daha rahatım ders aralarında kitap okuyabiliyorum. Özellikle Santral İstanbul'daki derslerimden daha önce oraya varıp çimlerin üzerinde sırtımı bir ağaca dayayarak okumak çok zevkli geliyor bana.



Sevgilinin benim istediğim kitapları toplu halde bana alması ne kadar güzel. Şimdilik 7 kitap var okumakta ve okumak üzere olduğum. bunların 5 adedini sevgili getirtti bana, bunlar çok istediğim yeni baskılar olan,


1- Cahillikler Kitabı .....John Lloyd - John Mitchinson ......NTV Yayınları
2- Anayasa Projeleri ... J.J.Rousseau .... SAY Yayınları

3-Siyasal fragmanlar /Ekonomi politik üzerine söylev . J.J.Rousseau .SAY Yayınları

4- Toplum Sözleşmesi ...... J.J.Rousseau .... İş Bankası Yayınları

5- toplumsal Mukavele .... J.J.Rousseau

Görüldüğü üzere, Siyasalda okuduğum üniversite yıllarından beri gayet severek okuduğum klasikler olan Jean-Jacques Rousseau toplanması yapılmış vaziyette keyifle okama halinde olacağım.

Ayrıca şu iki kitabı da bizzat aldım

6- Halkidona'dan Kadıköy'e .. Orhan Türker .... SEL Yayıncılık

7- Kala-Afiyet ... Ümit Hamlacıbaşı ... TROYA Yayıncılık

Su anda üzerinde oturduğumuz evin bulunduğu arazi 1870'te ( önceleri ailenin yazlığı olarak) yılından beri ailemizin, daha önceleri karşıda otururlarmış, ben ise daha sonraları ufalan bu arazıda 1957 yılından beri ikamet etmekteyim. Eh İstanbul'lu, Kadıköy'lü, Çiftehavuzlar'lı sayılırım. Bu nedenle Kadıköy'ün geçmişine ait olan kitap ilgimi çekti.

Kala-Afiyet ise Açık radyoda severek dinlediğim Deniz Koloğlu'nun Bozcaada'dan yaptığı yayın olan Deniz Aşırı programında yazarını severek dinlediğim bir kitaptı onu almak benim için vazifeydi.