Perşembe, Şubat 19, 2009

Göztepe Parkı







Burası Göztepe Parkı,

Bağdat Caddesi'nden Cemil Topuzlu'ya kadar uzanan koskoca yeşillik alan. Arsız mütahitlerin, ve işbirlikçileri politik kadroların muhakkak ki açlıkla bakıp yalanıp durdukları yer. Bilirmisiniz benim çocukluğumda buranın içinden bir minik dere akardı, neyse....

Ben 51 yıldır bu semtin çocuğuyum, burada doğdum. ecdadımda 1870 ten beri önce yazlık, sonra yazlık kışlık olarak bu semtte oturmuştur. Benim için çok önemlidir. yaşam boyu hep burada oturmak dileğimdir.

Semtimizde böyle üç adet devlet arazisi vardı bunlardan biri daha önceleri devletçe işletilen bir tarım arazısı olan ve çok şükür kurtulup Kadıköy Belediye'since düzenlenen  Göztepe Özgürlük parkıdır. Bir diğeri, Büyük Şehir Belediyesi tarafından rant uğruna Taş Yapı'ya verilen Göztepe Meteoroloji arazisidir ki şimdi orada 50 katlı dört bina yapılıyor, inanılması mümkün değil, şu anda kazılmış olan temelini görseniz dudağınız uçuklar......

Sonununcusu ise Göztepe Parkı'dır. Malumunuz bu parka, cami yapılması üzerine yıllar süren tartışmalar yapılmıştı, önce  AKP zihniyetinin dinsel istismarlarından biri olan özellikle de bu semte cami yaparak "alın size " demek niyetindeki garip davranış. Bu noktayı merkez alırsanız 500 metre yarıçaplı bir daire içinde yanlız benim bildiğim 5 cami var. Yani maksat dostlar alışverişte görsün meselesi.

Neyse cami yapımına karşı çıkmam gene bazılarını kızdırır, ama karşı çıkmam camiye değil. Elbette ki halkın her ihtiyacında olduğu biri dinsel ihtiyaçlarında da yardımcı olmak yerel yönetimlerin vazifesidir.

Karşı çıkışımız şu nedenle idi, burası binalardan arınmış vaziyetteki son toprak parçalarından biridir. Unutulmamalıdır ki tabiat, ağaçlar, otlar, çiçekler de Tanrı'nın yüce varlığını bize gösteren şeylerdir. Bu nedenle bırakınız bu arazi boş kalsın orayı güzelce düzenleyin. Gençler, yaşlılar, Hamile hanımlar, aşıklar, sükunet bulmak isteyenler, çocuklar temiz hava alarak bunca binanın arasındaki bu cennet yerde huzur içinde dolaşsın, yürüsün,koşsun.....

İşte bu yer Belediye tarafında düzenlendi, bence en az cami kadar "hayırlı" bir iş yapıdı, zannederim oraya giden herkes yapana da yaptıranlara da hayır dua ediyordur.

Şu güzelliğe bakın, oturun burada dört duvar arasında olmadan Tanrı'yı düşünün isterseniz, ruhunuz o modda ise bu yer de, her yer de camidir.

Muhalif olmak, doğru yapılanları sırf muhalefet etmek için yanlış göstermek değildir. Bu güzel yer için İstanul Büyük Şehir Belediyesine, burada yaşayan bir vatandaş olarak teşekkür ederim ..

Ama  gene de söylemeden durmayacağım, keşke, Meteoroloji arazisine o 50 şer katlı binaları sırtımıza hançer sokar gibi yaptırma kararını  vermeseydiniz. 

Salı, Şubat 17, 2009

Bağdat Caddesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, kahreden sürücüler

Burası Bağdat Caddesi,  Plaj yolu trafik ışıklarından sonra ve Göztepe trafik ışıklarından önce.

Bu iki trafik ışığı arasında yaya olarak karşıdan karşıya geçebileceğiniz hiçbir yer yok. Ana arterler Büyükşehir Belediyesine bağlı malumunuz.  Belediye muhteşem bir belediyecilik örneği göstererek bir yaya geçidi yapmış, uyarı levhaları falanda var.  

Herhalde düşünüldü ki Avrupa Birliği kapısındaki bir ülkede, yaya kaldırımlarından yayalar rahatça geçer, akan trafik herhangi bir trafik ışığı olmasına gerek kalmadan burada durur yayaya yol verir, zira geçiş önceliği her durumda yayalardadır.

Oysa ki burası; hamdolsun, monşerleşmekten nefret eden, kitap okumamakla övünen bir Başbakanı olan, her geçen gün köylüleşen, ortaçağda yaşamaya ampulünü yakmış, sıkıcı bir ortadoğu ülkesi olma yolunda adımlar atan bir yer maalesef.

Dün öğlen saatlerinde bir hanım, elinde köpeği bu geçitten karşıya geçmeye yeltendi, bir yaya olarak önceliğin kendinde olduğu yaya geçidinden her medeni ülkede olduğu gibi geçmek istedi....

Belki neşeliydi o an belki üzgün , belki aklında sahile inip yürümek sağlığına katkı sağlamak vardı, belki köpeğini çıkartmıştı, belki karşıdaki su veya elektrik ödeme noktasına veya ilerideki muhtarlığa yada markete gidiyordu ama kesinlikle bir ambulansa ve bir hastanenin aciline gitmeyi düşünmüyordu, yada kimdilir belki şu saatlerde toprağın altına...  o anda bir arabanın altında kaldı, köpeği orada öldü, kendisi ağır yaralı olarak hastahaneye kaldırıldı. Umarım iyileşir, belki bedenindeki yaralar iyileşir, ama artık hiç bir zaman o eski kadın olamayacak.

Lanet olası yaya geçidi iki trafik ışığının arasında bir ışıktan kalkan araç diğer ışığın yeşiline kilitlenmiş olarak tam gaz devam ediyor. Burada kaza yapan sürücünün o andaki davranışını bilemiyorum, ama bilin ki siz yavaşlasanız bile arkanızdan tam gaz gelen sizi sıkıştıran, kornalar çalan manyak zihniyetler var. O akışla hızlı gidiyorsunuz. Gene bu sürücünün davranışını bilmeyerek ve suçlamayarak söyleyebilirim ki karşıdan karşıya geçen yayanın üzerine üzerine süren manyaklar var. Gene de orası bir yaya geçidi ve yavaşlama mecburiyeti var....

Diyeceksiniz ki aman canım o da trafik ışığı olan yerden geçseydi, evet akla yatkın ama ara o kadar uzun ki zaten yaya geçidi olması yeterli bir yayaya yol verme sistemi....

Belediye belki buraya bir yavaşlatma mekanizması koysa, orada araçlar yavaşlasa hatta belki de  butonlu bir trafik ışığı koysa yayalar karşıya geçmek için buna bassalar..... olmaz tabi, kaldırım taşı döşemek gibi, metrobüs gibi, tüneller gibi önemli işler var üstelik seçim öncesi bu işler daha da göz kamaştırıcı. Alt tarafı bir ortayaşlı kadın ezilivermiş ne olacak.

Hazin bir manzara da saatler sonra o zavallı beyaz köpeğin ölüsünün oracıkta yatmasıydı.

Yaya geçidi  orada hain bir tuzak gibi kimbilir daha kaç kişinin başı yanacak....

Medeniyet mi hadi canım siz de.....

Cuma, Şubat 13, 2009

Kaldırım ayıpları ve teknik yapı ve Kadıköy Belediyesi

Merhabalar,

Yer Göztepe Cavit Paşa Sokak, girişi, mevki, Teknik İnşaat önü ve cıvarı, durum resimlerde görüldüğü gibi, anlamsızca genişletilen kaldırımın, üzerine sereserpe park edilmiş araçlar.

Yayaların hiç önemi yok, onlar ezilebilir iki araba arasında kalabilir. Üstelik bu yok doğruca Yeşil Bahar İlkokuluna gidiyor. düşünün ki burada yüzlerce öğrenci de geçiyor, olsun n'apalım alt tarafı yoldan geçsinler, kaldırıma arabamı, minibüsümü falan park ederim.

Zaten büyük bir iştahla bulabildiği arsaya çöküp ondan maksimum kar sağlamaya yönelimiş olan inşaat şirkertine hiç diyecek bişey yok, aslında çok var ama devir malum.

Ya halkımız yahu mübarek araban insandan daha mı önemli evet önemli, zira donunu satıp binbir borca girip, en pahalı cep telefonu, en baba araba alma meraklısı olan bir sarklı milletiz. layıktır bize.

Ya belediye onlar da zaten seçimlerle meşkul.

Resimler ortada koyanlar utanmıyor elbette kimisi ise hak görüyor. unutmayalım burası, medeni olduğunu iddia eden, okumuş, dünya gezmiş görmüş ve hatta kendini çok yükseklerde gören bir zümrenin semti.

Biliyormusunuz, Teknik Yapıda durumu şikayet edebildiğim, Türkçe'yi zor anlayan bir inşaat çavuşu idi o da beni salak görür bir eda ile dinledi ....

Söz bitiyor....















Pazartesi, Ocak 19, 2009

unutmamak, unutturmamak

Bugün, Hrant Dink'in 2. ölüm yıldönümü idi. Halen unutulmadı unutturulmadı, elbette ki bu memleketin bir vatandaşı olarak diğerleri gibi unutlmamalı ve sonuç alınmalı....

Ama bir kişi var ki O katledileli tamı tamına 15 yıl oldu ,neredeyse unutuldu, hatta unutturulmak isteniyordur belki....Lütfen unutmayalım unutturmayalım. Hepimiz Uğur'uz diyelim, diyebilelim....


Cuma, Ocak 16, 2009

Doğanın estetiği




Kareler gözümüzün önünden, Resimler benden, paylaşayım istedim.


Perşembe, Ocak 15, 2009

hatırlıyor musunuz ???

Hatırlıyor musunuz ?

Susurluk'taki kaza soruşturmasında muhteşem bir ışık kapatma eylemi yapmıştı halkımız, katılım ne kadar da çoktu neredeyse herkes katılmış toplumun büyük bir mutabakatı olmuştu, adeta kenetlenmiştik. Bir tek o zamanın AKP'si olan Erbakan ekibi ( ki bunların içinde şimdiki Başvekil ve Cumhurreisi'de var) karşı çıkmışlardı, hatta bu soruştumaya "fasa fiso", "gulu gulu dansı" gibi acaip tabirler ile gülüp geçmişlerdi. Olay da kapatılıp gitmişti...

Acaba neden !?

Blmiyorum, her halde bilen vardır.
Ama bir bildiğim var halkın çok büyük bir kesimi ışıkları bıkmadan usanmadan yakıp söndürmüştü.

Şimdi konu gene aynı, bu defa Erbakan'ın talebeleri dava taraftarı, bir kısım dinci ve liberal kesim ve de bazı radikaller Taraf, ama gel gör ki halkın büyük bir kısmı bu defa mutabık değil yani daha doğrusu büyük bir çoğunluk olup bitenden emin değil, içlerine sinmeyen bişşeyler var, yani ciddi bir kutuplaşma var...

Acaba neden !?

Yani durum siyah-beyaz, arada hiç gri tonlar yok, sizce bunu sebebi ne?

Bekleyelim görelim. Tarih yaşıyoruz. Umarım sonuç tarihte, "helal olsun ne doğru bir iş yapmışlar" diye anılacak şekilde tecelli eder de gelecek bize mabâdi ile gülmez.

Salı, Ocak 13, 2009

soruşturmalar

Memleketimizde sorusturmalar yapılıyor, elbette yargıya gitmiş bir olay için birşey söylememiz doğru değildir. Kaldı ki yasama, görevini en iyi şekilde yerine getirecek ve sonuçlandıracaktır. Bence yanlış olan, hükümet yandaşı veya muhalifi medyanın işin cılkını çıkartması, bazen karara bile varmaları. Tabi oralara servis edilen bilgilerin de (nasıl olduğu bilinmez) çabukluğu.

Öyle veya böyle, sakin olmak gereklidir, zira tarafsız yargı karara varacak bu kararlar üst yasama kurulları tarafından denetlenecek ve neticeye varılacaktır.

Sahi aklıma geldi,  "Deniz Feneri " olayının yurdumuzdaki uzantıları hakkında herhangi bir dava açıldı mı? Açılmadıysa neden? Heralde ona da bakacak savcılarımız vardır.

Cuma, Ocak 09, 2009

Kamerama takılanlar


Sevgili karı çok sever her sabah acaba etraf bembeyaz mı diye uyanır, ama son günlerdeki soğuğun aksine bizim buralarda kar yok oysa bu sabah, derse giderken yoldaki kar manzaraları takıldı kamerama  bari bunlarla idare et....





Çarşamba, Ocak 07, 2009

Doğalgaz meseleleri

Malumunuz Rusya, Avrupa'ya giden doğalgazı kesti, sebebi Ukrayna ile olan sorunları, bundan biz de nasibimizi alıyoruz tabi.

Haa ilgililer dediki "yok canım biz eksik kalan doğalgazı Mavi akım'dan alıyoruz."

Muhterem, Mavi akım ne? o da Rusya. İlahi ""şecaat arz ederken....""" neyse söylemedim.

Memleketin doğalgaz alımının %48'i Rusya'dan, hani SSCB iken biraz devletti, şimdi ise koskoca bir mafya düzeninin hüküm sürdüğü, oligark isimli kominizimden doğma dev işadamlarının falan fink attiığı, hatta tüm dünyadaki Rus mafyasının, İtalyan mafyasını değil çırak emzikli bebeye çıkarttığı devlet.

Canı sıkıldımı keser vanayı, artırın parayı der. Ne beklenir ki,... haaa biz de doğalgaz gibi önemli bir malın %48 ini bunlardan ithal ediyoruz. Bravooo.

Eeee baktığımızda bu doğalgaz yanlızca, sanayi ve ısınma için değil, elektrik üretimimizn de büyük çoğunluğu doğalgaz santrallerinden oooohhh.

Bununla da bitmedi, bir de ne var biliyormusunuz, o meşhuuuur nükleer santralimizi kim yapacak ?.... Rusya artık goooool.

Bir devlet düşünün neredeyse tüm enerji sistemini bir başka devlete bağlamış o devlette Rusyaaa vay beee diyecek laf yok.

Şimdi Başvekil hazretleri diyecek ki "bunları biz yapmadık, bizden öncekiler yaptıııı...."
Ben de diyeceğim ki : mirim, kömür makarna dağıtmaktaki ustalığı, şu eskiden kötü yapılmış işleri bir nebze olsada düzeltmede göstersene !!!"

Pazartesi, Ocak 05, 2009

sadaka

Muhterem başvekil, şöyle buyurmuş;

"Sadaka, kültürümüzde meşrudur"

yahu içimden "La ilahe İllalah" demek geliyor.  Galiba Muhterem bazen  "laik,demokratik bir sosyal" devletin başvekili olduğunu unutuyor ve kendisini camide hutbe verir gibi hissediyor.

Beyim, marifet Sadaka vermek değil, sadakaya ihtiyacı olmayan bir halk yaşadığı devlet olabilmektir.... Ama o zaman insanlar tâbi olmaz elbette. Maazallah,istediklerine falan oy verirler. Kulluktan çıkıp birey olurlar, ne yaparsınız sonra, allah korusun.... Hamdolsun şimdi evde sadaka bekleyip onu da oy olarak iade ediyorlar böylece yaşayıp gidiyoruz.

Rica ederim, dinsel ve çok kolay sözleri bırakıp bırakıp,  özgüvenli, tahsilli bireylerin, hakça kazanabildiği bir devlet yaratmaya çalışıp onun başbakanı olunuz... merak etmeyin o zaman daha sağlam oy kazanırsınız... kolaya kaçmayınız...

Sadaka'nın sonu yoktur insanları sadakaya mahkum etmeyiniz. 

Çarşamba, Aralık 31, 2008

hoşgeldin 2009



2004 yılının bu gününde öğleden sonra saatlerinde çok kıymetli bir söz vermiştim. Sözümü tuttum. Daha da yıllarda tutacağım.....

2008 bizim için çok güzel geçti dersler aldık, güldük, eğlendik,bolca gezdik veeeeee evlendik. :)

Ders aldığımız sıkıntılarımız oldu ama hepsini paylaştık, sevgimizi ve emeklerimizi eksik etmedik . Ben değil biz oldum çok şükür.

Bize, tüm sevdiklerimize , dostlarımza, herkese mutlu, başarılı, sağlık, tatlı sürprizler, keyifler dolu bir yeni yıl dilerim.

Cuma, Aralık 26, 2008

Simiti ve dayı


Bu bir fıkra değil gerçek bir olay.

Başvekil, zannederim dün, yolda bir simitçiye demiş ki,

- Oradan bir simit ver yeğenim,

simitçi vermiş simidi ve demiş ki ?

- Para istemez benden olsun dayı !

hoşuna gitmiş bu tavır Başvekilimizin ve çıkartıp 100 YTL vermiş simitçiye

Bence işin temel anahtarı şu kelimede "dayı"

Demek ki ne demek lazım ?

"Dayı"
Simdi bütün simitçiler, Başvekili kollar artık ah biz de bir simit satsak diye. Ben de bekliyorum küprüde falan trafik tıkamdığında yanımdan geçerse " dayı " şeklinde seslenip sempati toplamak için.

Perşembe, Aralık 25, 2008

Başvekil

Muhterem Başvekil,
Vallahi tebrik etmek lazım,
Hem İmam ve hatip ve armatör babası ve medya patronu kayınpederi ve tüccar ve ekonomist ve mühendis ve geometri öğretmeni ve savcı ve avukat ve doktor ve psikolog ve başvekil ve parti başkanı, ve meb'us ve kimbilir unuttuğum daha neler neler.
Eline su dökülmez bir koltuk altında sayısız karpuz.
Maaşallah, maaşallah, allah artırsın...
Bizim Başvekil...

Pazartesi, Aralık 22, 2008

Bağdat Cadde'sinde bir kare



Geçen gün Sevgili, büyük kızım Ayşe ve ben yürüyorduk, bu manzara çıkıverdi karşımıza, Ayşe deklanşöre bastı buyrun resim, yorum sizin

Pazartesi, Aralık 15, 2008

iyi ki doğdun canım sevgili


İYİ Kİ DOĞDUN CANIM SEVGİLİ

İYİ Kİ BENİ BULDUN

İYİ Kİ EL ELE GİDİYORUZ HAYATTA

İYİ Kİ

İYİ Kİ

VE

DAHA YILLARCA

Çarşamba, Aralık 03, 2008

Bankalar ve Kredi kartı meseleleri

Dün canım sevgili ile Teknosa'ya gittik, O, ofis için ufak tefek birşeyler alırken ben de muzur muzur elektronik aletlerin arasında dolandım. Dikkatimi bir şey çekti, aşağı yukarı her malzemenin üzerinde, "...... karta altı ay taksit altı ay da karttan" yada "........ karta %... iskonto" vesaire yazılar vardı.

Durdum, dedim ki yahu ben nakit ödesem bunu bir iskontosu yok mu? hayret yoktu, yani karta iskonto yapan mağaza benim nakit parama iskonto yapmıyordu arkadaş belki Türkçe söyledim diye anlaşılmamıştır
" cash... cash..." yani keş yada eski tabiri ile "tiko para" ... yok olmuyor. Yni nakit paramın, yani aslında cebimde sahip olduğum değerin hiç bir önemiyok, mağaza benim cebimde olmayan hayal bir parayı daha çok seviyordu, allah allan!

Lanet olsun dedim, neden herşeyimi kredi kartı ile alıyorum, neden bu batağa saplanmam için devlet te dahil olma üzere her otorite üzerimde. Haydi devleti anlıyorum, karttan kolay takip ediyor ve kayıtlı ekonomiye geçiriyor, diğer yandan seni kişi olarak ta takip ediyor, yani zaten devletin adı önemli olmayan sadece numaran ile bildiği bir kulusun ya o da seni kartla da kontrol altında tutuyor, yani açıkçası telefon dinlemek gibi bir şey.

Lanet olsun be, herşeyim kontrol altında, Yanlış anlaşılmasın her türlü hesabı kitabı açık devlete vergisini çalışma hayatı boyunca köle gibi ödemiş, emekli olmuş her türlü gelirinden ve hatta giderinden ( zira kira stopajı da ödüyorum) vergi veren temiz işlerle iştigal eden biriyim. Ama bu kadar kontrol altında olmak felaket bir baskı.

Düşün cebinde paran var, "yok kartla öde" deyip türlü numaralar cevirip, ödeme de zorlandığında gırtlağına kadar çöküyorlar Başbakanın tabiri ile "ümüğüne" lanet olsun.

Diğer taraftan kartını kullandığın banka senin her şeyini biliyor, nereden yer içersin, hangi marketten alışveriş yaparsın, hangi eğlence alışkanlıkların vardır, hangi tuvalet kağıdını kullanır, ne marka şarap içersin'e kadar. Yani bu kadar "Truman Show" filmindeki bir tiyatroyu reva görüyorlar bize.... lanet olsun.

Bu konu ile kafam meşkulken mevduatım olan Yapı Kredi bankasına gittim, 500 lira bir param vardı ( vergisi aslanlar gibi verilmiş) çekeyim de yarın işyerimin kirasina katayım dedim.

Bankamatikte bir de baktım ki 477 lira var, ne bu diye işlemlere baktım, banka kesmiş, işlem bedeli falan gibi bir de komik adı var, yahu el insaf, sen kimsin de benim paramı kseiyorsun be hey deli dumrul.

Ama böyleymiş o hiç okumadığımız minicik yazılı kağıtlara imza atarken bunlara da imza atıyoruz haberiniz olsun. Biliyormusunuz yılda 54 lira kesiyorlar bu isim altında, düşünün 10 milyon hesap olsa ne para kazanıyorlar üstelik benim alnımın akı ile eşek gibi çalışıp kazandığım paramdan.

Bir örmek belki daha da çarpıcı olabilir. Bir çocuğunuz var istiyorsunuz ki tasarrufu öğrensin. Bankaya 50 lira yatırıyorsunuz her ay, o a çekip okulu için kullanıyor, her sene sizin çocuğunuzun bu rızkının bir adedini banka sizde alıyor. Ödemezseniz hesap eksiye geçiyor, ve katlanarak alıyorlar bu parayı sizde.... Vergi falan değil ey halkım bankanın cebine ödüyorsunuz... ne için ??? sizin paranız orada durduğu için çüüüüüüüüüüş.....

Bence çalıyor yuh olsun. Gözlerini hiç birşey doyurmuyor. Doğruca açıldığı 1960'ların sonundan beri hesabım olan Çiftehavuzlar şubesine gidim hesabımı kapattım, bilmediğim 2 hesabım daha çıktı onları da kapattırdım, oradan Finansbank'a orada da yılda 40 küsür lira olduğunu öğrendim vakit darlığından kapatamadım hesaplarımı bugün onu da yapacağım keyifle, mutlulukla, oradan da Garanti'ye ..... Tek bir hesabı Ziraat Bankasında tutup bu hayâsız soyguna en azından bir miktar dur diyeceğim.

Size soru acaba gittiğiniz tatil yerlerinde, durup, para ödemeden sereserpe denize girebileceğiniz bir kıyı kaldı mı? yok değil mi bir düşünün tabiat bile satılıyor size siz de ( ben de tabi) keriz gibi dünyanın bahşettiği nimetleri mal bulmuş mağribi gibi almaya devam edin. Müstehaktır efendim.

Neyse, kalamar yiyin kalamar, ....

Pazartesi, Aralık 01, 2008

Yumurta


Ne kadar da güzeldir, özellikle sabah kahvaltısında, şöyle insanın isteğine göre hazırlanmış bir yumurta....

Ne kadar lezzetlidir, ona taptaze ekmeği banmak, sarısını patlatıp, onu ekmeğe emdirmek ve büyük bir afiyetle yemek.

Ben, belki de annem sebebi ile çocukluğumdan beri bayılırım bu tabiatın muhteşem olayına.

İşte belli yaştan sonra, özellikle yumurta ve bilhassa onun bayıldığım sarısından ayrılmıştım. Genetik yapım ve kararsız tansiyonum nedeni ile kolesterolüm normal olmasına rağmen doktorların kesin kararı ile yıllar önce yumurtayı neredeyse tamamen kaldırmıştım hayatımdan.

Daha sonraları yetti deyip sene de çok çok 1-2 yumurta yer olmuştum, ama her yediğimde sanki zehir yiyormuşum gibi bir içsel sıkıntı ile.

İşte bu muhteşem gıda artık aklandı, doktorlar, onun abartılmamak kaydı ile ama muhakkak yenmesi gerektiğini söylüyorlar, özellikle omega-3'ten zenginleştirilmiş yumurtanın nerede ise kalp dostu olduğunu...

Elbette, bol tereyağında kızartarak veya bol sucuk ile ya da çiğ yenerek değil.

Tavada ise az bir miktarda sıvı yağ ile ya da tefloda tamamen yağsız olarak ya da en iyisi rafadan yani haşlanarak..... Çocuklara her gün bir tane büyüklere haftada 2-3 adet....

Ohhhhh yahu çok şükür çocukluğumdan beri en sevdiğim şeylerden birine gene kavuştum, daha doğrusu artık yediğimde suç işler gibi değil tamamen keyif alarak... Kayısı... rafadan.... çılbır..... daha neler neler....
Tüm annelere tavsiye çocuklarınıza fast food yedireceğinize her gün bir yumurta yedirin.

Sağol Doktor Öz, güzel haberlerin (Yogayı da tavsiye ettiğin) için....

Salı, Kasım 18, 2008

Vapur


Sabah havai fişeğim sevgiliye kahvesini hazırlarken camdan baktım. Eskiden adı İnciburnu ya da Sedefadası olan (şimdi bu iki kardeş geminin de adları değişti) vapur, nedendir bilinmez ağır yolla, sahile paralel süzülmekteydi, gip gri deniz ve siyaha çalan gökyüzünün altında. Bütün ışıkları yanıyordu dürbünle baktım da pek yolcusu da yoktu hani. .... Hatıralarım canlandı......

Güzel şehrimin aksı böyle yamulmadan önce, iş ve yerleşim merkezleri nisbeten belirli yerlerdeyken. Benim gibi anadolu yakasında oturanlar için vapur çok önemli bir olgu idi. Bir araçtı demiyorum bilhassa, zira bir olgu idi gerçekten.

Bir kere belediyeye ait değildi o zamanlar, iskelelerinde iç içe geçmiş iki çıpanın ortasında Ay-Yıldız olan kırmızı beyaz bayraklı, TC Denizcilik Bankası TAO'ya bağlı Şehir Hatları işletmesine aitti onlar. Devletin gerçekten sosyal devlet olup, halkını kaz gibi yolunacak bir meta gibi görmediği zamanlardı. Devletin tüccar, herşeyin karlılık oranı olmadığı, en azından devletin halkını kolladığı zamanlar.

Onlar vapur idi halk dilinde, gemi demezdik, vapur..... biraz yaşlıca İstanbul hanımları ise vapor derlerdi. Fransızca "Buhar"dan, "istim"den gelirdi bu ad ya kimseler bilmez.... irili ufaklı çeşitliydiler ama gene de birbiri ile kardeş aynı yapı tipinde her tipten de birkaç adet olmak üzere hizmetteydiler.

Boğazda upuzun silindirik bacaları ile kömürlü vapurlar işlemekteydi, bunların çoğu 1920'li yıllar yapısıydı. Numaraları da vardı onların, 68, 71, 74, Güzelhisar, Altınkum, Halas ve benzerleri....Narin yapılı tekneleri ve pek mahir kaptanları vardı ... Rivayet odur ki, geçerken yalının o kadar yakınına kadar gelebilirlerdi ki oradan verilen, kahveyi veya baklava tepsisini alabilirlerdi.Boğaz iskelelerine devletin vapuru yanaşırdı şanıyla şerefiyle, şimdiki gibi yolcu motorları değil
Özlellikle Kadıköy-Karaköy vapuru önemli bir vapurdu, insanlar, 7.15 yada 8.00 vapurunda buluşmak üzere randevulaşırdı, ya da vapur iskelesinin saatinin altında... Her bir vapurun kendi karakteristiği, sesi, kokusu vardı, bir nevi canlı varlıktılar ( bu nedenle madde olmasına rağmen ingilizcede gemiye "it" değil "she" denmesine bayılırım)...

Bilhassa çocukluğumda ve ilk gençliğimde İngiltere'de Glasgow tersanelerinde yapılmış yepyeni olanları vard; İnkılap, Turan Emeksiz, Pendik, İhsan Kalmaz gibi....onlar da buharlıydı ama buhar kazanları fuel oil ile çalıştığından kömür dertleri yoktu, bize adeta yepyeni bir transatlantik gibi gelirlerdi. Heybetli bacaları vardı onların, Altıyola'a geldiğinizde, Kadıköy iskelesindeki (elbette eski iskele) vapurun heybetli bacasını görürüdünüz.












Giriş katının altında sonradan tamamen kapatılmış olan, salonlara giderdik talebeyken, kış günleri Turan Emeksiz
burası sımsıcak olurdu, orada sohbet,
muhabbet eder, vatan kurtarırdık.

Daha da önce annemle İstanbul'a gittiğim (zira karşıya geçmeye İstanbul'a gitmek denirdi) dönemlerde, arkadaki lüks mevkide otururduk, buraya gelen görevli bir liralık kağıt biletleri inanılmaz şık bir hareket ile koçanından kopartır, bir de ortadan yırtardı...

70 li yıllarda okul dünüşü, öğlen saatlerinde makina dairesine yukarıdan bakardık sevgili arkadaşım Mete'nin kız arkadaşını beklerken, yemek pişerdi koskoca bir tepside ne kadar da güzel görünürdü o saatlerde aç olan bizlere....
Yaz günleri sabah vapurunun üst kattaki açık bölümü keyifli olurdu. O vapurlarda kaptan köşkünü de gören tek kişilik oturma yerleri mevcuttu. Buraya oturur cam bardaktan vapur çayımı içerken, sabah simidini yer bir yandan da tertemiz her yeri pırıl pırıl olan ve hatta saksılı çiçekleri bulunan kaptan köşkünde, her bindiğimde aynı rirüellerle yapılan kalkış ve yanaşma manevralarını izlerdim. Kaptanlar yazları, bembeyaz gömlek ve pantalonları ile pek heybetli olurlardı. Akşamları, geceleri her vapur muhakkak burnundaki projektörleri yakarak yoluna bakardı, bunların bazıları elektrikle yönlendirilirken, bir kısmında ise minik bir kulübe ve onun içindeki görevli gösterirdi etrafı kaptana....
Bir de lodos zamanı vardı vapur kalkabildi ise özellikle Haydarapaşa mendireğinden çıktığında Sarayburnu açıklarında çılgınce sallanırdı, gençlik işte bayılırdım.....

Sisli günler bir başka olurdu öylece iskele yada cıvarında oturulur sisin kalkması beklenirdi, Fellini filmlerinde olduğu gibi.

Bir kötü tarafı salonlarda sigara içilmesiydi, ben sigara içmediğimden özellikle ayazın,yağmurun hatta karın olduğu günlerde en keyif aldığım şey vapurun arka sahanlığına gitmek ve orada durmaktı, soğuk olduğundan buralara kimseler itibar etmez, ben tertemiz havada kimbilir neler düşünürdüm, severdim orada yanlız kalıp hayallere dalmayı, hayat pek tazeydi daha yapacak o kadar çok iş vardı ki .... hey gidi...

Karaköy iskelesinde bir taraftan Kadıköy diğerinden Haydarpaşa vapuru kalkardı, Haydarpaşa vapurları vardı, hantal ama çok güzel "Ülev" ve "Suvat", Kadıköy vapuru kaçırıldığında can kurtarırlardı...









Suvat

Bir de "bahçe" tipi ada vapurları vardı muhteşem dizaynları inanılmaz güzel siluetleri ile mest ederleri bakanları,
"Fenerbahçe"
Dolmabahçe, Fenerbahçe, Paşabahçe.... Dolmabahçe zaten 90 lı yıllarda haince hurda edildi, Fenerbahçe bu yaz halen çalışmaktaydı ama maalesef sonbaharda iskeleye çekildi, bir tek Paşabahçe kaldı yadigar o da yakındır.....

İşte o şahsiyetli vapurları Marmara sisi bir bir alıp götürdü, gençliğimizi oradaki hayallerimizi, okul günlerimizi, koşturmalarımızı, üniversite günlerimizi, yeni yetme çalışan insan olduğumuzda geç kalmamak iç,n iskele verilmeden atlamalarımızı, iş yorgunu dönüşlerde kalabalıkta merdivenlerde oturmalarımızı, kimbilir daha neleeeer neleri.... hatıralar kaldı, hepsi güzel çok şükür.... Güle güle vapurlar, biz..... şimdilik buralardayız.

Cuma, Kasım 14, 2008

RTE & OBAMA muhabbeti

Yahu gündemi geriden takip etmek belki ama Mustafa!ydı, 10 kasım'dı gibi çok önem verdiğim konular varken elbette çok arka planda kaldı benim için.

Fehmi Koru namı ile maruf ya da Taha Kıvanç müstear adı ile yazılar kaleme alan bayağı dinci ve fekat liberal bir gazete yazarı demiş ki, " RTE, Obama gibi geldi, şimdi Bush gibi oldu", vaaay sen böyle mi dersin, ertesi gün Başvekil, çok kızdı ve dedi ki, "Sevsinler seni...... yazıklar olsun sana" belli ki hiç hazmedemiyeceği bir yerden gelen bu tavır, zat-ı şahaneyi fazlasıyla üzmüş ve kızdırmıştı.
Eee haklı yahu, ilahi Fehmi/Taha bey kardeşim deli misin divane misin ne istedin durup dururken?, şimdi TC Başbakanlık uçağındaki maroken döner koltuğa oturup seyahatler ederken ab-ı hayat tadında şerbetleri yudumlamak, huzur içinde güneşin batışını izlemek,VIP salonunun mescidinde mübarekler ile namaz eda ve hatta tesbîh etmek hayal oldu sana... Devletlû ile şakalaşmak, arada iltifatlarına mazhar olmak hayaaal
Eyvaaah, çar naçar düzeltmelere kalktı ama "geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye" vah ki vah. Vallahi üstad işiniz zor, muhtemelen gönül ah-ü zâr içindedir heyhaat, Zülcelal hazretleri yardımcınız olsun.... Amiiinnn.
Oysa efendi gibi otursana muhterem, sana ne Obama'dan Bush'tan mirim azizim. Sen bu gül bahçesinde neden istikrarsızca fikirler beyan ediyorsun, Allah bilir akreditasyonun falan da iptal edilir.
Recep Erdoğan bey ertesi gün dedi ki, "ben kimse değilim RTE'yim", evet haklıdır, hep öyleydi ve dahi hep te öyle kalacak ben, O'nu gelirken Obama gibi zannedenlerin aklına şaşıyorum ve minel garaip.
La havle yahu...Acaba bir asabiyye mütehasısına mı görünsem ne?

Pazartesi, Kasım 10, 2008

10 kasım bugün


Halkının hizmetindeki Büyük Adam,
Aklın, aydınlanmanın yılmaz ışığı,
Bilginin, müspet ilimin, önderi
Hala bizden ileride düşüncelerin sahibi
Doğru ve güzel insan,
Gösteriğin yolda, izindeyiz,
Bunca yıldır ve sonsuzca;
Yılmadan, bıkmadan tüm olumsuzlukara karşı.
Bedenin rahat uyusun ama fikrin hep kamçılasın.