Perşembe, Mart 29, 2012

tarih meselesi

Geçenlerde dedim ki; mesela Hitler'in iktidara gelişini, gelirken nasıl demokrasiyi kullandığını, sonra nasıl gitmediğini, gitmemek için neler yaptığını, hükümeti, devleti nasıl kendisileştirdiğini.. 



O dönemde başlangıçtan itibaren muhalefeti, muhalefetin ne hale getirildiğini, tarafsız basını ve ne hale getirildiğini, muhalif basın ve onun ne hale getirildiğini, aydınları, solcuları,sanatçıları, falanları irdeleyip, sonunda nasıl muhalefetsiz güllük gülistanlık tek başına bir yönetime dönüştüğünü ; ama sonunda başına gelenleri yazayım dedim. 


Eh bunda ne var,tarihi bir gerçek, hem de yakın zamanda cereyan etmiş bir olay.....  


Abim; "evladım yazma" dedi.......



Peki dedim, mesela daha yakında olan şu McCarty dönemini yazayım, hani neredeyse herkesin potansiyel komünist olduğunu herkesin bir örgüt üyesi olarak düşünüldüğünü, dönemin aydınlarının, sanatçılarının, sosyalist hatta sosyal demokrat olanların başlarına gelenleri, hatta idam edilenleri... yazayım.... Sonra bu dönemin bitişini ve şimdi nasıl anılmakta olduğunu....


Eh bunda ne var,tarihi bir gerçek, hem de yakın zamanda cereyan etmiş bir olay.....  


Abim; "evladım yazma" dedi.......


O Abim ki,  fikirlerine çok kıymet verdiğim, adeta baba gibi biridir benim için, akıllıdıri bilgedir, vaktiyle şiirler yazmıştır kimse bilmez, 68 kuşağıdır, her şeyi yaşamışlardandır... Vardır bir bildiği....


"Peki" dedim


Yazmıyayım.....


İçim dedi ki "ben yazmıyayım, sen konuşma, sonra düşünmeyelim, öylece oturalım" ....


Sonra...


Yazma derken neler düşündüğünü biliyorum Abi...


Sana çaktırmadan gizli gizli yazacağım....


Kızma sakın....


Ne de olsa tarihi gerçekleri hatırlatmak lazımdır, aslıdan bu bir vazifedir...


Bakın o zaman propaganda afişleri pek hoş....




                               














o dönemde Hitler, "yerli otomobil yapın" demiş yapmışlar...




Hah bu da halkın seçtiği liste demek aha da gayet demokratik

"yeni" Almanya'yı oluşturmak için kurban oluruz gibilerinden bir durum, neymiş "yeni Almanya'imiş"


Hadi bu kadar yeter, herşeyi tarih yazar umarım tarihe yazılan şahıslar, aydınlıkla, şerefle, sevgi ve hürmetle anılır...

Salı, Mart 27, 2012

İki ilkokul, birkaç mesele

Uf.... Epeydir blog yazmamışım, özlemişim hadi bakalım artık biraz yazalım....


Malum son aylarda oğlum ile sokakları aşındırmaktayız, gözüme çarpan bir dolu şey var.


Ama özellikle şu 4+4+4 "ucubesinin" çokça konuşulduğu bu günlerde iki okuldaki olumsuzluklar dikkatimi çekti.


Elbette pek çok okulda daha nice nice olumsuzluklar vardır, ama bu iki okul benim için önemli, zira biri mahallemizin okulu diğeri ise gene mahallemizin üstelik te benim okulum.


Mahellemizin ve benim okulumdan başlıyayım İlhami Ahmet Örnekal İlköğretimokulu, ben bu okula ilk açıldığı sene girdim yani 1962-63 okuma döneminde, daha 5 buçuk yaşındaydım. Bir şekilde aldırmıştı valde hanım beni. O zamanın en modern devlet okullarından biriydi, sinema salonu, laboratuarı vs. pek çok şeyi mevcuttu. Eğitim kadrosu gayet iddialıydı. 


Neyse, bu okulun kapısından geçiyorum, bizim yıllarca girip çıktığımız bir ana kapı vardır, şimdilerde iyice modernleşmiş, kendinden açılan kapılar falan debdebeli bir kapı, girişte güvenlik, çok havalı. Ancak bu kapıda bir yazı var " öğrenci girişi yan taraftadır" ,o kapının ilerisinde okulun en köşesinde hani apartmanlarda çöp bidonu yeri falan vardır ya öyle bir kapı, aha işte öğrenci kapısı.


                                                Buyurun okulun kendi sitesinden kapının resmi


Hayret birşey yahu, efendi ! okulun en önemli varlığı onun öğrencileridir, O öğrenci olmazsa okul da olmaz. Acaba hangi şahıslar o debdebeli ana kapıdan girer de öğrenci giremez. 


Kimse okulun öğrencisinden kıymetli değildir .... Sayın Müdür lütfen O kapıyı öğrencilere açın, onlar okulun birinci sınıf vatandaşıdır, çok ayıpladım.....


Gelelim Mahallemizin okulu Yeşilbahar İlköğretim Okulu'na burada talebeye örnek olması gereken bir öğretmen var, her gün kırmızı renkli kombo gibi otosunu, yaya kaldırımına hem de yola dik ( yani neredeyse yarısı yolda kalacak şekilde ) parkeder... Teneffüslerde de otonun içine girip telefon görüşmelerini yapar....


Ayıp olmasın diye arabanın resmini koymuyorum


Haaa her iki okulun da feci bir hali var ki akıllara ziyan, her iki okulun da öğretmenleri, okulun hemen dışında kaldırımda toplaşıp adeta garden parti edasıyle sigara içerler, yahu arkadaş gene diyeceğim, sen öğrencine örnek olmayacak mısın? nasıl şeydir bu okulun girişinde kaldırımda ayakta elde çay bir elde sigara püfür püfür... Bu kadar çirkin bir manzara olur mu ? 


Her halde belediye dayanamamış Örnekal İlköğretim okulunun yol tarafındaki duvar parmaklıklarına sigara tablaları asmış söyleyecek laf bulamıyorum...

Salı, Şubat 07, 2012

Ayşe Saran Rüyadan Kaçış II .... lansman konseri Jolly Joker da



Her kes gelsinnn



Uzun yıllardır İstanbul’da farklı konser mekanlarında sahne alan, kendine hatırı sayılır bir hayran kitlesi edinen ve ilk albümü “Rüyadan Kaçış” ile geçtiğimiz hafta Sony Music etiketiyle raflardaki yerini alan Ayşe Saran, ilk albümün ilk canlı performansı için hazırlıklara başladı...

8 Şubat Çarşamba akşamı saat 21:00’de Jolly Joker sahnesinde sevenleriyle buluşmak için gün sayan ve özel şovlar eşliğinde izleyenlere muhteşem bir gece yaşatmaya hazırlanan Ayşe Saran’a orkestra arkadaşları; davulda Onur Akça, bas gitarda Can Yücel Korkut, elektrik gitarlarda Össan Deneç ve Fırat Öz, klavyeler ve görsellerde Ataer Argüder’in yanı sıra sürpriz bir isim de kısa bir performans ile eşlik edecek. Konser öncesinde Barış Akpolat müzikseverleri konsere ısındırırken, Nadir Duman da “after party”de eğlenceli seti ile geceye noktayı koyacak.

Konser performansı tadında klip “Yok ki”;

Ayşe Saran albümün hemen ardından ikinci video klibi “Yok ki” şarkısına yine orkestra arkadaşları eşliğinde bir klip çekti. Sanatçının, insanın kendinden başka dostu olmadığı temasından yola çıkılarak delirmiş bir karakteri canlandırdığı ve aynı zamanda dinamik sahne performanslarından oluşan klip Evren Arasıl yönetmenliğinde yaklaşık 15 saatte çekildi.

Salı, Ocak 31, 2012

Güle güle HAYDARPAŞA



30 Mayıs 1906 tarihinde yapımına başlanıp. 19 Ağustos 1908 tarihinde tamamlanarak hizmete giren. İstanbul'un mihenk taşlarından, tüm tren dostları için değerli anıları ve önemi olan Haydapaşa garından maalesef bugün son tren kalkıyor.

Hızlı tren ve Marmaray çalışmaları nedeniyle Anadolu’ya giden ana hat seferleri bugün saat 23.30′da yapılacak son seferle birlikte durdurulacak ve 2 yıl boyunca yapılamayacak. Haydarpaşa-Gebze arasındaki banliyö seferleri ise bir müddet daha devam edecek.
 
Çok üzülüyorum zira, Muallaklıklar, müphemlikler, muammalar ülkesi olan yurdumuzda aslında bu önemli yapının bir daha ne şekilde faaliyete geçeceğine dair hiç bir bilgi yok, kulaktan dolma bazı haberleri duyuyoruz. Aslında AVM'ci zihniyet herhalde o doymaz gözlerini Haydarpaşa Garı ve civarına çoktan dikmiş, gizli ajandalarla kapalı kapılar ardında ne kararlar alınmıştır da bizler gene uyutulmaktayız. Yüz yılı aşan bu hizmet bitmiş gibi görünüyor...

Maalesef şahsen bu gardan bir daha anahat seferi yapılacağını, hiç zannetmiyorum, umarım dşüncem yanlış çıkar da utanırım. Ama hiç mi ? hiç umudum yok.
 
Ben ne mutlu ki bu gardan kalkan pek çok anahat trenine küçük yaşlardan başlayarak bindim. Buharlıların neredeyse garın içine kadar girdikleri tıslamalarla durdukları günleri hatırlıyorum, daha sonrak dönemlerde meşhur Ankara mototrenine defalarca, boğaziçi ekspresine, meram ekpresine ve daha pek çoklarında da binebilme şansını Haydarpaşa'dan elde ettim.

O nedenle bu yapılacak  "tekrar gelmek üzere yolluyoruz" gibi söylemler ile yapılacak bu riyakar kapanış  bana sadece hüzün vermektedir. Belki de Haydarpaşa Garı da ülkemizdeki pekçok trensiz garlardan biri olacak.....





Ne hazin. 



Perşembe, Ocak 26, 2012

Ayşe Saran / "Rüyadan kaçış"

Bir kaç yıl öncesiydi, yağmurlu ve soğuk bir gece yarısı sevgili ile Şişhane otoparkından çıkıp, o ara sokaktan geçtik. Eski bir binaya girdik, kapıyı çaldık, serin ve loş bir ortamda genç insanlar yorgun argın çalışmaktaydılar.


Pek çoğu yorgunluktan oturduğu yere yığılmışlardı. Gene de bizi güler yüzle karşıladılar, "işinize mani olmayalım" dedik ve onlar da aylardır sürdürdükleri işe devam ettiler.


Burası bir stüdyo idi büyük kızım Ayşe ve bir avuç dostu, kendi imkanları ile gönül günüle vererek kayıt yapmaktaydılar. O zaman albümün ismini bilmiyordum. İşte "rüyadan kaçış" albümü doğmaktaydı....Yaptıkları, hoppada zıppada eller havaya müziği değildi, işleri zordu....


Üzerinden, zamanlar geçti, başta Ayşe olmak üzere sevgili arkadaşları her türlü sıkıntıya karşı koydular, beklediler, o sırada ayşe henüz üniversite öğrencisiydi, arkadaşları da, maddi manevi herşeylerini ortaya koydular... Albüm yapıldı, Amerika'ya mix için gitti sonsuz emek sarfedildi ....Zaman oldu umutsuzluklar kapladı ortamlarını, ama Ayşe ve arkadaşları inançlarını hiç kaybetmediler...


Bizler de kalben hep yanlarında olduk, kâh gelen haberlerle  mutluluk duyduk, kâh üzüldük kimi zaman hiç sormadık ne oluyor diye ama Ayşe'nin gözünde her sıkıntının karşısındaki inancı görüyorduk.


Sonuçta albüm Sony Müzik etiketi ile çıktı..... Baba olarak mutluluğumu tarif edebilmem imkansız, tüm ailemiz her halde son zamanlardaki en keyifli zamanlarından birini yaşıyor.... 


Böyle zamanlarda konuşmak, yazmak çok zor oluyor....


Şu bölümü sevgilinin blogundan çaldım :)
..
Ve albümün ilk konseri de 8 Şubat'ta Jolly Joker Istanbul'da. Biletler şurada.

Ha birde biletix'de şöyle yazıyor, ben bayıldım:
"Gerçek rock’ın enerjisini bir kadın dokunuşu ile zarifleştiren Ayşe Saran, Türk müzikseverlerin uzun zamandır özlediği “canlı” müziği ve etkileyici sahne performansını geri getiriyor!"


Ayşe, sana ve o çok sevdiğim ekibe sonsuz sevgilerimle başarılarınızın devamını diliyorum, yolunuz açık olsun....


Şimdiden ikinci albümü merakla beklemekteyim.


PS: elimde hala albüm yok ama bende çok daha önceden Ayşe'mizin bize vermiş olduğu ham, isimsiz, eskimiş bir cd var bari onu dinliyeyim......  :) :) :)




Perşembe, Aralık 01, 2011

Bu kadar mı kolay ?

Adam turist, yurdumuza geliyor, vizesini almış ( ya da aramızda vize ilişkisi olmayan bir ülkeden ) o ülke ki, yakın zamanda başındaki diktatör devrilmiş, memleketinin içinde halen neredeyse iç savaş şartları hüküm sürmekte. Yani adam zaten karmaşık bir yerden geliyor... Her neyse....

Bir dükkana giriyor, pasaportu veriyor, hiç bir problem olmaksızın bir değil iki adet pompalı tüfek satın alıyor ( üçüncüyü de alma hakkı var ) yetmiyor, yeteri kadar fişek, fişeklik vs. gibi malzemeler alıyor. Bir güzel yürüyen ordu haline geliyor. Oradan elini kolunu sallaya sallaya oteline gidiyor. 

Ertesi gün, otelinden çıkıp, İstanbul'un en kalabalık semtlerinden geçiyor, bir kafeye giriyor, iki adet tüfeği kuşanıp adeta Rambo gibi gene en kalabalık ortamda dışarı çıkıyor, silahlar elde sırtında fişeklik, bacağında ne olduğunu anlamadığım birşeylerle 400 metre  yürüyor. Sonra iki kişiyi yaralıyor, bunlardan biri asker, asker onun elinden mühimmatını alıyor, güvenlik güçleri ile çatışma bir saat sürüyor.........

Sonrası malum, manyağı vuruyor bizim emniyet görevlileri.... yanında silahları, askerden aldığı mühimmat ve 300 adet boş fişek buluyorlar...

Ama sorun burada değil, memlekette bu gibi silahlara ulaşmak o kadar kolay mıdır ? üstelik bir yabancı böyle elini kolunu sallaya sallaya gidip silah kuşanabilir mi? Bu kadar basit mi ??

Öyleyse vay halimize, zira, ortada yerli yabancı manyak çok....

Arkadaşlar, av malzemesi dediğiniz tüfekler, tekliler, çifteler, süperpozeler, pompalılar aslında özellikle yakın mesafede en feci öldürücüdürler, bilesiniz ki bu mesafelerde tabancadan, normal tüfekten daha da kesin olarak hedefi bulurlar, zira içinde onlarca saçmalar olan ve pek çok çeşitleri bulunan fişek atarlar ve o bunlar etrafa bir miktar dağılarak hedefe gittiğinden isabet oranı çok yüksektir.

Üstelik ne gariptir ki bu silahlar, Mercan, Sirkeci falan gibi yerlerde bir çok dükkanda vitrinlerde sergilenir, doludur bunlardan, sadece bunlar da değil daha pek çok kuru sıkı, replika, vs. silahla beraber..... Bir turist bu kadar kolay alıyorsa, vatandaşlarımız da kolaylıkla alabilir.... Hele hele internet üzerinden nasıl kolaylıkla temin edilebileceğini tasavvur bile etmek istemiyorum.

Yahu   sigarayı , içkiyi sakladık, onları en  azından belli bir yaşın altındakilerin erişemeyeceği yerlere  koyduk ( bence  iyi  de oldu ) ama insan hayatını doğrudan ilgilendiren bu gibi silahları nasıl olur da manyakların iştahını kabartan biçimde vitrinlerde sergileriz... Nasıl olur da bu kadar basit ulaşılabilir...

Umarım bir çare bulunur, bir önlem alınır.

Salı, Temmuz 19, 2011

Olimpos'ta gece sahil yasağı

Haber CNN Turk' ten

Kumluca Kaymakamlığı, "Gece sahilde içki içiliyor. İçki içen ve sarhoş olan yurttaşlar bölgede ateş yakıyorlar. Bu da bölge için güvenlik zaafı oluşturuyor" gerekçesiyle, Antalya Olimpos'ta tatil yapan yurttaşların gece 22.00'den sonra sahile gitmelerini yasakladı.

Cumhuriyet gazetesinden Selda Güneysu imzalı habere göre, Antalya Olimpos'ta, sahilde, yurttaşların gece saat 22.00'den sonra yürümeleri, oturmaları artık yasak.

Kumluca Kaymakamlığı, "Gece sahilde içki içiliyor. İçki içen ve sarhoş olan yurttaşlar bölgede ateş yakıyorlar. Bu da bölge için güvenlik zaafı oluşturuyor" gerekçesiyle, yurttaşların saat 22.00'den sonra sahile gitmelerini yasakladı.

Yurttaşlarsa uygulama karşısında şaşkın ve tepkili. Yurttaşlar, 22.00'de sahilde yürüyüşe çıktıklarında ya da dinlenmek amacıyla sahil kenarında oturduklarında jandarmalar tarafından uyarılıyor. Kumluca Kaymakamlığı "yasağı" doğruladı.

Yasağın, sabah 05.00'e dek sürdüğünü kaydeden yetkililer, böyle bir kararı şu gerekçelerle aldıklarını ifade ediyorlar:

"Bilindiği gibi Olimpos, antik bir kent, arkeolojik bir bölge. Şimdi o bölgede geceleri içki içiliyor. İçki içmek yasak değil ama insanlar sarhoş olunca o bölgede tehlike yaratıyorlar. Ateş yakıyorlar ve bu ateş, ormanlık alanların yanmasına neden oluyor. Ayrıca orada karetta karettalar var. O nedenle de yasak kararı aldık." 



Canlarım yahu, karetta karettalar, tarihi eserler için önlem almışlar içki için falan değil, ah be canım ah be...

Salı, Haziran 14, 2011

aman şimdi napıciim

Bakıyorum da iktidar partisine oy vermeyenlerde böyle bir hal var," ama şimdi napıciim"", "nasıl olur kimse oy vermedim diyor ama yüzde elli çıkıyor", "son içkilerimizi içelim bunlar onu da yasaklar", "artık bu memlekette yaşanmaz" daha neler neler...

Bir bezginlik, hani sanki dinci devrim olmuş da hafaganlar basmış bunları... Yahu bir kere yüzde elli falan da değilsiniz, hepi topu olsa olsa hadi biraz da torpille yüzde otuzu aşmazsınız.Zaten hiç bir zaman da fazlası olmadınız ki... Hadi kendimi de katayım bunun içine..... Olmadık ki....

Solun en kuvvetli oldığu dönemlerde de hiç bir zaman daha fazlası olmadı ki, kaldı ki bu yüzde 30 sadece solculardan da oluşmuyor, nispeten liberal, orta sağ, hani muhafazakar olmayan kesim de bunun içinde, o kesim ki AKP iktidar olmasın diye CHP ye falan oy veriyor.

Yani seçim neticesi aslında malumun ilami, o kadar. Evet muhafazakar bir nüfus yapısına sahibiz, bunun nedeninin sosyolojik pek çok açıklaması var. Evet sopa altında yaşamayı seviyor, bir kısım halkımız, evet ortamızdan yarılsak demokrat falan değiliz, lider sultası altında yaşamaya bayılırız....işte bu halkın seçimi de bu olur... Hayır hayır, yukarıdan bakan bir görüş değil, bu olsa olsa bir seçilen yaşam tarzı ile, güruh değil fert olabilmek, bir gruba değil kendine ait olabilmek herşeyden çok kendine güvenle ilgili....

Ben bu seçimlerle gelen iktidardan baskıcı, dinci bir yönetim beklemiyorum, elbette kendi hayat görüşleri meşrebinde faaliyet ve tasarrufları olabilir, geçmiş dönemden farkı olmaz, ama hani şu bizimkiler olan yüzde bilmem kaç, gene ve hala şarabı içerken ne olacak halimiz diye memleket kurtarır.

Unutmayın demokrasi sadece seçen yüzdelere bağlı değildir, muhalif de muktedir kadar önemlidir, sandıkta alınanın sandıkta iade edilebildiği müddetçe, muhalefet de her an iktidar olabilecek kadar durmaksızın faaliyet göstermelidir. Yaşam tarzınızı korumak istiyorsanız demokrasi şartları içinde faaliyet göstermekle yükümlüsünüz.

Unutmayın, iktidarları belli görüşlere değil de liderin karizmasına bağlı olanlar, o liderin varlığı ile hayatta kalırlar. Bunun örneği pek çoktur. Üç kere değil beş kere de gelseler bir gün giderler....

Pazartesi, Haziran 13, 2011

Yarış

Sevgilim bebeği uyutmaya çabalarken bendeniz de elimdeki ikinci kadeh şarap ile, artık umarsızca TV'ye bakarken Ali Tikveş telefon etti, "yahu" dedi "şu kanalda F1 yarışı var, senin Kanada'da ne acaip yağmur yağıyormuş, yarış yağmurdan durdu"... Bıkkın ifade ile seyrettiğim haber kanalını hemen değiştirip yarışa zapladım.


İlk defasında, kötü, çok yağmurlu ve soğuk bir havada gittiğim pek de sevmediğim Montreal'de gök adeta yarılmıştı.... Yarış durmuş canlı yayın neredeyse 4 saattir sürüyordu. 


Başını hiç görmediğim bir yerli diziyi, ortasından yakalamışcasına hemen adapte oluverdim olaya, sonra yarış tekrar başladı, Vettel isimli sürücü almış başını gidiyordu, kimse ona yetişemeyecek bir durumdaydı, saniyelerce önde idi, rakiplerinden bir olan Button ise bir çarpışma ile en son sıraya gerilemiş önünde bir sürü araba bulunmaktaydı...


Birinciliğini koruyan sürücü açık ara ile rahatça akıp giderken, Bottun en geriden gelerek yavaş yavaş bütün araçları geçti. Yarışın son bir iki  turunda ise ikinciliğe yerleşti. Son tura girerken, Vettel gene önde idi artık nasıl olsa kazanacak gibi görünüyordu, o sırada takım telsizinden Bottun'ın takım liderinin sesi duyuldu, "bu yarışı kazanabiliriz" nasıl yahu? dedim içimden, yarış neredeyse bitmiş adam tüm yarışı zaten hep önde götürmüş, performansı gayet iyi üstelik damalı bayrağa sadece bir, iki viraj kalmış.  


Button belki de riskleri de göze alarak gaza bastı, öndekinin dibine kadar girdi, bir virajı dönerlerken öndeki Vettel, arabayı hafiften kaydırınca bir anda öne geçti zaten iki viraj sonra da yarış bitti...


Demek ki neymiş ? hiç bir birincilik garanti değildir... Demek ki neymiş, birinci götürmek çok daha zordur.....Demek ki neymiş ? "mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var"....


Ya işte böyle dün gece F1 yarışı seyrettim.....

Cuma, Haziran 10, 2011

Yazılara ne oldu

O kadar pis ki ortam, koca koca adamların sözleri, adeta yarın el sıkışamayacakçasına, birbirinden nefret eden, tamamı ayrım dolu hesapca birleştiriciliğe oynanan. Hiç de yazmak istemez oldu canım...


Yok!!!  ben seninle aynı bağdan değilim efendi, ben nezaketsizlik, hınç, ihtiras, nefret, kin, öc alıcılığın bağından hiç olmadım, zaten senin için de bir ayrık otuyum ben, elinden gelse hemen yolar atarsın bağın kenarına.... hiç te sevmezsin beni, yaratılanı, yaradandan ötürü severim laflarını falan da gel külahıma anlat...


Heyhat! sonucu belli seçime gidiyoruz,  ben resmin tamamına değil de ufak ufak kazanımlara bakacağım, onlarla sevinecek ya da üzüleceğim. Aslında resmin tamamından ziyade ufak ufak kazanımlar da birilerini sinir edecek...


Hadi hayırlısı.


Seçimler bitsin gene yazarım...

Çarşamba, Mayıs 18, 2011

biraz ara

Biz çekirdek aile olarak biraz uzaklara gidiyoruz. 
İnsan memleketinden gidiyorum diye sevinir mi? valla bu pespaye ortamdan uzaklaşıp az birşey kafa dinlemek dürtüsü ile seviniyorum.
Bilirsiniz oturur yazarım buraya dertlerimi kendi görüş açımdan yansıtırım, elbette kendi açımdan doğrular ama genelde de evrensel hakikatlerden bahsederim.
Son günlerde ise ortamımız o derece gergin ki. Bence internete sansür koyacaklarına şu meydanlardaki koskoca adamların ağzına filtre koysunlar...
O kadar sıkılıyorum ki durumlara yazmak içimden gelmiyor...
Memleketin bir tarafında kan gövdeyi götürüyor, bazıları asker niye zaiyat vermiyor deme cesaretini gösteriyor, diğer yanında bir kısım ise kendilerine yeni verilmiş denizaşırı afyon olan survayvır izleyip saatlerce üzerine yapılan  yorumları izleyip, çarşamba gelse de sülüman seyretsem diyor... 
Biz çekirdek aile olarak kısa bir müddet te olsa uzaklara gidiyoruz. İyi de ediyoruz yetti gari..

Cumartesi, Mayıs 07, 2011

Anne

Hayatımdaki yepyeni anne,
Ne de güzel bir annesin, ne de tadına vararak annelik ediyorsun.
İçin kıpır kıpır, aklın fikrin evladına verebileceğinin en üstününü düşünüyor.
Ne de güzel seviyorsun, için akarak... Ne kadar da yakıştı sana annelik.. Hep iyiliklerini, sağlıklı ve düzgün adam olduğunu gör küçüğümüzün... 
Biliyordum zaten çok iyi bir anne olacağını, gelenin şanslı olduğunu.

Hayatımdaki biricik yepyeni anne, iyi ki varsın, iyi ki yanımdasın
İyiki çocuğumuzun anasısısın....Laflar yetersiz .....
Seni çok seviyorum. 

Senin nezdinde tüm anaların anneler günü kutlu olsun.. 

Salı, Mayıs 03, 2011

Güle güle internet, güle güle özgür bilgi alma hakkı

Haber aynen CNN Turk'ten;

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu'nca (BTK) hazırlanan "İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar" 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecek. 

 Bu uygulamayla kullanıcılar BTK'nın belirlediği 4 internet filtresinden birini seçmek zorunda bırakılacak. Filtreyi aşmak suç sayılacak. 

Filtre kıstasları ise tamamen BTK tarafından belirlenecek. Bu uygulama dünyada Çin, Küba, İran gibi internetin "tutuklu" olduğu ülkelerde kullanılıyor.

  Çin, Küba, İran kıstasında bir ülke olmak bize yakışır. Vatandaşın özgür bilgi alma hakkını " hayır! sen sadece benim istediğim bilgiye ulaşabilirsin; ben senin yerine karar veririm" şeklinde kullanmak her halde Başbakanınızın dediği ileri demokrasi olsa gerek, elhamdülillah bu günlere de vasıl olduk...

"kul" olarak yaşayan millete layıktır, hatta hiç internet olmamalıdır, hiç özgür basın falan da olmamalıdır. Hatta, tek parti olmalıdır, hatta, ömür boyu tek başkan olmalıdır, böylece ileri demokrasinin nimetlerinden huzur içinde faydalanılır, hamdolsun, hamdolsun.... 

Kanal falan olmalıdır... 

İyidir, iyii... 

NOT: haberin devamı için şurayı tıklayabilirsiniz : http://www.cnnturk.com/2011/bilim.teknoloji/teknoloji/05/03/internetin.olum.tarihi.22.agustos.2011/615303.0/index.html 

Perşembe, Nisan 28, 2011

Ne şanssız adam

Düşünün siz Kültür Bakanı'sınız, üyesi olduğunuz kabinenin başı bir san'at eserine "ucube" diyor.

 Emrediyor "Yıkın bunu !"

Yerel idare "şak" diye emri alıyor her işten önce "tak" diye yıkım ihalesi yapılıyor, heykelin yanına bir darağacı kuruluyor. Önce kafası alınıyor.

Ve yıkım devam ediyor..... Siz de o devletin Kültür Bakanı'sınız. Üstelik sol kökenlisiniz....

Allah kimseye böyle bir kader, böyle bir keder vermesin....

Ben olsam o dakika istifa eder hiç olmazsa tarih önünde "yapabildiğim budur arkadaşlar" diyebilme fırsatına  kavuşurdum, ama koltuk şu seçimlere sayılı gün kalmışken bile hala çok tatlı demek ki... Bakalım bakan eğer seçlirse yeni kabinede de yerini aynen alacak mı????

Ama şu anki durumuna vah ki ne vah... 

Cuma, Nisan 22, 2011

Yok deve

Yahu, şöyle bir bakıyor musunuz? haberlere, TV'lere, gazetelere falan....
Etrafta olan bitene, duyduklarımıza, gördüklerimize, herşeye... herşeye...

Rahatsız, huzursuz, keyifsiz, hep kavga halinde bir millet olduk iyice.

Araba ile yan yoldan çıkıyorsunuz, soldan gelen öyle bir geliyor ki, sanki size çarpacak, hani atik davranır yola girerseniz, sizin arabaya bir kaç santim kala aniden duruyor, yani "lan ben sana yol vermezdim ama" "hatta bir dokusam ne rahatlıyacağım" edasıyla. Üstelik suratta binbir küfürler eden bir ifade...

Saygısız, hazımsız, gün geçtikçe iyi niyetten yoksun bir millet olduk....

Amerika'lılaştık desem değil, Avrupa'lı hiç değiliz, Asya'lılığın o mağrur sakin duruşu da yok, Akdeniz'liliğin, o efe duruşu da değil bu, eskilerin tabiri ile bir hercümerç, özellikle bu son 8-9 yılda gittikçe dibe vuruyoruz insanlık açısından...

Aslında durumumuz şudur : Deveye sormuşlar, boynun neden eğri diye; nerem doğru ki demiş....

Bloglar açılmış diye duydum, doğru mudur? 

Çarşamba, Nisan 20, 2011

biz istesek....

"Biz istesek bunların karşısına 5 bin 10 bin genç koyarız ama ......"

Aması mı var?  demek ki isteseniz yaparsınız...
Demek ki aklınızda bunlar olabiliyor da yapmıyorsunuz.
Demek ki o akılda daha neler neler var...
Demek ki ileri demokrasi bu...
Bir demokratın değil söyleminde, aklında bile bulunmayacak şeyler bunlar...
Ben gene şu mısraı içimden tekrarlıyayım.
Mani oluyor halimi takrire hicabım 


Perşembe, Nisan 14, 2011

Ağzım var konuşurum

Ağzım var konuşurum, her istediğime, kendime göre, ortam koşullarına göre ayarlanıp istesiğim lafı ederim.
Kağıttan okursam gene biraz daha insaflıyımdır, ama hazırlıksız olursam ağzıma geleni söyleri. 
Zira ben ne dersem o olur arkadaş.... 
Hele eşe dosta havalanacaksam o zaman ağzımın hiç ayarı olmaz, Allahtan  beni binleyen eş dost ta hemen benimle gaza gelir, gaza gelmeyenler saldığım korkudan tırsıp susar..
Hiç düşünmem söylerim, sonrası allah kerim, gerekirse ben onu kastetmemiştim falan der kazı çeviririm..
İcap ederse göz yaşı dökerim gene istediğimi söylerim...
Küfüre benzer laflar bile ederim hiç umursamam ...
Çevremde beni bozacak adam olmadığından daha da rahat gürlerim hamdolsun... 

Canımı sıkmayın bak fena yaparım haaaa... 

Cuma, Nisan 08, 2011

Gene bir şampiyonluk hikayesi bu defa Türkiye'den.

Haber CNN Turk'ten, okuyun da şaşırın ( yooo şaşırmayın zaten bildiğiniz birşey bu)

Uluslararası Basın Enstitüsü'nün (IPI), Türkiye'deki "basın özgürlüğü" ile ilgili yayımladığı basın açıklamasına göre Türkiye, 57 tutuklu gazeteci ile Çin ve İran'ı geride bırakarak, "gazeteci hapsi listesi"nde 1 numaraya oturdu.


(DHA) -- Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'ndan (AGİT) elde ettiği raporu yayımlayan IPI açıklamasında, "Türkiye, halen 57 gazeteciyi cezaevinde tutmaktadır. Bu sayıda tutuklu gazeteci dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. Geçtiğimiz Aralık ayında liste başı 34'er tutuklu gazeteci ile Çin ve İran çekmekte iken Avrupa Birliği adayı Türkiye beş ay sonra bu sayıyı neredeyse ikiye katlamış ve ülkenin basın özgürlüğü taahhütleri ve demokratik imajının meşruiyeti konularında soru işaretleri yaratmıştır' görüşlerine yer verdi.

Hapsedilen gazeteciler arasında, hükümeti devirmeyi amaçlayan silahlı terör örgütü üyesi olmakla suçlanan IPI Dünya Basın Kahramanı Nedim Şener'in de bulunduğuna değinen IPI, AGİT Medya Özgürlüğü temsilcisi Dunja Mijatovic'in Türk yetkililere çağrıda bulunarak ülkedeki medya meşruiyetinin AGİT basın özgürlüğü taahhütlerine uyumlu hale getirilmesini istediğini bildirdi.

IPI açıklamasında, "Dunja Mijatovic, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na bir mektup yazarak, yapılan bu araştırmanın medyada meşruiyet reformunun gereksinimine işaret ettiğini vurgulamış ve bunun gerçekleşmesi için destek önerisinde bulunmuştur" dedi.

Türkiye'de, gazetecilerin hapis cezalarına çarptırılmaları ile sonuçlanabilecek tahminen 700 ile 1000 adet dava bulunduğuna dikkat çeken IPI, Mijatovic'in "Sadece bu davaların sayısı Türkiye'de gazetecilik yapmayı belirleyen yasa maddeleri hakkında son derece önemli sorulara yol açmaktadır. Bu da hapishanede bulunan gazeteci sayısının artmasından duyulan kaygıyı daha da artırmaktadır" şeklindeki saptamalarına yer verdi.

IPI, Mijatovic'in hazırladığı raporda, hükümetlerin terörle mücadele gereksinimleri olduğu, ancak ulusal güvenlik olgusunun basın özgürlüğünü kısıtlamak için dayanak olarak kullanılmaması gerektiğinin altının çizildiğini vurguladı.

Raporda, tutuklu gazetecilerin çoğunun Terörle Mücadele Yasası ya da TCK'nın "belli amaçlarla silahlı örgüt kurmak", "yönetmek ya da üyesi olmak" suçlarından tutuklu bulundukları bildirildiğine değinen IPI, raporda savcıların son derece uzun hapis cezaları istediklerinin de belirtildiğini dile getirdi.

Açıklamada, IPI Yönetim Kurulu Üyesi ve IPI'ın Türkiye Ulusal Komitesi başkanı Ferai Tınç'ın, “Bu gazeteciler Türkiye'nin anti-terör yasası nedeniyle içeridedirler. Bu yasa Türkiye'de basın özgürlüğünü tehdit eden bir yasa haline dönüşmüştür. Araştırmacı gazeteciler bu yasanın tehdidi altındadır. Biz bunu kabul edilemez buluyoruz. Hükümetten bu yasayı değiştirmesini istedik ancak maalesef hükümet profesyonel gazeteci kuruluşlarının sesini dinlememektedir" sözlerine de yer verildi.

IPI Direktörü Alison Bethel McKenzie'nin, “Doğu ile batının kesişme noktasındaki Türkiye kültürel mirasa sahip başlıca bölgesel güçtür. Ülkenin bu köprü rolü IPI yıllık Dünya Kongresinin 2007 yılında İstanbul'da yapmasını sağlamıştır" sözlerine de yer veren IPI, McKenzie'nin 'Türkiye'nin tarihinden uzaklaşarak dünyada hiçbir ülkede olmadığı kadar fazla sayıda gazeteciyi hapse atması kendisine zarar vermektedir. Türk hükümetinden basın özgürlüğüne saygı göstermesini ve işlerini yaptıkları için tutuklanan gazetecileri serbest bırakmasını talep ediyoruz" dediğini bildirdi.


Yurdumuz son sekiz hatta dokuz yılda bir sürü şampiyonluklar, liderlikler, eş başkanlıklara sahip oldu, İşte benzin fiatından sonra birinci olduğumuz bir konu daha, şampiyonluğumuz "hayırlara vesile olsun" amiiiin!!! 

Salı, Nisan 05, 2011

rekorların takımı cim bom

Cimbom'luyuz ya, gene rekor kırdık ; nasıl mı ???  :

Süper Lig'de tarihinin en kötü sezonunu geçiren GS, aldığı yenilgilerle Türk futbol tarihine de geçti.

Ligde bu sezon 14'üncü yenilgisini 3-0'lık skorla Antalya deplasmanında alan Cim Bom, bitime yedi hafta kala üç büyükler içerisinde bir sezonda en çok yenilgi alan takım rekorunu kırdı.

Galatasaray, ligde önceki hafta sahasında Fenerbahçe'ye 2-1 yenilerek, ezeli rakibinin bir sezondaki 13 maçlık yenilgi rekorunu egale etmişti.

Üç büyük İstanbul takımından Fenerbahçe 1987-1988 sezonunda toplam 13, Beşiktaş 1997-1998 sezonunda 12 yenilgi almış.

Oleeeey oley oley oleeeey, şampiyoooon cim bom boooom... 

ULAN !

Hiç yakışmadı sayın Baykal, sokaktaki adam bu tür hitaplarda bulunabilir ama siz ?  hayır....

Özellikle refikinizin bu tür davranışlarını nasıl kınıyorsam sizin de bu davranışınızı aynı şekilde kınıyorum..

Anladığım kadarı ile geri adım atmışsınız bugün ama iş işten geçti laf bir kere ağızdan çıktı...

Seçim meçim deyip sakın bir daha yapmayınız... Efendiliğimizi bozmayalım, halkın en çok sükünet ve huzura ihtiyacı var....