Pazartesi, Haziran 28, 2010

ada vapuru .....


Ben pek sevmem ama, bir zamanlar meşhur olan bir şarkı vardı, "Ada vapuru yandan çarklı" işte bu sararmış resimde o vapuru Büyükada iskelesine yanaşmış olarak görmektesiniz. Ben o vapurlara yetişemedim, bir tek Karamürsel isimli yandan çarklı araba vapuru vardı onu hatırlıyorum....

Biliyor musunuz ?, eğer Bostancı'dan vapura binip Adalar' a gitmek isterseniz, adına pek çok şarkı yazılmış vapurlar artık yok ne yandan çarklısı ne pervanelisi, yani devleti temsil eden o efsanevi araç artık yok. Sehir Hatları işletmesi belediyeye İDO ya geçtiğinden beri her geçen gün o yıllara malolmuş heybetini kaybetmekte. Artık düdüğü ile saat ayarlanan o vapurlar iyice geçmişte kaldı.....

Artık tarihi Bostancı vapur iskelesinden kalkan özel teşebüsümün gecekondu timsali yolcu motorları var. İsterseniz binin isterseniz binmeyin....

Geçen yaz sonunda belirli saatlere vapur yerine motor seferleri ile başlayan uygulama yaklaşık beş aydır tamamen motora döndü....

Bu motorlar vapur iskelesinden kalkmakta, ama iskeleye yandan yanaşamadıkları için burundan yanaşıyorlar, sırat köprüsü gibi bir yerden yaşlısı, özürlüsü, bizim gibi bebek arabası taşıyanları motora biniyorsunuz daha doğrusu denize ya da iskeleye düşmeden binmeye çalışıyorsunuz.

Laz mütahitlerinin yaptığı 60'lı,70'li yıllar apartmanları gibi, son derce zevksiz bir o kadar rahatsız ve desibelini tahmin edemeyeceğiniz kadar gürültülü bir hilkat garibesi vesaiti bahri ile adaya seyahat ve dahi inşallah muvassalat ediyorsunuz. Ve minel garaip ve lahavle vela kuvvete.....

Cevap edinme hakkımı bir yurttaş olarak kullandım, sorularımı yazılı olarak sordum tahmin edebileceğiniz gibi İDO dan bir cevap gelmedi....

Ama sebep, bu hatta zarar ettikleri imiş. Eeeee bu Soros takipçisi liboş zihniyet kamu idaresinden bu kadar anlar, beyim kamu hizmetinde kar amacı güdülmez desek elbette nafile....

Asıl sebep o mudur, yoksa Kadıköy ve Adalar Belediyesinin Ce Ha Pe li olması mıdır? bilinmez. Velakin halk mahkûm ve mağdur edilmiştir vesselam...

Eeee büyük umutlarla gelen Ce Ha Pe li adalar Belediye Başkanı buna ne yaptı koskoca bir hiç ya da yaptı da yaptırımı olmadı o daha da fena....

Halk ayağa kalktı, binlerce imzalı mektuplara da İDO tarafından sureta cevaplar verilmiş olup eziyet berdevamdır....

Hay sizin kârınıza be yahu!!!!, hiç istemem ama allah muhafaza bu motorlar yüzünden olabilecek bir kazadan nasıl olsa kimse sorumlu tutulmayacaktır, ölenler için de "bu işin doğasında var" deneceğinden en ufak bir şüphem yoktur. En iyisi ben "anamı da alıp gideyim"

Hamiş: Ana'cığım, Baba'cığım, allah rahmet eylesin sizlere ama iyi ki bu günleri görmediniz. Yoksa hücceten giderdiniz zaten...

Hamiş 2 : Devletin Valisi, bir cemaat toplantısında oladık laflar etmiş, şecaat arzetmiş, Beyim Valiler, devletin, Cumhuriyet'in valisidir, Cumhuriyet'in temel ilkeleri bellidir, bireysel görüşlerinizi, valilikten istifa edip siyaset adamı olarak beyan ediniz. Hoş o zaman da biz gömlek değiştirdik mealinde söylemlerle gerçek fikirlerinizi beyandan imtina edeceğiniz yadsınmaz bir gerçektir.

Hamiş 3 : Atatürk'ün cephede nasıl durduğuna dair birşeyler demiş birisi. Sen Atatürk'ü rahat bırak beyim, onun nerede nasıl durduğu belli, bu millet kalbindeki yeri de belli. Üstelik Atatürk'ün savaş sırasında kaputuna sarılıp uyurken bir resmi de var yoksa "askerde yan gelip yatıyor muydu"... Aman karıştırma... Rica ederim...

Gene sinirlendim, ben tansiyon hapımı alıp yatayım rüyamda, hepinizi Mustafa Kemal'e şikayet edeyim, bari ona karışan olmaz, yoksa rüyalar da telefonlar gibi dinlenir mi???

Hamiş 4 : yukarıdaki resim "Adalar postası" blogundan alınmıştır, anonim olacağını düşünerek buraya koydum uygun bulmazlarsa hemen silerim..


Hamiş 5: yakışıklı ağabeyim blogunda düşüncelerini yazmaya başladı biraz zorlarsak ne cevherler çıkartır bilemezsiniz www.hasanbasrisaran.blogspot.com

Pazar, Haziran 27, 2010

pazarın getirdikleri

Terör, ölümler, çömelmeler, işsizlik, vs. vs. bıktırıcı,
Bugün pazar biraz başka şeyler yazmalı....

Geçtiğimiz günlerde ard arda yaptığım iki Ukrayna seyahatimin bir bölümünde de Kırım'daydım. Malumunuz Kırım bizim için de önem arzeden bir coğrafya ve tarihe sahiptir.

Uçakla indiğim Simferopol'den, pek çok savaşa sahne olmuş Sıvastopol'a geçtim. Burası ile ilgili notlarımı daha sonra tekrar yazmaya çalışacağım. Özellikle Stalin döneminde büyük göçlere ve asimilasyona tabi tutulmuş bir dünya cenneti Kırım....

Yolda (nasıl oldu ise adı değişmemiş olan) Bahçesaray'dan geçerken bir yolüstü lokantasına uğradık. Burası çevrede sıkça bulunan Tatar lokantalarından biriydi. Tüm garson kızlar ile Türkçe anlaştık ve de gerçekten çok lezzetli yemekleri bizdeki isimleri ile istedik.




Arsızlık edip resimlerini de çektim, bazılarını görmektesiniz. Çiğ Börek, sarma, Kuzu fırın....

*******

Sabah gazetede gördüğüm bir haber şaşırttı aslında belki de şaşırtmadı bilemedim karar sizin
Kayseri Çevre ve Orman Müdürlüğü, Çevrede soyu tükenmekte olan keklikleri üretip doğaya salmış, ne güzel değil mi hayır değil zira onları salmak için çevrede yaşayan beş adet tilkiyi öldürmüşler...
Nasıl bir iştir yahu, anlaşılır gibi değil, Hayvan barınağı açılışında kurban kesmeye benziyor.....

*******

Sarkozy ve Obama'ya tebrikler bu defa önlerinden geçen kızın poposuna bakmamışlar, hatta Berlusconi de bakmamış. Terakki var...

*******

Obama ve Medvedev, toplantının yarısında acıkmışlar, Obama refikini hamburger yemeğe götürmüş, efendim biri jalapano biberli, mantarlı, amerikan peynirli; diğeri ise başka şeyli, salak olsak diyeceğiz ki adamlar gitti hamburger yedi bu da öyle spontane oldu. Komik bir amerikan filmi gene....

******
*

Çarşamba, Haziran 23, 2010

heyhat

önceki gün 11 fidan vermişiz toprağa,
dün 4 kahraman, bir de filiz...
son 7,5 senelik dönemde 800'e yakın şehit
gittiği gezide kendi memleketinde çömelerek durmak zorunda kalmış devlet erkanı
ve de garip talihisiz laflar
**Genelkurmay'dan açıklama bekliyoruz....
**Çanakkale savaşı gibi....
vs vs...
Beyim genelkurmay devletin bir kadrosu, sizin kullandığınız makam aracının plakası ondan daha küçük numaraları 1 ya da 2 olsa gerek o nedenle siz üst mercisiniz sizin zaten bilmeniz gerekiyor..
Hayır Çanakkale savaşına benzemiyor, eğer bunu savaş olarak adlandırısanız politik ağır bir hata yaparsınız zira savaşlar devletler arasında olur.. bu benzetme olsa olsa hem Çanakkale savaşına hem de şu andaki operasyonlara hakaret olur.
Rica ederim durumumuzu iyi anlayalım...

Brezilya, Türkiye ve İran ile yaptığı malum anlaşmalardan çekildi....yorum yok...

İlhan Selçuk öldü, kimileri ne mutlu olmuştur...Adamın yarı felçli, yoğun bakımdaki hali bile birileri için dertti... Allah rahmet eylesin....

Pazar, Haziran 20, 2010

babalar günü


Bugün Babalar günüydü,
böyle günlerin ne anlamı var tamamı ticaret fala laflarının yanında insan gene de heyecanlanıyor ne yalan söyliyeyim....

Şanslı bir adamım vesselam, hani derler ya allahın sevgili kulu, en azından ben öyle hissediyorum....

Adadayız malum.... Sabah ışıldayan gözleri, bana her zaman en güzel bakan ifadesi ile biricik sevgilim uyandırdı, minicik Aliş ile babalar günümü kutladılar bayıldığım bir hediye ile. Beni mutluluktan uçurdular.... Aliş'in ilk babalar gününde... bilmem farkında mıydı ? ama gene de çok mutlu oldum.... Sağol sevgili bin yaşa tatlı Aliş

Öğleden sonra kızlarım Ayşe ve Alara geldiler sarılıştık sevgi ile öpüştük onlardan da şahane hediyeler aldım keyifle.... Ayşe'nin 25. Alara'nın 16. babalar günü...bin yaşasınlar....

Baba'lık zor zanaattir, bir anne duyarlılığında görünmez onlar ama içleri titrer, kalpleri evlaları için atar en olmadık zamanlarda bilr hrp akıllarında evlatları bulunur... Baba'lar aslında büyük birer çocuktur hem şefkat ister....

İşte ben allahın sevgili kuluyum vesselam üç tane evladım var, sağlıkla bin yaşasınlar... Bin yaşasınlar....

Ve sevgili hep yanımda hep destek..... bin yaşasın....

Resimde Elleri üst üste koyduk beşimiz üç evlat bir baba görünmeyen sevgilimin eli ise deklanşörün üzeride

Çok yıllar önce aramızdan ayrılan babamın da günü kutlu olsun.. tüm babaların da.

Cumartesi, Haziran 19, 2010

huzur ....

Huzur ve sükunet, ihtiyacımız olan en önemli şey, fert olarak, aile olarak, toplum olarak....
Huzur ve sükunet böylece ruh sağlığı, böylece daha iyi konsantrasyon, böylece farkındalık artışı, böylece yaşamı daha mükemmelleştirmek, daha iyi çalışmak, daha verimli olmak, fert olarak başı dik ve dengeli olabilmek....
Yok... Yok sizlere yoga, meditasyon güzellemesi yapmayacağım.
Ruhsal felsefi akımlarda, inanç sistemlerinde, bırakın hepsini insan tabiatında var olan temel ihtiyaç hep var olan huzur ve sükunet....
Çok ihtiyacımız olan, tüm telaş ve koşturmalardan, hırs ve hiddetten, ihtirastan, bitmeyen isteklerden, tüm tatminsizliklerden... Şöyle bir durmak, bir durmak yahu... bir nefes alabilmek, deriiiiince....
Milletçe ihtiyacımız bu, kaybettiğimiz, bize belki de özellikle kaybettirilen erdemimiz....
Bu günkü liberal dünya sisteminin en acımasız uygulamaları belki de bizde yaşanmakta, sonsuz ve sınırsızca her konuda aç olmak, herşeye saldırmak, cebine bakmadan geleceğe borçlanarak yaşanan yaşamlar... Sınırsızca pompalanan tüketme,tüketme, tüketme....
Herşeyi tüketme ve buna bağlı sonsuz hiddet... Rahat olamama, bulunduğu durumu bir türlü kavrayamayıp, "çok şükür" diyememe hep daha çok isteme, bitmek tükenmek bilmeyen ihtiras... İşte yeni dünya düzeni, al da başına çal....

Başbakan hep sinirli, hep kavgalı, hep galeyan kültüründen yana, Kılıçdaroğlu'nun başkan seçilmesiyle girdiği sıkıntı hali, gemi krizi ile nispeten atlatıldı.... Şimdi varsa yoksa Gazze. Orada yaşanan insanlık ayıbını yadsımak mümkün mü? hayır...
Ama elde bayrak Gazze, Gazze diye galeyan, oysa şurada, hemen yanıbaşımızda yurdum çocukları var, kimi küçücük yaşında olmadık ağır işlerde çalışıyor, kimi tiner batağında, kimi kimsesiz, kimi birilerinin alçakça ellerine tutuşturduğu taşı atıp mahkemelerde, daha neler neler.... Bunlar bahis yok.. Onların işsiz anne babalarına destek yok, ama bunlardan bahsetmek ise neredeyse vatan hainliği, derdimiz Gazze.....
Elbette Gazze de iyi olsun ama yurdum da.....
Rahmetli annem, "evladım bir sözü söylemeden dokuz kere dilinde çevir " derdi. Laf ağızdan çok kolay çıkar, ben belli fert olarak hakaretamiz olmamak kaydı ile her lafı söyleyebilirim, ama sırtında en ağır sıfatı taşıyan biri söyleyeceği lafı dokuz kere değil bin dokuz kere çevirmelidir...
Ben her lafında hiddet saçan, taraftarı olmayan herkesi ve her mercii hain gören birini dinlemek, okumak istemiyorum, üstelik bu kişi dünyada beni temsil ediyorsa........
Katılmasam da yaptığı nazik eleştiriye efendice cevap verebileceğim, şefkatli, huzurlu biri görmek istiyorum karşımda. İktidarda, erdemlice muktedir, söylemde nazik ve vakur...
Nezaket ve babacanlık ile insan alçalmaz aksine yükselir, yücelir..
Lafı sözlerine katılınmasa saygı ile lafı dinlenir, elbette verilecek cevap ta aynı letafette olur. Biz de devlet "baba'dır" ve gerçek babalar müşfik olur....
Maalesef eksik budur, alicenaplık artık çok gerilerde kalmış bir erdemdir. Yerini hırs, hıddet ve kavga almıştır. Balık baştan kokar,geçmiş olsun.....
Ben huzur ve sükunet istiyorum, cebimde ne olup olmadığı, mevkii içtimaim hiç önemli değil....
Biraz huzur ve sükunet, nezaket acaba monşerce bir davranışmıdır....

Cuma, Haziran 18, 2010

Merhabalar






Bakıyorum da uzun zamandır yazmamışım. Bu dalga geçtiğimden değil, arada iki günlük koşuşturmalı bir arayı saymazsak 15 günü aşan bir süredir yurt dışında olmamdan.Önce Odessa, Nikolaev daha sonra Atina ve ardından Simferopol ve Sivastopol

Yurt dışında olmak belki bedensel olarak yorucu, işler bakımından koşturmalı ama zihin olarak dinlendirici, zira TV de, radyoda, gazetelerde, tüm dünyamız haline gelen, içinden çıkılmaz ve bunaltıcı haberler yok, bulunduğunuz memleketin haberleri de sizi çok fazla bağlamıyor.

Hükümet şöyle yaptı, başvekil böyle dedi, eksen kaydı mı? gibi şeyleri en azından biraz daha az duyuyor insan. Hatta hiç duymamaya özen gösteriyor en azından şu kısa ve geçici zaman dilimi için...

Bulunduğum iki ayrı ülkede de insanların geçim derdi var, ama insanlar yapabildiklerince, imkanları elverdiğince, kendilerine vakit ayırıyorlar. Birey olduklarının farkındalar.

Neyse, seyahatlerimin Yunanistan kısmında şükür ki canım sevgili ile beraberdik, daha önceden defalarca gittiğimiz her yeri gene keyifle dolaştık, elbette ki bebek Aliş'i çok özledik, ama bir kısım iş ve tatili beraber yaşadık, üstelikte iş gereği pek keyifli mekan ve şartlar altında. Her anının kıymetini bilip iyice özümsedik...

Atina'da kıymetli blog dostlarımız Derya ve Vedat ile yüzyüze konuşup keyiflendik. Sohbete ve dostluğa doyamadık....

Daha pek çok anı var paylaşacağım...

Not: blog ayarlarımdaki bir problem nedeni ile uzun zamandır resim yayınlayamıyorum, bugün resim koyabildim ama bu defa da yerleşimi kötü oldu affola...

Pazartesi, Mayıs 31, 2010

olmaz


İsrail in uluslararası sularda yaptığı ancak adice korsanlık olarak kabul edilebilir, Somali sularında bu şekilde saldırılar yapanları bizim Deniz Kuvvetler'imiz dahil dünya savaş gemileri vuruyor....

Bu saldırının, bir yardım gemisine yapılması ise daha da acı verici...

Bu işi iyice araştıracağım elbette...

Peki yukarıdaki bayrak ne ? Comor Adaları, yani daha önce Türk Bayrak'lı olan Mavi Marmara gemisinin şimdi kayıtlı olduğu ülke, o da ilginç....

Hiç bir durum silahsız insanları vuran asker kuvvetlerini kabul edemez...

Umarım, haklı olduğumuz yerde haksız duruma düşme beceriksizliğini göstermeyiz

Çarşamba, Mayıs 26, 2010

Çok Şükür

Çok şükür bir yazı daha görebildik, Sağlıkla yokuşu çıkabildik tıknefes olmadan, tenha ve mahmur sokaklarda yürüyebildik.
Bir çarşamba günü bermutad Ada'da bu basit kahve masasına oturabildik. Kahvaltı niyetine açık çayı simit peynirle yuvarlayabildik, iki üç gerçek dost ile..
Ada pazarını tavaf edip, taptaze malzemeleri kokladık, Sevgili'nin vapurunu bekliyoruz şükür ve de onunla gelecek Ali'şi şükür.
Yaşlar ilerledikçe gelen her mevsim insanı şükrettiriyor...Ve dahi gelen her yeni mevsim daha bir değerli oluyor....

Salı, Mayıs 25, 2010

güne bakış

"Bey" meselesi hala karışık, iktidar partisi ekibi ve de sempatizanları kızıyorlar, oysa biliyorum ki Başbakan da bizzat bazı durumlarda mesela " Falanca bakanım filanca bey" diyor, o zaman bir sıkıntı olmuyor...
Ya da "bey" ile hitap sokak ağzı bulunuyormuş, aslında halkımız kendisine "ananı da al git" şeklindeki hitaplara alışıktır, bu da sokak ağzı değildir, anlamıyorum "bey" neden sokak ağzı oluyor. Herhalde ben anlamaktan acizim, eh ne de olsa sıradan bir vatandaşım. Gene de bana Ersin Bey diyebilirsiniz hiç alınmam....

Başbakan'ın okumayı sevdiği gazetelere bakmak son günlerdeki büyük eğlencem, zira bir vaveyladır kopuyor, zavallı Kemal Bey her türlü şartta yerden yere vuruluyor. Yahu adam sadece bir kurultayda genel başkan seçildi bu ne korku bilemedim...

Başbakan'ı grup toplantısındaki konuşmasında TV'de seyrettim, ses kapalıydı konuşmanın bir bölümünde ciddi hatta asık suratlı birşeyler söyledi, anladım ki faaliyetlerinden bahsetmekte, sonra yüzüne o bildik müstehzi ifade geldi hah dedim tamam, CHP ve de Kemal Bey'den bahis başladı, sesi açtım haklıymışim.....

Kemal Bey, gömleğiniz şıktı ama ben gene de kravat takmanızı tercih ederdim....

Kemal Bey'e bir kasket taktılar TV'lerde bunun "Ecevit kasketi" olduğu söylendi, hayır Ecevit kasketi değildi, bildiğimiz köylü kasketiydi, herhalde halktan biri olduğunu gösteren bir semboldü....

Kemal Bey bir geldi pir geldi bazıları yusuf yusuf atmakta, bazılarının beklentisi ise çok yükseklerde, durun bakalım daha dün bir bugün iki, evet karşısında hiç muhalfet görmeye alışmamış iktidar için sıkıntılı bir yol başladı, velakin Kemal Bey'den de bir plan program ve uygulama görmek hakkımızdır....

İktidar, Kemal Bey'in attığı salvolara hemen bir cevap vermiş çok kısa sörede bir mmilyon kişiye iş, yahu muhterem güneyde tatil dönemi başlıyor, zaten geçici olarak bu kişiler işe girecek ( bu arada bu sene ramazan neredeyse yaz ortasına geliyor, tabii bir sürü yer gene kapanacak bir ay sonra pekçok kişi geme işsiz kalacak)

Deniz Bey rahatlamış bir ifadeyle konuşmakta, çekmiş polo yaka tişörtü sanki güneyde tatile çıkmış bir bürokrat, ama bu güneşli ifade arkasında savaşa devam edeceğine dair bir intiba da bırakmakta... Aman Deniz Bey lütfen yıkıcı değil yapıcı olunuz, akıllarda şan ve şerefle ancak böyle kalırsınız.

Önümüzdeki günler daha neler neler duyacağız....
Bazıları bizi çıldırtacak bazılarına çok ama çok güleceğiz.....

Pazar, Mayıs 23, 2010

isim meselesi

İlk adım ( ki buna göbek adı diyoruz) şerefle kullandığım güzel bir addır, bana o adla hitap edilmesine kızmam ya da adımdan utanmam.... bana bu adımla hitap edebilirsiniz.....
İkinci adım şerefle kullandığım güzel bir addır, bana o adla hitap edilmesine kızmam ya da adımdan utanmam .... bana bu adımla hitap edebilirsiniz.....
Soyadım şerefle kullandığım güzel bir addır, bana o adla hitap edelere kızmam ya da utanmam.
Üstelik ismin konulması bizde çok güzel bir ritüelle kutsallaştırılır, tüm isimler şereflidir neden kızılsın ki....
Mühim olan size hangi resmi adınız ile hitap edildiği değildir zira aslolan kimliğinizde yazılı olan sizi yasallaştıran bir adın kullanılmasıdır....
Yoksa öyle değil mi ?

Pazartesi, Mayıs 17, 2010

değişik bir pazartesi

Ezber bozuldu, GS, FB, BJK, şampiyon olmadı, hatta TS'de, Bursaspor şampiyon oldu, yıllardır, İstanbul takımlarını neredeyse düşman memleket takımı gibi gören birileri artık bir nebze olsun susar, 100 milyon dolarlık takımlara da ders olur...
Şimdi bakacağız, sampiyonlar ligi var gelecek sene var, bakalım neler olacak....
İyi oldu, iyi oldu...

Haaa gene ezber bozuldu, Kılıçdaroğlu adaylığını açıkladı, nasıl bir destek buldu açıkladı bilemem, CHP'deki kemikleşmiş yapı bunu hazmeder mi, Baykal diye tutturur mu? bilemem.... Bence değişiklik artık iyidir. Bakalım önümüzdeki saatler, günler neler gösterir, ilginç olacak.... Bana kalırsa bitti bu iş Kılıçdaroğlu yakışır, iyi bir muhalefet olur, Halkla bütünleşir, bazılarının işini zorlaştırır...

Başbakan Anayasa paketi ile ilgili olarak konuşurken şöyle demiş " Eee zaten Sayın Genel Başkanın (Baykal) Parlamentoya gelip gittiği yok. Biz orada Anayasayla uğraşırken, Sayın Başkan başka yerlerdeydi." ... Ben sevmedim, pek çok yana çekilebilecek basit bir laf bu, hani başka türlü adlandıracağım geliyor ama gerek yok. Beyim sen Anayasayı anlat eğer, önce mahkemeden geçer ve halkın önüne gelirse halk karar verir, başka benzetmelere gerek yok....

Neyse herkese iyi haftalar....

Perşembe, Mayıs 13, 2010

referandum meseleleri

Cumhurbaşkanı 5 gün içinde hemen acilen uygun gördü tasdik etti, iyi.
Ama olmadı şimdi bu defa Yüksek Seçim Kurulu (YSK), anayasa değişikliğine ilişkin kanunun halkoyuna sunulma tarihini 12 Eylül 2010 olarak belirledi. Yani iktidar partisinin istediği gibi temmuzda olmayacak referandum... bunun üzerine iktidar partisinin genel başkan yardımcısı Hüseyin Çelik, "Yüksek Seçim Kurulu'nun almış olduğu bu kararı, çok zorlamayla alınmış siyasi bir karar olarak değerlendiriyoruz" dedi. Yahu üzülme hacı, gelecek anayasa değişiklik paketinde de Yüksek Seçim Kurulu'nun yapısını değiştirirsiniz...

Aslında herkesin korkması lazım durumlar yaşanmakta, saf olmayalım arkadaşlar, yurdumuzda politikanın ekseni değişiyor, bu kaset maset hikayeleri hep bundan, birileri Türkiye'yi dönüştürme manevraları yapıyor, CHP istenilen şekilde bir muhalefet partisine dönüşecek, aklıma gelen sırada mesela MHP ve hatta AKP'nin (Pardon Adalet ve Kalkınma Partisi) bile bulunduğu......

Derdim İktidar Partisine laf atmak falan değil, Türkiye dışarıdan birilerinin istediği bir tarza dönüştürülmek isteniyor umarım fuzuli vehimdir, ama maalesef değildir.

O yedi düvele galebe çalmış, Kurtuluş Savaşı kazanmış, devrimler yapmış, büyük Türkiye Cumhuriyeti bu hali ile hala birilerine dert...

Pazartesi, Mayıs 10, 2010

İstifa

Dünden beri, en akılcı yol istifadır diyordum, hatta burada da paylaşacaktım bu fikrimi...
Sayın Baykal'ın yapacağı en doğru hareket istifa etmek olacaktı bunu da her politikacının yapması gerektiği ( ancak yurdumuzda pek rastlamadığımız şekilde ) yaptı.
Şimdi olay komplodur değildir, şudur budur diye vıdılamanın manası yok. CHP anamuhalefet partisidir, bu iktidar ve onun uygulamalarına karşı olanların yani demokratik mana da muhalif görüşte bulunanların bir kısmının oy verdiği partidir. Şimdi parti doğru veya yalan bir suçlama ile karşı karşıya kalmış olan başkanından serbest kalmıştır.
Eğer parti içi demokrasi özümsenmiş ise, kişi ile değil fikir ile yürümeli, derhal bir başkan seçmeli, bildiği yolda hareket etmeli oy talep etmeli, alabilmeli ve politik alanda bekleneni verebilmelidir.....
Unutulmamalıdır ki, CHP ve onun görüşleri, kişiler ile kaim olmamalıdır, hiç bir kişi partinin görüşlerinin önünde değildir. Bunu Türk Halkı'na göstermeli, lider sultası altında değil bir felsefenin ruhu ile yürünmekte olduğunu ispat etmelidir.
Eğer konu iftira ise "ok çuvalda durmaz" misali aydınlanır, herkes aklanır, temizlenir yoluna devam eder.
Hakkında sayısız soruşturma dosyası bulunup da milletvekili dokunulmazlığının altında bulunanlar düşünsün...
Eğer bu bir iftira ise onu atanlar yaptıkları iğrençlikle başbaşa kalacakllardır elbette...
CHP, ummadığı bir ivmeyi kazanabilir yeterki gerçek demokrasi ile idare edilebilsin......

Cuma, Mayıs 07, 2010

Aziz Nesin'lik durum

Bazı durumlar vardır onalara bakılınca, "yahu tam Aziz Nesin'lik bir hal" denir.
İşte geçenlerde üstadın bir yazısı okunmuş, ama konuma yapılırken tan Aziz Nesin'lik bir durum yaşanmış. Yazının bir bölümü işe gelmediğinden atlanmış.
Şimsi atlanan ölüm ile birlikte yazının aslı şöyle...


" Ey Türk faşisti, birinci vazifen Türk matbaalarını yıkmak, makineleri ısırmak, demirleri dişleyip duvarlara saldırmaktır.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli, gazeteleri çamurlara serip üzerinde ağzın köpürünceye kadar tepinmektir. Bu temel partinin hazinesidir.

Bir gün nümayiş yapmak için emir alırsan, bütün polisleri yanıbaşında bulacaksın.

Meydanlarda, kitaplarını yaktığın, namuslu insanlar, bütün dünyada eşi emsali görülmemiş şekilde işkenceye tabi tutulabilir. Emniyet müdürlüğümüzde dövülebilir. Demir Ahmet tarafından sövülebilir. Bütün malları mülkleri zaptedilmiş matbaaları yıkılmış, gazeteleri kapatılmış, evleri tarumar edilmiş, çoluk çocuğu dağıtılmış, haneleri işgal, kendileri perişan edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere Amerika'dan borç dahi alınabilir. Hatta bu borç alınan paralar ziyafetlerde yenilebilir.

Ey faşist yumurcakları! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi bütün bu yapılanları kafi görmeden, vazifen matbaaları yıkmak, makineleri ısırmak, namuslu vatanperverleri parçalamaktır. Muhtaç olduğun kazma, balta, Halk Partisi"nin ambarlarında mevcuttur."

Ayrıca yazıyı okuduğumda, bakıyorum da oradaki halk partisi lafını çıkartıp bir başka partinin adını koyup tarihi de değiştirirsen durum aynıyla vaki.

Üstad büyük adammış vesselam.

Not: Aziz Nesin'i de bana tanıtmış olan yakışıklı ağabeyim,geçtiğimiz günlerde, bir iki ufak operasyon geçirdi, şimdi kalbi tıkır tıkır çalışıyor, umarım daha nice uzun yıllar hala ondan öğrenmeye devam ederim...

Perşembe, Mayıs 06, 2010

biraz nezaket

Kurtuluş savaşı batı cephesi komutanı, bir savaş kahramanıydı....
Lozan da muhteşem bir müzakereci, dik bir devlet adamı....
Bu devletin bir başbakanıydı,
Örnek bir devrimci,
İyi bir arkadaş, sevecen bir koca, mükemmel bir baba....
Devleti kullanmamış, alnı ak, sırtı pek, örnek alınacak dürüst bir kişilik...
Köhne bir imparatorluğun üzerine tarihi bir devrim ile kurulmuş Cumhuriyet'in ikinci cumhurbaşkanı....
Çok partili demokrasiye geçişte en büyük demokrat....
İyi bir muhalefet lideri....
Akil bir adam....
Parti başkanlığını kaybettiğinde, yaşına ve büyüklüğüne rağmen, yeni seçilen gencecik başkanın önüne gelip ceketini ilikleyerek ihtiram gösterecek kadar demokrasiyi hazmetmiş....
"Bu memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olabilmeli" demiş biri....
Bu gün idamlarının yıldönümü olan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm kararları için o günün meclisi "milli iradeyi" bunları asın diye kullanırken "hayır oyu" kullabilme cesaretine sahip bir demokrat biri....
Başı dik ölmüş üstelik öleli 37 yıl geçmiş biri.....
Her insan gibi yanlışları da olabilecek biri....
İsmet İnönü bu devletin kutsal anıtlarından biridir ....
Bu anıta hakaret bu cumhuriyetin özüne hakarettir...
Bir kimseyi sevmek veya sevmemek kişisel bir durumdur, ama mevkiler özel bir hassasiyet ister, maharet ister, gerçek güç ister....


Ahlak, artık hakkın rahmetine kavuşmuş biri için hakaretamiz lafları bir çıkar uğruna kullanmamaktır...
Akıl, bir lafı söylemeden en az dokuz kere ağızda çevirebilmeyi becermektir...
Devlet adamlığı, akıla ilk geleni söylememeyi başararak taraflı tarafsız herkestenb saygı görebilme gücüdür...
Ancak saygı gösteren insanlara saygı gösterilir, hasbel kader gelinmiş mevkilerden ayrıldıktan sonra hiç hatırlanmayanlar pek çoktur...

Ve maalesef toplumumuz nezaketi tamamen yitirmeye başlamıştır...
Balık Baştan kokar....

bu konuda daha yazacaklarım var...

Cuma, Nisan 30, 2010

güne bakış

**İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad da üç çocuk yapın dedi.... çok çocuk yapma tavsiyesini yenileyerek "İki çocuk yeter diye düşünürsek 40 yıl sonra İran diye bir şey kalmaz" dedi.
Ah be canım ya bu bana bir şey hatırlattı ama neyse...
haaaa benim de şükür üç çocuğum var ama sizin işinize gelmez be hacı...

Gözler günlerdir 3. köprünün güzergahı konusunda açıklama yapması beklenen Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'daydı. Ve nihayet güzergah belli oldu. İstanbul'da 3. köprü, Garipçe ile Poyrazköy mevkiileri arasında yapılacak. Toplam maliyetin 6 milyar dolar, kamulaştırma maliyetinin ise 1,5 milyar dolar olması bekleniyor.
VAy be yapılan her köprünün yeni bir rant kapısı, daha fazla ve kötü trafik ve çirkin yapılaşma ile doğa katliyamı olduğu belli gitti İstanbul'un son güzelim yerleri. Geçmiş olsun

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, "Kıymanın perakende fiyatı 23.70 lira iken 19.60 liraya düştü. Toptan fiyatlarda da 17-18 bandından 14.5-15 bandına düştü. Bu önemli bir düşüş" dedi.
babalar bir et ithal ederiz haa dediler tüccar takımı tırstı.. ne mamlakatta yaşıyoruz be

İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, yarınki 1 Mayıs kutlamaları öncesi emniyet tedbirlerini yerinde denetledi. Çapkın, "Polisler de emekçidir. 1 Mayıs şölen havasında geçecek" dedi.
Haydi hayırlısı, umarım gene kadın tekmeleyen polis manzaraları olmaz...

Pazar, Nisan 25, 2010

23 nisan kutlaması

Her 23 nisan da çocuklar üst mevkilerin makamında sembolik olarak görev devir teslim alır (tabii son yıllarda traji komik olarak 20 yaşındaki koskoca "çocukların da" görev teslim aldıkları vakidir)....

Bu sene Başbakan devir teslim yaptığı yavrumuza demiş ki, "işte makam senin ister asarsın ister kesersin"..... Şimdi buna ben ne diyeyim, hmmmm en iyisi birşey demiyeyim susayım oturayım, evet evet konuşmayayım, söyleyeceğim şeyler düşüncelerimi anlatmaya yetmeyecek, sus be kul sus ve otur...

Yalnız birşey rica edeyim, olmaz ya, olur da birim minik oğlumuz Ali bir 23 nisan günü makamı devir teslim alırsa lütfen oğlumun aklına böyle şeyler sokmayın.... çok şükür ki kızlar büyüdü....


Ne başkanlık sistemi mi? bu ekiple mi? hmmmm.... gene susma hakkımı kullanayım, hala bireysel haklarım varken....

Not: Ali'nin ve sevgilinin sağlıkları yerinde çok şükür.....

Cuma, Nisan 23, 2010

23 nisan

Bugün 23 nisan bir büyük İnsan'ın imkansızı başarmak yolunda attığı adımların en önemlilerinden biri, cehalete terkedilmiş,esir,ezik ve kul bir halktan, başı dik ve özgür bireylerden oluşan insanlar farkındalığına ulaşmadaki kırılma noktalarından biri. Şimdi unutturulmaya çalışılan büyük silkinişin, tekke, zaviye, medrese karanlığından, bilgi, aydınlığa giden büyük devrimin emin basamaklarından biri.
Ne mutlu ki bizler hala bu fikirlerin pırıl pırıl aydınlattığı günlerde yaşadık, anamızdan babamızdan ihtiharla öğrendik....Böyle düşünen iki kız büyüttüm...
Bu gün Ali'mizin ilk 23 nisanı şimdi annesi ve ben ona da bu değerleri öğreteceğiz.
Nice mutlu 23 nisanlara şanla şerefle

Salı, Nisan 20, 2010

çok mutlu haber

Sevgili dostlarımız,

Bu gun cok mutluyuz, uzun zamandır beklediğimiz Alişimiz çok şükür dün sabah dünyaya geldi, bizi çok çok mutlu etti, hem sevgilinin hem de Bebeğin sağlığı yerinde, keyifleri de yerinde, pek çoğunuzun kalplerinin bizlerle olduğunu biliyoruz hepinize teşekkürler ederiz.

Sevgiler

Cuma, Nisan 16, 2010

Anayasa Meseleleri

Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, anormal şartlar altında hazırlanmış bu anayasanın makul şekilde değiştirilmesinden yanayım.

İktidar partisinin, genel propaganda şekli, mağduriyet,gerginlik,turban, mağduriyet, gerginlik, İmam Hatip gerginlik, mağduriyet, statüko... gerginlik, mağduriyet... gerginlik... gerginlik.. ........ üzerine kurulmuştur. Yetmediği yerde galeyan kültüründen de istifade edilir....

Bu klasik durumu, daha İktidar Partisi başkanı ve Başbakan'ın ilk belediye başkanlığı seçimlerindeki tavırlarından bile hatırlıyoruz. O zaman Başka bir parti ve onun fikirlerini savunmaktaydı. Koskoca adamdı, fikirleri ne derece değişti bilmem, ama değişti dedi, halkın bir bölümü kabul etti, şunu unutmamak gerekir ki % 58 i de kabul etmedi.

İktidara geliş aşamalarındaki mağduriyet ve buna başkaldırı zihniyeti zaten malum, ayrıca şunu unutmamak gerekir ki yurdum insanı zaten solcu falan olmadı hiç sol oylar 70 li yıllarda patladığında dahi %30 u geçmedi

Herneyse iktidar partisi, yaklaşık 8 senedir muktedir, bu arada bir de sabıka kaydı var, nedendir bilinmez, bir anayasa furyası başlattı giderayak, sebepleri malum ama ilan etmiyeyim, eğer bunu anlamayan var ise bence Aziz Nesin'in dediği yüzdeye girer.
Ama bazen anlamak işe gelmez ve inkar edilir, olsun, edilsin ama gerçek ayan beyan ortada.

Zaten Başbakan'ın hap olarak adlandırdığı değişiklik meselesinde üç temel madde var, bu maddelerin nedeni, olası bir durum karşısında oluşacak zor durumdan kurtulmak amacını güdüyor, geri kalan maddeler ise herkesin kabul edeceği yani acı hapı tatlandırmak üzere konulmuş şekerlemeler....

Oysa yurdum insanı işsizlikle uğraşmakta, yurdum insanının işsizlik oranı, geçen sene aynı döneme nazaran %1 azalmış, sakın kimse işteeeeee işsizliği yendik demelere kalkmasın bunu ancak zeka düzeyi düşük yada yandaşlıktan gözü kör olanlar yutar.

Ocak ayında şehirdeki işsizlerin, yaklaşık 700.000 adedi, pes ederek köyüne baba ocağına geri döndü. yani ya kahveye ya da söğüt ağacının altında tünemeye İşte bu gidenler artık işsizler arasında görülmüyor. Belki tarımda istihdam olmuş gibi görünüyor ama onlar da bu işsiz dinenler, oysa ocak ayında tarımsal bir faaliyet yok malumunuz. Durum başbakan'ın tabiri ile işsizlikte "sanal" bir düşüş, yani gerçeklerle alakası yok.... Hani kişi başına düşen milli gelirim 10.000 doları aşması gibi sanal....

Yani efendim esas meselelerimiz bunlar iken bir anlamsız gerginliklerle iyice kutuplaştırılmaktayız. Bu kime ve neye hizmet eder düşünmek lazım... Bunlara çözüm bulacak birileri yok mu? elbette demokratik yoldan, çözüm üretecek kimse yok mu ???

Bunları hak ediyor muyuz ? bilmem siz düşünün....