Cuma, Ocak 29, 2010

gundemdem

Alevi Kurultayı
A K P , örnek bir hareketle alevi kurultayı düzenlemiş, allah razı olsun, ancal kurultaya en büyük Alevi örgütü olan Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ile Alevi Kültür Dernekleri’nin çağrılmamasını protesto ederek katılmadı.... hülasa, alevisiz alevi kurultayı.. Hani bir zamanlar bir milli eğitim bakanı şu okullar olmasa ne milli eğitimi ne güzel yönetirdim demiş ya aynen öyle...

Gaz meselesi
Bu defa gaz veren gazeteciler değil yahu,,,, doğal gaza gaz  pardon zam kapıda, zaten millet şu andaki fiattan muzdarip, geçtiğimiz günlerde Fikirtepe cıvarından geçtik  hava kirliliğinden göz gözü görmüyordu.. Ne yapsın millet çoluk çocuğu dondorsun mu ??
Bir de Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türkiye'nin Azeri doğalgazı için ödediği fiyatın düşük olduğunu belirterek, "Bu şartlarda devam edemeyiz" dedi, biz bunlarla ayni miilet ayrı devletiz ya, canlarım benim hiç sevmem zaten.....

Tuz meselsesi
Dünya harikası tuz gölümüz ölüyori biliyor musunuz ? Türkiyen'nin tuz ihtiyacının %70'ini karşılıyor, dünyada tek üstelik muhteşem bir ekosistem barındırıyor, ama bir çok meşgulüz, darbe var listeler var, cemaatler var lanet olası yoğun bir gündem var...

Aliş...
Hafta sonu Aliş'e biraz Dvorjak dinleteceğim.....biraz da Bartok. Bakalım secvecek mi???


Haydi herkese iyi haftasonları, tembellik etmeyin evde de olsanız dışarı da çıksanız, bol bol faaliyetler yapın...

Perşembe, Ocak 28, 2010

hafta ortası muhabbetleri

Davos meselesi,
Herkesi mest eden, medarı iftiharımız "van münüt... olmaz... van münüt" olayında Başbakan dedi ki "daha da Davos'a gelmem" sözünü tuttu gitmedi, ne kadar gurur okşayıcı bir durum, ama bu sene Davos'ta abiler krizden çıkışı konuşacak, ilk ağızdan onları dinleyecek söyleşi yapacak bir hükümet yetkilisi yok, eh tabi Başbakan gitmeyince "gideceğiz" diyen bakanlar da gitmedi. Oysa gitselerdi, miilete ne kadar salak olduklarını, bizde krizin teğet geçtiğini, işsizlik sorunumuz olmadığını,bankalrın aslanlar gibi kâr ettiklerini, vatandaşın kredi kartı borcu olmadığını, işçilerin huzur içinde merhametle çalıştırıldığını anlatsalardı ne güzel olurdu.

Basın meselesi,
Taraf gazetesi demiş ki "bu belgeler in hepsi doğru , başka belgeler yanlış, doğru belge birtek bize gelir" vay be ne gazete, başlı başına gizli servis gibi, üstelik ellerinde her duruma uygun gazeteci listeleri de var.. Helal olsun. 

Gaz meselesi 
Bu günlerde şiddetli gazım var, sabah kalktığımdan başlayıp günün her saatinde devam eden bu gaz o kadar rahatsızlık verici ki, inşallah kurtulurum... Haaa gaz dedim de  başbakan  yeter artık bize gaz vermeyin demiş, hani taraftarlığı kendinden menkul bir yağcı basın var ya oradaki köşe yazarı abilere.... yetti yahu rahat bırakın adamı zaten muhalif basını zaptırapt altına alabilmek için didiniyor bir de siz gaz veriyorsunuz aaaa!!!! ayıptır günahtır yahu...

Demokrasi meselesi. 
En çok ne kadar demokrat olduklarını söyleyenlerden korkarım, mim koyarım takip ederim...... Demokrasi söylem değil eylemdir hacı, lafla peynir gemisi yürümüyor, kendine demokrak başkasına başka olunmuyor....

Denetleme meselesi
Maliye şimdi bir kısım işçi sendikalarını denetlemeye almış, allah allah acaba neden, "demokrasiden".... 

Tekel işçileri meselesi
Başbakan, Tekel işçilerine randevu vermiş, oh hayırlısı, şimdi onlara "merhamet " edecek 

Meşhur laf:
"Bir şeyin şuyuu vukuundan beterdir, yani mealen birşeyin lafının çıkması olmasından beterdir, yahu darbenin  kendisinden daha zararlı bir darbe muhabbetidir gidiyor, acaba bundan kim çıkar sağlıyor ??? Hmmm bilmem...

Suç duyurusu meselesi
"Balyoz Planı"na ilişkin iddialar kapsamında "tutuklanacaklar" listesinde yer aldığı ileri sürülen gazeteciler adına bir açıklama yapan Nazlı Ilıcak, "Özellikle parlamentoda temsil edilen siyasi partileri harekete geçmeye davet ederken adları 'tutuklanacaklar' listesinde yer alan gazeteciler olarak bizler de suç duyurusu yapacağımızı bu vesile ile açıklıyoruz" dedi. ,
Yahu canlarım bu arkadaşların hepsi yandaş medya değil mi, zaten el üstünde taşınıyorlar şimdi, ( hoş arada tatlı azarlar da işitiyorlar ya) ne oldu şimdi muktedirken, mağduru oynuyorlar. Canlarım ya ah ah ah!!! 

Mesih meselesi
Papa II. Jean Paul'e suikast girişiminde bulunan ve Abdi İpekçi cinayeti hükümlüsü olan Mehmet Ali Ağca'ya dans yarışmasında jüri üyeliği teklif edildiği iddia edildi. Yapım şirketi, Ağca isminin yarışmacı olarak geçtiğini belirtti. 
Ayp ayıp koskoca mesihe böyle teklifler yapıyorsunuz yakışıyor mu? Benim her malzemeden kâr çıkartan ahlaklı medyam...

Ağa meselesi
Canım yaaa, Barzani bizdeki bazı durumları demokratik bulmadıklarını söylemiş, ah be gülüm , ah be aşiret ağası, nerede bizde sizdeki demokrasi, sizden öğreneceğiz herhalde, ah be ağa....

Irak meselesi
Eski lokantanın yeni garsonu Barak bey demiş ki :  "Irak'taki Amerikan askerleri ağustos sonunda evlerine dönecek" canım amerikan yanlısı ıraklı ekip yanlız kalınca ne yapacak acaba .... Hmmm gene bilemedim. 

Yeter bugünlük, iyi haftalar. 
 

Pazartesi, Ocak 25, 2010

Haftaya Başlarken

Kar meselesi:
Kar... kar derken kar yağdı nihayet, halen de evam etmekte, bir yandan özlemle beklediğimiz kara sevinirken diğer yandan da bu soğukta yaşam savaşı veren insanlar olduğunu bilmenin hüznü var....

Digitürk Meselesi:
Futbol manyağı bir adam değilim, ayda yılda bir evde Tv'de maç izlerim, ama genellikle pazar akşamları Lig TV deki Maraton programına zaplar orada Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu'nu izlerim kah güler kah kızar ama genelde bunu izlediğime pişmak olmam.
Dün gene açtım baktım ki o saatlerde karşımda devlet memuru kılıklı bir program var hatta bana TRT'nin tek kanal olduğu dönemlerdeki spor prgramlarını hatırlattı saman kıvamında bir program.
Sonra hatırladım ki Şansal Büyüka Erman Toroğlu programı klüplerce istenmediği için yayından kalkmıştı evet bu gerçek olmuştu, baskın düzen bu ikiliyi sindirememiş yok etmeye karar vermiş ve neşterlemişti.
Kurulduğundan beri Digitürk ve olduğundan beri de Lig Tv  abonesiyim, ayda neredeyse 50 lira gibi bir ek parayı bu kanala ödüyorum. 
Bu sabah üyeliğimi iptal ettim, nedeninin de bilimesi için özellikle söyledim. bu işten yıllık kazancım ( eğer lig tv'nin zamlar yapacağını düşünmezsek) yaklaşık 600 lira istediğim yerde parayı basıp seyrederim.... Konu ufak hesap değil bir protesto.....

Sivil diktatorya meselesi:
Başbakan şöyle demiş 
Biz bu ülkede sivilleşmenin mücadelesini veriyoruz ve sivil diktatorya bizimle bu ülkede son buldu. Diğer diktanın da son bulduğu gibi mafyası, çeteler hepsi bizimle son buldu. Hepsi sükûn etmeye başladı.”
Aman ne güzel maşallah, maşallah.

Yeri zor doldurulacak kayıp
Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) 1993 yılından beri yönetim kurulu başkanlığını yürüten kültür insanı, fotoğraf sanatçısı ve yazar Şakir Eczacıbaşı yaşamını yitirdi, özellikle sanat açısından yeri çok zor doldurulacak bir kayıp

Anma....
Uğur Mumcu, tüm yurtta düzenlenen etkinliklerle anılırken katillere lanet yağdı.... Yağdı da ne oldu, eski hamam eski tas, onda değeri kaybettik netice nerede.....

Herkese iyi haftalar 

Çarşamba, Ocak 20, 2010

iş meselesi

Son iş seyahatimi 1999 yılının eylülünde yapmıştım, daha sonra kendimi emekliye ayırmış elime iş manasında kağıt kalem almamıştım, hatta yıllarca saat bile takmamıştım.....

Bu gün bir proje sebebi ile kendimi yıllarca önce çok sevdiğim ama bırakmak zorunda kaldığım bir iş alanında İzmir'de, Aliağa'da buldum....Çok öncelerde kalan hatıralarımda olduğu gibi, bloknotum, kalemim yanımdaydı, o zamanlardan farklı olarak sevgiliden araklanmış bilgisayarım da.....

Gene çok uzaklarda kalmış standard ritüelleri yaptım, uçakta sorularımı not ettim, varışta kiralık arabamı aldım, varacağım yere gittiğimde saatlerce en ince detaylara kadar araştırdım. Tesiste ayak basmadık yer bırakmadım... Balık lokantasına iş yemeği yedim gayet formal... Havaalanına dönünce notlarımı tuttum...... Fizibilite hesapları yaptım... Pek unutmamışım... Hala disiplinliym yaymadım kendimi...Ellerim biraz paslanmış ama gene de iş var.....Yorulmadım ....Gene de garipsedim halimi...

 Yıllardan beri canım sevgili olmadan yaptığım ilk yalnız  uçuş, elimi tutan o güzel ele bol bol özlem hissi gene de görev bilinci..... 

Organizasyonu yapan canım sevgiliye, araba organizasyonu için SED e teşekkürler....

Salı, Ocak 19, 2010

gene kısa kısa

  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Kimsenin hayat tarzını değiştirmek gibi bir niyetimiz olmadı" açıklamasına benzer bir açıklama Sağlık Bakanı Recep Akdağ'dan geldi. Akdağ, "Bu süreçte farklı yaşam tarzları olabileceğini de kabullendik" demiş, hayır mı şer mi? bilemedim...


Birilerinin modeli olan Endonezya'da deprem oldu yurdum ayağa kalktı her kanaldan yardım toplandı, inşaatlar yapıldı daha neler neler, şimdi Haiti'de deprem oldu kimseden çıt yok , anlamadım acaba neden, yoksa dinle falan alakası mı var? Yoktur herhalde....


Vicdani redci, asosyal, kişilik sapmalı, katil, mesih, çürük raporu aldı, şimdi beş yıldızlı otelin 23. katında dinleniyor, onu dinleyecek salaklara basın bülteni hazırlıyor. Acaba gene ingilizce mi yapacak.. Bence latince yapsın hazreti entellektüel....tüm medyaya seslensek bu adamın peşine kimse gitmese orada tek başına kalakalsa ne olur bu dersi verecek cesaretiniz yüreğiniz olsa ey medya

 İstanbul'da kar yağışı başladı. Kentte hayatı felce uğratacak bir yağış beklenmiyormuş

Tekel işçileri 35 gündür direniyor, şimdi açlık grevine başlayacaklar, gene onları kaale alacak bir hükumet mercii yok...

Hükümet anayasa değiştirmek istiyor, Anayasayı değiştirmek isteyen iki parti var parlamentoda, biri laikliğe karşı odak olmaktan ceza almış olan parti diğeri de partileri kapatılıp milletvekillerinin bazıları bir yedekle grup kurmuş yeni parti.... Haydi hayırlısı.... 

Tam Gün Yasa Tasarısı nedeniyle bugün bazı hastaneler hizmet vermiyor. Sağlıkçıların bir kısmı çalışıyor, bir kısmı ise eylem yapıyor, iş bırakıyor. Burada da karmaşa anlaşılmazlık ve karşılıklı inat var...

Hrant Dink, Şişli'de, 3 yıl önce hayatını kaybettiği gazete binası önünde düzenlenen törenle anılıyor. Perdenin arkası gene karanlık....

Pazartesi, Ocak 18, 2010

kısa kısa

** Katil Mesih hapisten çıktı, şimdi dolar milyoneri olacak bu kadar ahmak   varken  onların da kafasını  doldurur, peki Abdi İpekçi'yi mezarından             salıverecek bir güç var mı?  

** Taşeron mesih vicdani redci olmuş oh iyi artık eline silah almayacak 


** Gözümüz aydın  Bayan Rahşan Ecevir DSHP'nin başına geçmiş, oh be nihayet  yurdumuzu kurtaracak bir başkan ve parti 


** İstanbul Avrupa Kültür başkenti, ama bir opera veya konser salonu yok.


** Hüsamettin Cindoruk Konya'da  “Başbakan’a ‘diktatör’ demeye gönlüm   razı olmuyor ama hükümetin   kurmaya çalıştığı mekanizma buna             benziyor ” demiş. 


** Krizin etkisiyle gelirlerinde sıkıntı yaşayan Maliye Bakanlığı’nın para cezalarıyla elde ettiği gelir yüzde 33.6 artmış.


** iyi haftalar

Perşembe, Ocak 14, 2010

987654321 no'lu birim

Hafizam beni yanılmıyorsa 60 lı yılların sonuna ait bir İngiliz filmiydi, siyah beyazdı. Kasvetli çekimleri filmdeki kasveti daha da baskınlaştırmaktaydı. Filme neredeyse tamamen tektip olmuş insanlar üzerlerinde de yazılı olarak nedilerini mesela X- 635483 ( bu yazıdaki tüm rakamlar uydurmadır) olarak tanıtıyorlardı. 
Aman allahım ne feci bir durumdu, kişilikler tamamen silinmiş varlıksal olarak bir sayı kümesinden ibaretti insanoğlu.....


Geçtiğiniz günlerde ismi lazım olmayan bir dev zincir mağazadan alışveriş yaptık, Fatura kesimi sırasında bana vatandaşlık numaramı sordular.Adım önemli değildi ama o numarayı söyleyemezsen durun karşıktı..... O anda düşündüm ki artık ben adı soyadı ile değil belli bir numara ile anılan bir birimim.

Ne hazin, belli rakkamlara bağlı olarak,herşeyim kayıt altında herşeyimi birileri takip ediyor. Ne yerim ne içerim, nerelerden alışveriş yaparım, tatile gidermiyim, gitmezmiyim, afedersiniz kadınsam periyodumda kullandığım pedin markası, erkeksem belli malzemenin markası, popomu hangi tuvalet kağıdı ile silerim.... Mesela artık, sorulduğunda "yok ben içki içmiyorum" diyemezsiniz zira kredi kartı slibinizde herşey ayan beyan oratada, Hiç bir özeliniz yok. 

Cebimizdeki telefon o anda nerede olduğunuzu hemen belirliyor, birileri cvep telefonunuzu açmasanız da sizi dinliyebiliyor, en mahrem halleriniz bile ortada....

Devlet içinde, ona  gelir sağlayan belli bir sayı grubundan ibaretsiniz.

Benim  için bir insan, adı en son tekrarlandığı gün ölür, bu durumda yakında yaşasak bile ölüyüz. Çünkü adımız yok, yani olmasa da farketmiyor.
Çok yakında bu numara doğumdan hemen sonra dövme ile omzunuza kazına bilir, hatta bir çipi siz hiç farketmeden cildinizin altına koyabilirleri ya da artık çocuğuma ne ad vereyim derdi de ortadan kalkar doğruca kimlik numarasını isim soyad olarak ver hem çocuk rahat etsin hem de devlet..........
Truman Show filminde olduğu gibi bir sahte dünyada yaşayıp giderken birileri de sizi devamlı izler.....

Ne kadar klostrofobik bir durum her yerden bağlısınız, sakın şöyle düşünmeyin, "aman canım beni çekinecek bir şeyim yok ki" unutmayın herkesin özelinde tutmak istediği, kimselerle paylaşmak istemediği üstelik çok da masum durumlar mevcuttur.......

Ben 987654321 no'lu insan birimi. DUT... DIT..... DIIIIIT.... DIT... DIT......

Salı, Ocak 12, 2010

Domuz gribi halleri

Avrupa Konseyi Sağlık Birimi Şefi Wolfgand Wogard domuz gribi salgınının dünya çapındaki panikten faydalanmak isteyen ilaç firmalarının başlattığı “sahte bir salgın” olduğunu söyledi.

Bu konu ile ilgili haberi çeşitli kaynaklardan duymuştum ancak Wolfgand Wogard bugün bizzat  CNN Türk televizyonunda canlı yayında da bir kere daha durumu izah etti. 
Aslında çok şaşırmadım bu işin altında hep bir bit yeniği arıyor ancak abartığımı düşünüyordum.

Wogard, domuz gribi tedavisinde kullanılan ilaç ve koruyucu aşıları üreten şirketleri Dünya Sağlık Örgütü’nün domuz gribini bir salgın olarak tanımlama kararını etkilediğini savundu. Bu sayede ilaç firmaları “dev kazançlar” elde ederken, İngiltere dahil pek çok ülke zaten kısıtlı olan sağlık bütçelerini bu nispeten hafif hastalığa karşı aşı kampanyaları düzenlemek için harcadı.

Wogard’ın bu süreçte ilaç firmalarının rolünün incelenmesi yönündeki teklifi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin sorumluluğunu da üstlenen Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi’nde kabul edildi. Konuyla ilgili acil durum müzakereleri önümüzdeki ay yapılacakmış

Demek Başbakan'ın  "aşı yaptırmam" derken bir bildiği varmış.
Neler oluyor hayatta acaba bu iş dünyaya ve bize kaça maloldu ve altından daha neler çıkacak.... 

Cuma, Ocak 08, 2010

Motosiklet terörü

Sevgilinin muhteşemce ayarladığı, her dakikasından keyif aldığımız Londra'da yılbaşı seyahatimiz güzelce başladı ve bitti.
Yurt dışı seyahatlerinde, kaç kere gitmiş olursak olalım hep etrafı gözlemlemek gibi bir huyum vardır. İnsanların yaşayışları, olup bitenler, bir turist değil, oralı gibi olmak ve hissetmek isterim.
Her defasında olumlu ya da olumsuz haller görür aklımın bir köşesine not ederim.
Londra'da Oxford Street'te yürürken, olgun yaşlardaki bir kadının bisiklerini elinde tutatak yürümekte olduğunu gördüm. Yaya kaldırımda o da bisikleit ile gitmekte ama onun üzerinde değil elinde tutmaktaydı. Bu bana bizim yaya kaldırımlarımızı düşündürdü. 
Maalesef yaya kaldırımlarımız, kargocu, hamburgerci, kebapçı, pizzacı ve de sucu motosikletlerin kol gezdiği bir cadde hatta yarış pisti haline gelmiş vaziyette.
Üstelik hak gibi gördükleri bu davranışa tepki verdiğinizde ya nemelazımcı ya da asabi bir tavır sergilemekteler.
Kaldırımda yürümeniz mümkün değil zira her an arkanızdan deli gibi bir süratle gelen bir motosiklet ya da bisiklet  belirmesi olası.
Üstelik bu motosikletliler, her yola istedikleri gibi ve son derece yüksek hızlarda giriyorlar,. Araba ile giderken sağınızdan, solunuzdan, karşınızdan en dar aralıklardan gelebiliyorlar, artık onlara çarpmamanız allaha kalmış oluyor. 
Yaya kaldırımındaki hali düşünün, keyifle yürüyorsunuz, belkide yeni yürümeye başlayan çocuğunuz da bir kaç adım önünüzde, zırt diye gelen bir motor, üzerinde ağzında sigara kasksız ya da kaskı kafasına takke gibi takmış biri, gözü kararmış malum pizzayı 30 dakikada yetiştirecek ya, ya da bir sucu motorun üzerinde, arkasında ve de bacak aralarında en azından dört büyük su bidonu. Deli gibi gidiyor, umurunda değil sanki hayatta kaybedecek birşeyi yok, siz de umurunda değilsiniz. O istediği gibi gidiyor, isterdiği ters yola giriyor, size kafa tutuyor, motoru istediği yere park edebiliyor. Zira yaya kaldırımları onun tabii yolu ve de hiç bir trafik işareti onlar için geçerli değil. Tam bir vahşi batı görüntüsü..
Acaba bunları denetleyecek bir merci yok mu, trafik polisleri yalnızca geceleri, belli noktalarda pusu kurup, içkili yerlerden çıkanlara alkol muayenesi mi yapar... Neden kaldırımlarda ters yönlerde istiab haddini çok aşmış bir yükle yarışçı sürati ile giden scootercilerle ilgilenmez.
Birgün yaya kaldırımında bir vahşet yaşanacak bunun önüne o zaman mı geçmeye çalışılacak....
Avrupa birliğine girmek mi ? Hadi canım.... 

Cumartesi, Aralık 26, 2009

İyi seneler

Herkese aşk dolu, mutlu, sağlıklı, afiyetli, başarılı, bol ve temiz kazançlı bir yeni sene dilerim.

Herşey gönlünüzce olsun, yeterki gönüllerdeki güzel ve tertemiz olsun, birimizin mutluluğu diğerinin gözyaşı olmasın, gönüller de ağızlarda temiz olsun, alınlar hep açık olsun 

Kin ve nefret hep uzaklarda olsun. 

Perşembe, Aralık 24, 2009

Günlere bakış

Malum hikayeler, her geçen gün, bize gerçek sorunumuz olan işsizliği, krizin ağır etkilerini, açlık sınırında yaşayan insanlarımızı, ekonomideki batışı, yeşil sermayeli şirketlerin önlenmez yükselişini unutturacak senaryolar, gündem değiştirmeler, şaşırtmacalar gırla devam.

Artık sıkıldık bıktık ama yapacak birşey yok,bir yandan büyük bir  değişim yaşanıyor, sabahtan akşama kadar darbe söylentileri dolanıp duruyor, yahu arkadaşlar ben üç buçuk darbe yaşadım, bilirim darbe böyle olmuyor, artık darbe falan da olmaz zaten de olmasın. Boş yere konuşmayalım gerçek gündemimize bakalım, açlığa işsizliğe sahip çıklarım, ziyanı yok oy kaybedin ama gerçek gündemimize dönelim. İtfaiyecileri, Tekel işçilerini düşünün onlarla uğraşan yok varsa yoksa amanın bize darbe yapılacaaaak gulyabanisi ile ıslak mı kuru mu? martavalları ile şişmiş gündem..... Geçen gün zaman gazetesinde tesettürlü (tabii olarak) bir bayan yazar yazmış, "dindar geçinen iş adamları işçisini daha çok eziyor" diye, ellerine sağlık, ortada ezilmeyen çalışan kaldı mı, kriz bahanesiyle sigortasız çalıştırmalar, yarım ödenen yada hiç ödenmeyen maaşlar, işimden olmayayım diye ücretsiz izinli gösterilip maaş bile almadan  hala çalışan insanlar, madenlerde sönen ocaklar....... gündem bu, darbe falan değil, ama bunlarla uğraşan yok.....batasıca darbe lanet olası....

Malum kişiler cırıl cırıl beyanatlar verdiler, "istifa ediyoruz sine-i millete dönüyoruzzzz, demökresiii" .....yerim ya bu lafları, ne kadar kolay Robin Hud lafları ve şark kafa....Zaten istifa etseler meclisten karar çıkmadıkça hikaye.... hele bir de ada sakini cani "oturun oturduğunuz yerde" deyince sus pus.... Ortada bir de sözde bağımsız millet vekili var hani hesapca solparti kuracaktı falan o da yeni partilerine teşne olmuş, kardeşim bir karar versene....
Ama bunlara en güzel cevabı Erbil'deki kürt gazeteciler verdi, dediler ki "neden malum terör örgütünün kuyruğundasınız???  bizleri de kendi silahlı hareketlerinize ortak mı edeceksiniz, sizin kendi fikirleriniz yok mu ?", arkadaşlar sus pus "başka soru sormayın " deyip maşlamışlar... eee yakışır, bunlar hep el cepkeni ile..............

İfadesi her daim hüzünlü, gözü yaşlı bakanımıza hesapça bir takım nahoş işler yapılacakmış. Bunu yapacaklar yakalanmış, sonra anlaşılmış ki bu kişiler başka bir iş peşinde..... Hüzünlü bakanımız "ben pek inanmadım" mealinde ifadeler veriyor.  Daha hiç bir şey belli değil ama  ifadeleri ile bu milletin en güvenilir kurumu olan olan silahlı kuvvetlerin söylemlerine gölge düşürüyor... Şahsi kanaatim öne sürülen eylem ile alakalarının olmadığı, zaten bunu kimse de tasvip edemez, nerede yaşıyoruz yahu, seversin sevmezsin devletin bakanına bu gibi bir eylemi kimse tasvip etmez. Ama bence her taraf susmalı, Hükümet, askerle adam gibi oturup konuşmalı, yargı ise durumu hepimizin anlayacağı gibi ortaya çıkarmalı, cezayı hakeden var ise almalı... Onun yerine zaten muallakta olan bir konuyu daha fazla konuşarak sulandırmanın manası yok....

Hrıstiyan dostlarımın 24 aralık gününü kutlarım.....

Cuma, Aralık 18, 2009

Ankara meydan muharebesi 2009

Aslında fotograf bildik, çok sık rastladık bir durumu gösteriyor.. 

Bir tarafta hak arayan işçiler, üstlerinde çöp topbalarından yapılmış yağmurluklari ellerinde pankartları, Türk bayrakları. Diğer tarafta panzerli, robokoplu, biber gazlı ve coplu polisler. 

Bir taraf devletin eski işçisi, diğer taraf ta devletin memuru ( emir almış ve uygulama mecburiyeti olan memur): yer Ankara'da bir park, yani öyle Taksim meydanı, ya da trafiğin civcivli olduğu bir yer değil.
İşçilerin hak arama nedeni basit, devletin güvenli işçisiyken, iş görmekte oldukları işletme özelleştirilmiş bu işçilere de denmiş ki, merak etmeyin tüm özlük haklarınız saklı kalacak bir kaybınız olmayacak.... Safiyane inanmışlar. Yeni gelen işletmeci de diyor ki artıık sizi mevsimlik işçi yapacağım yani, 6 ay maaş alacaksınız, 6 ay almayacaksınız, haaa aldığınız maaşı da 1/4  indireceğim.... 

Arkadaşlar da kalkmışlar Ankara'ya gelip eylem yapıyorlar. Birileri ellerine taş ceplerinme para vermemiş, bölücü mahiyette bir söylemleri yok, dükkan yakıp yıkmıyor otobüslere molotof kokteyli atmıyorlar. Onlara destek vermek için muhalefetten milletin vekilleri de gelmiş.

Polis diyor ki ey millet vekiileri siz buradan ayrılın, hoş ayrılmazsanız da farketmez.

Sonra kızılca kıyamet kopuyor, feci resimler çıkıyor ortaya içlerinde milletvekillerinin de olduğu insanlar perişan, bazıları çaresiz Ankara soğuğunda havuza atıyorlar kendilerini, vs.vs. vs..... Bir sürü gözaltı, fenalaşanlar,


Bu mu demokrat yönetim? Yoksa demokratlık sadece malum  açılımı ilgilendirilen kesime mi uygulanıyor yalnız ???....

Ama işçiler de kabahatli !!!!! örneğin, yahu muhteremler siz neden ilk toplanma yeri olarak iktidar partisinin genel merkezi civarını seçtiniz.

Bu mu hak adalet ?  o polis arkadaşlara sorarım acaba sizin maaşlarınıza aynı zulüm gelse tepkiniz nasıl olur.... acaba oradaki milletvekilleri iktidar partisinde olsaydı davranış aynı olur muydu ? 

İşçilerimize sabır diliyorum, Allah yönetimdeki takıma da Hazreti Ömer adaleti nasibi müesser eylesin.

Salı, Aralık 15, 2009

İyi ki doğdun sevgili.....



Canım sevgili 
İyi ki doğdun 
İyi ki sevgilim oldun....
Sağlıkla,
Başarılarla,
Mutlulukla, 
Aşkla,
Bin yaşa...
Güler yüzün solmasın,
Bahtın açık, 
Gönlün hep ferah olsun...

Tuttuğun altın olsun...

Cuma, Aralık 11, 2009

sus pus oldu bunlar

Ne oldu pek çok insan ( hem de çoook önemli mevkilerde olanlar da  dahil ) , bir sürü liboş ve dahi o....bu... artık kimler olduğu belli olan bir sürü adam allahım ne olur bu katliam bir komplo olsun diye dua etti hatta beyanatlar verdi hem de çok bilmiş ifadelerle.... Hani şöyle altından malum davaya ait bir minik emare çıksın diye ..... ama olmadı, katliamı kimin yaptığı belli oldu.... bunların topu buz kesti, lanet olsun teröre, lanet olsun ve daha da şeddeli olarak lanet olsun ondan şu veya bu şekilde nemalanmaya çalışanlara.....

Yanarak ölen genç kızımız, şehit olan fidanlar allah size gani gani rahmet eylesin, nur içinde yatın.

Bir kere daha belli oluyor ki terörün beli kırılmadan açılım, kapanım hepsi hayal. 

Perşembe, Aralık 10, 2009

ilginç notlar

Yurdumdan  manzaralar:

Diyarbakır’da 1750 yıllık Meryem-ana Süryani Kilisesi’ne giden kimliği belirsiz 3 kişi, papaz Yusuf Akbulut’u “İsviçre minareleri yasaklıyor. Biz de size çan kulelerini yasaklıyoruz. Cuma gününe kadar kilisedeki çan kulesini yıkacaksın” diyerek tehdit etm,ş
Hani bir yazımda biz kardeş kardeş yaşıyoruz demiştim ya geri aldım..

Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) kararıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nden irticai faaliyetleri nedeni ile ihraç edilen 10 subay ve astsubayın 2007 ve 2008 yıllarında Enerji Bakanlığı’nda göreve başladığı ortaya çıkmış
Yahu ne olacak zaten malum parti irtica odağı olmaktan hükümlü değil mi ?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, her yıl bir ya da iki liderin ilk gösterimine davet edildiği dünyanın en önemli gösteri merkezlerinden Milano’daki Teatro La Scala’nın Carmen temsiline gitmedi. Her yıl sadece bir ya da iki lideri gösterilerinin galasına davet eden Teatro alla Scala, bu yıl Carmen’in galası için Gül’e davette bulunmuştu. Ancak Gül ve eşi, geçen pazartesi günü gerçekleştirilen programa katılmamış
İlahi bu haber mi ? aslında katılsa haber olurdu..... 

Özel sağlık kuruluşlarında tedavi gören Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bağlı hastaların ödeyeceği fark ücreti yüzde 30’dan yüzde 70’e çıkarılınca sağlık örgütleri ayağa kalkmiş,
Vallahi bu örgütlerin hepsi darbeci, barış düşmanı, biraz daha az konuşsalar ne iyi olacak !!!

Yalova Belediye Başkan Yardımcısı Ahmet Özsümer, eski AKP’li belediye yönetiminin 2007 yılında Yalova girişinde bulunan Atatürk kaidesinin içine baz istasyonu yaptırarak bunu belediyenin yan bir şirketi olan Yalova Çevre ve Eğitim Vakfı (YAÇEV) AŞ aracılığıyla kiraladığının ortaya çıktığını açıklamış . Basın toplantısı düzenleyen Yalova Belediye Başkan Yardımcısı Özsümer, 2007 yılında Kocaeli yönünden Yalova girişindeki işlek karayolunun tam ortasına konulan baz istasyonun Atatürk bulvarı kaidesiyle kamufle edildiğini söyledi.
Atam nelere kadirsin. Herkes bir şekilde senden istifade peşinde...

Tokat’ta şehit düşen askerlerden dördü daha toprağa verildi. Cenaze törenlerinde hükümete tepki yağdı İskenderun’da şehit babası, Başbakan’ın gönderdiği çelengi göstererek, ‘çıkarın o yazıyı’ diyerek bağırmış.
Yorum yok...

Tokat'taki adi saldırıyı malum örgüt üstlendi.
Yahu ne bekliyordunuz ey ... neyse...

Dünyada 100 milyon kopya satan “Da Vinci Şifresi” kitabının yazarı Dan Brown İstanbul’a geldi. Atatürk Havalimanı’nda sempatik tavırlarıyla ilgi odağı olan Brown, “Heyecan verici bir ülke olan Türkiye’de bulunmaktan mutluluk duyuyorum” demiş.
Vay be adam bizde ne şifreler bulur yaza yaza bitiremez...

Kalın sağlıcakla... 

Salı, Aralık 08, 2009

zor günler

Dün, bugün gene sıkıntılı günler memleketimiz için.  Hain ve adi bir elin attığı  bir molotf kokteyli ile yanan genç kız günlerce sürdürdüğü yaşam mücadelesine yenik düştü. 18 yaşındaydı, yetersiz eğitim yapısı içinde harcanmamak için, okulun verdiği dersler yetmediğinden dersaneden dönmekteydi. Otobüsten iniyordu. Bir kahpe elin attığı patlayıcı onu ömrünün baharınba, bu dünyadan, sevdiklerinden aldı götürdü.

Onlar ise vatani göravlerini yapan 7 gencecik adamdı, umutları, istekleri, sevdikleri vardı, kalleşçe pusuya düşürüldüler, yan gelip yatmıyorlardı, şereflice askere gitmişleri her vatandaşın yapması gerektiği gibi... öldüler..... belki de hayatlarında ilk defa uçağa bindiler bugün tabutları içinde, elem oldu keder oldu....

Bunların hesabını kim verecek,  bu mu açılım ? bu mu kardeşlik ?  ama şimdi birileri çıkıp i "bu eylemi biz tasvip etmiyörüüüz bünü  kardeşiği bozmak isteyen mihraklar birileri yapıyüüür" falan demesin rica ederim karnımız tok... Hadi o öyle diyelim ( ki bence kimin yaptığı belli)  etraftaki taşlı ,sopalı, molotoflu, eylemleri kim yapıyor, yaşları 18 in altında diye çocuklara taş verip kim attırıyor,  hangi kalleş el....

Açılım açılım, al sana açılım, şimdi dert bin oldu, eskiden birbirlerini Ahmet, Mehmet diye bilenler şimdi o Türk, bu kürt diye bilir oldu. Tıpkı bir zaman demokrat partili, halk partili; sağcı, solcu ; dinci, laik olduğu gibi gene bölündük gene birileri ve öbürleri olduğumuz gibi...

Böyle şey mi olur, sen yıllarca Türkiye'nin öyle bir sorunu yok de sonra secimlere bir yıldan az kala o bölge oylarının avcılığı, liboşların cici biciliği için açılım de adı da belli değil içeriği de....

Böyle mi olur, kimse bir sıkıntı yok demiyor, ama açılım parti mevzuu olmaz olamaz olsa olsa devlet mevzuu olur onun için de belki binlerce âkilin kafa kafaya vermesi çalışması lazımdır. Bunun neticesinde tam bir mütabakat ile karar alınmalıdır. Kimse bana birileri milliyetçilik yapıyor da demesin, zira karşıda tamamen bir ırkın milliyetçiliğine soyunmuş parti ve illegal örgüt var esas onlar kafatası milliyeti yapmaktalar....

Aklıselim dostlar, demokrasi konuşabilme rejimidir, konuşmak gerekir, konuşmayı sadece bir cihetten görmemek, her söze hemen, barış düşmanı, hain vs gibi kulplar bulmamak gerekir. En önemlisi yurt içindeki barışın o yurdun yer köşesindeki insanının içine sinmesi, kimsenin aklında soru işareti kalmaması gerekir. Bu gibi işler parti politikası değil devlet politikası olmak gerekir. 

Perşembe, Aralık 03, 2009

köşe yazarları daha az yazsın hatta hiç yazmasın ( ama hepsi mi)

Başbakan Bay Recep T. Erdoğan, partisinin Meclis’teki Grup Toplantısı’nda köşe yazarlarını eleştimiş ve demiş ki: 


"Geçmişte bir köşe yazarı haftada bir ya da iki kez yazardı. Ama şimdi her gün... Yarım saatte bir köşe yazısı yazabiliyorlar, ne kabiliyetli insanlar. İş bu noktaya geldi. Bunların yaptıkları, açık bir tahrikten başka bir şey değil. Bu tezleri ileri sürenler millet, devlet, barış düşmanlarıdır. "


Bay Başbakan, demokrasiden sıklıkla dem vurur, bizzat kendisinin ne denli demokrat olduğunu, partisinin fikir ve görüşlerinin tam demokrasiden yana olduğunu beyan eder. Ne güzel beyanlar, ancak konular üzerinde konuşmamak anti demokrasinin temelini teşkil eder. Demokrasi bir konuşma, fikir beyan etme kültürüdür. Birilerinin susmasını isterseniz bu defa demokrasi algılamanız birileri tarafından değişik yorumlanır.  Üstelik siz, sadece sizin fikirlerinize karşı çıkanların susmasını, konuşmamasını, yazmamasını isterseniz, bu defa iş adeta diktatörlük rejimi gibi algılanır. Ve dahi siz kendi fikirlerinizi savunanların her gün hatta belki günde bir kaç kere yazmasını arzuluyorsanız bu defa durum daha da fercaattir.


Yok canım buna inanmak istemem olsa olsa Bay Başbakan yanlış anlatmış yada bir kısım duyan kulaklar yanlış duymuştur.


Olur mu öyle şey hiç, yani sizin fikirlerinize uymayan vehautta muhalefet eğilimi gösteren herkes "tahrikçi", "devlet, millet ve barış düşmanı" hatta "darbeci" olarak fişlenecek, yok canım hiç böyle düşündüğünü zannetmiyorum... 


Yok daha neler. Allah allah ve minel garaip....

Salı, Aralık 01, 2009

güne bakış

Bayram tatili bitti, keyifli geçirilen günlerin yanında gene bildik bayram tatsızlıkları yaşandı. Her kurban bayramında olduğu bibi kendini yaralayan kasaplar, kaçan hayvanlar, arka bacakları kesilip yerde sürünürken adeta infaz edilen zavallı inekler, unutamadığım resim ise bir kişinin kesilen kurbanı videoya çekmesiydi... Kredi kartı ile ( yani borçla, taksitle) alınmış hayvanlar... Tabii ki bol bol trafik kazası ve de nispeten azalmış kanlı manzaralar tekrarlandı. Neyse geçmiş bayram kutlu olsun....

Garibime giden bir konu var sizlerle paylaşayım, sık sık şehir içinde uzun süreli araba kullanıyoırum, genelde haber radyolarını dinliyorum. Bu radyoların ekonomi bültenleri gerçekten adeta bir başka dünyalı gibi davranmaktalar.... Bol bol, İstanbul ve diğer şehirlerin borsa analizleri, şirket durumları çapraz vesaire kurlar, analizler analizler, sanki yurdum insanının tamamı borsada oynamakta, refah artmış herkez paralar içinde yüzmekte ve de bilmem neresi borsasının durumuna göre bunların tabiri ile "pozisyon almakta". 
Gerçek bu mudur?  bugün yayınlanan TUİK raporlarına göre milyonlarca insan yüzbinlerce aile açlık sınrında, memurlar, ( ne zamandan beri grev hakkı yasa dışı oldu ise) grevlere gitmekte, emeklilerin durumu içler acısı... Dünyanın en pahallı benzinin kullanıyoruz,elektriğie doğal gaza içinden çıkılamayacak zamlar ensemizde....

Neden güncel ekonomik halimiz ile ilgilenmezsiniz ağalar, zannederim diğerleri hakkında fikir yürütmek daha havalı, gaz ile bez ile tuz ile, grevler le, emeklilerle uğraşmak avam kaçıyor herhalde...

Başbakan, birşeyler anlatıyor, ben anlattıklarına bakarak herhalde başka bir ülkede yaşıyorum diyorum. Üstelik kendi yaptıklarını yada yapamadıklarını değil de muhalefeti anlatıyor kendi açısından...Bir muhalefet lideri her şey hallolmuş ta kendisine Başbakan küfür etti mi etmedi mi diye dudak okutmak ile meşkul.. Deniz bey güzel konuşuyor ama muhlif olan halkı oy verme sırasında harekete geçirecek projeleri halka inandıracak şekilde anlatmıyor....

Millet birbirinin telefonlarını dinliyor.... Şimdiye kadar hiç düşünmediğimiz yanı başımızdaki komşumuzun etnik kimliğine göre yeni nefretler büyüyor.... Türkiye kurulduğu andan bu iktidara kadarki büyüme hızı ortalamasının, bu iktidar döneminde altına inmiş..... Bunlarla uğraşan yok, hayal dünyasında bir iktidar ve yetersiz muhalefet vah vah vah....

Bir sözüm de bizim her bir halimize b...k atan yabancılara ve de özellikle İsviçre vilayetine, biz darülacezesinde kilisesi, sinagogu, camisi olup hepsine aynı gözle bakmış bir asil milletiz, bize karışmayın bizi  karıştırmayın, iki minare için düştüğünüz yüz karası duruma oturup ağlayın. 

Çarşamba, Kasım 25, 2009

Temel insan hakkı.... konuşmak, özgürce...

'80 li yılların sonu '90 lı yılların başlarında işim icabı Romanya'da yaşamaktaydım, epey de uzun süre de yaşadım. Romanya devrimi ben oradayken oldu, dolayısı ile devrimin öncesini ve sonrasını hem de neredeyse yerleşik biri olarak yaşama fırsatım oldu. Çok enteresandı tabii, hele benim gibi tarihe, politikaya meraklı biri için.

Konuşmazlardı önceleri, genelde yaklaşmazlar, soğuk davranırlar, hiç güvenmezlerdi, çok samimi oldukça onların da daha yumuşak ve insancıl halini görürdünüz. Telefonda konuşmayı sevmezler, istemezler, her mekanda istedikleri gibi fikir beyan edemezlerdi. Her yerde her daim dinlendiklerine inanırlar, otellerde vazoların altına, çiçeklerin içine gizlenmiş mikrofonları ararlar ve hatta bazen de bulurlardı. O zaman cep telefonu yoktu ama ev ve iş telefonlarından konuşmaları ( hele yabancılarla) büyük meseleydi. Her an her yerde dinlendiklerini düşünürlerdi. Bu onları yalnız sus pus insanlar olmaya ve alkole bağımlılığa kadar varan alışkanlıklara itmişti.

Devrim sonrası, neredeyse her yerde evlerin aralarında, dükkanların kenarlarında, ofislerin girilmez bölümlerinde, üzerinde onlarca kaseti kaydeden cihazları bizzat görmüş ve şaşırmıştım. Elbette o zaman elektronik daha az gelişmiş olduığundan devasa aletlerdi...

İşte dinleme faslı böyleydi, bir toplum dinlemenin baskısı altında ezilmiş susmuş susturulmuştu, düşünebiliyormusunuz en tabii hakkınız konuşmak ve düşüncenizi bir diğer kişiye iletmek, bunu yapma hakkınız bile yoktu daha doğrusu vardı da sonuçlarına katlanmaktansa susarlardı, suskun bir halktı, suskun ve bezgin... Evet Romanya o zaman baskıcı komünist Çavuşesku ve şürekasının tek hakim olduğu bir devletti. Korkak paranoyak bir idareydi, insan hakları umurlarında değildi. Tek hakim, tek güç idiler (daha doğrusu öyle olduklarını sanıyorlardı) baskıcı, işkenceci bir polis devletiydiler, geldikleri gibi gittiler hem de sonları acı oldu...

Düşünürüm de en aptalca laf şudur, " eh yahu benim gizlenecek hiç bir şeyim yok varsın dinlesinler " ... Bu söylenebilecek en vahim laftır, kişisel mahremiyetin sınırı yoktur birileri için çok normal olan özel hayat paylaşımları bir başkaları için en mahrem olabilir. Düşünebiliyor musunuz ? bırakın sevgiliyi, eşiniz ile geçirdiğiniz mahrem bir olayı, pis bıyıkları altında ıslak dudaklarını yalayarak dinleyen herhangi birinin olduğunu......


Özel hayatın mahremiyeti temel insan hakkıdır.....

Salı, Kasım 24, 2009

öğretmenler günü

Bu gün 24 kasım öğretmenler günü, tüm öğretmenlerin gününü kutlarım

2008 nisanında şöyle bir yazı yazmışım;

Bu sabah uyandığımda posta kutumda bu yazıya yazılmış şöyle bir yorum buldum:

Sevgili 102 Ersin SARAN
ben seni yetiştiren Sabiha Özyurt öğretmeninin oğlu Diş Doktoru Serdar Özyurt annem hakkında yazmış olduğun güzel sözler için size teşekkür ederim.Ne sizler gibi öğrenciler ne de annem gibi öğretmenler kolay kolay bir araya gelmez sizlerin çalışma defterleri ve bilginiz şuanda lise öğrencilerinde bile yok hakikaten milli eğitimin ve memleketimin durumuna büyük üzüntü duyuyorum.Sizin yazınız üzerine annemin son sınıf hatırasından resminizi buldum o zamanda güler yüzlü sevimli bir çocukmuşsunuz hayatınızda başarılar dilerim herşeyi bizi yetiştiren ve güzel şeyleri öğreten öğretmenlerimize borçluyuz bu vesile ile bütün öğretmenlerin , öğretmenler gününü kutlar rahmetli annemide sevgi ile anarım.
Dr.Serdar ÖZYURT
23.11.2009


Ne kadar mutlu olduğumu tahmin etmemek elde mi, kırk, kırkbeş yıl öncesine gittim, çocukluğuma, bir kere daha hatırladım, öğretmenimi, okulumu, o günün şartlarını, aydınlanmacı, akılcı, pozitif ilimin güneşi ile yıkanmış, tertemiz hiç bir dogmanın esiri olmayan zihinleri ile bizlere bilgi aktaran kıymetli öğretmenim Sabiha Özyurt hanımefendiyi ( öğretmenim yazdığım yazıyı bir defa daha okudum pek çok imla hatası yapmışım umarım hala kırmızı kaleminiz ile işaretler, yıldız gibi imzanızla imzalarsınız.) , diğer öğretmenlerimizi......
O gün de kısıtlı bir maaşla çalışırlardı, ama gözleri pırıldar, bize hiç bir şey yansıtmazlardı, onlar eğitim neferiydiler. Başöğretmen Atatürk'ün izinde devrimin yılmaz birer bekçisi, yeni kurulmuş cumhuriyetin ışığıydılar, ölenler rahmet içinde yatsın sağ olanların bin kez ellerinden öperim.
Bugün de eğitim veren tüm öğretmenlere saygı ve sevgiler sunarım.

102 Ersin SARAN