Salı, Şubat 26, 2008

Ada keyfi evllilik provası



Hafta sonu Heybeliada'ya gittik pek keyifliydi. Ekibimiz kalabalık olmamakla beraber çok uyumlu ve ekabirdi.

Önce otele giderek evlilik resepsiyonu ile ilgili son rötuşları ihtiva eden toplantımız yaptık ve yeme içme işlerini Sybella'ya yükledik. Sağolsun keyifle kabul edip gerekli işlemler konusunda bize hemen yardımcı olmaya başladı bile.

Tabi karnımız acıktı önce otelde yeme fikrimizi daha sonra "hadi meyhaneye" gidelim diye değiştirdik. Ne de iyi yapmışız. Oradaki yerleri tanımadığımızdan camlardan içeri baka baka mekanları gördük, baktık ki birinde gitar, ud falan var hemen girdik. Henüz geç saat olmamakla beraber ekip halinde gerekli siparişleri vermemizle, udi arkadaşın mızrap vurması bir oldu meğer oraya rastgele gelmiş olan her müşteri birşeyler çalar vaziyetteymiş. Daha sonra içeri yaşlı ama dinç bir bey ve orta yaşlı bir hanım da girdi, herkez ona hoşgeldin Niko abi dedi..............

Aman yahu Niko abi bir üstad çıktı ki sorma gitsin Türk sanat müziğinin bildik bilmedikher köşesine inanılmaz sesi ile götürdü bizler. Yanındakiler de eksik kalmadan hatta biz bile cüret ettik fasıl heyetine katılmaya.

Mezele, şişeler sonu gelmeyen şarkılar falanderken Niko abi ve yanındakiler ile ahbaplığımız ilerledi hatta kendisinin yan kilisede ayin sırasında da ilahiler okumakta olduğu bilgisine de ulaştırdı bizi.
Biz Niko abimiz ve ekibini düğüne davet ettik Niko abi de bizi ertesi günkü ayine. ( gittik tabi biraz geç kalmamız nedeni ile babacan bir fırça da yedik Niko abiden)

Saat 02.00 cıvarlarında çıkışta meydana atılmış bir piyano gördüm ve çaldım kimbilir hangi evden çıkartılıp hoyratça atılmıştı. Sesi, hiç akordu olmamasına rağmen hala çıkıyordu ( ki bu piyano çalmamız sabah gittiğimiz bir yerde " yahu biri meydandaki piyanoyu çalmış" şeklinde bize aksetti) :)

Ada muhteşem sessizliği ve içten havası ile herbirimizi elbette fethetti. Bilirsiniz ben şehirci bir adamımdır ve de öyle uzak cıvarda yeni kurulan sitelerde "aman da ne sessiz" diye yaşamaya gidenlere de hep takılırım. Zira gidilen yer tepe cıvar boşluklara, gecekondular ile iç içe yapılan tiyatro dekoru ruhu olmayan mekanlardır hep. Oysa adada rahatlıkla yerleşebileceğimizi keşfettik, zira o yeni yetme hepsi birbirinin aynı olan siteler gibi değil orası, her yerinin ayrı bir ruhu olan bibaları, sokakları, ağaçları, martıları elbete engiiin denizi ile bin yıllık yaşanmışlığı var. Muhteşemdi, muhteşem evlilik yapma yeri için en doğru kararı vermişiz aferin bize....
İşte odamızdan resimler....

Pazartesi, Şubat 18, 2008

Vaaaay bir ay geçmiş

Dostlar
Bir ayı geçen bir zaman olmuş son yazımdan beri ama yaklaşık 20 günlük kısmı Hindistan seyahati olduıundan zamanın farkına varamamışım.

Bildiğiniz gibi evlilik hazılıkları son sürat devam etmektedir tarihi yeri herşeyi belli olmuştur. Bu işlerde heyacan yaşa başa bakmıyor....

Keyifle hindistana gittik muhteşem yoga çalışmaları yaptk akla hayale gelmeyecek yerler gördük çok keyifli idi zannederim sevgili de ben de ayrı ayrı birkaç yazi le bu anekdotları resimlerle size anlatağız.

Sizleri özledik
Sevgiler
Ersin

Salı, Ocak 15, 2008

Döndü

sevgili döndü,
çok şükür, çok şükür
güneş başka doğdu
gün başka başladı
damarlara kan geldi
gözler gün gördü
kulaklar pastan arındı
akıl fikir huzur buldu
zihin berraklaştı
sakal boykotu bitti
hoş döndü
sefa döndü
bi daha gitmesin bu kadar
olur mu gemiler...

Pazartesi, Ocak 07, 2008

İzafi....

Sevgili Çin-i maçine gitmiş,
az zaman için şükür...

oysa..
zaman izafi,
beraberken kısa mı kısa
özlerken hiç bitmez.

gene de,
zamandır hınzır
bi şekil geçer
bakarsın hemen döner.

Perşembe, Ocak 03, 2008

Yılbaşıı

Oldum Olası Ev partilerine bayılırım,
Evdeydik bu yılbaşı, dostlarımızla, bazıları gelemedi, olsun daha bir sürü yıl var ve bizde de parti yapma isteği....

Tüm resimler sevgilide olduğu için buraya resim koyamadım ama tahmin edersiniz

Ekibimiz çok uyumluy ve keyifliydi, gayet iyi eğlendik, müziklerde hep damardan gittik, yeni yıla "shine on you crazy diamond" ile girdik, şampanyamız iyi soğumuştu, şaraplar lezzetli idi, sevgili iç pilav ben ise hindi yaptım yani sölemiim diyeceğim ama muhteşemdi, tubişin annesinden gelen dolma, şebolar ile gelen fava ve humus nefisti, çincun elleri mezeler ile dolu geldi ( kızım benim conguzları unutma artık ha). Ati şarap varyasyonları yapmiş, ahm ise şat için absolute getirmişti şimdi burada bir sürü unuttuğum var ama kusura bakmayın.

Ağacımız pırıl pırıl bizimleydi.

Şömine odunlar bitene kadar (03:00) yandı, sonra ne bulduysak koyup sabaha kadar yaltık ( ati ile çimcun desteği ile, galiba cd rack'i bile yaktık bi ara :))

Gecenin nasıl geçtiğini anlamak mümkün olmadı..

Şimdi kıskanacağınız bir bilgi ertesi gün ve dün biz kendimize "artık partisi" yaptık hala şahaneler..

Sevgili iyi ki varsın, yanımda ve kalbimdesin, seninle girilen her yıl daha da güzel....

Dostlar iyiki geldiniz, gene gelin yakında düğün sonra sünnet var...

Herkese, çok çok güzel keyif, mutluluk, sağlık ve pırıl pırıl bir yıl dilerim,

Umarım memleketimiz ve dünya için de aydınlık olur...

Cuma, Aralık 28, 2007

Milli Eğitime Maşallah

Bilgiğiniz gibi Cumhuriyet'in en önemli yasalarından biri de o zamanki tabiri ile "tevhid-i tedrisat" kanunudur. Bu kanun ilk,orta ve lise öğretiminin "eğitimin birliği" kuralına göre yapılacağına dairdir. Böylece adı geçen öğretim laik bir cumhuriyet olan devletin, eğitimi bir elden ve laik sistemle yürüteceği konusunda değişmez bir esastır.

Cumhuriyet'in kuruluşundan başlayarak uzun yıllar bu şekilde sürdürülen eğitim,bu konuyu kendilerine oy arpalığı yapan partiler sayesinde maalesef sulandırılmıştır. İHL'ler yani imam hatip liseleri kurulmuş daha sonra ise milli eğitim ile hiç bir ilişkisi olmayan Kur'an kurslarında müfredatı hiç belli olmayan ve ne idüğü belirsiz kişilerce eğitimler verilmiştir, mahalle baskısı ile küçücük filizler kız - erkek bu yerlerde rahleler önünde oturup başlarına takke veya sıkmabaş takarak " ce... ceyli... cala cula... cumburleyli .. cap cup...." diye, bize okullarda karanlık günler diye öğretilen garip bir eğitimi alırlar. Benim derdim ne Kur'anla ne dinle ama küçücük çocukların beynini yıkamak ne menem bir iştir, belli.....

İHL'lere kız öğrenciler de alınmış bu öğrenciler sıkmabaşlı olarak okula gider gelir olmuşlardır. İşin garibi adı İmam ve Hatip olan bu liselere neden kız öğrenci alındığıdır. Zira islamiyette kadın imam ve hatip yoktur, olsa olsa kadın hafızlar bulunur belki ama, bunlar da ulemaca ne kadar kabul edilir bilinmez. Yani aslında bir meslek lisesi olmasıdır ve mesleğe yönelik bir konuda o mesleği yapamayacak olan kızlar da okutulmaktadır. Bu ne büyük tenakuzdur sorarım, İHL'ler de nasıl bir eğitim yapıldığı ve bu eğitimin kontrolü ne şekilde yapıldığına dair sorular sorulduğunda burada noırmal lise gibi dersler okutulduğu buna ilaveten de arapça ve dinsel eğitim verildiği söylenir. İHL'ler O derece özerktir ki bunlara sermayenin belli kısmı her türlü yardımı yapar ramazanlarda yemekler verilir vs.vs.vs.

Ne gariptir ki tevhid-i tedrisat kanununa bir şekilde uydurularak sıkmabaşlı kızlkarında gönderileceği, kızların erkeklerin harem - selamlık olduğu alternatif ve dinci bir okul yaratılmıştır. Burada Atatürk'ün vefatından sonraki ve de özellikle Demokrat parti başta olmak üzere tüm hükümetlerin ağır sorumluluğu vardır.
Şu anda Türkiye'yi yöneten kadroların Başbakan RTE dahil neredeyse tamamı, o okullardan mezundur. Sahtekarlıktan hüküm giymiş olan ve bu cezasını punduna uydurularak "ev hapsinde geçiren",eski abileri Mecmüddin Erbakan hoca, bu okullar için "oraları bizim arka bahçemiz deme hakkını bile bulmuştur kendisinde varın ötesini siz düşünün.


Bugün devlet İHL'lere her türlü yardımı maddi ve manevi bakımdan sınırsızca yapmaktadır, öyle ki İHL'ler kendilerine verilen bu muhteşem ödeneğin %46'lık kısmını harcayamamıştır. Oysa normal liselerde yakacak olmadığından soğuk havada dersler yapılmakta, her türlü masraf veliler tarafından karşılanmaktadır. Öğretmen ve derslik açıkları büyüktür. Yazıklar olsun benim laik cumhuriyetimin milli eğitimine .....

Adana'da, öğretmen olmaması yüzünden okullardaki din derslerine cami imamları girmektedir, okul talep etmekte, kaymakamlık izin vermekte ve milli eğitim ise ses çıkartmamaktadır ( neden çıkartsın ki ) .... Bu İmam efendilere öğrenci başı 5 YTL ödenek verilmektedir ( oh maşallah öğretmenler kadro beklesin, imamlar yesin ... kimsenin cebinde gözümüz yok ama allah islah etsin)...

İstanbul Bağcılar'da bir öğretmen, okuldaki sıkmabaşlı öğretmenlerin kılık kıyafet kanununa umadıklarını, okul idaresine bildirmiş, idare bu genç öğretmeni kaale almamış, öğretmen de bunların resimlerini cep telefonu ile çekip, okul müdürü ve milli eğitime vermiş, sonuç ne olmuş biliyor musunuz, sürmüşler, elbetteki sıkmabaşı hocaları.... tabiki değil, zavallı resmi çeken cımhuriyet öğretmenini, hem de bulunduğu yerden 35 km ötede Çatalca'da bi okula...

Memleketimin, milli eğitiminin özel olan kısmı ise tamamen tarikatlara, kerameti kendinden menkul, zırlak, sümüklü şeyhlerin, yönettiği hiçbir şekilde denetlenmemekte olan vakıflara ait okullar eline emanet edilmiştir, ohh yarabbi şüküüüüür. Doğu ve güney doğuda, tarikat - şeyh gettoları kurulmuş öğretim eğitim zaten tamen ellerindedir. Tabi, en büyük köy haline getirilmiş olan İstanbul'un durumu ise ortadadır, çarşamba falan gibi mahalleler tamamen kendi şartları ile yaşamaktadırlar...

Üstelik İngiliz vatandaşı olan bir Bakan!ımız bile mevcuttur, kendisi kabine üyesidir ve de çifte vatandaşlığı ile gurur duymakta herkese de tavsiye etmektedir. Allahım daha neler göreceğiz biz yahu... Vallahi Turgut bey peygamber gibi kaldı ha....

Sizlere kaç gündür keyifli yazılar yazıyordum ama memleket gerçekleri ortada, yüzleşiniz biliyorsanız da hatırlayınız, işte laik Türkiye Cumhuriyeti'nden eğitim vesaire manzaraları, daha neler neler var haznemde yazacağım, bilginiz olsun diye.

Vah vah vah...

Sonra gel Fazıl Say'a kız, adamın canı burnından geldi ki söledi, yoksa kim memleketini terk etmek ister.

Perşembe, Aralık 27, 2007

veee resimleeer

Malum keyifli Prag gezimizin resimleri ancak şimdi koymaya başlıyorum. Daha önce dediğim gibi azlaf çok resim.....


işte ekip



Çek askeri olduk yaw



işte harry potter seti gibi manzaralar



Komik Prag,









Sokakta Cazzzzzzz


işte meşhur saat


Arkası yarın efendim ( daha çok var yahu)






Salı, Aralık 25, 2007

Prag Praha Praag Prague

Sevgilinin armağanı doğum günü hediyelerimden sadece biri olan Prag seyahati muhteşemdi. ( bu kartta görülen yerde şimdi geniş bir bulvar var ve ortasında eski iki tramvaydan oluşan "cafe tramvaj" )

Sanki canlı Harry Potter seti olan bu romantik şehirde kafamıza göre takıldık, sokak köpekliği yaptık. Resimler, yarın, öbürgün. ve sonraki gün....( az yazı bol resim) ...

Çok teşekkür ederim sevgili bu keyifli günler için....

Pazar, Aralık 16, 2007

sevgiliye

Doğum günün kutlu olsun sevgili,
yüzün hep parlasın
gözlerin hep gülerek baksın
sağlıkla mutlu ol
bereket hep yanında olsun
aklın hep böyle sağlam çalışsın
fikrin hep böyle tertemiz olsun
zihnin berrak ve saf kalsın hep
aldığın nefes tertemiz kalsın hep
varlığın hep dik.....
uykun güzel olsun
uyanışın ferah
ellerin hep iyi şeyler tutsun
ayakların doğru yerlere bassın
sağlık her yanını sarsın
sevgi seni yüceltsin
varlığın hep huzur versin
ve bunları hep yanında olup göreyim
ve hayatı seninle paylaşayım
tertemizce....

Salı, Aralık 11, 2007

YÖK

Tarafsızlığı ile ünlü, demokrat Reisicumhurumuz, yeni YÖK başkanını aynı tarafsızlık ile seçmiştir. Vatana millete "hayırlara vesile " olsun.
Zaten başka bir tavır beklemiyorduk. Aynen dediği gibi tarafsız her partiye ve her görüşe aynı uzaklıkta ve de parti rozeti taşımayan, adil bir devlet adamıdır.

Cuma, Aralık 07, 2007

tekzip ve soru

Dyarlı bir yazı blogger olarak, dünkü yazımdaki bir konuyu tekzip ediyorum, Cumhurreisinin refikaları, tabanı kırmızı ayakkabılarını Christian'dan almamışlar, her Türk kadını gibi nursace'den almışlar, bedeli de 275 YTL imiş.
Gazeteler de bunu yazıyor hadi yaşadı Nursace artık tüm sıkmabaş hanımlar oraya koşar alışveriş yapar.
..................................
Tekzip buraya kadar, şimdi soru, mütedeyyin bazı hanımlar başörtü takar örtünür vs. vs., tabi insanlar istediği gibi davranır, bu gibi davranışları sergileyeneler belli bir iddianın sahibidir. Muhakkak ki davranışları da böyle olmalıdır, en azında böyle düşünülür.
Prensipte kapanmanın anlamı, vücut hatları vesaire ile tahrik edici bir merci olmamak, mümkün olduğunca, olası tahditkar gözlerden uzakta kalmaktır. Acaba mesela, kırmızı tabanlı ayakkabı giyilmesi bu görüşteki kişiler için doğru mudur ? yoksa kavram kargaşasımıdır, işine geldiği gibi davranış mıdır ?.
Ben bilemedim siz söyleyin, yada söylemeyin düşünün.
Aman ya ayaktı baştı, memleketin ne dertleri var biz nelerle uğraşıyoruz.

Perşembe, Aralık 06, 2007

Ilımlı islam burjuvazisi

Muhterem zevat,

Yüce Amerika devletinin yurdumuzda adeta bir genel vali ( elbette mümkün değil) edasıyla bulunan başsefiri, akepe mebuslarını arada bir toplayıp bilgiler alıp veriyormuş, biz bunu ilk önce Türkiye Cumhuriyeti'nin kendilerini kürt alt kimlikli ( başvekilin ifadesi ile) mebuslarını toplamak istemesi ile öğrenmiştik (muhterem başvekilimiz desturun; "çüş artık bu kadar da olmaz canım" şeklinde düşündü herhalde ki izin vermedi ama) meğer daha üncesi de varmış. Ki bu sefir, daha önce akepenin anayasa ile ilgili zevatını da toplayıp kahvaltı ettirmiş. Ey yüce milletim, "ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım" diyen şairin milleti. Her halde utanç ve hüzün içindesin. Belki değilsi yahu, ne de olsa iktisadi durumumuz muvazene içerisindedir.

Ama iyi haberler de var tabi, Sabah-Atv, başvekilin muhterem damadının üstün başarı ve liyakatle mesai vererek Umum Müdür ve dahi CEO olduğu bir şirkete, tek başlarına katıldıkları ihalede muhammen bedel üzerinden satıldı. Maşallah, inşallah ( başvekilin de tabiri ile) hayırlara vesile olur. Amiiin

Ve dahi Reisicumhurun refikaları muhterem Hayrünisa Hanımefendi Pakistan Gezisinde Fransız Modacı Christian Louboutin'in Ünlü Kırmızı Tabanlı Ayakkabılarını Giydi. Yarabbelalemin sana hamdüssenalar olsun. Resimlerini aşağıda derc ediyorum. Zat-ı şerifin iskarpinlerinin liste fiatı 875 yüce amerikan doları olup, memleketimizde bolca bulunduğundan herkezce kolaylıkla kazanılabilir bir rakkamdır. Bu iskarpinleri yakinen ve ihtimam ile temaşa eylerseniz ( affedersiniz) tabanlarının kırmızı olduğunu müşahade edeceksiniz. Afiyetle giymek nasibi müesser eylesin Rabbim. Maaşallah tebarekallah ahsenel halikıyn.... Amiiiin

Artık lisanımızı da ılımlı bir şekilde kullanmak sahikası ile bu şekilde kaleme alma acizane tahayyülünde bulundum. Filhakika anlaşılabilir olduğunu ümid etmekteyim.

Muhterem fikirlerinize intizaren, hörmetler ederim efendim.

Salı, Aralık 04, 2007

Sıkmabaş ve Trafik...

Havanın güzel olduğu günlerde her yere motosikletle gitme huyum var, böylece bu zıvanadan çıkmış trafikten kurtuluyorum.

İstanbul'da her yere maksimum yarım saatte ulaşabiliyorum.
Aslında büyük avantaj ama birçok tehlikeleri de olduğu bir gerçek.

Neredeyse tüm sürücüler motorlara gıcık, zira en başta, onlar saatlerce beklerken siz vırt diye yanından geçiyorsunuz. Diğer sürücüler bu sebeple bazen O da gidemesin diye sizin yolunuzu özellikle tıkıyorlar, Çok sürücü bir motor gördüğünde hiç düşünmeden üstüne kırıveriyor direksiyonu.

Ayrıca özellikle minibüs, halk otobüsü ( ki hala kendini minbüs kullanıyorum zanneden birileri kullanıyor bunları) ve de belediye otobüsleri özellikle ve bilhassa sizi ezmek için adeta kovalıyorlar (genelden bahsediyorum öyle yapmayanları varsa da istisna olduğundan kaideyi bozmaz). Can havli ile gidiyorsunuz gideceğiniz yere.

Kusura bakmasınlar kadın sürücülerin büyük çoğunluğu zaten telefon ile meşgul olduklarından dikkatleri yolda değil telefondadır. Neredeyse telefonla konuşmadan yol süren kadın yok gibidir, onlar da bizler için potansiyel tehlikedir. Buna bir ilaveyi aşağıda yapacağım....

Bazı durumlarda diğer vasıta sürücülerine hak vermemek elde değil özellikle 30 dakkada pizza vs. getiren çocuklar ve de bilumum kurye motorcular gerçekten de hiç bir kural tanımıyor.

Dün köprü yolunda Anadolu yakası istikametinde gidiyordum, sağdan katılımın olduğu kavşaklarda hızlı olarak orta şeritten gitmelisiniz zira, kavşaktan çıkan sizi hiç tanımaz ve de "bana ne yahu ben koskoca arabayım" der ve çıkar (Oysa çoğunlukla altınızdaki motor en az o araba fiatındadır onu bırakın genellikle her ikisi de bir kişi taşımaktadır) . Böyle bir kavşağı geçerken aynı anda bir SVU da kavşaktan çıktı. Yol müsait olarak bir müddet yan yana gitmeye başladık, bu sürekli olarak üzerime yani sol şeride doğru gelmekteydi. Benim de arkamdaki vahşi trafik sebebi ile yavaşlamam mümkün değildi. Oysa ki beni çoktaaaan görmüş olması lazımdı. Geliş şekline bakarsak benim iyice sol şeride geçmem ve oradaki trafikte bir arabaya yapışmam gerekliydi. Baktığımda aracı kullananın sıkmabaş usulü başörtülü bir kadın olduğunu gördüm. Sana ne be adam diyeceksiniz ama o sıkmabaş örtü beni öldürüyordu zira önüne serpuş gibi çıkıntı yapıldığından ( biliyorsunuz bunu böyle tutmak için içine röntgen filmi kesilip konuyor) yanlızca önünü görebiliyordu, yani at gözlüğü haline gelmişti sıkmabaş..... neyse türlü manevra ile kurtulduım o hala farkında olmayarak öylece en sol şeride kadar geçti herkes korna falan çaldı. Ben bu sıkmabaştan kendimi kurtardım...

Kıssadan hisse sıkamaşların kullandığı araçların sağından solundan geçmeyeceksin, peki yakında malezyalaştığımızda ne olacak tüm kadınlar sıkmabaş ???? en iyisi suudi arabistan modelini tercih etmek zira orada kadınlar araba kullanamıyor, tıpkı kocasız sokağa çıkamadıkları, arabanın ön koltuğunda oturamadıkları gibi

Allah islah etsin, veleddalin amiiin.

Cuma, Kasım 30, 2007

ve biraz daha "gene resimler"

Dayanamadım, gar resimlerine bugün gene devam ediyorum, zannederim bu kadar yeter :)


Bu bir hamal, kolundaki arma paha biçilmez değerde, bizdeki taksi plakaları gibi


Her çeşit kıyafet mevcutturrr.


Bu da milleti korur ( saçlar hep en iyi şekilde taranır)

Çarşamba, Kasım 28, 2007

Biraz daha resimler

üç tane daha sevdiğim gar resimi koyayım dedim,



Tren gelecek az kaldı, ama uyku daha tatlı.....


Evet hayat güzel....


Yazısız

Pazartesi, Kasım 26, 2007

Gene resimler...

Eh bugün gene Hindistan'dan sevdiğim üç resim bakalım beğenecek misiniz...



Makinist abimiz Kadillağını öne park etmiş :)


Garda şıklıkkkkk


Ne güzel dalmış düşüncelere

Bu günlük bu kadar arkası var, kalın sağlıcakla.....


Cumartesi, Kasım 24, 2007

ortaya karışık


Bugün öğretmenler günü, en başta Başöğretmen Atatürk'ün, onun yolunda yürüyen aydınlık öğretmenlerimizin ve bize hayatımızın her anında birşey öğreten herşeyin öğretmenler günü kutlu olsun.

Dün de söylediğim gibi bugün "hiç birşey almama" günü, elbette ki sembolik bişey ama bugün en azında alışveriş yapsak bile bir kere düşünelim gerçekten ihtiyacımız var mı ? diye. Gerisi herkesin kendi bileceği iş, kasmanın nanası yok, Zaten içimizde varsa birşeyler kasmadan da yapıyorsunuz.

Yemek yapmakta çok mahir değilimdir, zaten pek te fazla mutfaklara girip yemek yapmaları da sevmem. Oysa yemeği ve değişik güzel tadları pek severim ve de genişçe düşünür bu konuda kendimi sınırlandırmam...
Yapmada başarılı olduğum bir lezzet Gravlaks.... pek severim işte dün hazır olan Gravlaks'ımdan bir iki resim,Sevgili balık sevmiyor ama en azından şarapta yardımcı oldu biz Alara ile yuttuk pek te güzeldi. Sevgili de bize şahane salata yaptı ve başka bir sürü şey....

Herkese iyi hafta sonlarııı...
ı

Cuma, Kasım 23, 2007

B.N.D.

Dostlar,

Yarın 24 Kasım önemli bir gün, biliyorsunuz değil mi?
Bilmiyor musunuz? a.a.a.a.a.
Hakikaten mi ?

Neden bilmiyorsunuz, biliyor musunuz? ( bilenleri tenzih ederim :)
Çünkü him bir medya organında yayınlanmıyor........
Çünkü bu ilanı hiç bir yayın organı, hiç bir türli almıyor, ( geçen sene CNN almış bi tek bu sene o da yok.


Yarın "BUY NOTHING DAY" yani " HİÇ BİŞEY ALMAMA GÜNÜ" toplumun bu derce vahşice tüketime yönlendirildiği bir ortamda acaba hangi medya organı bunu yayımlar, tabii ki hiç biri.

Dostlar, shopping mall' larda ( bilhassa amerikancasını yazıyorum artık herkes amerikalı ya) alıksı bir ifade ile koşuşturup ne alsam allahım diye gezdiğiniz anları hatırlayın.... hatta reklamı da var ya "alsam alsam ne alsam" diye....... bir an durun aldığnız veya almayı düşündüğünüz şeye bir bakın acaba ihtiyacınız var mı? İyi düşünün ..... çok iyi.... birileri sizi güdüyor , alın diye gidip deli gibi alıyorsunuz bazen hiç mi hiç gerek olmadan, iyi düşünün....

Size fakir edebiyatı yapmıyorum sakın öyle anlamayın, ama iyi düşünün acaba ihtiyacınız var mı????

Şöyle hiç bir şey almadan, almayı bile düşünmeden geçirin yarını ve size dayatılan tüketme hırsına ve onu size dayatanlara nanik yapın. Ne kadar keyifli hissedeceksiniz kendinizi ne kadar hafif ve özgür zafer ile ellerinizi havaya kaldırın, aldıramadınız diye, kaldırın mağrurca güçlüce, birey olduğunuzun, koyun olmadığınızın tam farkında olarak. Kendinize güvenerek aslanlar gibi.. Bir deneyin ne olur, haydi yenilmeyin. Ucunda avrupa şampiyonasına katılmak yok ama, kendini güçlü, çoook güçlü hissetmek var. Garanti ediyorum.

Ve lütfen bugünün ne olduğunu herkese yayın.
Teşekkür ederim....

Not: bu günü bana hatırlatan Açık Radyo'ya özellikle Sevgili Ömer Madra ve Sevgili Avi Haligua ya çok teşekkür ederim, sağolun ve hep olun.....

Perşembe, Kasım 22, 2007

renk cümbüşü

Bu günkü menümüz, politika ve muhalefet değil, geçtiğimiz Hindistan gezimizde teleobjektifimize yakalanan bazı anlar, ben çok seviyorum, bakalım siz de sevecek misiniz ?
lütfen resimlere sanatsal yaklaşımlarla bakmayın, ben ne fotograf sanatçısıyım ne de öyle bir amacım var, aklıma gelen yerde basarım deklanşöre, üstelik bunlar dijital kamera ile çekilmiş resimler değil.......



beğendiyseniz, arkası yarın....

Çarşamba, Kasım 21, 2007

taşyapı kuleleri


Arkadaşlar boş yere karşı çıkalım falan demişim.....

Bir hafta öncesinde duvar çitleri sökülmekte olan yerin bir bölümüne temel atılmış, diğer vahşetin diğer kısımlarda çok derin oalcağını tahmin ettiğim temel çukuru kazılmakta bile, çığırmak boş, bir yeşillik, havaalma vahamız daha gitti. Geçmiş olsun, bunu başaranların umarım keyfi de cebi de dolmuştur.

Belediye Başkanı için daha önce huysuzlanmıştım, onları geri alıyorum, ciddi bir savaş verdiğini ben araştırarark buldum, ama maalesef herkes araştırmadığı için bilmeyecek, işin garibi bu sabah "burada ne oluyor" diye sorduğum semt sakinlerinin bir kısmının cevabının safça yüksekçe bir inşaat olsa olsa şu yandakile gibidir dedikleri oldu, bilginize sunayım yandaki dediklerinin biri 16 kat ve diğeri 18 kat ve gene her yerden görünürler.

Geçmiş olsun, gitti gider, tasası bize düşer.

Olsun, cebimiz para dolsun, gerisi hiç önemli değil. Neyse benim yapacak birşeyim yok. Bu kadar....
Yukarıda burj el arapvari iki iğrençlik abidesinin resimlerini görmektesiniz. Bu bölgenin hayatını ne şekilde etkileyeceğini asrtık siz düşünün.
Bu arada sabah dinlediğim bir haber programında, Suudi Arabistan elçisi günah çıkartıyordu efendim, bayraklarında kuran ayeti olduğu için yarıya inmezmiş bu nedenle 1o kasımda yarıya indirmemişler, efendim kral da Gül beyi havaalanında karşılamış ( yalaaaan), neden Atatürk'ü ziyaret etmediğinden bahis yok, ama diyor ki " göreceksiniz milyarlarca dolarlık yatırımlar yapacağııız, acaip paralar göndereceğizzz, zaten bu araplar bizim kara kaşımızı kara gözümüzü çok sever ondan yatırım yapacaklar. Yalaaaan, kimbilir bunlara hangi arazilerimiz, mallarımız mülkerlimiz vaat edildi yahu. Yatırım mı yooo koskoca bir yalan, buna iktisatta yatırım denmiyor.
Neyse hadi canınızı sıkmıyayım
İyi haftalar.