Cumartesi, Haziran 19, 2010

huzur ....

Huzur ve sükunet, ihtiyacımız olan en önemli şey, fert olarak, aile olarak, toplum olarak....
Huzur ve sükunet böylece ruh sağlığı, böylece daha iyi konsantrasyon, böylece farkındalık artışı, böylece yaşamı daha mükemmelleştirmek, daha iyi çalışmak, daha verimli olmak, fert olarak başı dik ve dengeli olabilmek....
Yok... Yok sizlere yoga, meditasyon güzellemesi yapmayacağım.
Ruhsal felsefi akımlarda, inanç sistemlerinde, bırakın hepsini insan tabiatında var olan temel ihtiyaç hep var olan huzur ve sükunet....
Çok ihtiyacımız olan, tüm telaş ve koşturmalardan, hırs ve hiddetten, ihtirastan, bitmeyen isteklerden, tüm tatminsizliklerden... Şöyle bir durmak, bir durmak yahu... bir nefes alabilmek, deriiiiince....
Milletçe ihtiyacımız bu, kaybettiğimiz, bize belki de özellikle kaybettirilen erdemimiz....
Bu günkü liberal dünya sisteminin en acımasız uygulamaları belki de bizde yaşanmakta, sonsuz ve sınırsızca her konuda aç olmak, herşeye saldırmak, cebine bakmadan geleceğe borçlanarak yaşanan yaşamlar... Sınırsızca pompalanan tüketme,tüketme, tüketme....
Herşeyi tüketme ve buna bağlı sonsuz hiddet... Rahat olamama, bulunduğu durumu bir türlü kavrayamayıp, "çok şükür" diyememe hep daha çok isteme, bitmek tükenmek bilmeyen ihtiras... İşte yeni dünya düzeni, al da başına çal....

Başbakan hep sinirli, hep kavgalı, hep galeyan kültüründen yana, Kılıçdaroğlu'nun başkan seçilmesiyle girdiği sıkıntı hali, gemi krizi ile nispeten atlatıldı.... Şimdi varsa yoksa Gazze. Orada yaşanan insanlık ayıbını yadsımak mümkün mü? hayır...
Ama elde bayrak Gazze, Gazze diye galeyan, oysa şurada, hemen yanıbaşımızda yurdum çocukları var, kimi küçücük yaşında olmadık ağır işlerde çalışıyor, kimi tiner batağında, kimi kimsesiz, kimi birilerinin alçakça ellerine tutuşturduğu taşı atıp mahkemelerde, daha neler neler.... Bunlar bahis yok.. Onların işsiz anne babalarına destek yok, ama bunlardan bahsetmek ise neredeyse vatan hainliği, derdimiz Gazze.....
Elbette Gazze de iyi olsun ama yurdum da.....
Rahmetli annem, "evladım bir sözü söylemeden dokuz kere dilinde çevir " derdi. Laf ağızdan çok kolay çıkar, ben belli fert olarak hakaretamiz olmamak kaydı ile her lafı söyleyebilirim, ama sırtında en ağır sıfatı taşıyan biri söyleyeceği lafı dokuz kere değil bin dokuz kere çevirmelidir...
Ben her lafında hiddet saçan, taraftarı olmayan herkesi ve her mercii hain gören birini dinlemek, okumak istemiyorum, üstelik bu kişi dünyada beni temsil ediyorsa........
Katılmasam da yaptığı nazik eleştiriye efendice cevap verebileceğim, şefkatli, huzurlu biri görmek istiyorum karşımda. İktidarda, erdemlice muktedir, söylemde nazik ve vakur...
Nezaket ve babacanlık ile insan alçalmaz aksine yükselir, yücelir..
Lafı sözlerine katılınmasa saygı ile lafı dinlenir, elbette verilecek cevap ta aynı letafette olur. Biz de devlet "baba'dır" ve gerçek babalar müşfik olur....
Maalesef eksik budur, alicenaplık artık çok gerilerde kalmış bir erdemdir. Yerini hırs, hıddet ve kavga almıştır. Balık baştan kokar,geçmiş olsun.....
Ben huzur ve sükunet istiyorum, cebimde ne olup olmadığı, mevkii içtimaim hiç önemli değil....
Biraz huzur ve sükunet, nezaket acaba monşerce bir davranışmıdır....

6 yorum:

Tanya's dedi ki...

O huzur ve sükuneti bir yakalayabilsek zaten...

Ama hırslardan arınmış olmak gerekmez mi?..biraz bencilliklerden arınmak..ortak iyiliğe odaklanmak gerekmez mi?

Gazze'nin elbette canı yanmasın ama bizim insanımızında yanmasın..

Nezaketse unutulmuş bir erdem olmasın bugünün tüketim dünyasında?

Eylül, dedi ki...

En anlamadığım da bu işte, neden sadece bir kesime? Elbette karşı gelinemez bir durum gemiye yapılan saldırı, israilin gazzeye yaptıkları da kabul edilmemeli elbet. Barış her yerde her koşulda barıştır. Irkı, dili, dini yoktur. İşte tam da bu yüzden soruyorum. Hiddetinden enginlere sığmayan başbakan tam da iktidarın göbeğindeyken değil miydi Irak'a giden Amerika'ya üs açan, orada ölenler müslüman değil miydi buysa ayrımımız, afganistan sonra, hepsi bi yana burada, burnumuzun dibinde sicim sicim giden evlatlar değil miydi bizim? Muhatap aldıkları, karakterle karaktersizlik arası o kalıın çizgiyi aşalı çok olmuyor mu artık? Haydi onu sıyırdık diyelim, ya da ondan sıyrıldık. Gazzede mavi marmaraya saldırı oldu diye 20 bin kişi siirtte yürüdü. Orada daha el kadar bebeler cinsel istismara uğrarken ciddi bir toplumsal felç geçirirken değilmiydi evlatlar, bu cocuklara ne oluyor demek için parmağını kıpırdatmayan memleket insanına bukadar huzur bile çok.

pisikopati dedi ki...

Geçen gün ben de tam aynı şeyi düşünüyordum. Başbakan hangi konudan konuşsa, kime hitap etse fark etmiyor, üslup hep aynı. Asık hatta azarlar bir yüz, sert bir tavır, herkesi itekleyen bir ifade. Başbakan olmayı bırak, siyasetçi bile olmaması gereken bir kişi aslında. Stres yönetimi konusunda son derece başarısız ne yazık ki. Tamam hiçbir zaman herkesi memnun etmek mümkün değil de burada da çok fazla terslik, çok fazla negatif enerji var :(

Ersin dedi ki...

Sevgili,
çok doğru dedin... bu dediklerinin hepsi gerekli, ve de tabii ki nezaket...
belki monşerlik...

Ersin dedi ki...

çok haklısın Eylül...
yorumuna teşekkürler

Ersin dedi ki...

evet pisikopati, maalesef herşeye karşı duyulan anlaşılmaz bir rövanşizm...