Çarşamba, Temmuz 07, 2010

oradan buradan

Dedim ya apolitiğim, asosyalim aman ne rahat.
Aliş ile geçiriyorum saatlerimi son iki gündür, ilk iki evladımda, genç ve çok çalışan biri olarak kaçırdığımı bu emekli halimde şükür Aliş ile yakaladım. Meğer ne kadar çok şey kaçırmışım, kızlar kusura bakmayın şimdi de sizin büyümüş halinizi gözlemliyorum keyifle...
İnsan evladı ne kadar muhteşem, her anı sayfalar dolusu kitap yazdırır insana, telaşınız yoksa sakince bunu izlemek en büyük derslerden biri. Küçücük şey bana ne dersler veriyor...Valla pek memnunum...

Bir zamanlar Arabistan'da işlerim olduğundan oraya uzun süreli seyahatlere giderdim. Çölde çok bulunmuşluğum, hatta bedevi çayı içmişliğim var, bazen çölde öylece dururdum, zamanı hissedersiniz orada, sanki hava gibi, vardır ama görünmez. Zaman sanki duruktur, ders verir çöl insana, farketmeyi öğretir, kalbinizin atışını duyarsınız o sıcak sessizlikte... İşte tabiatın gücü bu, burada adadaki bu balkonda, gözlem yapmaya bayılıyorum. Gözlem, en iyi farkındalık ve öğrenme yöntemi.

Geriden geliyorum tabi, ama Twitter'e dadandım bugünlerde komik bişey, o kadar anlık ki yazılanlarda kurgu beklemiyor insan, pek hoş...

Hürriyet gazetesi şarap eki vermiş bugün, hmm, bayılıyorum bizim bazı tiplere, büyük bir hava ile alıyorlar şarabı, tadıyorlar, dudakları büzüp uzaklarda biryerlere bakıyorlar, "eveet dolgun" falan gibi tabirlerle yorumluyorlar, eh ne de olsa şarap kursları var ya artık herkes neredeyse degüstatör... Beyim o öyle iki derse gidip üç kelime ezberlemekle olmuyor, başlı başına bşr kültür, ittire kaktıra olmaz...Boşverin yahu şarap bildiğiniz doluca, sen beğeniyorsan Cumartesi de şahane... Yurdum şarabın membaı ama şaraplar sıradan sofra şarabı, kendinizi heba etmeyim....Aynı tiplerin puro muhabbeti daha da hoş çok gülüyorum...

Bu Ruhban Okulu'nun ışıkları gece geç saatlere kadar neden yanar? hep merak ediyorum, aman sakın hince düşüncelerim olduğunu sanmayın, hem kapalı hem de ışıkları bazan ikinci kattaki pek çok odanın neden yanıyor?... Zaten kapısında da iki tabela var birinde 'TC Milli Eğitim Bakanlığı - Özel Rum Erkek Lisesi" yazıyor diğerinde de "Aya Triada Manastırı" biliyor muydunuz?

Bugün balkonda yoga derslerine başladım, ilk dersi kendime verdim,hocadan memnun kalmakla beraber talebeden hoşnut olmadım. Yarın sevgiliyi de yanlız yoga yapmaktan kurtaracağım...

Valla dediğim gibi bugünlerde ateşlipolitik yazı falan yok bunlarla idare edelim.

Salı, Temmuz 06, 2010

güzel gün....

Tembellik günü bugün, malum yaz geldi derslerim azaldı, biraz da bilerek ben azalttım. Şehrin içinde bu sıcakta oradan oraya koş, evet aslında benin için bir ideal ama gene de yoruluyor insan. Bu nedenle bizim merkezde haftada dört gün keyifle verdiğim dersler yeterli şimdilik...

Bugün canım sevgili işe başladı, hoş bu cümle yanlış, zira doğumdan 5 gün sonrası itibarıyla fiilen işe başlamıştı zaten. Evde daha sonra da adadaki evde kurduğu ofis köşesinde hergün muntazaman işlerini takip etti...

Ama bugün fiilen de ofisine gitti...Haftada iki gün ile başladı şimdilik... Tabi çok ta özledim, insan hemen alışıyor.....

Bu durumda tatlı Aliş ile başbaşa kaldım, elbette Zazi büyük yardımcı, ama şimdiye kadar iyi gittik, süt içtik, banyo yaptık, en önemlisi uyuduk....Nazar değmesin

Şimdi, balkonda istirahat, biraz kış dönemi için araştırma internetten, daha sonra vazifem beni bekler hem de büyük keyifle.... Bu nedenle bugün politika yazısı falan efedersiniz balıkesir, bandırma.....

Pazar, Temmuz 04, 2010

Sakin günler

Farkında mısınız? sakin günler, gene trafik kazaları, belki terörist saldırıları ama politikada sessiz sakin günler yaşanmakta.
Çünkü Recep Bey tatilde ( Recep Bey şeklinde yazmamın kanunen suc olmadığını birkaç yetkili merciden teyid ettirdim ) ses seda yok, konuşmuyor, kimselere kızmıyor. Bizim de içimiz şişip, tansiyonumuz fırlamıyor.
Arada eski milli eğitim bakanı sazı aldı eline birilerine "ahmak" falan dedi ama pek de takan olmadı... Ayrıca bence kendisi de bizzat o videoyu birkaç kere izlemeli herhalde kendisinin de hoşuna gitmeyecektir, hiç yakışık almıyor bu tarz hitaplar bence. Belki bazı taraftarın hoşuna gidiyordur. Ayrıca kendisi yakıştırıyorsa ben bilmem... Belki de şimdiki milli eğitim bakanının düzenleme işe yaramıyor deyip tek sınava geçmesi asabını bozmuştur...
Herneyse Allah Recep Bey'den razı olsun. Nerede nasıl tatil yaptığını bilmem zaten onlarla uğraşarak basitleşmem de. Hamdolsun tatilde, umarım bu tatil iyi gelir, biraz asabı düzelir, aman Emine Hanım zat-ı şerifi biraz daha tatilde tutamaz mısınız?
Bari bizim de sinir katsayımız düşer...
Herkese huzurlu, keyifli bir pazar akşamı dilerim, siz siz olun, TV'den uzak durun gene de...


Bizim Ada'nın arkasında Çam Limanı'ndan bir huzur görüntüsü

Perşembe, Temmuz 01, 2010

Kabotaj Bayramı Kutlu olsun



Çok meşgulüz ya, Kabotaj bayramından bahseden yok.
Oysaki kabotaj hakkı bie devlet için son derece önemli bir egemenlik gücüdür.
Adına methiyeler düzülen sakıt Osmanlı Devleti, kabul etmiş buşunduğu kapitülasyonlar ile ( artık Kapitülasyonların ne olduğunu ve onlardan kurtulmanın nasıl bir egemenlik gücü olduğunu bilen gencimiz de pek kalmadı) Kabotaj hakkıkı da kaybetmişti.
Kabotaj hakkı kısacası bir devletin kendi limanları arasında kendi bayrağı ile yük taşıma hakkı demektir.
İşte Düveli Osmani'nin son zamanlarında, hasta adamın, limanları arasındaki yük ve yolcu taşıma işlerini bile yabancı bayraklı gemiler yapmaktaydı.
1923 yılında Lozan Antlaşması ile başlayan ve 1926 yılında Kabotaj kanununun yürürlüğe girişi ile tamamlanan hukuksal sürecin ardından, Türk karasularında, buna göller ve akarsular da dahil, tüm yük ve yolcu taşımasi ve her türlü denizcilik iş ve hizmetleri Türk Vatandaşları tada Türk Bayraklı gemiler tarafından deruhte edilir.
Genç Cumhuriyet'in en önemli kazanımlarından biridir.

Hazır Türk Bayraklı gemilerden bahsetmişken şunu da eklemeden geçemeyeceğim. Bir devletin bayrağını taşıyan gemilerin, dünya denizlerinde dolaşması, o denizlerdeki yabancı limanlara uğraması son derece önemli ve zarif bir güç göstergesidir.

Benim çocukluğumda ve gençliğimde, pek çok Türk Bayraklı yolcu gemisi gerek iç ve gerekse dış hatlarda seferler yaparak bayrağımızı Amerika dahil pek çok ülkede şerefle dalgalandırırlardı.

Denizcilik Bankası Denizyolları İşletmesinin lağverdilmesi ile bu bayrak dalgalandırma artık maalesef tamamen bitmiştir.

Bu işletmeye ait, Ankara, Akdeniz, Ege, İzmir, Samsun, Karadeniz, İskenderun vs. gibi gemiler yenilenmeyerek hurgaya ayrılmış. Şirketin elinde kalan son dört modern gemiden, Ankara ve Samsun bir özel şirkete satılmış, İskenderun gemisi Bahriye'ye devredilmiş, Mavi Marmara ise malumunuzdur.

Bunlardan İsrail'lilere sahibi olan özel şirketçe kiralanan Ankara gemisi ( ne hazin ki başkentimizin adını taşımaktadır)ise şu anda bir İsrail limanında yarı tutuklu olarak beklemektedir.

Elimizde son olarak iki adet Türk Bayraklı yolcu gemisi kalmıştır, bunlar da ait oldukları şirketlerce her an satılmak üzeredir.

Bir de Atatürk'ümüzün yatı Savarona halen Türk bayraklıdır, 49 yıllığına işletmecisi tüm mali zorlujklara rağmen gemiyi ( her ne kadar tüm eski özelliklerini yitirmiş olsa da kabuğu halen aynı kalmıştır) idare etmeye çaşımaktadır.

Türk Bayrağı değil koskoca gemilerden, gündelik kullanılan yatlardan bile silinmektedir, yaşamakta olduğumuz Heybeliada güneyindeki Çam Limanı koyuna günlük olarak gelmekte olan bireysel teknelerin neredeyse tamamı Amerikan Bayrağı taşımaktadır.

Bir devletin bayrağını denizlerde dalgalandırması para pulla ölçülecek şey değildir, bu son derece önemli bir siyasi ve politik mkeseledir, ancak büyüklerimizin çok daha önemli ( şimdi burada tekrar edip sinir bozmayayım) konuları olduğundan ve dahi denizcilik ile yakından uzaktan alakaları bulunmadığından bu konu ile ilgilenmeyi zul görmektedirler.

Her lafın başında üç tarafı denizlerle çevrili yurdumuzdan bahsetmekle beraber bir denizcilik bakanlığımız bile yoktur. Marmara içindeki araba taşıma maksatlı iki- üç tarifeli sefer haricinde limanlarımız arasındaki seferler, karayolu ve otobüslere terkedilmiştir.


Resimde bir zamanlarım ünlü yolcu vapuru "Gülcemal " ve saat 14:00 Sirkeci rıhtımından kalkışında Meşhur Kaptan Gogen tarafından düdüğü çalığında İstanbul'luların saat ayarı yaptıkları eski Ankara vapuru görülüyor

Pazartesi, Haziran 28, 2010

ada vapuru .....


Ben pek sevmem ama, bir zamanlar meşhur olan bir şarkı vardı, "Ada vapuru yandan çarklı" işte bu sararmış resimde o vapuru Büyükada iskelesine yanaşmış olarak görmektesiniz. Ben o vapurlara yetişemedim, bir tek Karamürsel isimli yandan çarklı araba vapuru vardı onu hatırlıyorum....

Biliyor musunuz ?, eğer Bostancı'dan vapura binip Adalar' a gitmek isterseniz, adına pek çok şarkı yazılmış vapurlar artık yok ne yandan çarklısı ne pervanelisi, yani devleti temsil eden o efsanevi araç artık yok. Sehir Hatları işletmesi belediyeye İDO ya geçtiğinden beri her geçen gün o yıllara malolmuş heybetini kaybetmekte. Artık düdüğü ile saat ayarlanan o vapurlar iyice geçmişte kaldı.....

Artık tarihi Bostancı vapur iskelesinden kalkan özel teşebüsümün gecekondu timsali yolcu motorları var. İsterseniz binin isterseniz binmeyin....

Geçen yaz sonunda belirli saatlere vapur yerine motor seferleri ile başlayan uygulama yaklaşık beş aydır tamamen motora döndü....

Bu motorlar vapur iskelesinden kalkmakta, ama iskeleye yandan yanaşamadıkları için burundan yanaşıyorlar, sırat köprüsü gibi bir yerden yaşlısı, özürlüsü, bizim gibi bebek arabası taşıyanları motora biniyorsunuz daha doğrusu denize ya da iskeleye düşmeden binmeye çalışıyorsunuz.

Laz mütahitlerinin yaptığı 60'lı,70'li yıllar apartmanları gibi, son derce zevksiz bir o kadar rahatsız ve desibelini tahmin edemeyeceğiniz kadar gürültülü bir hilkat garibesi vesaiti bahri ile adaya seyahat ve dahi inşallah muvassalat ediyorsunuz. Ve minel garaip ve lahavle vela kuvvete.....

Cevap edinme hakkımı bir yurttaş olarak kullandım, sorularımı yazılı olarak sordum tahmin edebileceğiniz gibi İDO dan bir cevap gelmedi....

Ama sebep, bu hatta zarar ettikleri imiş. Eeeee bu Soros takipçisi liboş zihniyet kamu idaresinden bu kadar anlar, beyim kamu hizmetinde kar amacı güdülmez desek elbette nafile....

Asıl sebep o mudur, yoksa Kadıköy ve Adalar Belediyesinin Ce Ha Pe li olması mıdır? bilinmez. Velakin halk mahkûm ve mağdur edilmiştir vesselam...

Eeee büyük umutlarla gelen Ce Ha Pe li adalar Belediye Başkanı buna ne yaptı koskoca bir hiç ya da yaptı da yaptırımı olmadı o daha da fena....

Halk ayağa kalktı, binlerce imzalı mektuplara da İDO tarafından sureta cevaplar verilmiş olup eziyet berdevamdır....

Hay sizin kârınıza be yahu!!!!, hiç istemem ama allah muhafaza bu motorlar yüzünden olabilecek bir kazadan nasıl olsa kimse sorumlu tutulmayacaktır, ölenler için de "bu işin doğasında var" deneceğinden en ufak bir şüphem yoktur. En iyisi ben "anamı da alıp gideyim"

Hamiş: Ana'cığım, Baba'cığım, allah rahmet eylesin sizlere ama iyi ki bu günleri görmediniz. Yoksa hücceten giderdiniz zaten...

Hamiş 2 : Devletin Valisi, bir cemaat toplantısında oladık laflar etmiş, şecaat arzetmiş, Beyim Valiler, devletin, Cumhuriyet'in valisidir, Cumhuriyet'in temel ilkeleri bellidir, bireysel görüşlerinizi, valilikten istifa edip siyaset adamı olarak beyan ediniz. Hoş o zaman da biz gömlek değiştirdik mealinde söylemlerle gerçek fikirlerinizi beyandan imtina edeceğiniz yadsınmaz bir gerçektir.

Hamiş 3 : Atatürk'ün cephede nasıl durduğuna dair birşeyler demiş birisi. Sen Atatürk'ü rahat bırak beyim, onun nerede nasıl durduğu belli, bu millet kalbindeki yeri de belli. Üstelik Atatürk'ün savaş sırasında kaputuna sarılıp uyurken bir resmi de var yoksa "askerde yan gelip yatıyor muydu"... Aman karıştırma... Rica ederim...

Gene sinirlendim, ben tansiyon hapımı alıp yatayım rüyamda, hepinizi Mustafa Kemal'e şikayet edeyim, bari ona karışan olmaz, yoksa rüyalar da telefonlar gibi dinlenir mi???

Hamiş 4 : yukarıdaki resim "Adalar postası" blogundan alınmıştır, anonim olacağını düşünerek buraya koydum uygun bulmazlarsa hemen silerim..


Hamiş 5: yakışıklı ağabeyim blogunda düşüncelerini yazmaya başladı biraz zorlarsak ne cevherler çıkartır bilemezsiniz www.hasanbasrisaran.blogspot.com

Pazar, Haziran 27, 2010

pazarın getirdikleri

Terör, ölümler, çömelmeler, işsizlik, vs. vs. bıktırıcı,
Bugün pazar biraz başka şeyler yazmalı....

Geçtiğimiz günlerde ard arda yaptığım iki Ukrayna seyahatimin bir bölümünde de Kırım'daydım. Malumunuz Kırım bizim için de önem arzeden bir coğrafya ve tarihe sahiptir.

Uçakla indiğim Simferopol'den, pek çok savaşa sahne olmuş Sıvastopol'a geçtim. Burası ile ilgili notlarımı daha sonra tekrar yazmaya çalışacağım. Özellikle Stalin döneminde büyük göçlere ve asimilasyona tabi tutulmuş bir dünya cenneti Kırım....

Yolda (nasıl oldu ise adı değişmemiş olan) Bahçesaray'dan geçerken bir yolüstü lokantasına uğradık. Burası çevrede sıkça bulunan Tatar lokantalarından biriydi. Tüm garson kızlar ile Türkçe anlaştık ve de gerçekten çok lezzetli yemekleri bizdeki isimleri ile istedik.




Arsızlık edip resimlerini de çektim, bazılarını görmektesiniz. Çiğ Börek, sarma, Kuzu fırın....

*******

Sabah gazetede gördüğüm bir haber şaşırttı aslında belki de şaşırtmadı bilemedim karar sizin
Kayseri Çevre ve Orman Müdürlüğü, Çevrede soyu tükenmekte olan keklikleri üretip doğaya salmış, ne güzel değil mi hayır değil zira onları salmak için çevrede yaşayan beş adet tilkiyi öldürmüşler...
Nasıl bir iştir yahu, anlaşılır gibi değil, Hayvan barınağı açılışında kurban kesmeye benziyor.....

*******

Sarkozy ve Obama'ya tebrikler bu defa önlerinden geçen kızın poposuna bakmamışlar, hatta Berlusconi de bakmamış. Terakki var...

*******

Obama ve Medvedev, toplantının yarısında acıkmışlar, Obama refikini hamburger yemeğe götürmüş, efendim biri jalapano biberli, mantarlı, amerikan peynirli; diğeri ise başka şeyli, salak olsak diyeceğiz ki adamlar gitti hamburger yedi bu da öyle spontane oldu. Komik bir amerikan filmi gene....

******
*

Çarşamba, Haziran 23, 2010

heyhat

önceki gün 11 fidan vermişiz toprağa,
dün 4 kahraman, bir de filiz...
son 7,5 senelik dönemde 800'e yakın şehit
gittiği gezide kendi memleketinde çömelerek durmak zorunda kalmış devlet erkanı
ve de garip talihisiz laflar
**Genelkurmay'dan açıklama bekliyoruz....
**Çanakkale savaşı gibi....
vs vs...
Beyim genelkurmay devletin bir kadrosu, sizin kullandığınız makam aracının plakası ondan daha küçük numaraları 1 ya da 2 olsa gerek o nedenle siz üst mercisiniz sizin zaten bilmeniz gerekiyor..
Hayır Çanakkale savaşına benzemiyor, eğer bunu savaş olarak adlandırısanız politik ağır bir hata yaparsınız zira savaşlar devletler arasında olur.. bu benzetme olsa olsa hem Çanakkale savaşına hem de şu andaki operasyonlara hakaret olur.
Rica ederim durumumuzu iyi anlayalım...

Brezilya, Türkiye ve İran ile yaptığı malum anlaşmalardan çekildi....yorum yok...

İlhan Selçuk öldü, kimileri ne mutlu olmuştur...Adamın yarı felçli, yoğun bakımdaki hali bile birileri için dertti... Allah rahmet eylesin....

Pazar, Haziran 20, 2010

babalar günü


Bugün Babalar günüydü,
böyle günlerin ne anlamı var tamamı ticaret fala laflarının yanında insan gene de heyecanlanıyor ne yalan söyliyeyim....

Şanslı bir adamım vesselam, hani derler ya allahın sevgili kulu, en azından ben öyle hissediyorum....

Adadayız malum.... Sabah ışıldayan gözleri, bana her zaman en güzel bakan ifadesi ile biricik sevgilim uyandırdı, minicik Aliş ile babalar günümü kutladılar bayıldığım bir hediye ile. Beni mutluluktan uçurdular.... Aliş'in ilk babalar gününde... bilmem farkında mıydı ? ama gene de çok mutlu oldum.... Sağol sevgili bin yaşa tatlı Aliş

Öğleden sonra kızlarım Ayşe ve Alara geldiler sarılıştık sevgi ile öpüştük onlardan da şahane hediyeler aldım keyifle.... Ayşe'nin 25. Alara'nın 16. babalar günü...bin yaşasınlar....

Baba'lık zor zanaattir, bir anne duyarlılığında görünmez onlar ama içleri titrer, kalpleri evlaları için atar en olmadık zamanlarda bilr hrp akıllarında evlatları bulunur... Baba'lar aslında büyük birer çocuktur hem şefkat ister....

İşte ben allahın sevgili kuluyum vesselam üç tane evladım var, sağlıkla bin yaşasınlar... Bin yaşasınlar....

Ve sevgili hep yanımda hep destek..... bin yaşasın....

Resimde Elleri üst üste koyduk beşimiz üç evlat bir baba görünmeyen sevgilimin eli ise deklanşörün üzeride

Çok yıllar önce aramızdan ayrılan babamın da günü kutlu olsun.. tüm babaların da.

Cumartesi, Haziran 19, 2010

huzur ....

Huzur ve sükunet, ihtiyacımız olan en önemli şey, fert olarak, aile olarak, toplum olarak....
Huzur ve sükunet böylece ruh sağlığı, böylece daha iyi konsantrasyon, böylece farkındalık artışı, böylece yaşamı daha mükemmelleştirmek, daha iyi çalışmak, daha verimli olmak, fert olarak başı dik ve dengeli olabilmek....
Yok... Yok sizlere yoga, meditasyon güzellemesi yapmayacağım.
Ruhsal felsefi akımlarda, inanç sistemlerinde, bırakın hepsini insan tabiatında var olan temel ihtiyaç hep var olan huzur ve sükunet....
Çok ihtiyacımız olan, tüm telaş ve koşturmalardan, hırs ve hiddetten, ihtirastan, bitmeyen isteklerden, tüm tatminsizliklerden... Şöyle bir durmak, bir durmak yahu... bir nefes alabilmek, deriiiiince....
Milletçe ihtiyacımız bu, kaybettiğimiz, bize belki de özellikle kaybettirilen erdemimiz....
Bu günkü liberal dünya sisteminin en acımasız uygulamaları belki de bizde yaşanmakta, sonsuz ve sınırsızca her konuda aç olmak, herşeye saldırmak, cebine bakmadan geleceğe borçlanarak yaşanan yaşamlar... Sınırsızca pompalanan tüketme,tüketme, tüketme....
Herşeyi tüketme ve buna bağlı sonsuz hiddet... Rahat olamama, bulunduğu durumu bir türlü kavrayamayıp, "çok şükür" diyememe hep daha çok isteme, bitmek tükenmek bilmeyen ihtiras... İşte yeni dünya düzeni, al da başına çal....

Başbakan hep sinirli, hep kavgalı, hep galeyan kültüründen yana, Kılıçdaroğlu'nun başkan seçilmesiyle girdiği sıkıntı hali, gemi krizi ile nispeten atlatıldı.... Şimdi varsa yoksa Gazze. Orada yaşanan insanlık ayıbını yadsımak mümkün mü? hayır...
Ama elde bayrak Gazze, Gazze diye galeyan, oysa şurada, hemen yanıbaşımızda yurdum çocukları var, kimi küçücük yaşında olmadık ağır işlerde çalışıyor, kimi tiner batağında, kimi kimsesiz, kimi birilerinin alçakça ellerine tutuşturduğu taşı atıp mahkemelerde, daha neler neler.... Bunlar bahis yok.. Onların işsiz anne babalarına destek yok, ama bunlardan bahsetmek ise neredeyse vatan hainliği, derdimiz Gazze.....
Elbette Gazze de iyi olsun ama yurdum da.....
Rahmetli annem, "evladım bir sözü söylemeden dokuz kere dilinde çevir " derdi. Laf ağızdan çok kolay çıkar, ben belli fert olarak hakaretamiz olmamak kaydı ile her lafı söyleyebilirim, ama sırtında en ağır sıfatı taşıyan biri söyleyeceği lafı dokuz kere değil bin dokuz kere çevirmelidir...
Ben her lafında hiddet saçan, taraftarı olmayan herkesi ve her mercii hain gören birini dinlemek, okumak istemiyorum, üstelik bu kişi dünyada beni temsil ediyorsa........
Katılmasam da yaptığı nazik eleştiriye efendice cevap verebileceğim, şefkatli, huzurlu biri görmek istiyorum karşımda. İktidarda, erdemlice muktedir, söylemde nazik ve vakur...
Nezaket ve babacanlık ile insan alçalmaz aksine yükselir, yücelir..
Lafı sözlerine katılınmasa saygı ile lafı dinlenir, elbette verilecek cevap ta aynı letafette olur. Biz de devlet "baba'dır" ve gerçek babalar müşfik olur....
Maalesef eksik budur, alicenaplık artık çok gerilerde kalmış bir erdemdir. Yerini hırs, hıddet ve kavga almıştır. Balık baştan kokar,geçmiş olsun.....
Ben huzur ve sükunet istiyorum, cebimde ne olup olmadığı, mevkii içtimaim hiç önemli değil....
Biraz huzur ve sükunet, nezaket acaba monşerce bir davranışmıdır....

Cuma, Haziran 18, 2010

Merhabalar






Bakıyorum da uzun zamandır yazmamışım. Bu dalga geçtiğimden değil, arada iki günlük koşuşturmalı bir arayı saymazsak 15 günü aşan bir süredir yurt dışında olmamdan.Önce Odessa, Nikolaev daha sonra Atina ve ardından Simferopol ve Sivastopol

Yurt dışında olmak belki bedensel olarak yorucu, işler bakımından koşturmalı ama zihin olarak dinlendirici, zira TV de, radyoda, gazetelerde, tüm dünyamız haline gelen, içinden çıkılmaz ve bunaltıcı haberler yok, bulunduğunuz memleketin haberleri de sizi çok fazla bağlamıyor.

Hükümet şöyle yaptı, başvekil böyle dedi, eksen kaydı mı? gibi şeyleri en azından biraz daha az duyuyor insan. Hatta hiç duymamaya özen gösteriyor en azından şu kısa ve geçici zaman dilimi için...

Bulunduğum iki ayrı ülkede de insanların geçim derdi var, ama insanlar yapabildiklerince, imkanları elverdiğince, kendilerine vakit ayırıyorlar. Birey olduklarının farkındalar.

Neyse, seyahatlerimin Yunanistan kısmında şükür ki canım sevgili ile beraberdik, daha önceden defalarca gittiğimiz her yeri gene keyifle dolaştık, elbette ki bebek Aliş'i çok özledik, ama bir kısım iş ve tatili beraber yaşadık, üstelikte iş gereği pek keyifli mekan ve şartlar altında. Her anının kıymetini bilip iyice özümsedik...

Atina'da kıymetli blog dostlarımız Derya ve Vedat ile yüzyüze konuşup keyiflendik. Sohbete ve dostluğa doyamadık....

Daha pek çok anı var paylaşacağım...

Not: blog ayarlarımdaki bir problem nedeni ile uzun zamandır resim yayınlayamıyorum, bugün resim koyabildim ama bu defa da yerleşimi kötü oldu affola...

Pazartesi, Mayıs 31, 2010

olmaz


İsrail in uluslararası sularda yaptığı ancak adice korsanlık olarak kabul edilebilir, Somali sularında bu şekilde saldırılar yapanları bizim Deniz Kuvvetler'imiz dahil dünya savaş gemileri vuruyor....

Bu saldırının, bir yardım gemisine yapılması ise daha da acı verici...

Bu işi iyice araştıracağım elbette...

Peki yukarıdaki bayrak ne ? Comor Adaları, yani daha önce Türk Bayrak'lı olan Mavi Marmara gemisinin şimdi kayıtlı olduğu ülke, o da ilginç....

Hiç bir durum silahsız insanları vuran asker kuvvetlerini kabul edemez...

Umarım, haklı olduğumuz yerde haksız duruma düşme beceriksizliğini göstermeyiz

Çarşamba, Mayıs 26, 2010

Çok Şükür

Çok şükür bir yazı daha görebildik, Sağlıkla yokuşu çıkabildik tıknefes olmadan, tenha ve mahmur sokaklarda yürüyebildik.
Bir çarşamba günü bermutad Ada'da bu basit kahve masasına oturabildik. Kahvaltı niyetine açık çayı simit peynirle yuvarlayabildik, iki üç gerçek dost ile..
Ada pazarını tavaf edip, taptaze malzemeleri kokladık, Sevgili'nin vapurunu bekliyoruz şükür ve de onunla gelecek Ali'şi şükür.
Yaşlar ilerledikçe gelen her mevsim insanı şükrettiriyor...Ve dahi gelen her yeni mevsim daha bir değerli oluyor....

Salı, Mayıs 25, 2010

güne bakış

"Bey" meselesi hala karışık, iktidar partisi ekibi ve de sempatizanları kızıyorlar, oysa biliyorum ki Başbakan da bizzat bazı durumlarda mesela " Falanca bakanım filanca bey" diyor, o zaman bir sıkıntı olmuyor...
Ya da "bey" ile hitap sokak ağzı bulunuyormuş, aslında halkımız kendisine "ananı da al git" şeklindeki hitaplara alışıktır, bu da sokak ağzı değildir, anlamıyorum "bey" neden sokak ağzı oluyor. Herhalde ben anlamaktan acizim, eh ne de olsa sıradan bir vatandaşım. Gene de bana Ersin Bey diyebilirsiniz hiç alınmam....

Başbakan'ın okumayı sevdiği gazetelere bakmak son günlerdeki büyük eğlencem, zira bir vaveyladır kopuyor, zavallı Kemal Bey her türlü şartta yerden yere vuruluyor. Yahu adam sadece bir kurultayda genel başkan seçildi bu ne korku bilemedim...

Başbakan'ı grup toplantısındaki konuşmasında TV'de seyrettim, ses kapalıydı konuşmanın bir bölümünde ciddi hatta asık suratlı birşeyler söyledi, anladım ki faaliyetlerinden bahsetmekte, sonra yüzüne o bildik müstehzi ifade geldi hah dedim tamam, CHP ve de Kemal Bey'den bahis başladı, sesi açtım haklıymışim.....

Kemal Bey, gömleğiniz şıktı ama ben gene de kravat takmanızı tercih ederdim....

Kemal Bey'e bir kasket taktılar TV'lerde bunun "Ecevit kasketi" olduğu söylendi, hayır Ecevit kasketi değildi, bildiğimiz köylü kasketiydi, herhalde halktan biri olduğunu gösteren bir semboldü....

Kemal Bey bir geldi pir geldi bazıları yusuf yusuf atmakta, bazılarının beklentisi ise çok yükseklerde, durun bakalım daha dün bir bugün iki, evet karşısında hiç muhalfet görmeye alışmamış iktidar için sıkıntılı bir yol başladı, velakin Kemal Bey'den de bir plan program ve uygulama görmek hakkımızdır....

İktidar, Kemal Bey'in attığı salvolara hemen bir cevap vermiş çok kısa sörede bir mmilyon kişiye iş, yahu muhterem güneyde tatil dönemi başlıyor, zaten geçici olarak bu kişiler işe girecek ( bu arada bu sene ramazan neredeyse yaz ortasına geliyor, tabii bir sürü yer gene kapanacak bir ay sonra pekçok kişi geme işsiz kalacak)

Deniz Bey rahatlamış bir ifadeyle konuşmakta, çekmiş polo yaka tişörtü sanki güneyde tatile çıkmış bir bürokrat, ama bu güneşli ifade arkasında savaşa devam edeceğine dair bir intiba da bırakmakta... Aman Deniz Bey lütfen yıkıcı değil yapıcı olunuz, akıllarda şan ve şerefle ancak böyle kalırsınız.

Önümüzdeki günler daha neler neler duyacağız....
Bazıları bizi çıldırtacak bazılarına çok ama çok güleceğiz.....

Pazar, Mayıs 23, 2010

isim meselesi

İlk adım ( ki buna göbek adı diyoruz) şerefle kullandığım güzel bir addır, bana o adla hitap edilmesine kızmam ya da adımdan utanmam.... bana bu adımla hitap edebilirsiniz.....
İkinci adım şerefle kullandığım güzel bir addır, bana o adla hitap edilmesine kızmam ya da adımdan utanmam .... bana bu adımla hitap edebilirsiniz.....
Soyadım şerefle kullandığım güzel bir addır, bana o adla hitap edelere kızmam ya da utanmam.
Üstelik ismin konulması bizde çok güzel bir ritüelle kutsallaştırılır, tüm isimler şereflidir neden kızılsın ki....
Mühim olan size hangi resmi adınız ile hitap edildiği değildir zira aslolan kimliğinizde yazılı olan sizi yasallaştıran bir adın kullanılmasıdır....
Yoksa öyle değil mi ?

Pazartesi, Mayıs 17, 2010

değişik bir pazartesi

Ezber bozuldu, GS, FB, BJK, şampiyon olmadı, hatta TS'de, Bursaspor şampiyon oldu, yıllardır, İstanbul takımlarını neredeyse düşman memleket takımı gibi gören birileri artık bir nebze olsun susar, 100 milyon dolarlık takımlara da ders olur...
Şimdi bakacağız, sampiyonlar ligi var gelecek sene var, bakalım neler olacak....
İyi oldu, iyi oldu...

Haaa gene ezber bozuldu, Kılıçdaroğlu adaylığını açıkladı, nasıl bir destek buldu açıkladı bilemem, CHP'deki kemikleşmiş yapı bunu hazmeder mi, Baykal diye tutturur mu? bilemem.... Bence değişiklik artık iyidir. Bakalım önümüzdeki saatler, günler neler gösterir, ilginç olacak.... Bana kalırsa bitti bu iş Kılıçdaroğlu yakışır, iyi bir muhalefet olur, Halkla bütünleşir, bazılarının işini zorlaştırır...

Başbakan Anayasa paketi ile ilgili olarak konuşurken şöyle demiş " Eee zaten Sayın Genel Başkanın (Baykal) Parlamentoya gelip gittiği yok. Biz orada Anayasayla uğraşırken, Sayın Başkan başka yerlerdeydi." ... Ben sevmedim, pek çok yana çekilebilecek basit bir laf bu, hani başka türlü adlandıracağım geliyor ama gerek yok. Beyim sen Anayasayı anlat eğer, önce mahkemeden geçer ve halkın önüne gelirse halk karar verir, başka benzetmelere gerek yok....

Neyse herkese iyi haftalar....

Perşembe, Mayıs 13, 2010

referandum meseleleri

Cumhurbaşkanı 5 gün içinde hemen acilen uygun gördü tasdik etti, iyi.
Ama olmadı şimdi bu defa Yüksek Seçim Kurulu (YSK), anayasa değişikliğine ilişkin kanunun halkoyuna sunulma tarihini 12 Eylül 2010 olarak belirledi. Yani iktidar partisinin istediği gibi temmuzda olmayacak referandum... bunun üzerine iktidar partisinin genel başkan yardımcısı Hüseyin Çelik, "Yüksek Seçim Kurulu'nun almış olduğu bu kararı, çok zorlamayla alınmış siyasi bir karar olarak değerlendiriyoruz" dedi. Yahu üzülme hacı, gelecek anayasa değişiklik paketinde de Yüksek Seçim Kurulu'nun yapısını değiştirirsiniz...

Aslında herkesin korkması lazım durumlar yaşanmakta, saf olmayalım arkadaşlar, yurdumuzda politikanın ekseni değişiyor, bu kaset maset hikayeleri hep bundan, birileri Türkiye'yi dönüştürme manevraları yapıyor, CHP istenilen şekilde bir muhalefet partisine dönüşecek, aklıma gelen sırada mesela MHP ve hatta AKP'nin (Pardon Adalet ve Kalkınma Partisi) bile bulunduğu......

Derdim İktidar Partisine laf atmak falan değil, Türkiye dışarıdan birilerinin istediği bir tarza dönüştürülmek isteniyor umarım fuzuli vehimdir, ama maalesef değildir.

O yedi düvele galebe çalmış, Kurtuluş Savaşı kazanmış, devrimler yapmış, büyük Türkiye Cumhuriyeti bu hali ile hala birilerine dert...

Pazartesi, Mayıs 10, 2010

İstifa

Dünden beri, en akılcı yol istifadır diyordum, hatta burada da paylaşacaktım bu fikrimi...
Sayın Baykal'ın yapacağı en doğru hareket istifa etmek olacaktı bunu da her politikacının yapması gerektiği ( ancak yurdumuzda pek rastlamadığımız şekilde ) yaptı.
Şimdi olay komplodur değildir, şudur budur diye vıdılamanın manası yok. CHP anamuhalefet partisidir, bu iktidar ve onun uygulamalarına karşı olanların yani demokratik mana da muhalif görüşte bulunanların bir kısmının oy verdiği partidir. Şimdi parti doğru veya yalan bir suçlama ile karşı karşıya kalmış olan başkanından serbest kalmıştır.
Eğer parti içi demokrasi özümsenmiş ise, kişi ile değil fikir ile yürümeli, derhal bir başkan seçmeli, bildiği yolda hareket etmeli oy talep etmeli, alabilmeli ve politik alanda bekleneni verebilmelidir.....
Unutulmamalıdır ki, CHP ve onun görüşleri, kişiler ile kaim olmamalıdır, hiç bir kişi partinin görüşlerinin önünde değildir. Bunu Türk Halkı'na göstermeli, lider sultası altında değil bir felsefenin ruhu ile yürünmekte olduğunu ispat etmelidir.
Eğer konu iftira ise "ok çuvalda durmaz" misali aydınlanır, herkes aklanır, temizlenir yoluna devam eder.
Hakkında sayısız soruşturma dosyası bulunup da milletvekili dokunulmazlığının altında bulunanlar düşünsün...
Eğer bu bir iftira ise onu atanlar yaptıkları iğrençlikle başbaşa kalacakllardır elbette...
CHP, ummadığı bir ivmeyi kazanabilir yeterki gerçek demokrasi ile idare edilebilsin......

Cuma, Mayıs 07, 2010

Aziz Nesin'lik durum

Bazı durumlar vardır onalara bakılınca, "yahu tam Aziz Nesin'lik bir hal" denir.
İşte geçenlerde üstadın bir yazısı okunmuş, ama konuma yapılırken tan Aziz Nesin'lik bir durum yaşanmış. Yazının bir bölümü işe gelmediğinden atlanmış.
Şimsi atlanan ölüm ile birlikte yazının aslı şöyle...


" Ey Türk faşisti, birinci vazifen Türk matbaalarını yıkmak, makineleri ısırmak, demirleri dişleyip duvarlara saldırmaktır.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli, gazeteleri çamurlara serip üzerinde ağzın köpürünceye kadar tepinmektir. Bu temel partinin hazinesidir.

Bir gün nümayiş yapmak için emir alırsan, bütün polisleri yanıbaşında bulacaksın.

Meydanlarda, kitaplarını yaktığın, namuslu insanlar, bütün dünyada eşi emsali görülmemiş şekilde işkenceye tabi tutulabilir. Emniyet müdürlüğümüzde dövülebilir. Demir Ahmet tarafından sövülebilir. Bütün malları mülkleri zaptedilmiş matbaaları yıkılmış, gazeteleri kapatılmış, evleri tarumar edilmiş, çoluk çocuğu dağıtılmış, haneleri işgal, kendileri perişan edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere Amerika'dan borç dahi alınabilir. Hatta bu borç alınan paralar ziyafetlerde yenilebilir.

Ey faşist yumurcakları! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi bütün bu yapılanları kafi görmeden, vazifen matbaaları yıkmak, makineleri ısırmak, namuslu vatanperverleri parçalamaktır. Muhtaç olduğun kazma, balta, Halk Partisi"nin ambarlarında mevcuttur."

Ayrıca yazıyı okuduğumda, bakıyorum da oradaki halk partisi lafını çıkartıp bir başka partinin adını koyup tarihi de değiştirirsen durum aynıyla vaki.

Üstad büyük adammış vesselam.

Not: Aziz Nesin'i de bana tanıtmış olan yakışıklı ağabeyim,geçtiğimiz günlerde, bir iki ufak operasyon geçirdi, şimdi kalbi tıkır tıkır çalışıyor, umarım daha nice uzun yıllar hala ondan öğrenmeye devam ederim...

Perşembe, Mayıs 06, 2010

biraz nezaket

Kurtuluş savaşı batı cephesi komutanı, bir savaş kahramanıydı....
Lozan da muhteşem bir müzakereci, dik bir devlet adamı....
Bu devletin bir başbakanıydı,
Örnek bir devrimci,
İyi bir arkadaş, sevecen bir koca, mükemmel bir baba....
Devleti kullanmamış, alnı ak, sırtı pek, örnek alınacak dürüst bir kişilik...
Köhne bir imparatorluğun üzerine tarihi bir devrim ile kurulmuş Cumhuriyet'in ikinci cumhurbaşkanı....
Çok partili demokrasiye geçişte en büyük demokrat....
İyi bir muhalefet lideri....
Akil bir adam....
Parti başkanlığını kaybettiğinde, yaşına ve büyüklüğüne rağmen, yeni seçilen gencecik başkanın önüne gelip ceketini ilikleyerek ihtiram gösterecek kadar demokrasiyi hazmetmiş....
"Bu memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olabilmeli" demiş biri....
Bu gün idamlarının yıldönümü olan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm kararları için o günün meclisi "milli iradeyi" bunları asın diye kullanırken "hayır oyu" kullabilme cesaretine sahip bir demokrat biri....
Başı dik ölmüş üstelik öleli 37 yıl geçmiş biri.....
Her insan gibi yanlışları da olabilecek biri....
İsmet İnönü bu devletin kutsal anıtlarından biridir ....
Bu anıta hakaret bu cumhuriyetin özüne hakarettir...
Bir kimseyi sevmek veya sevmemek kişisel bir durumdur, ama mevkiler özel bir hassasiyet ister, maharet ister, gerçek güç ister....


Ahlak, artık hakkın rahmetine kavuşmuş biri için hakaretamiz lafları bir çıkar uğruna kullanmamaktır...
Akıl, bir lafı söylemeden en az dokuz kere ağızda çevirebilmeyi becermektir...
Devlet adamlığı, akıla ilk geleni söylememeyi başararak taraflı tarafsız herkestenb saygı görebilme gücüdür...
Ancak saygı gösteren insanlara saygı gösterilir, hasbel kader gelinmiş mevkilerden ayrıldıktan sonra hiç hatırlanmayanlar pek çoktur...

Ve maalesef toplumumuz nezaketi tamamen yitirmeye başlamıştır...
Balık Baştan kokar....

bu konuda daha yazacaklarım var...

Cuma, Nisan 30, 2010

güne bakış

**İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad da üç çocuk yapın dedi.... çok çocuk yapma tavsiyesini yenileyerek "İki çocuk yeter diye düşünürsek 40 yıl sonra İran diye bir şey kalmaz" dedi.
Ah be canım ya bu bana bir şey hatırlattı ama neyse...
haaaa benim de şükür üç çocuğum var ama sizin işinize gelmez be hacı...

Gözler günlerdir 3. köprünün güzergahı konusunda açıklama yapması beklenen Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'daydı. Ve nihayet güzergah belli oldu. İstanbul'da 3. köprü, Garipçe ile Poyrazköy mevkiileri arasında yapılacak. Toplam maliyetin 6 milyar dolar, kamulaştırma maliyetinin ise 1,5 milyar dolar olması bekleniyor.
VAy be yapılan her köprünün yeni bir rant kapısı, daha fazla ve kötü trafik ve çirkin yapılaşma ile doğa katliyamı olduğu belli gitti İstanbul'un son güzelim yerleri. Geçmiş olsun

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, "Kıymanın perakende fiyatı 23.70 lira iken 19.60 liraya düştü. Toptan fiyatlarda da 17-18 bandından 14.5-15 bandına düştü. Bu önemli bir düşüş" dedi.
babalar bir et ithal ederiz haa dediler tüccar takımı tırstı.. ne mamlakatta yaşıyoruz be

İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, yarınki 1 Mayıs kutlamaları öncesi emniyet tedbirlerini yerinde denetledi. Çapkın, "Polisler de emekçidir. 1 Mayıs şölen havasında geçecek" dedi.
Haydi hayırlısı, umarım gene kadın tekmeleyen polis manzaraları olmaz...

Pazar, Nisan 25, 2010

23 nisan kutlaması

Her 23 nisan da çocuklar üst mevkilerin makamında sembolik olarak görev devir teslim alır (tabii son yıllarda traji komik olarak 20 yaşındaki koskoca "çocukların da" görev teslim aldıkları vakidir)....

Bu sene Başbakan devir teslim yaptığı yavrumuza demiş ki, "işte makam senin ister asarsın ister kesersin"..... Şimdi buna ben ne diyeyim, hmmmm en iyisi birşey demiyeyim susayım oturayım, evet evet konuşmayayım, söyleyeceğim şeyler düşüncelerimi anlatmaya yetmeyecek, sus be kul sus ve otur...

Yalnız birşey rica edeyim, olmaz ya, olur da birim minik oğlumuz Ali bir 23 nisan günü makamı devir teslim alırsa lütfen oğlumun aklına böyle şeyler sokmayın.... çok şükür ki kızlar büyüdü....


Ne başkanlık sistemi mi? bu ekiple mi? hmmmm.... gene susma hakkımı kullanayım, hala bireysel haklarım varken....

Not: Ali'nin ve sevgilinin sağlıkları yerinde çok şükür.....

Cuma, Nisan 23, 2010

23 nisan

Bugün 23 nisan bir büyük İnsan'ın imkansızı başarmak yolunda attığı adımların en önemlilerinden biri, cehalete terkedilmiş,esir,ezik ve kul bir halktan, başı dik ve özgür bireylerden oluşan insanlar farkındalığına ulaşmadaki kırılma noktalarından biri. Şimdi unutturulmaya çalışılan büyük silkinişin, tekke, zaviye, medrese karanlığından, bilgi, aydınlığa giden büyük devrimin emin basamaklarından biri.
Ne mutlu ki bizler hala bu fikirlerin pırıl pırıl aydınlattığı günlerde yaşadık, anamızdan babamızdan ihtiharla öğrendik....Böyle düşünen iki kız büyüttüm...
Bu gün Ali'mizin ilk 23 nisanı şimdi annesi ve ben ona da bu değerleri öğreteceğiz.
Nice mutlu 23 nisanlara şanla şerefle

Salı, Nisan 20, 2010

çok mutlu haber

Sevgili dostlarımız,

Bu gun cok mutluyuz, uzun zamandır beklediğimiz Alişimiz çok şükür dün sabah dünyaya geldi, bizi çok çok mutlu etti, hem sevgilinin hem de Bebeğin sağlığı yerinde, keyifleri de yerinde, pek çoğunuzun kalplerinin bizlerle olduğunu biliyoruz hepinize teşekkürler ederiz.

Sevgiler

Cuma, Nisan 16, 2010

Anayasa Meseleleri

Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, anormal şartlar altında hazırlanmış bu anayasanın makul şekilde değiştirilmesinden yanayım.

İktidar partisinin, genel propaganda şekli, mağduriyet,gerginlik,turban, mağduriyet, gerginlik, İmam Hatip gerginlik, mağduriyet, statüko... gerginlik, mağduriyet... gerginlik... gerginlik.. ........ üzerine kurulmuştur. Yetmediği yerde galeyan kültüründen de istifade edilir....

Bu klasik durumu, daha İktidar Partisi başkanı ve Başbakan'ın ilk belediye başkanlığı seçimlerindeki tavırlarından bile hatırlıyoruz. O zaman Başka bir parti ve onun fikirlerini savunmaktaydı. Koskoca adamdı, fikirleri ne derece değişti bilmem, ama değişti dedi, halkın bir bölümü kabul etti, şunu unutmamak gerekir ki % 58 i de kabul etmedi.

İktidara geliş aşamalarındaki mağduriyet ve buna başkaldırı zihniyeti zaten malum, ayrıca şunu unutmamak gerekir ki yurdum insanı zaten solcu falan olmadı hiç sol oylar 70 li yıllarda patladığında dahi %30 u geçmedi

Herneyse iktidar partisi, yaklaşık 8 senedir muktedir, bu arada bir de sabıka kaydı var, nedendir bilinmez, bir anayasa furyası başlattı giderayak, sebepleri malum ama ilan etmiyeyim, eğer bunu anlamayan var ise bence Aziz Nesin'in dediği yüzdeye girer.
Ama bazen anlamak işe gelmez ve inkar edilir, olsun, edilsin ama gerçek ayan beyan ortada.

Zaten Başbakan'ın hap olarak adlandırdığı değişiklik meselesinde üç temel madde var, bu maddelerin nedeni, olası bir durum karşısında oluşacak zor durumdan kurtulmak amacını güdüyor, geri kalan maddeler ise herkesin kabul edeceği yani acı hapı tatlandırmak üzere konulmuş şekerlemeler....

Oysa yurdum insanı işsizlikle uğraşmakta, yurdum insanının işsizlik oranı, geçen sene aynı döneme nazaran %1 azalmış, sakın kimse işteeeeee işsizliği yendik demelere kalkmasın bunu ancak zeka düzeyi düşük yada yandaşlıktan gözü kör olanlar yutar.

Ocak ayında şehirdeki işsizlerin, yaklaşık 700.000 adedi, pes ederek köyüne baba ocağına geri döndü. yani ya kahveye ya da söğüt ağacının altında tünemeye İşte bu gidenler artık işsizler arasında görülmüyor. Belki tarımda istihdam olmuş gibi görünüyor ama onlar da bu işsiz dinenler, oysa ocak ayında tarımsal bir faaliyet yok malumunuz. Durum başbakan'ın tabiri ile işsizlikte "sanal" bir düşüş, yani gerçeklerle alakası yok.... Hani kişi başına düşen milli gelirim 10.000 doları aşması gibi sanal....

Yani efendim esas meselelerimiz bunlar iken bir anlamsız gerginliklerle iyice kutuplaştırılmaktayız. Bu kime ve neye hizmet eder düşünmek lazım... Bunlara çözüm bulacak birileri yok mu? elbette demokratik yoldan, çözüm üretecek kimse yok mu ???

Bunları hak ediyor muyuz ? bilmem siz düşünün....

Pazartesi, Nisan 12, 2010

iyi haftalar

İyi haftalar sevgili dostlar, İstanbul da hava bugün açık serin ama güzel bir bahar günü, umarım hepimizin haftası da böyle güzel geçer.

Sabah TV haberlerine bakarken muhterem Başbakan'ın bir sözü beni şaşırttı.
Diyordu ki, " Tükiyede sanal işsizlik var" aaaaaa nasıl canım, işsizliğin sanalı nasıl oluyor, inanılası bir söz gibi gelmedi kulaklarıma....
"Sanal işsizlik" bu herhalde ekonomi literatürüne yeni geçecek bir deyim olsa gerek....
Haa eğer şunu kastetti ise haklıdır, Türkiye de %13 oranında işsizlik görünüyor, ama bu aslında doğru değil, şehirden köye dönüp ailesinin yanına sığınıp gününü söğütağacına dayanmak mecburiyetinde olarak geçirenleri, iş bulmaktan umudunu keserek evde oturanları, ( asla hakir görmek amacı ile söylemiyorum) çöpten kağıt toplayarak geçinmek zorundakileri vs. katarsan gerçek işsizlik %21 dolayarında....
Sanal işsizlik.... tamam oldu....

Aynı bültende bir de şunu dedi Başbakan, "mahalle bakkalları AVM'lerin bayisi olsun"
garip bir durum yani esnaflık olmasın, esnaf vatandaş büyük şirketlerin bayisi olsun onlar ne derse o olsun.... Eh zaten yakında mahalledeki eczane de ortadan kalkacak ya....hmmm peki tamam...

Garip bir maç izledim dün, malumunuz maç ile kafayı sıyıran adamlardan değilim ama arada bir bakarım... Galatasaray oynuyordu, seyirci takıma küsmüş, ilk 5 dakika tezahürat yapmadı, her zaman olan pankartlar bu defa ters asılmıştı.
Seyirci kendi takımından bazı futbolculara aleyhte tezahüratlar yaptı, kimilerine de top geldiğinde yuhaladı ıslıkladı, sonra takım 4 tane gol attı, futbolcular da seyirciye koşup sevinmedi... Garip bir maçtı velhasıl herkes birbirine küs.....


Dün üniversite sınavı vardı malum, Tv de gördüğüm bütün çocukların sınavı iyi geçmiş, hepsi kolaydı dedi, iyi demek herkes girecek üniversiteye...

Pazartesi, Nisan 05, 2010

heyecan var tabii..

Haftasonu keyifliydi gene durmadık oradan oraya koşuşturduk.
Kah keyifle biryerlerde oturduk dostlarla, kah araştırmalarla geçti iki gün.....
Ama doğrusu bu ya gerçekte içimiz kıpır kıpır, cumartesi akşamı ablaları geldi Alişin baktık ki onlar da bizim kadar heyecanlı, bizde de birbirimize çaktırmadan heyecan her geçen gün de had safhaya ulaşmada...
Keyifli elbette, umarız sağlıkla, güler yüzle gelir... hepimize ve kendine mutluluk getirir...
Heyecanlıyız yahu...

Çarşamba, Mart 31, 2010

referandum işleri

Neden gerçekleri herkes biliyor da söyleyemiyor, herşey öyleydi böyleydi lafları ile yapılıyor.
Hayır kimse gerçekleri söylemiyor, belki henüz tüm kaleler fethedilemediğinden böyle söylemek işe geliyor
Yani düşünüyorum Devlet Bakanı Hükümet sözcüsü ocak ayında diyor ki "anayasa değişikliği bu dönemde olmıyacak" e peki diyorsunuz, o arada birden bire referandumu düzenleyen kanunda değişiklik yapılıyor ve 120 günden 60 güne indiriliyor referandumun yapılma zamanı. Biraz aklı olanlar "hmm diyor gene birşeyler geliyor", sonra birden bire yeni anayasa paketi ortaya atılıyor.
Yahu kardeşim neden açık açık demiyorsunuz "kardeşim biz anayasayı istediğimiz gibi değiştireceğiz, bunun için de önce bize uymayan referandum madesini değiştireceğiz" hayır demiyorlar....
Yani ben bana yalan söylenmiş gibi hissediyorum. Bırak hissetmeyi biliyorum...
Aslında ben bile yalan söylüyorum, ben en başından bunları olacağını anlayacak yeterli basit bir akıl düzeyine sahibim...

Bir de şu konuya gıcık oluyorum eğer anayasadaki değişime karşıysam hemen bana şu yafta yapıştırılıyor, ne kadar anti-demoktatsın, sen askerlerin anayasasını mı istiyorsun.
Salak değilim elbette istemiyorum elbette bazı değişiklikler istiyorum ama bunu en geniş bir mütabakatla yapılmasını istiyorum gerçekten de demokratik olmasını istiyorum. Ortada tek bir partinin desteklediği paket var yahu.....
Eminim ki şu anda hükümet etmekte olan ve paketin tek sahibi bulnan partinin pek çok milletvekili bile tam olarak bilmiyordur ne olduğunu ama partinin başkanının emrine göre gidip hiç düşünmeden oy vereceklerdir ne kadar demoktaik ise.....

Asıl bir başka referandum faciasını ne zaman yaşayacağız biliyor musunuz, Cumhurbaşkanı seçiminde malumunuz daha önceki bir referandum ile artık cumhurbaşkanını halk seçeçecek demekki halkın %51 oyu ile dçilen cumhurbaşkanı olacak bu durumda seçilen kişi iktidar olan partiden bile fazla oy almış olacak... O zaman seçilen kişi hükümetler üstü bir vasıf kazanacak ve şimdiki gibi sembolik biri olmayacak haydi bakalım al başına derdi

Salı, Mart 30, 2010

ortaya karışık

Telaşlı AKP Anayasası tasarısı meclise gönderildi, her kesimce belli ki, bu anayasanın temel amacı AKP'yi kollamak ve kurtarmak, yeni seçilecek Cumhurbaşkanı'na ( kim olacağı malum ) daha geniş yetkiler vermek, arada da nane şekeri kabilinden maddeler var. Ufukta, referandum var referandumda red oyu çıkarsa bu defa gene standart hep bildiğimiz mağdur edebiyatı başlayacak ağlanacak sızlanacak biz istedik ama yapmadılaaaar ühhüüüüü denecek araya bir de başörtü tadı kattın mı tam bir seçim organizasyonu. Hayırlı işler....

Artık FB-GS maçları yapılmasın nasıl olsa her maçı FB kazanıyor bari sinirimiz bozulmaz... Şaka tabi bir Galatasaray'lı olarak Fener'lileri tebrik ederim.

Dün gece geç saatlerde uykum kaçtı TV'yi açtım zapladım biraz H/T kanalında bir zatı konuşurken gördüm, ses de kısık olduğunda ne konuştuğu anlaşılmıyordu, bu zatın bıyıkları seyreltilmiş uzun sakalı, başında da garip bir şapkası vardı, allah allah dedim herhalde bir ortodoks rahibi, sakalları ise mormonlara benziyor, sesi açtım, zat kadınların iz bırakılmadan nasıl kötekleneeğini yani onlara nasıl dayak atılacağını bahsetmekteydi. Peşinde ahahli olan hocaefendilerden biri... Hmmm durum anlaşıldı, reyting uğruna neler yapılıyor programı sunan şahıs ise hocam hocam diye sorular soruyor aslında yüzünde müstehzi ( alaycı) bir ifade de var ama gene de hocam hacaaam diye soruyor...neyse. Bu hocaefendi ekibine göre zaten kadın ikinci sınıf vatandaş, erkeğin arkasından yürüyen, mirastan hak alması arızalı, gerektiğinde de iz bırakmadan dövülebilen biri .... neyse yahu ben ne bilirim susayım oturayım...

Skandallarıyla gündemden düşmeyen İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, bu kez de Libya lideri Muammer Kaddafi'nin elini öptü. Geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen Arap Birliği Zirvesi'ne katılan tek Avrupalı lider olan Berlusconi'nin, Kaddafi'nin elini öptüğü görüntüler internete düşünce, İtalyan basını çılgına döndü. Şimdi ülkede "Kaddafi Papa mı ki Berlusconi elini öptü?" tartışmaları başladı.
Hahhhaaaayt bayıldım yahu hep bizimkiler fırça mı yiyecek fellahtan, biraz da İtalyan'lar el öpsün.... ( yok yok bizimkilerin arası iyi arkadaşla, baksanıza Libya bize vize'yi kaldırdı ohh ne güzel .. haa bu arada Yunanistan'a da bir ülke vize kaldırdı biliyor muydunuz neresi mi Amerika...)

Dünyanın en büyük atom altı parçacık çarpıştırıcısı olan Büyük Hadron Çarpıştırıcısıyla yapılacak büyük deney için İsviçre'nin Cenevre kentinde bu sabah çalışmalar başladı. Deneyin başlamasının ardından bir hata sinyali alınması üzerine sistemler durduruldu. Yahu millet nelerle uğraşıyor biz nelerle ... neymiş, "kadınlar iz bırakmadan nasıl dövülürmüş"
Böyle devam edelim çok iyidir...

İyi haftalar hepinize

Pazartesi, Mart 29, 2010

Hap gibi Anayasa

Başbakan, Anayasa paketinin madde madde değil de, bir bütün halinde referanduma götürülmesi konusunda, "Tek tek oylama referandum mantığına aykırı" açıklamasında bulundu. Başbakan, paketin milletin huzuruna hazır olarak getirildiğini, "hap" gibi sunulduğunu söyledi.
Ne mantıksız düşünceler sahibi olanlar var, olur mu öyle her birini ayrı ayrı oylamak,
Birbiri ile alakalı olmayan bir sürü şeyi, bir defa da oylayacaksın ki mantıklı bir davranış sergile ey vatandaş...
Yani komprime hap şeklinde el değmemiş paketlerde halka arzedilmiş durumda seni yapacağın tek şey var o hapı yut....

Cuma, Mart 26, 2010

bir basın duyurusu

Dostum, Buket Uzuner'in bir basın duyurusunu paylaişmak istedim

BASIN DUYURUSU


BUKET UZUNER SANSÜRE KARŞI AÇTIĞI 1 TL’lik DAVAYI KAZANDI.YAZAR: ”SANSÜR HER SİYASİ GÖRÜŞE HAYIRSIZ VE UĞURSUZDUR!” dedi.


Buket Uzuner THY SKYLIFE Dergisi tarafından kendisine ısmarlanan MODA konulu dosya yazısının derginin Haziran 2009 sayısında bir paragrafının sansürlenerek kesildiğini okur mektupları ve Modalılar’ın tepkileri nedeniyle öğrendi. Bir semt monografisi olarak incelediği Moda’nın ‘iskele kafesine konan içki yasağının yüzlerce yıllık İstanbul hoşgörüsüne yakışmadığını ‘yazdığı paragrafın kendisinden habersiz kesilmesi nedeniyle kendisinin bu yasaktan habersiz olduğunu düşünen okurlar tarafından tepkiyle karşılanması üzerine SKYLIFE Dergi editörü de bu sansürü doğruladı.


Buket Uzuner, düşünce ve yazma özgürlüğü ile ilgili bu sansür olayına dikkat çekmek için ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ’ nde Av.Abdullah EGELİ vasıtasıyla açtığı 1TL’lik tazminat davasini 15.03.2010 Tarihinde kazanmış olup, Moda yazısı kararın kesinleşmesini takip eden 3 aylık bir tarihte sansürsüz olarak SKYLIFE dergisinde ve online olarak www.skylife.com sanal dergisinde yayımlanacaktır.

Perşembe, Mart 25, 2010

Gene anayasa meseleleri

Bir sürü maddenin birbiri ardına koyulup helsinin bir defada oylanması tabiricaiz ise şark kurnazlığı çağrışımı yapıyor.

Bir bakana demişler ki böyle olması ( o çok sözünü ettikleri) Venedik kriterlerine uymuyor,

Bakan da demiş ki ( mealen) "Haklısınız ama yemekte de sadece patates veya domates olmaz karıştırılırsa lezzetli olur".

Bu nasıl bir ifade anlamak mümkün değil, yani bu kadar basitmidir, bir devletin geleceğini etkileyecek ve de onun temel sözleşmesi olan anayasadan bahsetmek.....

Muhterem Başbakan' da diyor ki size "üçgün mühlet gelin katılın, yoksa meclise getiririm , herhalde bu girişim ileride "üç gün" anayasası, ya da "patates domates anayasası" olarak adlandırılacak..

Şimdi anayasa değişiklik paketi hazırlayan hükümet, uzlaşı sağlanamaz ve değişiklik Meclis'te kabul edilmezse, paketi referanduma götürecek. Velakin hükümet paketin madde madde değil, bir bütün halinde oylanmasını istiyor.

Venedik Komisyonu'nun 2006 tarihli Referandumlarda İyi Uygulamalar Kılavuzu'nun 30. maddesi ise, hükümetin bu kararına karşı bir uyarı niteliğinde.

Madde şöyle:

- "İçerik birliği" özgür oy iradesinin daha da önemli bir gerekliliğidir. Seçmenler, aralarında bir bağ olmayan farklı sorulara aynı anda oy vermek zorunda bırakılmamalıdır. 

- Seçmenin sorulardan birini desteklerken bir başkasına karşı olabileceği dikkate alınmalıdır. 

- Bir metinde yapılacak değişiklik, çok sayıda farklı unsuru kapsıyorsa, halka bir dizi soru sorulmalıdır. Ancak, özellikle anayasa gibi bir metnin tümden değiştirilmesi, tabiidir ki, sadece birbiriyle bağlantılı unsurlarla ilişkili olamaz. Dolayısıyla bu durumda, içerik birliği gerekliliği geçerli olmaz. 

- Bir metnin, bir dizi bölümünü içeren, kökten değişikliği tümden değiştirmeye eş sayılabilir; ama bu, farklı bölümlerin ayrı ayrı halk oyuna sunulamayacağı anlamına gelmez."

haydi hayırlısı, bakalım işine gelinde  Avrupa da  gelmeyince ne ola..... 

Çarşamba, Mart 24, 2010

Anayasa meseleleri

1982 kasım ayıydı, heyecanlıydım, 25 yaşındaydım, öğrenci olaylarının ayyuka çıktığı dönemde üniversite okumuş, 12 eylülü yaşamıştım, Anayasa oylamasında sandık kurulunda görevliydim.

Anayasa ile ilgili pek çok yorumlar duymuş dinlemiştim.

Neyse oylama yapıldı bitti bizim sandıktan 2 hayır oyu çıktı.... Sırtımıza asker silah falan dayamamıştı.... Gidilip oy verilmişti ve netice olarak 1.626.431         (%8.63) hayır oyuna karşılık 17.215.559 ( %91.37) evet oyu ile kabul edilmişti büyük bir ekseriyet kabul etmişti yani.... İlginçti herkes bu anayasanın olumsuz taraflarını da bilmesine rağmen sonuç böyleydi.

Hani bu günkü bazı siyasetçilerin söylemine uygun olarak halkın "milli irade" o gün öyle tecelli etmişti....

Askeri anayasa olarak adlandırılan bu metin üzerinde de pek çok değişiklikler yapıldı.

Şimdi bir partinin anayasası hazırlanıyor, hiç bir tartışma yapılmadan telaşla büyük bir aceleyle, biz yaptık oldu ile, toplumsal bir uzlaşı aranmadan üstelik tulum olarak geçirilmek istenerek......
o zaman muhtemelen eğer geçerse bu yasa bu defa da parti adı anılarak  falan filan anayasası olarak anılacak.

Maddeleri üzerinde konuşmak bile istemiyorum, bana deniyor ki ya hepsine oy vereceksin ya da hepsine yani alık bir halde oy vereceğim, parti taraftarıysam zaten bunlar ne dese doğrudur ne me lazım cehennemlik falan olmıyayım diye hiç düşünmeden basacağım evet oyunu, statüko diye adlandırdıkları "laik, sosyal hukuk devletine " gıcıksam gene hiç düşünmeden hatta maddeleri şrdelemeden gene evet diyeceğim.

Ya da bana bir grup maddeyi dayatıyorlar bazılarına belki evet desem de hayır diyeceklerim de çok diyeceğim.

Böyle bir dayatma olur mu ?

Daha çok konuşacağız çok....

Pazartesi, Mart 22, 2010

Anayasa meselesi

Siyasal Bilimler mezunuyum ben, bol bol anayasa dersi okudum, Mümtaz Soysal'dan, Erdoğan Teziç'ten daha nice nice önemli hocadan.
Öğrendiğimiz, anayasanın devletin temel sözleşmesi olduğudur.
Garipsediğim konu şu oldu, geçen gün İçişleri bakanı dedi ki, "anayasa paketinin için de sürprizler var, ama onları sonra söyleyeceğiz" .... Allah allaaaah yahu bir devletin bu denli temel meselesi olan bir konuda sürpriz olur mu ? Anayasa bir toplum sözleşmesidir hacım, partilerin seçim bildirgesi değil... Öyle sürpriz falan olmaz...
Bakıyorum anayasa değişikliğinin temel maksadı HSYK'nın yapılandırılmasını düzenlemekten ibaret...Ya da ben garibe öyle geliyor. tabi büyüklerimiz daha iyi bilir ama sanki geri kalan lâfı güzaftan ibaret...
Mesela aklıma ilk geliveren şunlar yok anayasa pakedinde:

Anayasa ve seçim yasasında yapılacak değişiklik ile ülke seçim barajın  kaldırılması (%10 gibi komik bir sınır dünyada yok) 

Partilerin hazine yardımlarından adil biçimde yararlanmaları sağlanması. 

Anayasa, Siyasi Partiler ve Seçim Yasası’nda değişiklik yapılarak antidemokratik sınırlamalar kaldırılması  Partilerin kapatılması

Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu kriterleri çerçevesinde düzenlenmesi.

Milletvekilliği dokunulmazlığı, kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılarak TBMM siyasi etik yasası çıkarılması. 

 Kadınların eşit siyasi temsiline imkân verecek anayasal düzenlemeler yapılması

Kimbilir şu fakirin aklına geliveren bu maddelere daha neler eklenerek, bu 12 eylül anayasasının çağdaş bir demokrasi yönünde değiştirilebilmesi temin edilir...
Ama durum o değil galiba.
Bizde bazı şeyler şapkadan tavşan çıkarma edasıyla yürür yani "hat trick" belki hükümet seçimde de "hat trick" yapar toplumsal uzlaşı ile değil de gene oy aldım istediğimi yaparım tavrı ile arzu ettiği  anayasıyı geçirir...
Milletim allah rahatlık versin sen "yemekteyiz", " aşk-ı memnu", "izdivaç" izle, araya karışık değişik gündemlerle de haberleri seyret, sonra pufidi kandil , tumba yatak, allah rahatlık versin... 

Pazartesi, Mart 15, 2010

iki yıl..... daha nice yıl..... iyi ki

Biz iki yıl önce hiç bir karşılık ve koşul olmadan, yanlızca birbirimizi çok sevmenin, aşkımızın verdiği güç ile evet demiştik, 
 Hala birbirimize aşığız, bir de Aliş bekliyoruz yolda....
Her halimiz ile birbirimizi kabullenmeye her halimizden sevgi çıkartmaya, söz söylemeden önce anlamaya, düşüncelere, sözlere, eylemlere sevgi katmaya devam etmekteyiz devam da edeceğiz....
İyi ki birbirimizi bulduk, iyi ki sevgili olduk, iyi ki "bir" olduk....     daha nice yıllara....
iyi ki... iyi ki....

Cuma, Mart 12, 2010

Abdülcanbaz

60 lı yılların ikinci yarısıydı, Abim sıklıkla Bursa'ya giderdi.
Bir defasında garip bir obje getirmişti, çok ince ferforje neredeyse vesikalık resim benzeri bir karikatür....
Duvara aslılabilen yaklaşık 30 x 30 cm gibi bir şey.
Çok ilginç gelmişti 8-9 yaşlarındaki bana....
"Nedir bu" dedim, "Abdülcanbaz " dedi..... daha da garip üstelik acaip bir de isim.
İyice anlamadığımı düşünmüş olacak ki, bir iki gün sonra bir Abdülcanbaz macera kitabı getirerek daha da iyi anlamamı sağladı ( abim örnek vererek öğretirdi, Che Guavera, Aziz Nesin, Sergio Aragones ve daha pek çok yazar çizeri bana hep abim öğretmiştir pek çok şeyle beraber. Asla politik davranışları öne geçen biri değildi her zaman çok iyi bir entellektüel olmuş, çok çok okumuş ve fikirlerini sıkıca savunmuştur, çok iyi bilir ve de bildirir mesela dün de muhteşem Chris Botti'yi tedris ettik kendisinden uzun ve sağlıklı yaşasın)

Neyse efendim, ilk kitabı okuyunca o yaşta olmama rağmen kafamda bazı oluşumlar başladı, belki herşeyi tam ve net oturtamadım ama çok şeyleri öğrendim. Tabii hemen en kısa zamanda harçlıklarımı biriktirip diğer maceraları da aldım.
60 lı yılları sonu ve 70 yıllar boyunca bol bol ve çok kıymetli  fikir kitapları basılırdı, hem de tahminlerin çok ötesinde, meğer ne kadar güzelmiş.....

Turhan Selçuk, muhteşem bir sanatçı son derece farklı bir çizer, büyük bir demokrat, ahlaklı ve dürüst bir insandı. Yılmadan fikirlerini çizdi.
Çizdiği her karikatür duvarlara asılası kıymetli bir sanat eseriydi, üstelik beher karikatürde adeta bir makale okumuş gibi olurdu insan. Dolu dolu nalına mıhına.....

Şimdi Abdülcanbaz öksüz bizler ise mahrum ve mahzun kaldık. En ihtiyacımız olduğu zamanlarda bir aydınımız daha yitti üstelik onlardan zaten çok çok az kalmışken.....

Ben bildiğim gibi söyliyeyim yolu ışık olsun.... 

Bu arada Abim göz ameliyatı oldu, gene hayatı ti ye alarak şimdi gayet iyi dün tek gözlü yakışıklı bir korsan gibiydi.
Not: Abi bak bu defa sağa sola dokunmadım :)

Not : resmi Cumhuriyet'ten kopyaladım eğer uygun bulunmazsa hemen silerim

Çarşamba, Mart 03, 2010

Bilimin gerçek sahipleri

Başbakan Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kuruluş yıldönümü töreninde konuştu.
 "Gerçek bilim adamlarının, gerçek aydınların, münevverlerin boş bıraktığı alanların, 'medya vaizleri' tarafından doldurulduğunu ve soru işaretlerinin hızla çoğaldığını da müşahede ediyoruz. Ben onun için siz değerli kardeşlerimden, lütfen bizi medya vaizlerinden kurtarın. Bunu istirham ediyorum" dedi.

Lahavele vela kuvvete, ve minel garaip

 Huuuu hanım hanım, çocuğu önce İmam Hatibe oradan da İlahiyata veriyoruz, böylece gerçek bilim adamı ve münevver insan olur, yok fizik mühendisliği yok bilgisayar mühendisliği, yok atom mühendisliği, ya da gemi veya inşaat mühendisliği, doktor, araştırmacı ya da öyle tırışkadan bilim adamı falan olmasın sakın istirham ediyorum gerçek bilim adamı olsun ve de gazete, köşe yazısı falan okumasın, sakın ola da yazar falan olmalara zinhar kalkmasın.

Haaaa laf dinleyen bir gazete sahibi olursa sorun yok.
Liberal demokrat ve dahi münevver olur globalleşen dünyaya "ılımlı" olarak ayak uydurur. 

Hadi bakim. Sinirlendirmeyin adamı hmmmmm! 

 

Salı, Mart 02, 2010

Rakkamlar

Son yıllarda özellikle son iktidar döneminde uygulanan borsa, faiz ve rant odaklı politikalar olumsuz meyvalarını vermeye devam etmekte.

Tarıma verilen desteğin neredeyse tamamen ortadan kalkması ile özellikle tarım alanında gelir kaybı ve işsizlik büyük ölçüde arttı.

İflaslar, şirket kapatmalar, sanayide işsizlik had safhaya çıktı.

2002 yılında litresini 1 dolara aldığımız benzin bu gün 3.6 dolara kadar ulaştı, eh ne yapalım arabanla dolaşma deme bu artışlar sana ekmek, su, et, sebze vs fiatları ile dönüyor.

Millet kredi kartına yüklenip geleceğine borçlandı ve limitleri doldurdu şimdi daha da çok daraldı.

Bugün yayımlanan resmi rakkamlara basitçe bakarsak:

Kentteki işsizlik oranı %17 ye
Genç nüfusta işsizlik ranı %25 cıvarına ulaşmış düşünebiliyor musunuz? her dört gençten biri işsiz, yanlız işsiz değil iş bulma umudunu da yitirmiş vaziyette.

Yurdumuzda resmi sayılara göre yaklaşık 3.5 milyon işsiz var
2009 yılında işsiz sayısı 860.000 kişi daha artmış.
gene 2009 yılında tarım dışında çalışan  155.000 ve sanayi sektöründe 311.000  kişi işsiz kalmış.
Genç işsiz sayısı 1.126.000 kişi yahu......

Düşünebiliyor musunuz ? 2001 yılı  krizinden sonra %9.6 olan işsiz oranı %14 olmuş.... Vah ki vah...
Rakkamlar çok acıklı TUİK e göre 2009 yılında dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 820 TL.

Asgari ücretin ne olduğu malum, unutulmamalıdır ki yurdumuzda 15.000.000 kişi asgari ücretle çalışıyor ve de asgari ücretten vergi alınıyor.

Bir de merkezi devlet borcu var 2002 ye göre bu borç ikiye katlanmış, daha açık söylemek gerekirse 80 yılda yapılan borç 8 yılda ikiye katlanmış.

Şimdi halk, tutuklanan Tarkan markan, Yetenek sizsiniz, behlül, evlendirme daha nelerle "uyu yavrum uyu....uyutayım seni" ile sus pus

Zaten ortada o kadar çok adını anmak istemediğim gündem var ki, içine konmuş olduğu tencere de pişen kurbağa misali millet.

Hiç bir şeye gerek yok, hukuksuzluğa, demokrasi dışına taşmaya kanunsuzluğa gerek yok... Bakalım kuzu milletimin "seçim"deki kararı ne olacak..

Pazartesi, Mart 01, 2010

aklımdakiler

hem muktedir hem de mazlum ve mağdur olmak
ne kadar olmayacak gibi geliyor insana
ama bazıları hem iktidar hem mazlum
hem de mağdur olabiliyor üstelik
birileri bunu yutuyor
anlayamıyorum.

gerçek bir demokrat
yazarların ne yazacağını patronların
onlara söylemesini  emreder mi?
yahu demokrat kardeşler neredesiniz
neden tepki yok onu da bilemedim



binlerce karşı imza kampanyasına,na
teknelerin olumsuzluğu
ve allah korusun yakında
çok tatsız kazaların olabileceğine rağmen
İDO adalara hala vapur yerine
motor kaldırıyor

Tekel işçilerine verilen süre
yarın doluyor
heyecan had safhada
bugün eylemin 77. günü

Hayret Fenerin yenildiği bir hafta
Galatasaray maç kazandı

118 18 mi 118 80 mi?

Herkese iyi haftalar

Salı, Şubat 23, 2010

Haydarpaşa otel oluyor

Gözümüz aydın rant şebekesi faaliyetlerine devam ediyor.
Bence istanbul içinden geçen tren yollarını da söküp imara açsınlar ama ne güzel rant elde edilir beeee

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından onaylanarak koruma kuruluna gönderilen Haydarpaşa Garı ile ilgili imar planında tarihi bina “gar, kültürel tesis, turizm ve konaklama” alanı olarak belirlendi. 
Planda Haydarpaşa Limanı’nın gerisindeki bölgeye yüzde 60 oranında yapılaşma getiriliyor. Plan ile Moda’dan başlayarak Salacak’tan Üsküdar’a kadar uzanan sahil şeridi ticari yapılaşmaya açılıyor. Bu imar planı hayata geçerse Haydarpaşa ve çevresi kamunun kullanımına kapatılacak.
Halbuki koruma kurulu daha önce Haydarpaşa Gar ve liman bölgesini SİT alanı ilan ederek gönderilen planları reddetmişti.

İBB Meclisi tarafından 18.12.2009 tarihinde oyçokluğuyla kabul edilen imar planı ocak ayında 5 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na gönderildi. Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) 1 No’lu Şube de 19 Şubat 2010’da koruma kuruluna bir dilekçe vererek birçok sakınca içeren planının onaylanmamasını istedi. Kamuoyundan sır gibi saklanan planın en önemli kısmı olan “TCDD Gar, Çevresi ve Geri Sahası Bölgesi” ana başlığının altındaki 5. madde de “Haydarpaşa gar binasının zemin katı TCDD işletmesinin ihtiyacı ölçüsünde gar hizmetleri için kullanılacaktır. Geri kalan kısımsa kültür merkezi, (kongre, konser, sergi gibi) sosyal tesis ve konaklama tesisi olarak kullanılabilir” deniliyor. 


BTS, bu madde ile Haydarpaşa Garı’nın demiryolu işlevinin sonlandırıldığını ve tarihi yapıya “otel” işlevinin yüklendiğini vurguladı. 

Planda yer alan “Alanın içeriği liman geri sahası olarak tanımlanan bölge, turizm bölgesi ve karma kullanıma konu olacaktır. Bölgede yer alacak konaklama tesisleri alanın yüzde 60’ını teşkil edecektir” maddesi de dikkat çekti. Sendika bu maddeyi “Alanın tamamının yüzde 60’nın konaklamaya ayrılması bu alanı oteller bölgesine çevirmektedir” diyerek eleştirdi. Sendika, alana yeni bir gar binası yapılmak istendiğini vurguladı.

Bölgede yer alan “Ticaret alanları”nın hizmet sektörüne de hitap edeceği, prestijli konut ve günübirlik turizm tesisleri olarak düzenlenebileceği belirtilerek emsal 2.07 verildi. Bu madde ile Rıhtım Caddesi’nin İbrahimağa Köprüsü’ne uzanan bölümünde yapılacak ticaret alanlarına en yüksek yapılaşma emsalinin verilmesi eleştirilerek “132 bin 690 metkeralik alanda 274 bin 970 metrekare gibi toplam inşaat alanı olacaktır. ‘Alan kamusal kullanıma açılacak’ ilkesi burada tümden terk edilerek parası olana kamu arazisi üzerinde prestijli konut edinme imkânı sunulmaktadır” denildi.

Kruvaziyer limanı

“Liman alanı ulusal ve uluslararası yolcu taşımacılığına hizmet verecek şekilde düzenlenecektir” maddesi ve helikopter pisti yapma projesi ile adı konulmasa da Haydarpaşa’nın kruvaziyer limanına çevrileceği belirtildi. Planda “TCDD Sosyal Tesisi” ve “Belediye Hizmet Alanları”nda yapılaşmaya kat sınırlaması da getirilmedi.

Perşembe, Şubat 18, 2010

Lafonten'den (La Fontaine) den masallar

Fabl üstadı Lafonten den bir masal bugün

Hırsızlar Ve Eşek 

İki hırsız, çaldıkları bir eşek yüzünden kavga etmeye başlamışlar. Hırsızlardan biri satalım, diyormuş; öteki ise satmamakta direniyormuş. Sonunda kavgaya tutuşmuşlar, Başlamışlar yumruk yumruğa kavga etmeye...
Onlar sille tokat kavga ededursun, bir üçüncü hırsız gelmiş eşeği çekip götürmüş.
Eşek, bazen bir ülkedir. Hırsızlar ise krallar.O kadar savaşırlar, uğraş verirler; fakat aldıkları hiçbir ülke kendilerine kalmaz.Onlar savaşadursun, hatta üçü de savaşsın; bir dördüncü hırsız çıkar, üçünün de canına okur.
Yapılacak en güzel şey uzlaşmaktır. İnsanlığa faydalı olan en güzel şey ne ise onu yapmaktır.
Ne diyelim,anlayana...

Üstadın toprağı bol olsun, iyi haftasonları

Salı, Şubat 16, 2010

yandaşiizm.... dönekizm

yeni trend yandaşızm.
eh iyi avanta var.
ticaret var 
kollama var
ikbal var
iktidar var
hatır gönül var,
arsa, gemi,  
birinci adım eşinin başını kapat ve ev hanımı yap
sende de dudak üstü tıraşlanmış bıyık
hafiften camide cemaatte görün,
şerbet, iftar 
cumhuriyet ve kurumlarına müstezi çamurlar at 
sonra yürü ya kulum.
peki sonra,
hani olurda iktidar değişir de 
soru soran falan olursa
o zaman gene kolay
bu defa
dönekizm...

Perşembe, Şubat 11, 2010

bakalım şöyle bir

Başvekil sinirli, hırslı ve asabi, acaba nedendir dedim, sonra öğrendim ki yapılan bir komuoyu yoklamasında oyları %30 çıkmış yani gene de birinci parti ama diğerlerinin oy oranına bakılırsa koaliasyon mukadder...
Başvekil  sinirli, hırslı ve asabi.....

Artık seçim sathı mailine ( seçim eğlimli düzlemi) girdiğimizi gayet iyi anladım hatta erken seçim, nereden mi çıktı
eee çok basit başbakan başörtü ve imam hatip söylemlerine başladı, yahu kardeşim 8 yıldır her iki kişiden birinin oyunu alarak iktidarsınız neden düzeltmediniz. Yok işlerine gelmez zira üzerinden siyaset yapılacak materyal kalmayacak.

Başbakan diyor ki, "ben imam hatipli olduğum için mi böyle yapıyorsunuz?" yahu muhterem başörtü Çankaya'da imam hatip ise başbakan daha ne yapsınlar...

Cumhurbaşkanı siyasiler arasındaki polemiğin 1 hafta haber yapılmamasını istedi, canımk sansür illaki zorla değil rica ile de olur.

Arınç, Meclis’teki olaylı oturumda makam odasını bastığı TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu’dan telefonla bağlandığı televizyon programı aracılığıyla özür diledi. Arınç “Eleştirilerimin dışında, hareketimden kastımı aşan bir nokta olduğunu düşünüyor ve özür diliyorum” dedi. Keşke bizzat bastığı odaya gidip bilfiil özür dileseydi ama Aferin yahu, umarım bir daha da yapmaz... 

Ekonomiden;

*Batık kredi kartı oranı yüzde 12’yi geçti, kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı neredeyse ikiye katlandı. *Yoksul sayısı 12 milyon kişiyi aştı. 
* Toparlanma yok: 2008 yılı 2. çeyreğindeki üretim 100 olarak alındığında, Türkiye 89.2 ile benzeri 16 ülke arasında 9. sırada. En hızlı toparlanan ülke 101.6’lık endeksiyle Kore. Tayland, Avusturya, Brezilya, Romanya, Şili, İsrail, Meksika, Türkiye’den hızlı toparlandı.

* Sermaye girişi yüzde 92 düştü: Sermaye girişi aynı dönemde yüzde 91.7 azalarak 2 milyar 936 milyon dolara düştü. Türkiye’ye yapılan doğrudan yabancı sermaye yatırımları 2009’un 11 ayında yüzde 59.2 düştü, 6.9 milyar dolara geriledi. Net turizm gelirleri yüzde 7.2 azalarak 16 milyar 542 milyon dolara düştü.

* Kart borçları patladı: Kredi kartlarında batık oranı yüzde 12’leri aşarak 2004 yılından bu yana en yüksek seviyesine tırmandı. Ödenmeyen kredi kartı borçları miktar olarak yüzde 604 yükseldi, borçlu sayısı son 1 yılda 1 miyon 327 bin kişiden 2 milyon 459 bin kişiye çıktı.

*Senetler protesto edildi: 2009’da 7 milyar 66 milyon TL’lik 1 milyon 451 bin 464 adet senet protesto oldu.

* Elektrikler kesildi: Eylül 2009 itibarıyla son bir yılda toplam 6 milyon 633 bin 481 abonenin borcu nedeniyle elektriği kesildi.

* Zamlar yurttaşı bunalttı: ÖTV artışının ardından benzin fiyatı 3.64 TL’ye, 12 kilogramlık mutfak tüpü 50.6 liraya çıktı. Bira, köprü, otoyol zamlandı. En pahalı benzin Türkiye’de.

* Yoksulluk arttı: TÜİK’e göre gıda artı gıda dışı yoksulluk oranı yüzde 17.11’e çıktı. 12 milyon yoksul var. Hane halkının kullanılabilir gelirine göre borcu yüzde 26.2 dolayında.

* Borç stoku 441 milyar lira: Merkezi yönetim brüt borç stoku bir yıl öncesine göre 61.1 milyar liralık artışta 2009 sonunda 441.4 milyar liraya, iç borç stoku, yine 55.2 milyar liralık artışla 330 milyar liraya çıktı.

* Gerçek işsizlik oranı yüzde 19: Resmi verilere göre işsiz sayısı Ekim 2009’da 3 milyon 299 bin kişi, işsizlik oranı ise yüzde 13. “İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar” eklenirse gerçek işsiz sayısı 5 milyon 196 bine, gerçek işsizlik oranı yüzde 19’a yükseldi.

Kalın sağlıcakla kalabilirseniz.